‘türkiye’ olarak etiketlenmiş yazılar

2. tur öncesi genel görünüm

03 Eylül 2010, Cuma

blok

şampiyonada ilk tur geride kaldı. evimizde oynamanın avantajını çok iyi kullandık ve 5/5 yaparak c grubunu lider bitirdik. bizim gibi, tüm maçlarını kazanan iki takım daha var. birleşik devletler ve litvanya.. bizi özetlemek için bir istatistik vermek gerekiyor sanırım. turnuvada 3 sayılık atışlarda zirvede yer alıyorken, serbest atış yüzdesinde son sırada bulunuyoruz.. bu yüzden ‘fransa yea, nolcak; rahat geçeriz bunları’ havası oluşursa, çok açık söyliyim indirirler havamızı.. evet, şu ana kadar güzel basketbol oynadık. 5/5′i de hakettik. fakat bundan sonrası, hata kabul etmeyen ve performansınızın artması gereken bir yer.. konsantrasyon çok önemli..

a grubu:

1. sırbistan, 2. arjantin, 3. avustralya, 4. angola

b grubu:

1. birleşik devletler, 2. slovenya, 3. brezilya, 4. hırvatistan

c grubu:

1.türkiye, 2. rusya, 3. yunanistan, 4. çin

d grubu:

1. litvanya, 2. ispanya, 3. yeni zelanda, 4. fransa

yunanistan, beklendiği gibi rusya maçında yatınca, grubu 3. sırada bitirdi. fakat beklemedikleri yerden vuruldular. yeni zelanda, fransa’yı 12 sayı farkla geçince, ispanyol’lar bir anda 2. sıraya yükseldi ve yunanistan deyim yerindeyse artık onların kucağında. kaçmak için yattılar, rusya maçında; artık ilahi adalet mi ne derseniz deyin, yakalandılar. basketbolun ruhu adına çok şık oldu.. bundan sonraki maçlar istanbul’da oynanacak. cumartesi başlıyor. biz pazar akşamı oynuyoruz.

eşleşmeler de şu şekilde oluştu; sırbistan – hırvatistan,  ispanya – yunanistan,  slovenya – avustralya,  türkiye – fransa,  birleşik devletler – angola,  rusya – yeni zelanda,  litvanya – çin, arjantin – brezilya..

fransa’yı elersek, çeyrekte karşımıza slovenya – avustralya galibi geliyor. velev ki, oradan geleni de paketledik. bu defa da isp-yun-srb-hrv dörtlüsünden bir tanesi geliyor. birleşik devletler ile finale kadar karşılaşmıyoruz. ispanya en erken yarı finalde geliyor.. o yetenek var oyuncularımızda. inancımızı da yansıtırsak, neden olmasın?..

ulusal maçlar haftası

03 Eylül 2010, Cuma

türkiye - euro2008

bu hafta lig maçları oynanmıyor. milli maç haftası. 2010 avrupa şampiyonası elemeleri, bu hafta oynanacak maçlarla başlıyor. biz, grubu kazakistan maçıyla açıyoruz. astana stadı’ndayız bu akşam. aynı zamanda bu maç, hiddink’in ilk resmi maçı olması sebebiyle, farklı bir anlam da taşıyor. iyi başlamak önemlidir her daim. umuyorum, güzel bir oyun ve skorla galip geliriz. şu futbol ortamında, küçümsenecek rakip kalmadığını bilmek gerekiyor. baştan, işi ciddiye almalıyız..

tv’deki maçlara bakalm;

19.00 kazakistan – türkiye / trt-1

21.45 belçika – almanya / tv8

22.00 ingiltere – bulgaristan / ntvspor

tabi türk televizyonlarında pek takip etme olanağımız olmasa da, zevkli geçmesi beklenen maçlar oynanacak.. büyük takımlar, nispeten kolay maçlar oynuyor gözükse de, dediğim gibi her skor çıkabilir her maçtan artık.. fransa, belarus’u ağırlayacak. bilindiği gibi, dünya kupası kadrosuna ağır cezlar gelmişti. blanc ile birlikte yeni bir döneme adım attı onlar da.. italya, estonya’ya gidiyor. orada da prandelli ile yeni bir süreç başladı.. isveç – macaristan var e grubunda. zor maç olacaktır. macar futbolunun ciddi bir atak yaptığını söyleyebilirim son zamanlarda.. hollanda san marino’ya gidiyor. sürpriz burada olmaz gibi. yıllardır, böyle takımlardan çift haneli mağlubiyetler alıyor san marino.. ingiltere, bulgaristan’ı konuk ediyor. capello hala takımın başında. dk sonrası büyük hayal kırıklığı yaşamışlardı. toparlanmak adına, maça asılacaklardır.. quaresma’lı, ronaldo’suz portekiz’in rakibi güney kıbrıs. türkiye’de merak edilen maçlardan birisi de bu. bakalım, q7 neler yapacak? ve ispanya, liechtenstein deplasmanında. son dünya ve avrupa şampiyonu elemelere bu ufak avrupa ülkesinde başlıyor.. yahu, bu ispanyol’lar elemelerde hep son gruplara mı düşüyor, bana mı öyle geliyor yoksa?..

