‘transfer’ olarak etiketlenmiş yazılar

yönetici dediğin

06 Şubat 2010, Cumartesi

gökhan ünal ve mehmet topuz üzerinde oynadıkları saçma oyunlarla ön plana çıkmıştı kayserispor yönetimi ve futbol dehası! süleyman hurma. satmayacağız diye açıklamalar yapıp, abartarak reklam falan yayınlatmışlardı. sonra ne oldu? her iki oyuncu da -bana göre- değerlerinin üstünde paralara satıldı, aynı ligde yer aldıkları takımlara. haklarını verelim, iyi propaganda yaptılar o dönem. bu kadar telaffuz edilmese bu oyuncuların isimleri, kim verirdi bu kadar parayı, kimse tabi ki. işte bu olaylar, kayserispor yöneticilerinin futbola bakış açısını az-çok yansıtıyordu aslında. teknik adam konusunda gayet başarılı şekilde istikrarlı davranan kişilerin bu tarz kurnazlıklara başvurması şaşırtıcıydı. ta ki, ali turan’ın galatasaray’la transfer münasebeti ortaya çıkana dek. sözleşmesinin bitimine 6 ay kala, ali’nin galatasaray’la görüşmesinin hukuki açıdan bir sakıncası yok. bu, açık bir kural olmasına rağmen, hem takım kaptanı ali’ye hem galatasaray kulübüne zorluk çıkardı kayserililer. takım kaptanını rakibine bırakmak istememesi, anlaşılır bir durum. lakin, rakibini oyuncu ayartmakla suçlamak ve oyuncuyu kadro dışı bırakmak ne derece doğru, o tartışılır. kural, sözleşme bitimine 6 ay kala istediğin oyuncuyla transfer görüşmesi yapabilirsin diyorsa, ne ayartmasından bahsediliyor burada, anlamıyorum. sözleşmesi bitiyorsa, git messi’yle de görüş, ne var bunda? tutup da, işi  namus davası konumuna getirmenin manası yok. bu konuda takındıkları tavır, hiç hoş olmayan bir üslupla birleşince oldukça antipatik bir hal aldı durum. resmi site üzerinden yapılan açıklamalar, tv programlarına çıkılıp çeşitli şovlar yapılması vs. bu kadar üst seviyede mücadele eden bir takımın yönetimine yakışmadı diye düşünürken, dün resmi siteden yaptıkları açıklamada galatasaray başkanının hakkını ve haddini sorgulamaları son nokta oldu. ali turan’la görüştüğü için galatasaray’la olan ilişkilerini bu noktaya getirmeleri hakikaten komik kaçıyor. süleyman bey, futbolcuyu mal olarak mı görüyor yoksa hakikaten bu işten anlamıyor mu, çok merak ediyorum. sadece türk futbolunun değil, genel anlamda “futbol”un, bu anlayıştakı yöneticilerden kurtulması ümidiyle.

lucas neill ve jo alves

21 Ocak 2010, Perşembe

neill & jo

neill ve jo. yine, ingiltere pirömiyer lig görmüş oyuncu tercihleri galatasaray’dan. işin en güzel yanı; “içi çoktan geçmiş, katar uçağına binecekken bir yanlışlık sonucu türkiye’ye, oradan da ayıp olmasın diye florya’ya gelen vasat yabancı oyuncu” döneminden, “tüm avrupa’da isim yapmış, istanbul uçağının yakınından geçmesi mümkün görünmeyen, adından ‘ah keşke’ iç geçirmeleriyle bahsedilen yabancı” dönemine geçişin, inanılamayacak kadar kısa bir dönemde gerçekleşmesi. bu dönemin olayı ise tamamen plan ve program işi. ne idüğü belirsiz, kafasına göre oyuncu alan bir zihniyet ne zaman yerini ileriyi düşünen, futbolun sistem işi olduğunu bilen kişilere bıraktı, o zaman ufku açıldı galatasaray’ın. avrupa’daki uç örnekler, chelsea ya da manchester city gibi bir “nereden nereye” hikayesi değil bu üstelik. oradaki mevzu, bir kodamanın isim kurtarma amacıyla çat kapı ortaya çıkması ve takımı geçici bir rüya alemine sürüklemesi. oysa ki, bizimkiler hep sonrasını da düşünerek hareket ediyorlar. elimize para geçti, hadi gidip yıldız oyuncu alalım kaygısı yok. bunun en iyi kanıtı, gelen her oyuncunun ve rijkaard’ın istisnasız biçimde, kendilerine anlatılan projelerden bahsetmesi.

