‘uefa avrupa ligi’ olarak etiketlenmiş yazılar

atletico madrid 1-1 galatasaray: deplasmanda gol atmak iyidir!

19 Şubat 2010, Cuma

keita & gio

maçtan önce tahmin edildiği gibi, ilk dakikadan itibaren sonuca gitmek isteyen bir atletico madrid izledik. şanslıyız ki, defans hattıyla birlikte oyunu bizim yarı sahamıza yıkma konusunda başarılı değillerdi. biz, geriden top çıkarmayı beceremeyip, üstüne bir de ileriye nadiren gelen topları tutamayınca, ellerine büyük bir koz verdik ispanyolların. fakat, onlar da agüero’ya yardım getiremediler. reyes’in bir kaç, kişisel yetenek sonucu yarattığı pozisyon dışında, ne kanat adamlarından, ne de oldukça çekindiğim, şutlarıyla ön plana çıkabilecek diego forlan’dan istedikleri verimi alamadılar. agüero’yu diğerlerinden ayırmak gerek bu noktada tabi. çabukluğunun yanı sıra, oyun zekası da üst düzeyde arjantin’li oyuncunun. servet’e attıkları neyse de neill gibi bir oyuncuya çok kısa mesafede attığı bir çalım vardı, “vay bacaksız” dedirtmedi desek yalan olur hani.

ilk yarının son anlarında orta sahanın kanatdaki elemanlara destek vermesi sonucu yakaladığımız 1-2 pozisyon, bizlere madrid’in de savunma zaafları olduğunu hatırlatıyordu. galatasaray kariyerinin en iyi performanslarından birini çıkaran franco’nun karşısında, genç kaleci de gea da ciddi bir kalecilik sergiledi. güven veren bir yapısı var adamın. sakatlanıp oyunu yarıda bırakmasa, asenjo’nun keita’dan yediği golü, bi’ ihtimal çıkarabileceğini düşünüyorum hatta ben. bu açıdan da, şans bizden yanaydı diyebiliriz. yalnız, biz golü bulmadan önce atletico’nun kurmaya çalıştığı baskının sonuç vermemesinde, en az onların organize olamaması kadar, bizim takımın kademeli biçimde kalesini iyi savunmasının da payı var. hücuma katkı verebilme yetisi olmadığını düşündüğüm hakan b. ve mehmet topal, savunma yönü daha kuvvetli duran uğur ve mustafa iyi becerdiler işlerini. servet’in agüero karşısında biraz sıkıntı çekeceği belliydi. 1-2 pozisyon haricinde iyiydi o da. neill ise soğukkanlı ve akılcı oyunuyla güven vermeye devam ediyor. alıştıkça çok daha önemli işler başaracaktır burada. elano’ya özellikle değinmek gerekir kanısındayım. şu orta sahanın en ağır işçisi elano’dur benim gözümde. top kazanma, oyunu rahatlatma, top tutma, ara pası atma vb. bir çok işi yapmaya başladı son zamanlarda. çoğu görevini de layıkıyla yapıyor. ona lincoln ön yargısıyla yaklaşanlar, şu an pişmandırlar herhalde. tek benzer yanları saç stilleri, başka da ortak paydaları yok; oyuna katkı açısından.

gio’nun silik performansı sonucu neredeyse hiç işlemeyen sol kanattan, gollük ortanın çıkması şans mıdır, kısmet midir yoksa rakibin eksikliği midir?  bilmiyorum ama, o orta ve ardından gelen keita’nın golü, belki de bu turla birlikte galatasaray’ın avrupa’da ilerlemesini sağlayacak. çünkü, saha içerisine bakınca umutlu konuşamasak da dışarıdan güzel haberler geliyor, gelmeye devam edecektir. sabri, kewell ve baros’un takıma ‘ha döndü ha dönecek’ hale gelmesi, oyuna direkt biçimde etki eder. bu oyuncular, bu takımın sisteminin en önemli çarklarından. oyuna işlerlik kazandıran, hücumu şekillendiren oyuncular. onların dönmesi demek -iddialı olabilir ama- galatasaray’ın 2 kademe atlayarak farklı bir oyun oynayabilecek olması demek. tabi, bu olasılık sakatlıktan çıkıp, takıma katılacak adamların kaldığı yerden devam etmesi halinde gerçekleşecek.