sergen yalçın’la sıkıntı var

02 Eylül 2010, Perşembe

turkey2010

dün porto riko’yu 79-77 geçtik. bi’ kere şunu söyleyebiliriz, bu adamlar bırakın bizim dengimiz olmayı, turnuvanın en dağınık takımlarından birisini oluşturmuşlar. daha önce yunan ve çin maçlarında da gördük, e bildiğin kolej takımı. atayım, hoplayayım, zıplayayım.. savunmamızı dirençli hale getirdiğimizde dağıldılar. fakat, maç sonunu rezalet oynamak ve maçı kazanma imkanını rakibe hediye etmek de ne demek oluyor.. sergen haklı; sıkıntı var hoca.. düzeltmeliyiz böyle küçük fakat can yakabilecek hataları.. maç ve takım hakkında da başka bir şey demiyorum. sinan nasıl oynamaz lan böyle bir maçta…

günün tv programını verelim öyleyse, keyifli maçlar var;

16.00 ispanya – kanada/ ntvspor

16.30 birleşik devletler – tunus / hd-en

18.30 yunanistan – rusya/ ntv&hd-en

19.00 arjantin – sırbistan/ ntvspor

21.00 türkiye – çin/ ntv & hd-en

oradaki yunan-rus maçı önemli tabi. grubun ikincisini belirleyecek. bizim açımızdan, lider çıkmak iyi oldu. ikinciyi zor günler bekler. ispanya, kanada’ya yenilir ve fransa da yeni zelanda’ya yatarsa ispanya gelmiş olur bize. bekleriz.. rubio’nun aklını bir de ender alsın.

guus hiddink

02 Eylül 2010, Perşembe

guus hiddink

ulusal takım hiddink ile ilk resmi maçına çıkıyor. bundan önce amerika kampı, bir kaç tane hazırlık maçı vs.. ile tanıma şansı olmuştu hiddink’in oyuncuları.. aslında hiddink ve türkiye derken, en başta spor kamuoyunun ve tabi spor medyasının ona bakış açısını ele almak lazım. fatih terim’e aldığı maaştan vurmuştu bu adamlar. oynattığı futbol hariç her açıdan bel atına çalışmışlarıdı hatta.. saha içerisinden mümkün olduğunca uzağa çekmeye gayret ediyorlardı olayı. nitekim fatih terim ile yollar ayrıldı. eminim milli takımın başarısız olması ve fatih hocanın gitmesinden çok memnun olan bir kesim vardır.. neticede, yeni teknik adam olarak guus hiddink getirildi. hollandalı, milli düzeyde bu işin piridir. yakın tarihte, güney kore, avustralya ve rusya ülkelerinde yaptıkları ortada. bu adamları ne yaptığını bilmez haldeyken alıp, düzen takımı haline getirmeyi başarmıştır.. aldığı sonuçlardan da öte bu planlı programlı bir yapıyı miras bırakması onu değerli kılan, büyük hoca dememi sağlayan unsurdur.. fakat daha adam resmi maça çıkmadan, onun da aldığı maaşı sorgulayanlar türemeye başladı. uzaktan takımı yönetmeye çalışıyor dendi. takımı tanımıyor, oğuz çetin’e paslıyor dendi. herkes bir şey söyledi, henüz maça çıkmadan. ki, ben çok merak ediyorum bu maaş mevzusunu gündeme getiren puştlar ne kadar para alıyor ve ne yaparak, nasıl hakederek kazanıyorlar..

şimdi yıkıcı eleştiri var, yapıcı var. gel, yanlış tercihler yapıyor de, kabulüm. oyuncularla iletişimi sağlayamadı de ona da eyvallah. saha içerisinde olup bitenle alakalı yargılarda art niyet aramam. fakat, insaf edin, adam henüz resmi maça çıkmamışken alacağı maaş sorgulanmaz… neyse, bunları aşmak gerekiyor tabi.. biz sahaya dönelim.

hoca oyuncu seçimlerinde yardım almış olabilir. türkiye ligi’ndeki ve hatta avrupa ligleri’ndeki türk uyruklu topçuların tamamını tanımıyor olması doğaldır. bu süreçte, ona destek olmalı teknik heyet. fakat şu kadro tercihleri konusunda hakikaten yanlış yönlendirilmiş olmalı. .

”cenk gönen, onur kıvrak, sinan bolat

gökhan gönül, sabri sarıoğlu, ömer erdoğan, servet çetin, ibrahim toraman, gökhan zan, hakan balta, ismail köybaşı

hamit altıntop, kazım kazım, mehmet aurelio, selçuk inan, selçuk şahin, emre belözoğlu, nuri şahin, arda turan, özer hurmacı

tuncay şanlı, semih şentürk, sercan yıldırım, nihat kahveci, halil altıntop”

elbette tartışılacak çok yönü var bu tercihlerin. volkan şen, necip gibi formda ve gelecek vaadeden oyuncular nasıl olmaz ya da kazım, selçuk şahin, gökhan zan, özer gibi isimler niçin kadroya girer gibi.. eski dönemden kalan topluluğu korumuşlar. oysa ki, yeni bir başlangıç yapabilmek adına, bir takım kesip biçme girişimlerinde bulunulabilirdi. almanya ve daha bir çok ülkedeki gurbetçilerin araştırılması noktaında da eksikler var gibi. yine de, kadroyu nasıl kullanacağı, şu an daha mühim hiddink’in. gelecek ve çıkacak olanlar ileride daha net şekillenecektir muhakkak. siz ne olduğunu anlamadan bir bakmışsınız, takımı hizaya getirivermiştir. ilkinde yapamadığı bu hizaya gtirme işini bakalım 2. denemede, biz futbol delisi türkler üzerinde gerçekleştirebilecek mi?..

komşulara karşı çok ayıp oldu!