neill’ı anlatmaya başlarken verilmesi gereken en önemli detay sanırım, 15 yıldır ingiltere’de oynaması olacaktır. millwall, blackburn, west ham ve en son kısa bir süre everton. bu takımların, özellikle de blackburn’un önemli bir parçasıydı neill. sahadaki yerini tanımlamak gerekirse, genel olarak kariyerine bakarak stoper bek sonucunu çıkartabiliriz. işin savunma yönünü ziyadesiyle becerirken, aynı zamanda hücuma çıkıp etkili olan bir stoper bek. ondan, popescu kadar başarılı top tekniği bekleyemeyiz, sabri gibi hızlı olmasını beklemek de saçmalık olacaktır. fakat, savunmadaki uyum eksikliği konusunda takıma yardımcı olacağından şüphem yok. tecrübeyi kastediyorum. üst seviyede senelerce görev yapmış bir savunmacı, mutlaka kazanımlarını aktaracaktır diğerlerine de. tekrarlıyayım, çok daha ötede şeyler ummuyorum neill’den. sağlam savunma yapsın, kewell gibi beyefendiliğiyle gençlere etkisi olsun yeter. lazım bir adamdı velhasıl-ı kelam.

gelelim jo alves de assis silva’ya. rusya’da, cska moskova formasıyla, daniel carvalho ve mavi kafa wagner love ile beraber tanımıştım onu. moskova temsilcisine sempati duymamın sebebi 3 adamdan birisiydi, bonus kafalı. takımın en hızlısı, penaltı atanı, ara ara frikikten gol atanı, bitiricisi; kısacası çok önemli bir parçasıydı. milli takımda da şans verildi jo’ya. hatırlatalım, oynama şansı bulduğu milli takım brezilya. 87 doğumlu bir oyuncu olarak, herkesin yakalayamadığı bir başarıyı çok genç yaşta yakaladı. ilk milli maçı da ilginçtir, türkiye’ye karşı. cska moskova’da gösterdiği performansın onu avrupada daha ön planda bir takıma taşıyacağı kaçınılmazdı, nitekim öyle de oldu. manchester city, 18 milyon pound’a jo’yu kadrosuna kattı. mark hughes’la, aynı elano gibi sorun yaşaması, kiralık olarak everon’a yollanmasına neden oldu milyonluk adamın. geçen yılı goodison park’ta tamamladı. bu yılı da, türkiye’ ye gelene dek, orada geçirdi.

cska’da hayran hayran izlediğim bu ince adamı, hiç düşünmemiştim tuttuğum takım formasıyla. istatistiğe itibar eden de var, etmeyen de. ben vereyim istatistiği, gerisi size kalmış: corinthias 54 maç 23 gol, cska moskova: 78 maç 44 gol, m.city 9 maç 1 gol, everton 22 maç 7 gol. izlemişsindir; sonrası futbol zevkine kalmış, beğenirsin beğenmezsin. fakat istatistik bilgilerini açıp, hiç maçını izlememişken, “ingilterede şu kadar maçta şu kadar gol atmış, beğenmedim ben bunu, bu da kim böyle?” seviyesizliğinde yorum yaparsan, ciddiye alınmazsın pek.

