‘premier league’ olarak etiketlenmiş yazılar

ada’da son transferler

03 Eylül 2010, Cuma

rafael van der vaart

biraz geç oldu transfer yazıp çizmek için fakat, ingiliz takımlarının yaptıkları son dakika hamlelerini atlamak istemem. şeyh’in takımı manchester city dışında abartan pek olmadı bu yaz. ligin baba takımları dahi orta karar takviyeler yaptılar. ekonomik şartların tüm dünya’da olduğu gibi ingiltere’de de olumsuz seyrettiği gerçek olsa da, bütün bu durgunluğun sırf maddiyatla alakalı olduğunu düşünmüyorum. takımlar biraz da kadrolarını koruma yoluna gittiler. eldekini satıp, daha iyisine yüksek ücret ödemektense, beklemeyi tercih ettiler. aynı zamanda kadro istikrarı adına da her yıl radikal kararlar almak ne kadar sağlıklı olur, bunun da bilincinde gözüküyor kulüpler.. bizde yaparlar bu işi sık sık. her yıl ‘kadroda köklü değişiklik’ kapsamında 15 oyuncu alıp, 10 oyuncuyu elden çıkartan takımlar vardır. başarısızlıkta da ilk kaçış yolu; ‘zaman gerekiyordu, uyumu yakalayamadık’ olur..

premier league’de transferin son demleri nispeten heyecanlı geçti. geçtiğimiz hafta içi young boys’u eleyip, uefa şampiyonlar ligi’nde gruplara kalan londra temsilcisi tottenham, wigan maçının kederinden midir bilinmez, real madrid’in yol verdiği van der vaart ile anlaştı. ispanya’da, mourinho’nun orta sahaya yaptığı yeni yüzler operasyonu hasebiyle şans bulamayacağı belli olan hololanda’lı, 11 milyon avro’ya geldi ada’ya.. tottenham için nokta atışı. böyle bir oyuncuya ihtiyaçları vardı. uluslararası düzeyde tecrübesi var. almanya, ispanya gibi liglerde oynamış. kapanan oyunu açabilecek kadar teknik bir adam. duran toplarda da etkili. hücum gücünü artıracaktır kesin..

yaz boyunca dünya kupası’ndaki uruguay maçında kaçırdığı penaltı ve bir de fenerbahçe ile adı anıldı gana’lı gyan’ın. sonuç; fener daha verimli olabilecek niang’ı transfer etti. gyan ise ada’ya geldi. sunderland forması giyecek. bonservisi 13 milyon. bu rakam kulüp için bir kekor olmuş.. takım için de topçu için de güzel anlaşma neticede. bent ile iyi bir ikili olurlar. ada futboluna uyumu çabuk sağlayacaktır. dünya kupası performansıyla transfer yapan oyunculardan oldu o da.

arsenal’de, wenger’in fransız topçu fetişi devam ediyor. bu yıl aldıkları oyuncuların tamamı ya fransa ligi’nden ya da fransa vatandaşı.. son olarak sevilla’dan sebastian squllaci geldi. bonservisi 6 milyon kadar. 30 yaşında, deneyimli bir oyuncu. geçen yıl, çok başarılı maçlar çıkarttı ispanya’da. milli formayı da çok kez giymişliği vardır.. öyle, savunmadan lucas neill gibi pas çıkartıp, oyuna katkı verecek bir adam değil. biraz yavaş olduğunu da söyleyebiliriz. fakat, tecrübe, savunma sezgisi ve hava hakimiyeti gibi savunma oyuncusunda olmazsa olmaz özelliklerin tamamı var squ’da. müdafaya muhakkak takviye gerekiyordu. iyi oldu bu transfer.. yalnız, arsenal’in bu yaz aldığı adamlar, isimlerinin telaffuzu ve özellikle yazılışı bakımından rakipsizler. chamakh, koscielny, squillaci…

liverpool da mascherano’nun gidişini, portekiz’li raul meireles ile telafi etti. tabi, masch onlar adına çok değerli bir oyuncuydu. raul’un gelip, onun kadar katkı vermesi şu an çok zor. fakat, her zaman aynı oyun ritmiyle oynayabilen bir oyuncu. çok büyük işler yapmaz. fakat, hep kendi maksimum futbolunu oynar. liverpool’a da bu tarz bir adam gerekiyordu.. bir de sol tarafa paul konchesky’i aldılar. bildiğiniz gibi, insua türkiye’ye gelince, orada da bir boşuk olmuştu. fulham’dan geldi. sağlam adamdır o da..

2’si bir arada; misi & insua …

01 Eylül 2010, Çarşamba

misimovic & insua

transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..

daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..

ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..

nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3′lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..

ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…

hafta sonu’nda avrupa futbolu

30 Ağustos 2010, Pazartesi

barcelona

ilginç bir futbol oynanır bundesliga’da. önceden kestirilemeyen bir yanı vardır. bu nedenle de benim ilgimi fazlasıyla çeker. cumartesi, öğleden sonra oturup da bir werder bremen – leverkusen maçı izlemek, çok keyifli gelir mesela bana. eminim, bir çok kişi de burada oynanan güzel futboldan memnundur.. bu hafta da enfes maçlara sahne olan bir bundesliga vardı karşımızda. gene bol gollü, bol taraftarlı ve bol sürprizli idi alman’lar.

en büyük sürpriz ile başlayalım. wolfsburg.. hafta içinde diego’yu kadrolarına dahil ettiler. büyük bir olay tabi bu. geniş yankı buldu avrupa futbol camiasında. o diego, bu haftanın sonunda, geldi maça çıktı. gol de attı ilk maçında. dzeko gene her zamanki gibiydi. o da salladı 2 tane. ve ilk yarı bitmeden bir anda 3-0′ı yakaladılar volkswagen arena’da. ortak görüş; ilk hafta bayern’e son anda mağlup olan wolfsburg’un diego takviyesiyle birlikte güçlendiği ve çıkışa geçmeye hazırlandığıydı. sonra, ilk yarı bitmeden rakip mainz bir gol buldu. gene de, wolfsburg’dan kimse şüphe duymamıştır. fakat öyle bir 2. yarı oynandı ki volkswagen arena’da, eminim bundesliga efsane maçlar arasına zirveden giriş yapacaktır. 3-0 öne geçtiği maçta, rakibi mainz’a amiyane tabirle çatır çatır yenildi wolfsburg. ilk 2 haftada iki epik yenilgi. üzgünüm onlar adına..

bir diğer ömer üründül tabiriyle ‘enteresan’ maç, bay arena’daki leverkusen-monchengladbach’tı.. heynckes’in leverkusun’i kuşku yok ki maçtan önce favori olan taraftı. maçın sonunda ise, muhtemelen bugünü hayatlarından çıkartmak için çok şey verebilecek hale geldiler. evlerinde 6 yediler monchengladbach’tan-bu nasıl zor bir takım adıysa artık..- onlar adına da, aynı wolfsburg gibi güzel başlayıp, hüsranla biten bir hafta yaşandı diyebiliriz. bu 3-6′lık skor, maçın bundesliga’da haftanın  en gollü maçı olmasına neden oldu. bu arada, eren derdiyok maçta 1 gol kaydetti..

beklenen la liga’da ilk maçlar bu hafta oynandı. barça, racing santander deplasmanında 3-0′la galip geldi. goller; messi, iniesta ve yeni transfer villa’dan. guardiola’nın takımı kaldığı yerden devam ediyor. mourinho ve madrid’in onları durdurmak adına uzun bir yoldan geçmeleri gerekiyor. onlar da mallorca deplasmanındaydı ve golsüz beraberlikle döndüler. mesut oyuna sonradan dahil oldu.. topal’lı valencia ise malaga’ya 3 tane attı. mehmet, yedekler arasında yer alsa da, forma şansı bulamadı. umuyorum, çok çalışır ve ilk 11′de daimi bir oyuncu olur.. sevdiğim takım, güzel adamların topluluğu sevilla da deplasmandaydı. 4-1 kazandılar levante karşısında. konko’nun 2 golü var..

ingiliz’ler de 3. haftayı geride bıraktılar. chelsea ağırlığını koymaya devam ediyor. şu an en formda adamları malouda. gene gol attı fransız. drogba’nın penaltıdan attığı golle de 2-0 galip geldiler stoke city önünde. stoke da paraşütsüz gidici gibi ama bakalım.. manu da evinde oynadı bu hafta. onlar da net bir galibiyet aldılar. west ham’ı üçlediler.. arsenal blackburn deplasmanında 2-1 kazandı. son dönemin en formda topçularından walcott gene attı. oldukça güzeldi hem de golü.. tottenham beni çok şaşırtan maçta, evinde wigan’a yenildi. ilginçtir, wigan ilk 2 hafta evinde oynamıştı. 2’sinde de yenilmişlerlerdi. toplam, 10 gol yiyip hiç gol atamamışlardı. gidip, white hart lane’de tottenham’ı yendiler. futbol enteresan…

ibrahimovic

seri a da bu hafta başladı. ibrahimovic gazını alan milan, evinde lecce’ye 4 tane attı. pato 2 gol. ibrahim ile beraber, ligi sırtlayabilirler bu yıl, dikkat etmek gerek.. juve kahrın, kederin takımı olmaya devam. deplasmanda bari’ye boyun eğdiler. yalnız krasic’le olmaz elbet.. roma’mız evinde cesena’yı yenemedi; 0-0. maçı izleyemedim ama hiç beklenmiyordu bu sonuç üzücü tabi.. inter bu akşam oynuyor. bologna deplasmanında açacaklar sezonu. hafta arasında atletico madrid’e süper kupa’yı kaybetmişlerdi onlar da. benitez güzel başlayamadı, bu akşam bir sürpriz olur mu acaba?..