01 Eylül 2010, Çarşamba

muazzam bir basketbol gecesiydi bizler adına. galip gelmekten öte, üstün bir oyunla, ciddi bir rakibin geride bırakılmasıdır mühim olan. 3/3 yapmak umrumda değil. bu takım bir ışık verdi uzun süre sonra. yunanistan gibi basketbolun zirve yaptığı bir ülkeye karşı üstelik. tabi işin şovenizm kısmına yönelmeye lüzum yok. yunanistan’ı mağlup etmenin önemi, onların basketbolu temsil eden en sağlam ekollerden birisi olmasından kaynaklanıyor. ”denize döktük mü” milliyetçiliğine girmek, basketbolun ruhuna ayıp etmek gibi geliyor bana..

turnuvada 3 maçı geride bırakan takımımız, hiç olmadığı kadar karakter koydu dün akşam parkeye. muhakkak seyirci desteğinin de yardımı olmuştur. geçmişteki  emsal maçlara bakınca, baskıyı kontrol edemediğimizi ve kendi üzerimize aldığımızı görüyoruz. bu defa bilinçliydik her şeyden önce. rakip, mazisine nice zaferler eklediği kadro yapısından ve oyun disiplininden uzaklaşmış iyice. papaloukas ciddi kayıp şüphesiz ki.. spanoulis ve bourousis’in takımı oldular neredeyse. spa’nın içeri penetrelerini ve bourousis’in tepe oyunlarını, savunmanın odağında tutunca, çok zorlandılar..

önemli bir detay da henüz müsabakanın başında, hem skor hem oyun üstünlüğünü lehimize çevirmemizdi. her hücum, bizi yakalayabilmek için oynadılar. bu da onlara olumsuz bizimkilere olumlu yansımış olsa gerek..  hareketli bir basketbolla başladık, öyle de devam ettirdik ilk periyotu. ersan şut sokma anlamında şahaneydi. tunçeri de, ikili oyunlarda yunan uzunlar aşağı inmeden indirdiği toplarla, iyi işler yaptı. onların başarılı olduğu nokta ise, çabuk top döndürüp, dışarıda boş şutlar bulmak oldu. şutör uzunlarının avantajını güzel kullandılar.

ilk beş yerini yavaş yavaş diğerlerine bıraktığında, kenardan gelenler de iyi katkı verdi. ender’in ikili oyunlarda ve ceza şutlarında başarısı dikkat çekiciydi. engin’in yokluğunda hayli önemli hale geldi onun da oyunu.. ersan gene döktürmeye devam ederken, hido diamantidis’in savunmasında hücum etmekte zorlandı. savunma demişken, ömer onan’ın, spanoulis’e yaptığı baskı, adamı hayattan bezdirircesine yoğundu. avrupa basketbolunun en büyük savunmacılarındandır onan gözümde.. koçun devreye soktuğu alan savunmamız işe yaramaya, rus maçında olduğu gibi devam etti. bir kaç boş üçlük yesek de, rakibin içeri schortsanitis’e rahat top indirmesini ve organize gelmesini engelledik. ilk yarı ersan’ın 17 sayısıyla noktalandı..

ikinci yarı’da ersan’sız başlamayı tercih etti tanjevic. alan savunmasına devam ettik ve scho’ya odaklanmamızdan faydalanamadıklarını söyleyebiliriz burada. müsait pozisyonlar bulsalar dahi, değerlendiremediler. ardından da, biz tekrar çıkıp kontrolü ele aldık. bu dakikalarda kısa oyuncularımız içeriyi çok iyi beslemeyi sürdürdüler. gönlüm, semih, ömer aşık.. hepsi de içeride farklı özelliklerini kullandılar. gönlüm, mücadelesi ve isteğiyle, ribaundlarda etkili oldu. müdafada da ciddi rolü vardı. semih, rakibe göre çabukluğunu kullandı. güzel bir kaç smacı vardı. ömer ise, etkileyici bir basketbolcu olduğunu bir kez daha kanıtladı. elbette, çabuk  ve iyi pas indiren kısaların da hakkını vermeliyiz de, ömer o kadar estetik duruyor ki, o potanın altında, onu izlemek büyük keyif veriyor açıkçası bana. kendisini nba’de de geliştirip, uluslararası manada bir oyuncu olmasını isterim..

neticede, maçın sonunda skorbord’da sonuç; 76-65 lehimizeydi. yunanistan gibi oldukça opsiyonlu oynayan bir ekibi 70 sayının altında tutmak güzel. seyirci ve basketbolcuların birbiriyle kurduğu bağ da, mutluluk varici. artık yapılması gereken, önümüzde uzun bir yol olduğunu kabul edip, asla ama asla biz ‘olduk’ demeden ileriye gitmeye çalışmaktır. henüz yeni başlıyoruz. bu inanç ve azimle, muhakkak iyi olacaktır her şey..

kapanış, başlığın esin kaynağı, çok değerli komşusever amcamız ile gelsin.

dünya şampiyonası’na genel bakış

30 Ağustos 2010, Pazartesi

ersan ilyasova

dünya şampiyonası, bugün itibariyle 3. gününe girmiş durumda. ilk iki maçlar geride bırakıldı. seyirci anlamında istanbul ve izmir’in tebriği, ankara’nın soru işaretini hak ettiğini düşünüyorum. fakat, neredeyse hiç bir yıldızın gelmediği ve yetkililerin yeteri kadar parlatamadığı bir turnuvada, tek suç seyircinin olamaz elbette..

bizim milliler, fil dişi sahili ile başladı şampiyonaya. oldukça zayıf bir rakip tabi. galip gelme konusunda bir sıkıntımız olamazdı. neticede, farklı bir skorla ayrıldık parkeden; 86-47. karşımızda sırf atletizmden ilham alan ve bu fiziksellikten başka öne çıkan bir farklılığı olmayan bir takım vardı. semih’e vurdukları bir kaç blok ve maçın sonunda yaptıkları alley-oop dışında, bir işlerini göremedik. hani derler ya, iyi bir antreman oldu diye, işte o hesaptı bu maç da bizim için, güzel bir antreman oldu. moral kazanmak ve galip gelme içgüdüsünü oluşturmak adına iyi oldu.