jo transferinin tek kafa karıştırıcı yanı, avrupa ligi’nde oynatılamayacak olması. yalnızca lig’de faydalanılabilecek bir oyuncu. buradan çıkarılabilecek sonuçlar; gelecek yıl aslantepe’de mutlaka şampiyonlar ligi maçları oynamak istiyor yönetim. ayrıca, başka bir forvet transferi daha görürsek şaşırmayalım.

elano galatasaray’da

30 Temmuz 2009, Perşembe

elano blumer

gece üç buçukta da transfer açıklanırmış .) çok güzel oldu bu..

kolo toure

29 Temmuz 2009, Çarşamba

kolo toure

hücum  hattının en etkili isimi adebayor’dan sonra, defansın can damarı kolo toure’yi de manchester city’e sattı arsenal. rakibine en değerli oyuncularından ikisini satarak, ligdeki hala devam ettiğini iddia ettiğim iddialarını en alta çektiler böylece. hiç anlamış değilim bu ayakta kalması için parlattığı oyuncuyu büyük takımlara pazarlamaya çalışan anadolu kulübü tavrını. koca arsenal, arapların maddi gücüne yeniliyor olmamalı. wenger bu oyuncuların yerini doldurabileceğini, toure’yi aldıklarının oldukça fazlasına sattıklarını düşünüyor herhalde. belki de haklıdır. fakat oluşan imaj pek arsenal’in yararına değil. manu’nun ronaldo’yu real madrid’e satması örneğini verenler olabilir. bu transferlerle ronaldo transferinin birbiriyle benzeştiğini düşünmüyorum. ronaldo’yu fahiş bir fiyata, ingiltere dışından bir takıma, mecbur kalmış gibi gözükse de -bence- isteyerek sattı manu. arsenal de böyle gelişmedi olaylar. bu açıdan bir prestij kaybı yaşayacaklarını söyleyebilirim. yine de arsene wenger o takımın başındayken, dediklerimizin hepsini yutma ihtimalimiz de yok değil.

city’nin forvet bolluğu yaşayan kadro yapısını ve transfer politikasını eleştirmiştim adebayor’u kadrolarına kattıklarında. kolo toure dönüm noktası olabilir işlerin değişmesi adına. bojinov’u parma’ya kiralayıp forvet fazlalığını eşitlemeye çalıştılar. benjani de gidecek gibi gözüküyor. defans toure’nin gelişiyle hizaya girdi sayılır. geriye kesinlikle alternatifini artırmalarını düşündüğüm orta saha kalıyor. sakın fabregası da almasın, araplar. şaka bi’ yana, ortaya alternatif bir oyuncu ekleyebilirlerse, zamanla ciddi manada iyi bir takım haline gelebilirler. kolo toure transferi, takımı 1-2 gömlek yukarı çekecek bir hamle. hughes’un işine, ulvi spor basınımızın futbol dehası bir yazarı edasıyla karışmak isterim. bak mark, gel sen 11′ini given-bridge-toure-kompany-richards-barry-ireland-elano-tevez-adebayor-robinho şeklinde kur, başarıya ulaş.)

adebayor manchester city’de

18 Temmuz 2009, Cumartesi

adebayor

beklendiği gibi manchester city’ye imzayı attı adebayor. bir iki gün önce kulüplerin anlaştığı açıklanmıştı, şu andan itibaren de resmen city’nin topçusu.  togo’lu golcüyü londra semalarından manchester’a transfer etmenin arap patronlara faturası 30 milyon euro. onlara dokunmayacak tabi bu rakam. tevez’e, santa cruz’a hatta geçen yıl robinho’ya gereğinden fazla para döktüler. abramovic chelsea’yi aldığında böyle saçma bir politika izlememişti, daha akıllıca hareket etmişti. bu akıllı transfer politikası başarıya ulaştırmıştı mavileri. arapların city’si ise paramız var, herkese salça oluruz, alamasakta piyasayı alt üst ederiz şeklinde yapıyorlar yorumlarını. nereye gittiği belli değil takımın, mark hughes bile fayda etmeyecek sanırım bu adamlara.