futboldan anlamadığı savunulan eleştirileri bir kenara bırakırsak, rijkaard’ın tercihlerinin sorgulanması çok garip bir durum değil. elbette şu ana kadar yanlışları olmuştur hocanın. olmaya da devam edecektir. bunları görmek ve doğru biçimde ifade etmek, galatasaray’ın işine bile gelir. eleştiri, yıkıcı olmadığı sürece olumlu bir kavram neticede. kişisel olmayan, tamamen akılcı ve mantıklı eleştiriler görmek güzel de şu bel atına vuran kasıtlı haberler ve dedikodular can sıkıcı olabiliyor. son olarak; maçtaki caner-gio değişikliğine, gio’nun verimsizliği değil, caner’in moral bozukluğu sebebiyle takıma verdiği/vereceği zarar yönünden bakılması gerekir diye düşünüyorum. fakat bu değişikliğin konuşulmasında herhangi bir olumsuzluk da görmüyorum. yeter ki, böyle olsun rijkaard’a yapılan eleştiriler.

galatasaray vs atletico madrid

18 Aralık 2009, Cuma

twitter’da, atletico madrid’i çeksek kurada güzel olur demiştim. içim temiz, gidip çektik adamları. temennimden de anlayacağınız üzre, umutluyum bu kuradan ben. nedenlerinden bahsedeyim hemen. en başta savunmada büyük sıkıntılar yaşayan bir takım. akıllarına hemen servet-zan ikilisine karşı agüero-forlan ikilisini getirenler bir de ujfalusi’yi, perea’yı düşünsünler baros-keita-kewell-arda-elano hücum hattına karşı. ligde, hoca değişikliğine rağmen, istediği başarıya henüz ulaşmış değil madrid ekibi. 14. sırada yer alıyorlar 14. hafta itibarıyla. flores’in gelmesi de değiştirememiş gözüküyor kötü gidişi. şampiyonlar ligi’nden geldiler buraya fakat hiç galibiyetleri yok. 3 beraberlik aldılar yalnızca ve deplasmanda attıkları fazla gol sayesinde avrupa ligi’ne zar zor kapak attılar. 2 yıldır istikrarlı biçimde avrupa arenasında önemli maçlar çıkaran galatasaray karşısında hiç de iyi bir istatistik gibi durmuyor bu hallleri. en büyük avantajları, kun agüero şüphesiz. değil madrid’in, ispanya’nın hatta ve hatta avrupa’nın en tehlikeli forvet oyuncularından birisi, genç tangocu. devre arasında chelsea’ye transferi gerçekleşirse, bir adım daha öne çıkarız bu eşleşmede. her şey bir kenara, savunmasıyla ön plana çıkan ve geride iyi organize olan bir takım, madrid’den çok daha fazla zorlayabilirdi galatasaray’ı. flores’in benfica’sını geçmiştik geçen yıl, bu kez madrid’ini geçmek diliğiyle diyorum. en büyük çekincem maç programı. iki madrid maçının arasında inönü’de beşiktaş karşısına çıkacağız. olabilecek en zor fikstür budur belki de.