kısa oyuncularımızın oyuna hükmettiğini ve ortaya koyduğumuz basketbolda başrol oynadıklarını söyleyebiliriz. tunçeri, ömer ve sinan tempoyu ve oyunu hep kontrol ettiler. hidayet, skor anlamında biraz geride kaldı. varsın, şutları girmesin diyorum ben. takıma verdiği katkıdan memnunum açıkçası. ersan da gene, oyunun her alanında efektif olmaya devam etti. pota altında da post oyununda ciddi farklar vardı iki takım arasında. oğuz, semih ve ömer aşık ile yeteri kadar sayı bulduk. sezonu boş geçiren gönlüm, beklenenden daha hazır geldi. koç’un onu 3 numaraya alıp, dört uzunlu bir diziliş denemesi oldu bir ara. böylesi, fantazilere girmeye hiç gerek yok. hele, turnuva başlamışken aman diyelim tanjevic!

2. maç rusya ile oynandı. sonradan izleme fırsatım oldu bu karşılaşmayı. kerem’in 3 oynadığı uzun rotasyonu bu kez daha erken devreye soktu koç. hızlı hücumlardan ve hidayet’ten istenen verim alınamayınca döndü sanırım bu düzene. gene de tuhaf geliyor bana bu iş.. rus maçının ilk yarısındaki en olumlu sinyal müdafa taradından geldi. özellikle sinan bu noktada alkışı hakediyor. aldığı sürenin, çok üzerinde bir basketbol oynuyor sinan, helal olsun.. içeride de fırsat vermedik ve skoru kontrol altına aldık devre bittiğinde. 2. yarı rus’lar daha hızlı oynamaya ve savunmamızı delmeye başladılar. farkı indirmeyi de başardılar. fakat hem o ana dek suskun kalan hido, hem de aşağıda ömer aşık devreye girince, oyun bizim istediğimiz yönde şekillendi. neticede, son sözü söyleyen taraf bizdik ve grupta ciddi bir rakip karşısında galip gelmeyi başardık.

salı akşamı, yunanistan ile oynuyoruz. onlar da, 2′de 2 yaparak geliyorlar bize. çin ve porto riko’yu mağlup ettiler. yalnız, hiç de istenen basketbolu oynadılar diyemeyiz. o sert müdafa anlayışını zaman zaman kaybettikleri oluyor, hücumda da iyi top çeviremedikleri zaman, spanoulis, diamantidis gibi bireysel yetenekleriyle öne çıkan isimlerin eline bakıyorlar. bu anlamda, zisis iyi işler yaptı ve skora önemli katkı verdi. bourousis ve tsartsaris pota altında her zaman etkili olabilen adamlar. bir de hatırlatalım, ilk 2 maç ceza aldıkları için oynayamayan ve bizim maçta cezalarını dolduracak olan fotsis – scho ikilisi var.. rakip elbete, diğerlerine göre daha dişli. eskisi gibi kuvvetli olmasa da, hala içeride çok dominant oyuncuları var. dışarıdan şu ana dek muazzam oynamasalar da, bi yerden sonra çember dövmeyi bırakıp, sokacaklardır o şutları. savunmamızı azltmadan belki de arttırarak, seyirci desteğini de işin içine katarak yenebiliriz yunanistan’ı. grup 1.’liği ve sonrası için çok mühim maç.

abd tahmin edildiği üzere, üst üste kazanıyor maçlarını. şu ana kadar, pota altında ezildikleri bir durumla karşılaşmadılar. olabildiğince yardımlaşmalı oynuyorlar. bu atlanmaması gereken bir nokta. koç, biraz da bu yönde seçmişti kadroyu. egosunu törpüleyebilen oyunculardan kurulu olmaları, genç ve atlet bir takım olmaları avantajları. fakat, tecrübeli bir avrupa takımının gelip de akıllarını baştan alması, hala ihtimaller dahilinde..

son paragraf da, ispanya’nın olsun. ilk maç, henüz dengini göremediğim bir sürpriz ile, fransa’ya kaybettiler. parker’sız fransa için büyük başarı tabi bu. 2. maç, yeni zelanda’yı mağlup etseler de, 2′de 2 yapan fransa ve litvanya’dan sonra geliyor ispanyollar. bizdeki şansla, 4. olmaları ve sonraki tur bizimle eşleşmeleri olasıdır..

dünya şampiyonası’nda ilk gün

28 Ağustos 2010, Cumartesi

dünya şampiyonası’nın açılışı dün yapıldı bildiğiniz üzere. bugün de parkedeki heyecan başlıyor. her şeyden önce türkye adına güzel ve başarılı bir turnuva olmasını dileyelim. burada ve şurada bir takım değerlendirmelerde bulunmuştuk. bu kez de televizyondaki turnuva yayın programını paylaşalım. önce gruplardaki takımlara bakmak gerekiyor.

a grubu: almanya, angola, arjantin, avustralya, sırbistan, ürdün.

b grubu: birleşik devletler, brezilya, hırvatistan, iran, slovenya, tunus.

c grubu: çin, fil dişi sahili, porto riko, rusya, türkiye, yunanistan.

d grubu: fransa, ispanya, kanada, litvanya, lübnan, yeni zelanda.

tv’de bugünün programı;

16.00 yunanistan – çin / ntvspor

18.30 rusya – porto riko / ntvspor

19.00 abd – hırvatistan / ntv ve hd-en

21.00 fildişi sahili – türkiye / ntv ve hd-en

güney afrika 2010 için en kapsamlı programı yayınlayan marca, gene güzel bir iş yapmış. turnuva programının tüm detaylarına bu adresten ulaşabilirsiniz. hatırlatalım,marca’nın bu çalışmasını salsa basket paylaşmıştı. son olarak, turnuvanın yayıncısı ntv’nin de adresini takip edebilirsiniz.