adebayor’un gelmesiyle çok net bir biçimde forvet yoğunluğu oluştu city’de. yemeyip, içmeyip hücuma adam alıyorlar, anlamak mümkün değil tabi bu durumu. benjani-bellamy-santa cruz-tevez-bojinov-caicedo-robinho ve son olarak adebayor. üç üst düzey takıma dağıtsak bu oyuncuları, bayram eder hocalar vallahi. o derece bir forvet hattı var hughes’un elinde. yalnız bu kadar çok seçenek işlerin iyi gideceği anlamına gelmiyor, kenarda oturması gereken adamlar illa ki pürüz yapacaktır. ideal kadroda şu saydığım forvet oyuncularından robinho, tevez ve adebayor yer alacaktır. bu da demek oluyor ki santa cruz, bojinov, bellamy gibi oyuncular yedek kulübesinde oturacak. bi’ ihtimal elden de çıkarılabilirler. hücum hattı abartılı biçimde geniş olan bu takımın savunmasında yer alan oyunculara bakalım bir de; dunne-micah richards-onuoha-ben haim-bridge. e oldu mu şimdi? sen ligin 4 büyük takımının 2 forvetini transfer et -ki birisi takımının en önemli oyuncusu belki de- sonra tutup bu savunma rotasyonuna ekleme yapma. bu denklemin bir mantığı olmadığından, bir savunma oyuncusu transfer edebileceklerini varsayıyorum ben. orta sahaya yaptıkları barry takviyesini es geçmeyelim, en doğru transferiydi bu yıl manchester city’nin. ireland ile beraber güçlü bir orta alan ikilisi kuracaktır, eski villa kaptanı. buradan yırtabilir belki city’nin transfer rotası.

ilk 11 oyuncusu adebayor’u rakiplerinden birisine satan arsenal’in, bu transferi maddi zorunluluklar doğrultusunda mı yoksa tamamen taktiksel bir hamle olarak mı yaptığını anlamadım ben. kabul, geçen yıl oldukça yükselen beklentileri karşılayamadı, takımın ligde geride kalmasında payı var elbette fakat oyuncuyu elden çıkarmak için daha geçerli sebepleri olmalı wenger’in. hem rakiplerinden birisi oldukça güçlendi bu transferle, hem de arsenal hücum hattında büyük bir boşluk oluştu. iki yılda 50′ye yakın gol atan adebayor’un yerine bir ekleme yapılmalı muhakkak. bordeux’un golcüsü chamakh’ın ismi geçiyor bu bölge için, gerçekleşirse gayet güzel olur. nicklas bendtner alternatifinden çok daha iyi bir seçenek. orta sahaya da bir oyuncu arıyor wenger, şu meşhur özelliklere sahip bir oyuncu. oyunun iki yönünü de oynayabilen, oyun kurabilirken aynı zamanda koşup pres yapabilme özelliği de bulunan oyunculardan. bu iki bölgeye gerekli eklemeleri yapması halinde arsenal adebayor kaybına rağmen ilk sıraların en büyük adayları arasında yer almaya devam edecektir.

ibrahimovic barca’ya, eto’o inter’e

18 Temmuz 2009, Cumartesi

ibrahimovic & etoo

iki takım anlaştı, ibrahimovic barcelona’ya 40 milyon+eto’o+hleb(kiralık) karşılığında transfer olmak üzere. şu anda oyuncuların yeni takımlarıyla alacakları para konusunda el sıkışması bekleniyor. fikrimce ronaldo’nun real madrid’e geçişi kadar değerli olan bu transfer, önümüzdeki yıl için la liga’yı en büyük rekabetin yaşanacağı lig yapacaktır. seri a ve pirömyer lig önemli oyuncularını kaptırıp yara alırken, oyuncuları kapan ve ilgiyi üzerine çeken ülke ispanya oldu. real madrid’in başlattığı bomba transfer halkasına bir yenisini de laporta eklemiş oldu böylece.