fransa’da gourcuff ve lyon konuşuldu sık sık. gidip lorient’e yenildiler. tek, haftayı mağlup kapatan büyük onlar değildi. psg de sochaux’a yenildi. bordeaux, evinde marsilya ile berabere kaldı. tigana’nın takımı, gene son dakikada buldu golü.. marsilya, niang sonrası toparlayabilir mi? kuşkularım yok değil.. kabze’li montpellier ile kalbimiz. bu hafta valenciennes’i yendiler deplasmanda. yürüyün be çocuklar, bu defa siz alacaksınız kupayı.. hollanda’da, suarez onu göndermeyen ajax’ı sevindirmeye devam ediyor. gene hat-trick yaptı. twente ve feyenoord 4-0′lık galibiyetler aldılar. ilginç, twente’nin yendiği utrecht, hafta içi, celtic’i 4-0 ile geçip, avrupa ligi’nde gruplara kalmıştı. evet, van wolfswinkel güzel topçu.. rusya’da, cska moskova’lı doumbia da gollere devam ediyor. onla beraber adamım dzagoev de yazdı bu hafta bir tane. bu çocuklar için takip edilir bu cska moskova..

cumartesi futbolu #2

28 Ağustos 2010, Cumartesi

mourinho-guardiola

hafta sonu futbol günlüğüne baktığımız zaman, geçtiğimiz haftalardan daha kapsamlı bir program görüyoruz. çünkü, sonunda seria ve la liga da start alıyor. uzun bir süredir beklenen barça-mourinho pardon barça real madrid kapışması resmen başlamış olacak böylece. dün süper kupa’yı kazanan atletico madrid, şampiyonlar ligi ön elemesinde braga’ya elenen sevilla ve topal’lı valencia da muhtemelen 3.lük için kozlarını paylaşacaklar.. seri a bugün başlarken, ümidimiz bir takımın çıkıp, inter hegemonyasına son vermesi yönünde. seri a’da rengim bellidir. totti ve roma. fakat milan ya da juve dur derse inter’e, kabullenmesini de bilirim..

ingiltere, italya, ispanya, almanya ve fransa liglerinin tamamından ilk kez maçlar izleyeceğimiz bu hafta, klasik olarak bir premier league maçıyla başlayacak. cumartesi programı şöyle;

14.45 blackburn – arsenal /spormax

16.30 schalke – hannover /trt3

17.00 chelsea – stoke city /spormax

19.30 manchester united – west ham /spormax

20.00 istanbul belediye – kasımpaşa /digi kanal

21.00 malaga – valencia /ntvspor

21.00 sivasspor – bursaspor / lig tv

22.00 bucaspor – gençlerbirliği / digi kanal

22.00 caen – brest / kanal a

-

18. 00 udinese – genoa ve 20.45 roma – cesena maçları var seria’da. fakat türkiye’de henüz bir kanal, seri a’nın yayın haklarını almış değil. geçtiğimiz yıl ntvspor yayınlıyordu, umarım alırlar gene yayın haklarını..

ada’da yeni trend: gareth bale

25 Ağustos 2010, Çarşamba

gareth bale

white hart lane’in umudu, ingiliz’lerin, galli olduğu için adeta kıskandığı 89′lu çoçuk. gareth bale. ada futbolunun bana göre son yıllarda yetiştirdiği en komple futbolculardan. çok erken bir giriş yaptı profesyonel futbola gareth. southampton ve galler formalarını sırtına geçirdiğinde, yalnızca 17 yaşındaydı. ki, o dönem içerisinde southampton theo walcott’u da piyasaya sürmüştü ve walcott çok daha meşhur bir oyuncuydu bale’e kıyasla. sonrasında walcott arsenal’e geçti, büyük bir transfer haberiyle. bale’in adı da sık sık yer aldı ada spor basınında. oraya gidiyor, buraya gidiyor derken, sanırım 2007 yazıydı, tottenham’a imzayı attı genç adam. transferin bedeli de 10 milyon sterlindi.

londra ekibine geçtiğinde, hemen herkes oldukça potansiyelli bir sol bek bekliyordu. bu minvalde de şekillendi açıkçası bale’in oyunu. tam olarak başarılı sonuçlar çıkaran bir tottenham izleyemesek de, bale o kadro içerisinde dahi kumaşını belli eder bir futbol oynuyordu. sevilla ile avrupa’da büyük başarılar kazanan juande ramos takımın başındaydı ve açıkçası hiç de iyi gitmiyorlardı. takım bir tülü bekleneni veremiyor ve bir çok oyuncu yeteneklerinin çok altında performanslar sergiliyordu. bu kargaşa futbolunun hakim olduğu takıma, el atılması bir sezon sonrasına, 2008′e tekabül ediyor.