sturm graz 1-0 galatasaray

16 Aralık 2009, Çarşamba

sturm graz’a karşı şansımızın tutmadığı bir maç daha geride kaldı. yenemiyoruz bir türlü adamları, ilk maçta sami yen’de aldıkları 1 puan grupta hanelerine yazılan tek puandı. bugünkü maça gelene dek başka da olumlu bir şey yapamamışlardı. bükreş ve pana’ya mağlup olmuşlardı. tek galibiyetlerini de biz hediye etmiş olduk 1-0′lık skorla. hediye diyorum çünkü; galatasaray’ın ‘yedek-yerli-azşansbulan-genç-formsuz-sakatlıktanyeniçıkan’ karışımı kadrosu görülmemiş bir isteksizlik ve vurdumduymazlık içerisindeydi. yetenekleriyle ön plana çıkan keita’yı ayır, geri kalan hiç kimse kazanmak için oynamadı. hani var ya her maça kazanmak için çıkıyoruz muhabbeti, onu yalanladılar işte bugün bu topçular. sonuçta bunun zararını kendileri görecek, takımın kaybettiği en fazla namağlup ünvanı olur. fakat alpaslan, aydın, diğerlerine göre fazla şans bulsa da barış, ayhan gibi oyuncular kötü oynayıp artı olarak sahada ruh görevi üstlenmeleri sebebiyle hocaları rijkaard’ın yüzünü kara çıkardılar. ben olsam formanın kokusunu unuttururum bu topçulara da, rijkaard’ın insaflı bir adam olduğunu biliyoruz. benim takıldığım olay, mağlubiyet değil. sonuçta futbol bu, her şeyi beklemek gerek. çok iyi oynayıp mağlup da olabilirsin. fakat isteksiz oynamaya, koşmamaya yahut sorumluluk almaktan çekinmeye bir kılıf uyduramazsın.

bu maçın en iyi yanı, formalite maçı olmasıydı. sonuçta yedekten gelecek adamlar bunlar. herhangi bir sakatlıkta ya da cezada bunlar oynayacak. pekala, eksiklerin fazla olduğu, bu maçın kadrosuna yakın kadroyla çıkabileceğimiz bir lig maçı da olabilir ileride. o yüzden sinirleniyorum bu oyuncuların kendilerini hazır tutmamalarına. orta sahada topal cezalı olsa kim oynayacak büyük ihtimal ayhan, ya da sarp yokken kim oynar; barış. bu ayhan mı doldurabilecek allah aşıkna topal’ın yerini? barış öldürücü geri paslarıyla mı ulaşacak sarp’ın tempolu oyununa? çok zor elbette. alternatif oluşturamıyorsa bu oyuncular, onların yerine de transfer döneminde farklı oyuncular düşünülebilir. ne olursa olsun, takası seven bir takımız ve takasta kullanabileceğimiz halen ligin vasat üstü tanımına uyan oyuncularından bazıları bizim kadromuzda. ara transfer döneminde yapılan hamleler pek tutmaz fakat yerinde yapılan bir transfer de etkisini direkt olarak gösterir. akılcı 1-2 transfer hamlesi -takas yoluyla gerçekleşirse 2 kat iyi olur- dengeleri olumlu yönde bozabilir lig yarışında bizim adımıza.

let’s go..

18 Eylül 2009, Cuma

elano | pao-gs

ali sami yen sezonu açtı

24 Temmuz 2009, Cuma

galatasaray-tobol

sezonun ilk maçlarında takımın takır takır oynayamayacağını bilecek kadar futboldan anlıyoruz şükür ki. beklentileri de yükseltmiyoruz bu nedenle. temmuzun ortasında maç yapıyor takım, hazır olmaları beklenemez, üstelik yeni bir hoca gelmişken hiç mümkün değil bu diyebiliyoruz. böylece, iyi bir futbol ortaya koyamayan galatasaray’ı daha sezon yeni başlamışken körü körüne eleştirmeye gerek kalmıyor. biz, yapabiliyoruz bunu belki fakat bazı futbol profesörleri yapmayacaktır, “galibiyet tamam da, hiç bi’ şey oynamadı galatasaray” diyeceklerdir. neyse, onlarla ve onların futbol anlayışlarıyla yaşamayı öğrendikten sonra bir sorun yok nasılsa. “he” deyip geçmek gerek yine.