2010 dünya şampiyonası başlıyor

26 Ağustos 2010, Perşembe

bascat

şunun şurasında dünya şampiyonasına 2 gün kalmışken, bir şeyler yazmazsam, içime dert olur. en azından turnuvaya genel bir bakış atsak beraber, fena olmayacaktır.. aslında beklenenin çok altında bir ilgi var şampiyonaya. bunda, en büyük pay tabi dünya yıldızlarından hemen hiç birisinin gelmeyecek olmasıdır. yine de oragnizasyonu düzenleyenlerin hiç mi kabahati yok? demek istiyorum. sen biraz kurnaz olup, böyle önemli bir turnuvaya ilgiyi yöneltemiyorsan, fazla da övünmeyeceksin; ”2010 bizim, biz başardık bunu” diye. neyse, buradan milyon kez de eleştirsek, basketbolumuzu yönetenleri hiç enterese etmeyeceğimizin farkındayım. o mevzu şu an için kaçan bir trendir, ne desek havada kalıyor…

milli takımımız hakkında, gene ufak bir değerlendirme yapmıştık. orada bahsettiğim durum, hidayet yahut ersan’ın takımı mı olacağız, yoksa tüm takımın olayın içerisinde yer aldığı, hızlı ve karmaşık bir basketbol anlayışından mı besleneceğiz? kapsamındaydı. efes cup’ta bence bir kez daha gördük ki, bu takım oynadığı basketbolun vitesini ne kadar arttırırsa, sonuca da o kadar olumlu yansıtabiliyor bunu. kallavi bir pota altında, oldukça fazla opsiyonumuz bulunuyor. onların sürelerini ve birlikte oynadıkları adamları ayarlamak önemli. ayrıca, bu uzunlara indirdiğimiz toplar ve onlara gelen baskıda dışarı çıkan toplarda yakalayacağımız ceza şutu isabet oranı hayli önemli. koç, oğuz-gönlüm ve ömer-semih ikilileri olarak değerlendirdi. sırtı dönük oynayabilen, ribaund alabilen ve savunmada da üst seviye uzunlarımız var aslında. mühim olan dediğim gibi, onları oyuna mümkün mertebe, dahil edebilmektir. bu konuda kerem tunçeri ve hidayet’e büyük iş düşüyor. takımın komutası bu iki oyuncuda. hidayet’in nba finallerinde sorumluluğu alan bir oyuncu olduğu malum. çokça da gösterdi bu yönünü milli takımda. bir kez daha liderliği eline almasını ve takımı idare etmesini bekleyeceğiz ondan. bizim takımla ilgili, toparlarsak; muhakkak iyi müdafa yapmamız gerekiyor. bu müdafanın sonrasında rakip yerleşmeden yakalayacağımız fast-break’ler ve kolay basketler, bizim oyunumuzun büyük ölçüde temeli. bunun yanında, içerideki fiziksel üstünlükten doğan faul konusunu da avantaja çevirmek gerek..

turnuvanın favorisi konumunda yer alan takım amerika birleşik devletleri. lebron’lu, kobe’li, wade’li dream team’den sonra, daha mütevazi bir takımla geliyorlar. yine de atlet yapılarıyla, ciddi fark yaratan bir ekip. koç krzyewski’nin çok kısa bir sürede, her şeyden önce uyumlu bir takım yaratması gerekiyordu. o da, elinden geldiğince fiziksel üstünlüğü olan oyuncular seçerek, zaman ve uyum sorununu aşmak istedi. böyle kısa zamanda farklı oyuncular seçip adaptasyon sürecini beklemektense, durant, iguodala, rose, gay, westbrook, odom gibi atletik özellikleri muazzam olan oyuncuları yerleştirdi takımına. steph curry ve gordon gibi keskin nişancıları da onların yanına yamadı. tabi oldukça genç bir kadro. avrupa basketboluna da pek aşina değiller. haliyle, avrupa’nın oyun sistemi karşısında sıkıntı çekeceklerdir. zaman zaman alan savunması denemeleri oluyor ki oyuncuların buna yatkın olmamasını geçtim, iyi top çeviren takımlar deler oradan abd’yi. bir problem de pota altında var. 3 uzunla geliyorlar aslında. chandler, odom ve k love. son maç ilk tercihi odom oldu pota altında krzyewski’nin. şöyle sağlam ve kalıplı bir avrupa’lı uzun çok baş ağrıtır. kaldı ki, yunan tsartsaris bile kaç tane basket faul çıkarttı. sakatlık veya faul probleminde, işleri çok zorlaşır pota altında. chandler’a büyük görev düşecek bence. keza, love da avrupa basketboluna yönelik tarzda bir oyuncu. sürelerini arttırabilir, belli de olmaz. neticede, benim favorim de genelle aynı, abd. fakat, kolay olmayacaktır zirveye uzanmak.