tottenham’ın başına harry redknapp geçirildi. deneyimli hoca, takıma oldukça olumlu bir hava katmasının yanı sıra, bale gibi, beklentinin yüksek olduğu oyunculara da katkı da bulundu. yine de, ilginç şekilde bale’in sol bekte yer aldığı hiç bir maçta spurs galibiyet alamadı. redknapp, kamerun’lu assou ekotto’yu  sol arkaya, bale’i ise onun hemen önüne yerleştirdiğinde ise, bence, bale’in asıl çıkışı başladı. bu mevkide, çok daha efektif oynamaya başladı. sürati ve etkili ortalarıyla ön plana çıktı. deyim yerindeyse sol kulvarı, koridor gibi kullanan oyuncular arasına katıldı. duran toplardaki başarı oranı da etkileyicidir bu arada. ve bu sezona da enfes bir başlangıç yaptı bale. şu an hem coşuyor hem coşturuyor. adı onlarca transfer haberinde geçse de spurs’ün hemen elden çıkaracağını hiç sanmıyorum. böyle bir şey düşünseler de, kallavi bir fiyat çekeceklerdir alıcılara..

bir not da, galler futbolu hakkında düşmek gerekli galiba. giggs, bellamy ve savage gibi oyuncularla premier lig’de temsil edilmelerinin dışında, ulusal takım bazında pek de ciddi başarıları yok son zamanlarda. milli takımın başında toschak ile bir gençleştirmeye gittiler. ramsey, bale, chris gunter gibi genç oyuncular şans buluyor. ümit ediyorum ve inanıyorum ki, galler ulusal takımı bu oyuncularıyla, ilerleyen turnuvalarda adından söz ettirecektir. yazalım şöyle bir kenara…

haftasonu futbol

23 Ağustos 2010, Pazartesi

arsenal - blackpool

premier league’in engellenemezcesine türkiye süper lig’leşmesi devam ediyor. gelen gidene 6 atıyor. üç büyükler ile anadolu kulüplerinin arasında büyük fark var güntekin.. chelsea 6 golle açmıştı, wigan’a da aynı tarifeyi uyguladı. wigan ilk hafta blacpool’dan 4 yemişti. o blackpool da gitti emirates’de arsenal’den 6 yedi. ilk hafta farklı mağlup olan bir diğer ekip de newcastle idi. 3 tane yemişlerdi manu’dan. st. james park’ta aston villa’yı 6′ladı onlar da. evet, hakikaten bi ‘noluo lan’ havası var şu anda pirömiyer lig’de. denge falan kalmamış gözüküyor henüz sezonun başında. chelsea’nin 2 haftada 12 averaj yaptığı bir lig istemiyoruz hocam biz…

işin şakası bir yana bol gollü, bol şaşırtmacalı başladı ingiliz’ler sezona. darısı diğer ligler için diyelim.. başlayan bir başka lig, fransa’da kısır bir hafta geride kaldı. bol bol golsüz eşitliğin bozulmadığı maçlara denk geldik. son şampiyon marsilya defans oyuncuları heinze ve taiwo ile sonuca gitti. mevlüt’ün takımı psg, evinde tigana’nın bordeaux’una son dakikada çarpıldı: 2-1. son dönemlerin kayıp takımı lyon ise evinde brest’i tek golle geçti. yine çok takımın yarışın içerisinde olduğu bir sezon göreceğiz gibi duruyor fransa’da.. hollanda’da gündem, ikinci lig takımı sparta rotterdam’ın almere city’i 12-1 yenmesiydi. ki, voskamp diye bir oyuncu bu maçta tam 8 gol attı. evet, 8 gol. bazı forvet oyuncularının sezonun tümünde atamadığı kadar gol attı herif bir maçta.. onun dışında, eredivisie’de ajax ve twente 3 gollü galibiyetler aldılar. ajax’ın yenisi el hamdaoui 2 tane yazdı. bir tane de suarez.. haftanın en önemli maçında ise psv, alkmaar’ı 3-1 ile geçti.

almanya bundesliga’da açılışı bayern yapmıştı cuma günü. misimovic’in 2. yarısında girerek yönünü değiştirdiği maçı, son dakikada almayı başarmışlardı. ilginç bir sonuç; hoffenheim, geriye düştüğü maçta werder bremen’i 4′ledi. ibisevic ve salihovic de attılar birer tane. gollerin tamamı ilk yarıda geldi.. hamburg sahasında schalke ile oynadı. kazanan 2-1 ile ev sahibi oldu. van nistelrooy iş başındaydı. gollerin ikisi de ona ait.. dortmund, sahasında leverkusen’e tosladı. hiç beklemediğim şekilde 2-0 mağlup oldular… büyük sürpriz olmazsa van gaal’in bayern’i domine eder bu ligi. diğerlerinin bayern karşısında, özellikle dünya kupasındaki almanya kadrosu sonrası, pek şansları yok gibi geliyor bana..