transferin getireceği artılar hiç şüphesiz gücüne güç katacaktır barcelona’nın. en başta, messi-ibra-henry gibi ölümcül bir hücum hattı oluşturdular. ezeli rakiplerinin kurduğu kaka-ronaldo-benzema üçlüsüne karşı gelebilecek en kuvvetli ekiptir bu. ibrahimovic’in messi ve henry’nin yanına gelerek voltran oluşturması dışında en büyük katkısı real’in transferlerine misilleme olmasıdır zaten, pek fazlası değil. çünkü yerine geldiği adam barcelona’nın en golcü adamı. ilk sezonunda ondan fazla gol atıp, daha efektif oynamasını beklemiyorum ben. transferin barca açısından dezavantajı da bu olsa gerek. hücum hattında direk oynayan, en çok gol atan oyuncusunu kaybetmek. tüm artı ve eksileri değerlendirirsek, daha iyisi asla olmayacak bir takımdı barcelona, ibrahimovic de değiştiremeyecektir bu gerçeği. fakat guardiola, eto’o ile bu başarıyı sürdüremeyeceklerini öngörmüş olsa gerek, ibrahimovic’i, üzerine para koyarak transfer ediyorlar. ben optimist yaklaşıp, eto’o gitti fakat daha iyisi geldi demek istiyorum. düzenin bozulacağını, orta saha-ibrahimovic uyumunun belli bir süre zorlukla gerçekleşeceğini düşünsem de.

bu hamle sonrasında keirrison’u kadrosuna katmaz herhalde katalanlar. genç ve rotasyona kolaylıkla dahil olabilecek bir oyuncu da olsa 15-20 milyon euro civarında bir bonservis bedeli var. ibra kadabra’yı bu denli yüksek bir meblağ karşılığında aldıktan sonra genç bir futbolcuya 15 milyon vermeyebilirler. ha, verirlerse ne ala, şahane olur.

hoşgeldin popito

14 Temmuz 2009, Salı

frank rijkaard hakkında ne düşünüyor kendisi?

her şeyden önce çok iyi bir antrenör. onu barcelona’da gördük. oyuncularıyla iletişimi çok iyi olan bir hoca. bunun da örneklerini defalarca izledik. ben gelmeden önce kendisiyle uzun uzun konuştum. çok şey paylaştık. bana anlattıkları çok hoşuma gitti ve bana anlattıkları bana güvendiğini gösterdi. ve sistemi için de bana da ihtiyacı olacağından bahsetti. ancak bilinmesi gerekir ki, onun bana olacak olan ihtiyacından çok benim ona ihtiyacım var. herşeyden önce bu bilinmeli. benim frank rijkaard’a kendisinin bana olduğundan çok daha fazla ihtiyacım var. ve ben iyi bir şekilde onun söylediklerini yerine getirebilirsem öyle zannediyorum ki bu aynı zamanda benim yeniden çıkışa geçmem hatta bir patlama yapmam için önemli bir fırsat olacak. kendisi benim oyuncuyken de çok takdir ettiğim oyunculardan biriydi .şimdi kendisiyle çalışacak olmam bana çok büyük bir mutluluk veriyor. kendisi hakkında söylenebilecek hiçbir şey yok aslında. herkesin tanıdığı ve takdir ettiği büyük bir antrenör.

bu röportajın tamamını resmi siteden okuyabilir ve izleyebilirsiniz.

abdul kader keita!