ispanya da son dünya şampiyonu sıfatıyla geliyor. olimpiyatlarda, finalde kaybetmişlerdi birleşik devletlere. bu defa pau gasol’süzler. caledron da kadrodan çıkartıldı. yine de oturmuş bir takım ve hemen her dişlisi işleyen bir çark gibiler. parlayan yıldızları rubio artık daha tecrübeli ve daha büyük sorumluluklar alacaktır. rudy kötü bir yılı geride bırakmış olsa da, avrupanın en önemli basketbolcularından. yine marc gasol, reyes, mumbru, lull, garbajosa gibi oyuncular var kadroda. abd 1 numaralı favori dersek, ispanya da 2′dir çok net.. final hiç de uzak durmuyor açıkçası akdeniz temsilcisine..

yunanistan da ümitli bu turnuvadan. büyük üstad papaloukas bu defa olmasa da spanoulis, diamantidis, zisis, bourisis ve baby shaq gibi kozları var. iç dış dengesini çok iyi ayarlayabiliyorlar. söylememize gerek yok sanırım, savunmaları dünya çapında meşhur. alttan calathes’i de hazırladıklarını ve neredeyse ‘olmuş’ duruma getirdiklerini gördük hazırlık döneminde. son maç abd’ye karşı farklı yenilseler de, bouroussis ve schortsianitis’in oynamadığını hatılatmakta fayda var. en azından zorlaybilirlerdi bu ikili olsaydı. ben, yunanistan’ın grubu önümüzde bitireceğini düşünüyorum..

sırplar tarihe geçen kavgayla birlikte oyunlarında düşüş yaşayabilirler. zaten, teodosic’in fark yarattığı bir takım görüntüsündeler. malum, kadro çok genç ve tecrübeli oyuncu sayısı yok denecek kadar az. krstic bu yönden oldukça değerli. bjelica, tepic, tripkovic, raduljica ve velickovic gibi kaliteli gençler şans buluyor. muhakak ki çok dengeli bir takımlar ve bir arada oynuyorlar uzun süredir. gruptan çıkmaları da kuvvetle muhtemel. ilk 4′e girerlerse büyük başarı olacaktır..

devam edince, brezilya, arjantin, litvanya ve slovenya gibi dişli takımların olduğunu görüyoruz. belli ekolden gelen takımlar var. çoğunun önemli oyuncuları gelmeyecek olsa da, sürpriz yapıp öne çıkacak ekipler olacaktır. abd’nin grubundan brezilya ve slovenya iş yapabilirler. dragic muazzam bir sezon sonu yaptı, slovenya takımında sorumluluğu artar diye düşünüyorum. yine litvanya’lı kleiza’dan da dominant bir tunuva performasnı bekliyorum. o da nba’e geri döndü.

genele baktığımızda, çoğu takımın disiplinli, bireyselliğe ve yeteneğe değil de takım oyununa önem veren yapıda olduğunu görüyoruz. bu yönden bakınca, belli oyuncularıyla fark yaratmaya çalışacaktır takımların bazıları da. oyun kafa kafaya geldiğinde ve birisinin çıkıp gidişatı değiştirmesi gerektiğinde, eline bakacağı oyuncu sayısı fazla olan takımlar her şeye rağmen daha şasnlı olacak diye düşünüyorum. yani yetenek ve tecrübe bir yerden sonra devreye girecektir. çok az bir süre kaldı; bekleyelim, görelim.

turks are flying!

21 Ağustos 2010, Cumartesi

geldi çattı 2010!

17 Ağustos 2010, Salı

ülkemizde bir basketbol dünya şampiyonası düzenlenecek bu yıl. hemen hiç bir takımın yıldız oyuncuları teşrif etmeyecek olsa da, adı yeter, dünya şampiyonası bu.. uzun süredir hazırlandığımız, reklamını yapmaya çalıştığımız, ilgiyi yönlendirmeye gayret ettiğimiz şampiyonada, kobe, lebron, gasol ya da nowitzki gibi yıldızların gelmeyecek olmasından çok daha büyük bir problem var bizim adımıza; a milli basketbol takımımız, tanınmayacak kadar kötü şu sıralar..

tanjevic projesinin tutmadığı, artık malumun ilanı olmuşken, federasyon başkanımız yüce insan td’in ısrarcı tavırları belki de bugün oluşan ruhsuz ortamın baş müsebbibi. tadında bırakılsaydı bu olay ve daha başka bir projeyle ilerliyor olsaydık, eminim ki, geldiğimiz nokta şu andan çok daha ilerisi olurdu. koç her ne kadar, yıllardır planlarını bu turnuvaya göre şekillendirdiğini söylese de görünen köy kılavuz istemez, çok dağınık bir halde takımımız.. aslında, sayılı günler kalmışken, teknik heyet ve kadro adına yapabileceğimiz tek şey eleştiri getirebilmek olur. ötesine geçemiyoruz malesef. neticede, şampiyonaya bu koç ve heyeti artı bu oyuncular ile çıkacağız. en azından, şimdilik bu yapıdan nasıl maksimum verim alınabileceğini tartışalım..

hazırlık maçları, turnuvaları net bir gerçeği yüzümüze vurdu, o da şudur; oyuncularımız kendilerini çok yukarılarda görüyorlar ve bugüne kadar halktan aldıkları desteğe dayanarak, sonsuz kredileri olduğunu düşünüyorlar. sorunun çıkış noktası da burası zaten. kendisini tanımalı milli takım. bir sınır çizebilmeli ve o doğrultuda, yapabileceği neyse, onu yapmaya çalışmalı. bizim için önemli olan, hidayet ve ersan gibi adamların çıkıp 25′er, 30′ar atmaları değil. takımı parkede yönetebilmeleri. şahsen, hidayet’in 8/10 gibi bir üçlük yüzdesi tutturmasındansa, 9 asist 7 ribaund istatistikleri yakalamasını tercih ederim. aynı şeyler ersan, kerem tunçeri vb. için de geçerli.. hazırlık maçlarında, ne yeterli sertliği gösterip, oyun karakterimizi yansıtabildik ne de hücumda top dolaştırıp tüm çarkları işler hale getirebildik. bu noktada, gerekli tespitleri yapamadığını düşündüğüm teknik heyet, asıl eleştiri kayanağıdır..