süper lig’de de 2. hafta 2 maç dışında geride kaldı. bursa ve ibb aynı hafta, sami yen ve inönü’den 3′er puan çıkartarak, manşetlerde yer aldılar. iki takım da aynı skorla kazandı. hem bursa hem de ibb son yıllarda büyüklere karşı, çok başarılı maçlar çıkartıyorlar. özellikle de deplasmanlarda. bursa böylelikle, 2 sezonda tüm istanbul deplasmanlarından galip ayrılarak, zor bir iş başarmış oldu.. eskişehir, g.saray’ı ağırlıyacağı haftanın öncesinde mağlup olarak, iyice odaklandı galatasaray mücadelesine. artık iki kat daha zor o deplasman bizim için.. hafta içi avrupa maçları oynayan trabzon ve fenerbahçe ise bu akşam oynuyorlar. son yıllarda avni aker’de çok iyi maçlar çıkardı fener. galip gelirse hiç şaşırmam. fakat trabzon bu ligin en oturmuş takımlarından bir tanesi şenol güneş ile. onlar hakkında da en kısa sürede bir yazı yazmak isterim..

tv’de bugün ne var diye bakarsak;

21.00 trabzonspor – fenerbahçe / lig tv

21.00 kasımpaşa – buca / digi 205

22.00 manchester city – liverpool / spormax

ps. 21.30′da da efes world cup dahilinde, türkiye -arjantin basketbol maçı var, ntv’de…

cumartesi futbolu

21 Ağustos 2010, Cumartesi

liverpool - arsenal

bundesliga’nın da dün akşamki bayern-wolfsburg maçı ile başlamasıyla, avrupa’da futbol iyice kıvama gelmiş durumda. spor toto süper lig ve bank asya 1. lig’de de futbol keyfi başladı. öyleyse, tv’de bugünün programına bir bakalım;

16.30 hoffenheim – werder bremen (trt3)

17.00 arsenal – blackpool (spormax)

19.15 wigan – chelsea (spormax)

21.00 antalyaspor – sivasspor (digi 205)

21.00 beşiktaş – istanbul belediye (lig tv)

21.00 samsunspor – akhisar belediye (trt3)

21.30 barcelona – sevilla (ntvspor)

22.00 auxerre – valenciennes (kanal a)

premier league’de 2. hafta, 6 maçla birden start alıyor, spormax arsenal – blackpool’u seçmiş. güzel de yapmış. arsenal’imizin emirates’de ağırlayacağı ligin yeni takımı blackpool geçen hafta wigan’a deplasmanda 4 tane sallamıştı. ciddi bir sınav olacak bu yönden. wenger kadroyu pek değiştirmeyecektir.. yine premier league’den güzel bir başka maç da tv’de olacak bugün; wigan – chelsea. blackpool’dan 4 yiyen wigan, açılışı wba önünde 6 golle yapan son şampiyonu ağırlıyor. işleri hiç kolay olmayacaktır. hatırlatalım, drogba azmanı sezona 3 golle başladı.. saat 9′daki beşiktaş – ibb maçı daha şimdiden tempolu ve zevkli geçecek gibi gözüküyor. farklı bir havaya bürünen beşiktaş, mutlaka baskı kurmak isteyecektir. fakat, abdullah avcı’nın takımı da ligin son bir kaç yılda, en iyi organize kapanan ve hızlı çıkan ekiplerinden. güzel maç olur.. bu maçı kaçıranlar ya da barcelona fanatikleri için de 9 buçukta ntvspor uygun.. süper kupa’nın rövanş maçında sevilla ile oynayacaklar. ilk maçta ibra’nın golüyle öne geçse de 3 – 1 mağlup ayrılmıştı sahadan barça. çok zevkli bir maç olacağını tahmin etmek güç olmasa gerek.


çok özledik çok!

17 Ağustos 2010, Salı

güzel ülkenin ligi pirömiyer lig de bizle beraber başlayanlardandı. her geçen yıl endüstriyelliğin, amerika’lıların ve futbol mühendislerinin üzerine daha çok çöreklendiği ortamda, avrupanın en keyif veren ligi olarak kalabilmeyi başarması, en büyük, en güzel yanıdır.. hemen her 2 haftada bir dev bir maç izletir bizlere ingiliz’ler. bu defa da kafadan, daha ilk haftada birbirinden çekişmeli maçlarla başladılar işe.