02 Temmuz 2009, Perşembe

haldun üstünel iş başında olduğundan, rahattım transfer konusunda. az biraz beklemiş olsakta, haldun üstünel’in karnesine mutlu sonla biten bir hikaye daha yazılması sevindirici bir durum. yalan haberde sınır tanımayan basını, keita ile aynı takımda oynayan govou haberleriyle oyalaması, ayrı bi’ güzellik katıyor olaya. bu denli iş bitirici bir yönetici, en az komple bir forvet kadar gerekli her takıma.

keita’yı transfer ederek, rijkaard’ın 4-3-3 sistemine uygun bir politika izlediğini açıkça belli etti yönetim. aynı şekilde lincoln paşa’nın da gidici olduğu, en azından takımda yeri olmadığı tescillendi bu transferle. hollandalı’nın uygulayacağı sistemin ileri ucunda, sağ tarafta kullanılacaktır keita. sol kenar kewell’a emanet edilirse de, arda orta üçlünün bir parçası olacaktır. lincoln’ün bu şartlarda oynaması söz konusu değil. kağıt üstünde oldukça güçlü duran bu kadroya yapılacak bir defans takviyesi, bir kademe daha atlatacaktır galatasaray’a. haldun üstünel’in  ingiltere’ye bir transferi daha bitirmeye gittiğini düşününce, bu ihtimalin de güçlendiğini söyleyebiliriz.

fil dişi sahilleri hayranı olan bir futbolsever olarak rahatlıkla söyleyebilirim; keita, her zaman takımımda görmek istediğim, seyir zevkini artıran, takıma hızıyla ve asistleriyle değer katan bir oyuncu. bazıları beklentilerin altında bir transfer olduğunu ima eden kelimeler kullansa da, sonunda görülecektir ki keita değil galatasaray’ın, türkiye’nin en başarılı transferlerinden biridir. tekrar teşekkürler haldun üstünel.

abdul kader keita

avrupa’dan transfer notları

01 Temmuz 2009, Çarşamba

real madrid’in bodoslama girerek sarstığı transfer piyasası kısa bir durgunluğun ardından yeniden hareketleniyor. uzun bir süredir david villa, ibrahimovic, pirlo, aguero, tevez, dzeko gibi oyuncuların takım değiştirip değiştirmeyeceği konuşuluyordu. bu isimlerden kesinleşen bir transfer olmasa da en az onlar kadar önemli bulduğum hamleler yaptı bazı kulüpler.

ronaldo’yu real madrid’e yollayan-bana kalırsa kazıklayan- manchester united, wigan’ın ekvador’lusu antonio valencia’yı kadrosuna kattı. iyi transfer. hatta süper transfer. 2006 dünya kupasında tanımıştım bu adamı, o gün bu gündür ilgiyle takip ediyorum. sağ kanatta, ribery akıcılığında ve arda tekniğinde bir topçu valencia. ilk avrupa macerası villareal’deydi, daha sonra recreativo-kiralık- ve wigan’da oynadı. dünya kupasında beklenen çıkışı yapmıştı aslında fakat manchester gibi büyük bir takıma gitmesi, wigan’da geçen 3 yıldan sonra gerçekleşti. henüz 23 yaşında ve ronaldo’nun boşalttığı manchester sağ kanadını tam olarak doldurabilecek meziyette bir futbolcu. nokta transfer yaptı bence sir alex. en az 40-50′ye satar valencia’yı da ileride, demedi demeyin. tebrik ediyorum kendisini buradan.

bir nokta transfer haberi de barcelona’dan gelmek üzere. palmeiras’ın genç golcüsü keirrison barça’ya imzayı attı, atacak. belli bir süredir gündem de olan bir futbolcu o da. hiç durmadan avrupa’ya futbolcu ihraç eden brezilya’nın yeni harikası olarak gösteriliyor. türkiye’de herkes fm sayesinde aşina ismine lakin benim aşinalığım cm 01-02′den. evet, 01-02 oynuyorum ben hala. günümüzün kadrolarıyla da olsa, bu efsaneyi yaşatıyorum kendimce. geniş brezilya pazarına da ismen hakim oluyorum böylece.) şaka bi’ yana, keirrison bir sezonda 70 gol atınca dikkatimi çekmişti ve ben de araştırmıştım; kimdir, nedir diye. en az oyundaki kadar başarılı bir golcü olduğunu anladım böylece. menajerlik oyunlarının ipiyle kuyuya inilmez, bu kaideyi bilirim. ancak, barcelona da aynı fikirdeyse, bu çocukta iş vardır diyorum. umarım ispanya’ya geçer ve barcelona kadrosunda kendisini gösterebilecek kadar süre bulur. ben de sevinirim, bu adamı ben keşfettim diye .)