bunlarla birlikte, çok da şanssız bir olay yaşadık. geçtiğimiz yılın en önemli performanslarından birisini gösteren oyuncumuz engin atsür, talihsiz bir sakatlık yaşadı ve turnuvada malesef yer alamayacak. guard rotasyonu için mühim bir eksik oldu bu. tunçeri ve ender’in geride bıraktığımız yılı çok sağlıklı geçerdiklerini söyleyemem. bunun yanında oyun sete kaldığında, skor üretebilecek bir oyuncuydu engin. neyse, ilk kez milli takımda büyük sorumluluk alacakken, sakatlanan engin’e geçmiş olsun demekten başka yapabilceğimiz bir şey yok…

takımda, her zaman için övündüğümüz bir konu da genç oyuncuların varlığıdır. yıllardır rotasyonda olan kerem, hidayet, ömer onan gibilerin yanı sıra, ersan, cenk, oğuz, ömer aşık ve semih gibi gençlerden kurulu bir ekibiz. mamafih, ersan ilyasova dışında kendisini geliştiren ve yetenekleri doğrultusunda güzel yerlere gelebilen bir genç çıkmadı aralarından. hemen hepsinin hali hazırda çalışarak geliştirebileceği eksikleri bulunuyor. nba draftlerine girip kendilerine oldum demektense, oyunlarını geliştirmeye yönelmeleri lazım biraz. bunlar uzun vadede çözülecek sorunlar tabi. turnuvaya 11 gün kalmışken daha net sorunlara yönelmeli ve kesin çözümler üretmeliyiz. örneğin, zaman zaman ersan’ın 3 numara, sinan’ın 1 numara oynatılması.. takım top kapıp hızlı hücumlar yakalamadığı sürece, set hücumlarında sıkıntı yaratıyor. nba’de de uzun forvet pozisyonunda oynayan ve oraya adapte olan ersan için hiç de kolay olduğunu düşünmüyorum 3 numara pozisyonunun..

geçtiğimiz gün barış ermiş kadroya dahil edildi ve son tabloya bakınca evren büker dışarıda kalacak gibi duruyor. sinan ve ömer’in yer aldığı bir takımda evren kabul ediyorum ki, onların arkasında düşünülebilir. fakat, onu hiç düşünmemek geçen yıl oynadığı basketbola saygısızlıktır. hiç bir şey yapmadan kadroya dahil olan nice oyuncular var yakın tarihten, günümüze. hiç değilse 12 kişilik kadroda yer almalıydı evren..

önümüzde efes cup var son olarak ve takımımızı tartabilmek adına dikkatle izleyeceğim turnuvayı ben. bıraktığımız yerde, sürünür vaziyette gördüğümüz ekibin, bir anda şahlanarak, ayağa kalkacağını iddia etmek güç olur tabi. fakat ne olursa olsun, seyirci desteğiyle, bir uyanış, bir kendine geliş de beklemiyor değilim. bugüne gelinceye dek çok uyuttu bizi, yukardakiler. avrupa şampiyoınalarında berbat sonuçlar aldık, rezil yerlerde bitirdik, 2010 dediler, oraya gidemedik buraya gidemedik 2010 dediler. plan program vs, hep 2010 dediler. ve o tarih geldi çattı. o, yukarıdakiler adına son şans olacak bu… takım adına olumsuz asla düşünemeyiz tabi ki. bizlere o güzel duyguları yaşatan da 12 dev adamdı. unutmuyoruz. fakat şu hazırlık maçlarında da bir umut ışığı görebilsek, hiç fena olmayacaktı hani. son olarak diyeceğim, her ne olursa olsun, bu oyuncuları sonuna kadar destekleyecektir tüm ülke. onlardan da hala ve hala bu desteğe yakışır bir oyun bekliyoruz.

euro 2012 grupları

07 Şubat 2010, Pazar

euro 2012 kuraları çekildi. türkiye, a grubunda almanya, avusturya, belçika, kazakistan ve azerbaycan ile beraber mücadele edecek. ilk bakışta, gurbetçilerin yoğun olduğu ülkelerle eşleşmiş olmamız dikkat çekiyor. anket yapılsa, almanya, avusturya, belçika çıkardı herhalde. almanya’nın ağır favori olduğunu düşünürsek, 2.’lik için yarışacağımız avusturya ve belçika’ya karşı seyirci avantajımız olduğu bir gerçek. yalnız büyük bir sorunumuz var. henüz bir teknik adamımız yok. maçlar 2010 eylül’de başlayacak. en kısa zamanda bulunacağı konumu hakeden, tecrübeli bir hocayla anlaşılması gerekiyor.

tüm gruplara şuradan bakabilirsiniz. ispanya’ya, nispeten zor takımlar çıkmış. fransa ve romanya yine aynı gruptalar. yine demişken, norveç ve danimarka’nın h’de birlikte yer aldıklarını ekleyelim. portekiz var yanlarında da. c’de italya sırbistan, e’de hollanda isveç çekişmeli geçmesi muhtemel kuralar gibi duruyor.