harry redknapp’ın tottenham’ı evinde sezonun flaş tansferlerini gerçekleştiren yeni manchester city’i ağırladı. ligin adına ve kalitesine yakışır bir maç oldu fakat gol gelmedi bir türlü. gol sesi çıkmayan, en zevkli maçlar listesine de giriş yapmış oldular böylece. şaka bir yana, çok önemli yerlere önemli transferler yapan city, özellikle ilk yarıda spurs karşısında çok zor anlar yaşadı. sol önde oynayan adamım gareth bale, süper maç çıkardı. spurs’ün forvet rotasyonu da oldukça dikkat çekici cinsten. aynı durum ziyadesiyle, city’de de mevcut tabi.. onlardaki zenginlik her bölgede görülebiliyor hatta. orta alanda barry-yaya toure-silva-swp-de jong gibi harikulade isimler oynuyor. önde ise tevez, adebayor, balotelli, santa cruz alternatifleri var. mancini aynı inter’de olduğu gibi bonkör bir yönetimin altında çalışıyor manchester’da da.

manchester

zirve takımlarından chelsea’de bir sıkıntı yok, kaldıkları yerden devam ediyorlar. şampiyon noktaladıkları geçtiğimiz yılı, 8-0 ile kapatmışlardı, bu yılı wba karşısında 6-0 ile açtılar. essien geri döndü, drogba, lampard, malouda gibi isimler formlarından hiç bir şey kaybetmemiş haldeler.ancelotti,  joe cole’un açığını benayoun ile giderme amacında. 10 numaralı formayı da ona vermişler, nedense.. manchester’ın diğer tarafı, şeytanlarda da sezon rahat açıldı. dün gece lige geri dönen newcastle’ı 3-0 geçti onlar da. bale ile beraber bir diğer adamım chicharito son dakikalarda oyuna girdi. ama onların gündemlerini meşgul eden konu,  iki yaşlı kurt giggs ve scholes’un hala pas tutmadıklarını gösterircesine, takıma katkı vermeleriydi. ryan giggs bi 20 sene daha oynayacak herhalde, maşallah diyelim biz buradan..

wenger’in arsenal’i ile benitez’den sıyrılıp roy hodgson’a sarılan liverpool da sezonun ilk haftasında kozlarını paylaşan ekiplerdendi. maçın tamamını izleyemesem de baktığım bölümlerde, arsenal oyuna hakim olan tarfatı. aşina olduğumuz yoğun pasa ve top tutmaya dayalı futbol sahaya yansıyordu. genç wilshere’e şans vermiş wenger. yine, chamakh da ileride oynayan oyuncuydu. savunmada beklendiği üzere lorient’ten alınan koscielny görev aldı, vermaalen’in yanında. ki, son dakikada atılmış oyundan kendisi.. pool’da ise torres yoktu ilk 11′de. yeni transfer joe cole sahadaydı. sakal bırakan mascherano, gerard, carragher tam kadro oyundaydı. belçika’dan gelen jovanovic de sol önde forma şansı bulmuş hodgson’dan. neticede berabere kaldı iki takım ve henüz çok başında olduğumuz lige, kontrollü bir başlangıç yaptılar.

e, tabi bunun daha everton’ı, aston villa’sı, fulham’ı vs.’si var.. zaman geçip, haftalar ilerledikçe, kimin ne yaptığını, kimin ilerleyip-gerilediğini daha net görme şansımız olacak… yalnız benim en üzüntü duyduğum konulardan bir tanesi, martin o’neill’ın aston villa’dan ayrılması oldu. umarım başka yerlerde de, aynı geçmişte celtic ve aston villa’da yarattığı takımlar gibilerini yaratır. takipçisiyiz.

son bir not: fantasy premier league‘e devam ediyorum ben. noat samisa ve batug‘un kurduğu liglere katıldım. varsa seveni, hatırlatmak isterim..

avrupa’da son durum

25 Nisan 2010, Pazar

uzun yıllardır aynı takımların domine ettiği pirömiyer lig, bu sezon da favori ikili chelsea – manchester united çekişmesine sahne oluyor. iki takımdan bir tanesi iki hafta sonra şampiyon olacak. 36 maçta maviler 80, fergie’nin kırmızılarıysa 79 puanda. bir tanesini inter, diğerini de bayern avrupadan sildi. ingiltere’de, kendi sahalarında elendi iki takım da. ligi alan, taraftarına hiç değilse kupalardan bir tanesini hediye etmiş olacak. avrupadan sonra ligi de kaybeden taraf ise, sezonu kayıp geçirmiş sayılır. tüm soruların cevabı, muhtemelen anfield road’da verilecek. eğer liverpool’u deplasmanda yenebilirse chelsea, büyük ihtimalle şampiyon olur. son hafta evinde wigan’la oynayacak ancelotti’nin talebeleri. manu ise, steve bruce’un takımı sunderland ile deplasmanda oynayacak 37′de. son hafta tuncay’ın takımı stoke geliyor manu’ya. torres’siz liverpool kimi sevindirecek bakalım. arsenal ve wenger bu haftaya dek sürdürmüştü şansını. aslında wigan deplasmanında bitti onların işi. olsun, böyle devam et arsene wenger. biz senden yanayız, her şeye rağmen.