manu ve barca iki genci kadrosuna katarken, diğer takımlar da boş durmadı. liverpool glen johnson’u, werder bremen marko marin’i, sporting lizbon matias fernandez’i, valencia jeremy mathieu’yu, servet transferini bir türlü sonuçlandırmayarak galatasaray’lıları sinir hastası eden marsilya lucho gonzalez’i kattı kadrosuna. benim gözüme takılan güzel transfer hamleleri bunlar. gözden kaçanlar vardır mutlaka. türkiye’de de oluyor elbette bir şeyler. babel’ler, owen’lar, poulsen’ler havada uçuşuyor. ne diyelim, sonunda hüsran yaşamayalım da, ne olursa olsun artık. güzel bir haberle bitirelim yazıyı. vassel’i türkiyeye getirdi ankaragücü. ki maniche’yi de alacakları söyleniyor. tebrikler ankara yönetimine.

ps. yazıyı yazdığım tarih 01.07.2009, saat 05.20. süperalfa gelemedi henüz. günün ilerleyen saatlerinde gelmesini, daha fazla bekletmemesini rica ediyorum kendisinden. çok uzun süredir bekliyoruz biz seni alfa, ayıp oluyor artık.

gökhan zan

22 Haziran 2009, Pazartesi

servet’in beklenen marsilya transferi ve gökhan’ın beşiktaş’la sözleşme yenilememiş olması bu transferin gerçekleşeceği yönünde bir hisse kapılamam neden olmuştu. çok şaşırdım diyemeyeceğim. yönetimin bonservissiz oyuncu alma geleneği devam etti böylece. bu stratejiyi yadırgamamak gerek aslında. aziz yıldırım sağolsun, anadolu kulüpleri kapıyı 3-4 milyondan açıyorlar artık. e bütçe de fazla olmayınca, bu tarz hamleler doğal oluyor. herkes servet’le kıyaslayacaktır gökhan’ı. ben bu kıyası yapmak istemiyorum. bir yabancı stoper alınacağını varsayıp, gökhan’ın başarılı bir transfer olduğuna inanıyorum. burada kritik nokta, yabancı bir savunma oyuncusu alınması. yoksa servet’i sattık, yerine gökhan zan’ı aldık, ikisi de milli takımda oynuyor, ne fark eder gibi bir düşünceyle alındıysa yanlış bir tercih olma ihtimali de var. milli takımda as oynayan ve kaptanlığını yaptığı beşiktaş’la şampiyonluk yaşayan gökhan, rotasyonda iyi bir parça olur diyorum ben, fazlasını beklemiyorum. servet’in yaptığı çıkışı beklemek biraz hayalcilik olacaktır. sivasspor’da oyununu çok yukarılara taşıyıp, galatasaray’a geçmiş bir servet’ten bahsediyoruz. gökhan’ın böyle bir çıkış yakaladığınıı söylemek güç. ligin sonlarında takımıyla beraber başarılı bir grafik yakalamıştı, bunu inkar edemeyiz fakat servet’le karşılaştırmak bana saçma geliyor ne olursa olsun. biraz olumsuz bir tablo çizmiş gibi gözüksem de servet’in yaptığını gökhan’ın da yapmasını umut ediyor, herkesi ters köşeye yatırıp galatasaray’ın avrupaya yolladığı oyunculardan birisi olmasını diliyorum. hem gökhan için hem de galatasaray için hayırlı olsun diyelim. darısı babel’lerin, deco’ların başına.)