tv başından detaylıca bir maç analizi yapmak doğru değil, bu sebeple bir kaç gözlem dışında pek bir şey yazmayacağım. takımın sahaya tam dizilişini bile görmek mümkün olmuyor televizyondan, ben nasıl sistemden bahsedeyim. diyorum ve sıyrılıyorum işin içinden.) sahaya bakınca çok belirgin olarak görülebilen şeyler vardı bu gece. arda turan’ın ne kadar değerli bir oyuncu olduğu mesela. topa adeta hükmedişi, sahayı görüş kabiliyeti ve rijkaard’ın ona yüklediği ileri-geri oynama misyonu. tüm bunları ustalıkla yansıttı sahaya kaptan. lincoln halt etmi yanında. o derece memnun kaldım ben arda’nın tobol maçındaki performansından. ilk maçtaki gibi duran toptan gol kazandırması ayrı bir sevinç kaynağıydı. aynı sabri’nin milyarda bir yaptığı güzel ortaya mustafa’nın vurduğu kafada sevindiğimiz gibi sevindik arda’nın servet’e yaptığı şık asiste. hep böyle devam et arda kaptan diyebilirim sadece ona, gerisi anlamsız. arda’dan bahsederken, onun gibi genç bir ismi daha not düşelim buraya; serdar eylik. mlada boleslav maçında kendini ispat etmitşti arda turan, serdar da bana kalırsa tobol maçı itibariyle galatasaray’ın alt yapıdan a takıma çıkardığı yeteneklerden birisi olmuştur resmen. top kontrolü bile farklı bu çocuğun. oyunun içinde kalabiliyor, topla hızı gayet iyi, bilek konusunda arda kadar olmasa da oldukça yetenekli ve en önemlisi kendine güveni tam. bu özellikleri barındıran bir gencin, rijkaard’ın hocalığını yaptığı bir takımda kazanacağı tecrübeyle beraber, çok iyi yerlere gelmemesi için hiç bir sebep yok açıkça. futbol’un saha dışındaki ağırlığını kaldırabilirse bir de, 2. arda olcaktır, şüphem yok buna. suratına yediği, travma geçirmesine sebep olan dirseği es geçen yetersiz hakeme de ne desek az, adi herif!

serdar ve arda’yı bir kenara alırsak, ligin henüz başında olan bir takım ne kadar oynayabilirse, o kadar oynadı galatasaray. belki biraz daha vasat. tüm bunların zaman ilacıyla geride bırakılacağı gerçeği ortada. sistem değişti, şu oldu bu oldu, yok 4-3-3, yok transfer lazım geyiklerine girmek istemiyorum hiç. hazırlık maçı yapıldı, oyuncular maç kondüsyonu kazandı gözüyle bakıyorum. eksikler ve sıkıntılı bölgeler de yavaş yavaş açığa çıkmaya devam edecek bu hazırlık maçı kıvamındaki ön eleme turlarında. gökhan zan, ilk 11 çıkamaz örneğin. sabri duran topların başına geçen adam olmamalı ayrıca. servet iyi ki gitmedi, iyiki rijkaard serdar’a şans verdi. bu gibi oyuncu bazında yaklaşımlar, daha ilk maçtan sisteme geçişte zorlanma, yetersiz kadro gibi tırı vırılardan çok daha iyi sonuçlar doğuracaktır. siz rahat olun sayın türk spor medyası, frank rijkaard ve ekibi cevabını sahada verecektir ilerleyen zamanda.

son söz tribünlere. tv yayınından kaynaklandığını tahmin ediyorum, ses yok denecek kadar azdı. bu yüzden tribün iyiydi ya da kötüydü diyemeyeceğim. fakat arda’ya, rijkaard’a ve serdar’a açılan pankartlar muhteşemdi. borat pankartı ise apayrı.)

tobol-galatasaray maçı ntv’de!

15 Temmuz 2009, Çarşamba

galatasaray’ın avrupadaki iç saha maçlarının yayın haklarını uzun bir süre için elinde bulunduran d-samrt’ın deplasmandaki tobol maçının da yayın hakkını aldığı haberleri dolaşıyordu bir kaç gündür. bunun anlamı maçı ya hiç izlemeyecektim-ki düşük bir ihtimal- ya da kahve ortamında kendi topçusuna söven, 2 gram futbol bilgisiyle teknik direktör kesilen adamların içinde izleyecektim. sevindirici haber ntv’den geldi. maçı yayınlayacaklarını duyuran bir haber koymuşlar sitelerine. çok güzel oldu bu. kahvede izlemeyecek zorunda olmamız bir yana, d-smart’ın spiker kadrosunu düşününce çok daha aklı selim bir spiker anlatacak ntv’de maçı, ercan taner. açıkça, benim tercihim her zaman murat kosova’dır. fakat ercan taner’e, güntekin onay’a ya da ersin düzen’e hayır diyemeyiz tabi. bu işin bir de ilker yasin’i, emre tilev’i var. allah korusun!