ispanya’da, malumunuz; bir barca fırtınası esiyor 2 yıldır. geçen yıl ne kadar kupa varsa götürmüşlerdi müzeye. bu sezon da değişen pek bi’ şey yok. ligde son 4 hafta. barcelona 87 puan’la, bir adım önünde real madrid’in. hafta içi inter’le çok kritik ve zor bir maça çıkacak katalanlar. madrid aradan sıyrılır diye, korkmuyor değilim hani. barcelona maçı hariç, hemen hemen tüm maçlarda üstünlüğünü kabul ettirdi ronaldo ve higuain’le mor menekşeler. sevilla’nın düşüşü, mallorca’nın çıkışı oldukça şaşırtıcı. şampiyonlar ligi için kapışıyor onlar da.

seri a’da desteklenecek tek takım roma’dır kendi adıma. totti’nin payı büyük tabi. ve bu yıl, çok uzun bir aradan sonra, zirveye çok yakınlar. şike skandalından sonra ligi parselleyen inter’e kafa tutması beklenen takımdı roma. bunu başaramadı o zaman zarfında. fakat bu sezon, ranieri geldikten sonra olağanüstü bir form yakaladılar. içerde inter’i de yenerek büyük bir adım attılar şampiyonluk yolunda. lazio maçı tuz biber oldu. kaldı 3 hafta. inter 73 puan. roma ben bu yazıyı yazarken sampdoria ile oynuyor ve 1 – 0 önde. eğer kazanırsa, 74 olacak. zor maçı da yok hani. umarım ipi göğüsleyen taraf, başkent ekibi olacak. juventus ve milan bu iki takımın gerisinde kaldılar her anlamda. özellikle, kadro kalitesi açısından. milan’a arda, juve’ye topal giderdi aslında, di mi?

bundesliga’da lider kaç kez değişti, sayabilen yoktur herhalde. bi’ ara leverkusen götürdü ligi tepede. ardından magath’lı schalke aldı liderliği. sonra bayern münih fırtınası çıktı ve geleni geçeni avlamaya başladılar. lig liderliğini de ele geçirdiler. van gaal etkisi tartışılmaz da, robben’in performansı tarihe geçecek cinsten. avrupa’nın en verimli transferlerinden birisi oldu hollandalı oyuncu. ribery’nin adını en son gazeteye verdiği chelsea’ye de giderim, madrid’e de konulu röportajında duydum. nasıl sevebilirim ki onu, bir galatasaray’lı olarak. velhasıl kelam, bundesliga’da kaldı 2 hafta. 64 puanlı bayern ve schalke ligin zirvesindeler. averajla lider, bayern. haftaya schalke – wrder bremen maçında şampiyon belli olabilir. bekleyip göreceğiz. o değil de, wolfsburg’a noldu öyle ya.

fransa’da lyon hegamonyasını kıran bordeaux, bu kez yokları oynuyor. şampiyonlar ligi’nde çeyrek final görmüş olsalar da ligde çok gerilerde kaldılar. üstelik iyi de gidiyorlardı. son dönemlerde galip gelemiyorlar. bu yıl öne çıkan takım marsilya oldu. bir maçı eksik 2 puan farkla lider. onların çıkışından daha ilginç bir durum varsa fransa’da o da montpellier’in şampiyonluk kovalıyor olmasıdır. kısaca, çok karışık ve kimin ne yaptığı belli olmayan bir szon geride kalmak üzere fransa’da. mevlüt iyi topçu, evet.

anfield torres’le güzel

27 Ekim 2009, Salı

fernando torres

fenerbahçe-galatasaray derbisi dolayısıyla arada kaynadı lakin, pazar akşamı ingiltere’de liverpool-manu maçı oynandı. benitez’in koltuğunun sallantıda olduğu bir dönemde kazanmaktan başka çaresi yoktu pool’un. lig’deki yarıştan kopmamak için de iyi bir fırsattı. gerrard’ın sakatlığı devam ederken, torres sahada yer aldı. beklenildiği gibi tempolu bir maç oldu. orta sahada birbirine üstünlük sağlamak için müthiş bir mücadele verdi takımlar. torres’in klasını konuşturarak attığı gol ve 90+5′te n’gog’un golü liverpool’a 3 puanı getirdi. fantasypremierleague’de kaptan yapmıştım el nino’yu, utandırmadı sağolsun. liverpool tribünlerinin sunderland maçında yedikleri “balon” gole protestosu çok iyiydi. maç öncesinde ve esnasında bir çok balon gördük sahada.) gerrard’sız takımdan torres’i de çıkartınca vasat bir takım haline gelir liverpool, benim maçtan çıkardığım sonuç her şeye rağmen budur.

işte premier lig bu!