eurobasket 2009 #2

16 Eylül 2009, Çarşamba

eurobasket09 | sevinç

eurobasket 2009 başlamadan önce yazdığım yazıda, zaman zaman iyi savunma yapabildiğimizi, hücumdaki eksikliği gidermek için bu avantajımızı sıkça kullanmamız gerektiğini dile getirmiştim. ne yalan söyliyim, bu kadar üst düzey bir savunma yapabileceğimiz, hiç aklıma gelmezdi. tamam iyi savunmacılarımız var da bu denli sert oynayabilmek, her maçta aynı direnci gösterebilmek kolay iş değil. her şeyden önce bu sebeple övünebiliriz milli takımla. çeyrek final öncesi, rahatlıkla söyleyebilirim ki, turnuva genelinde hiç olmadığı kadar istikrarlı bir türkiye izliyoruz. çeyrek final ve sonrasında ne olur bilmiyorum da buraya gelene dek gösterdiğimiz savunma performansını sürdüreceğimizden şüphe duymuyorum. milli takımımız için bu cümleleri kurabilmek çok güzel bir duygu. en büyük sıkıntısı istikrar olan bir ülkenin vatandaşlarıyız neticede, insan ayrı bi’ mutlu oluyor şu sert basketboldan sonra.

ilk turda gayet kek bir grupta yer almamız nedeniyle, pek önemsenmedi ard arda gelen galibiyetler. fakat bu rahat gözüken turda net bir şekilde savunma yapabildiğine dair uyarıyı vermişti takım. ardından ispanya maçı geldi. 60′ta tuttuk fernandez’li, gasol’lu son dünya şampiyonunu. hücumda yaşadığımız -beklenen- düşüş dolayısıyla, kazanmamızın tek yolu onları bu civarda tutabilmekti. ilk turdaki yüksek sayı ortalamamızın rakiplerle doğrudan alakalı olduğunu söyleyebiliriz. bir sonraki tur, rakiplerin daha sert ve üst seviye basketbol oynayan takımlar olması sebebiyle daha düşük bir ortalama yakaladık hücumda. sırplara karşı oynadığımız ve kazandığımız maç ta çok değerli. sırplar karşısına çıkana kadar, savunmayı ön planda tutan, makine düzeninde top çeviren ve set hücumlarında etkili olan bir takımla mücadele etmemiştik. bizim bu turnuvada uyguladığımız basketbol yapısı, sırbistan’ın yıllardır oynadığı, ekol yaratırken izlediği rotanın ta kendisi. sırf bu açılardan bakınca dahi önemi artan bir maçtı sırp maçı. denk gitmesini bekliyordum zaten, uzatmada sayı yemememiz ise hiç beklenmedik ve oldukça güzel bir detay. hidayet’in kötü bir gününde olmasına rağmen, savunmada takım arkadaşlarına ayak uydurması, muhteşemdi.

bu akşamki rakibimiz, liderlik yarışı yaptığımız slovenya. onları geçip, lider olarak gruptan çıktığımız takdirde, diğer grubun 4.sü hırvatistan ile eşleşiyoruz. yenilmemiz durumunda rakibimiz, yunanistan olacak. bizim grubun liderinin karşısına hırvatistan değil de almanya gelecek olsaydı eminim hem slovenya hem de bizimkiler maça fazlasıyla asılıp, kazanmak isterdi. ancak bu saatten sonra kolay rakip kalmadığından sebep, slovenya maçının dinlenme  açısından boş geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

türkiye 4-2 estonya

05 Eylül 2009, Cumartesi

arda turan @ türkiye-estonya

ilk dakikalarda gol yemek, büyük risktir böyle maçlar genelinde. rakip iyi kontraya çıkamıyordu allahtan da, ileriye top taşırken iyice sarpa sarmadı işler. emre-hamit-arda üçlüsünün tamamı fizik+istek olarak formdaysa pas trafiği konusunda sorun yaşamamız çok zor. bu gece kasmadan ileride bir iki pasla açtık estonya’yı. gerek dahi kalmadı yoğun ve kısa pas alışverişine. yinelemek lazım, golü yedikten sonra bozmamak önemliydi. karşı tarafın pasifliğinin de katkısı vardır tabi, ama bugün olması gerekeni yapan, yani isteyen bir milli takım seyrettik. fatih hocanın meşhur maç öncesi motivasyon konuşmalarından birisi gerçekleşti herhalde soyunma odasında. kazım hariç herkes tempolu oynadı, orta sahamızın öncülüğünde iyi oynayarak aldık maçı. iki saçma gol yedik, önemli bosna maçı öncesi en önemli uyarı budur herhalde, yediğimiz gollerin gayet absürd olması. benim maçtan sonra merak ettiğim bir ayrıntı da fatih terim’in kazım’da ısrarını sürdürüp sürdürmeyeceği. ben yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum, herkes eleştirirken hocanın onu milli takıma almasını da destekliyordum. formdayken ilk 11 çıkması da mantıklıydı. ve fakat bosna hersek maçında sağ tarafı kazım’a vermek, hiç değilse gökhan’a ayıp olur. bugün takımı yavaşlattı neredeyse kazım. bir dahaki maç oraya bir ayar çekmeli terim. kimi koyar, ya da kimi o bölgeye çeker bilemeyeceğim de kazım’ın orada olması büyük tehlike olur.

maçın kahramanı ne arda, ne emre ne de tuncay’dı. maçın yarısını izleyememizi sağlayan, rekorlar kitabına saniyede en fazla reklam alma ve küfür yeme dallarında kafadan aday olan, rte aşığı yayıncı atv idi maçın yıldızı. çıldırttılar tek kelimeyle. aldıkları birbirinden kötü firma reklamları bir yana, yirmi saniyede bir yaptıkları kendi dizi reklemları iyice dibe vurmalarını sağladı. bir daha maç yayınlamasınlar bi’ zahmet.

not: 600. gol arda’ya nasip oldu. hani, haketmedi de değil.