12 Eylül 2009, Cumartesi

manchester city-arsenal

manchester city-arsenal maçı, adına yakışır bir mücadeleye sahne oldu. bol gol, bol pozisyon ve temposu neredeyse düşmeyen, zevkli bir futbol. skor tabelası 4-2 manchester lehine gözükse de, arsenal son 5 dakikada, 4-1 mağlupken yakaladığı 5 net fırsatı teperek, kahretti bizleri. given sağolsun, çılgın oynadı son anlarda. swp bir attı, bir attırdı. bellamy de aynı şekilde 1 güzel gol, 1 enfes asist. de jong iyi topçu, orta sahada böyle bir oyuncuya çok ihtiyacı var hughes’ün. arsenal’de rosicky döndü, hem de golle döndü. darısı nasri’nin başına diyelim. ibrahim altınsay’ın sık sık altını çizdiği, sezon başında benim de değindiğim, arsenal savunmasının toure’nin gidişiyle zayıf, yumuşak kalması problemi bu maç bela oldu wenger’e. lakin, en iyi oyuncularından 2’sini verdiğin takıma yenildiğinde üzülmeyeceksin hiç, haketmişsindir zira. üzüleceğin tek konu adebayor’un yaptığı artistlik olur. adam değilmiş dersin geçersin onu da..

premier league 09-10

17 Ağustos 2009, Pazartesi

ingiltere’de sezon bu hafta itibarıyla başlamış durumda. ronaldo gibi bir değeri la liga’ya kaptırsa da, kalitesinden ve rekabetinden hiç bir eksilme yaşamadan yoluna kaldığı yerden devam ediyor premier lig. aynı hızda, aynı sertlikte ve aynı cömertlikte oynuyor takımlar. chelsea’nin, hull city’i evinde son anda şans golüyle yenmesi bunun bir örneği. -drogba o topu kaleye göndermeyi amaçladıysa ne olayım- hazırlık maçlarında gayet hazır bir görüntü çizmişti londra ekibi. drogba’nın lige iyi başlayacağına dair verdiği sinyaller doğru çıktı ve afrikalı golcü 2 gol birden atarak ligin en önemli forvetlerinden birisi olduğunu ispatladı. anelka’yla beraber, ancelotti’nin ileri uçtaki en büyük kozu olacak bu yıl didier.

arsenal ilk haftanın sürprizini yapan takım oldu. everton gibi, şampiyonlar ligi’ni hedefleyen bir takıma deplasmanda 6 gol atmak, şu an için arsenal adına büyük bir sürpriz. ilk golü atana kadar pas trafiğinde sıkıntı yaşadılar fakat gol gelince oldukça rahat şekilde, rakibin etkisizliğinin de yardımıyla, bildiğimiz arsenal paslaşmalarını uyguladılar. ilk yarı bitmeden 3-0 olunca maç koptu zaten. iki stoperin gol bulması sevindirici de olsa, toure’nin gidişiyle o bölgede ciddi bir sorun yaşanması mümkün duruyor hala. kolo, oldukça mücadeleci bir oyuncuydu. yeni ikilinin bu konuda hafif kalma ihtimali var. orta saha’nın ve takımın lideri fabregas. bu da arsenal’in en büyük şansı. iki attı, iki de asist yaptı genç kaptan. “ulan yoksa” dedirtti arsenal bu maç. fakat çok erken henüz, sabırla beklemek gerek wenger’in takımını.

diğer karşılaşmaları tam izleyemediğim için yorum yapmayacağım pek. ntvmsnbc’den izleyebilirsiniz maç özetlerini. ilk haftadan sonra akılda kalanlar; fabregas’ın müthiş performansıyla umut vermesi, wigan’ın aston villa’yı deplasmanda gayet güzel bir oyunla geçmesi, eduardo’nun gol atması, drogba’nın rakiplerini iki golle uyarması, henüz sezon başı olmasına rağmen atılan enfes goller.. bir de wigan’lı rodallega’nın attığı fantastik-bombastik gol. tamam drogba’nın frikiği, denilson’un füzesi, ekoto’nun roketi iyi hoş, kabul de; rodallega’nın attığı gol bu dünyadan değil. o nasıl bir vuruştur mübarek!

kolo toure

29 Temmuz 2009, Çarşamba

kolo toure

hücum  hattının en etkili isimi adebayor’dan sonra, defansın can damarı kolo toure’yi de manchester city’e sattı arsenal. rakibine en değerli oyuncularından ikisini satarak, ligdeki hala devam ettiğini iddia ettiğim iddialarını en alta çektiler böylece. hiç anlamış değilim bu ayakta kalması için parlattığı oyuncuyu büyük takımlara pazarlamaya çalışan anadolu kulübü tavrını. koca arsenal, arapların maddi gücüne yeniliyor olmamalı. wenger bu oyuncuların yerini doldurabileceğini, toure’yi aldıklarının oldukça fazlasına sattıklarını düşünüyor herhalde. belki de haklıdır. fakat oluşan imaj pek arsenal’in yararına değil. manu’nun ronaldo’yu real madrid’e satması örneğini verenler olabilir. bu transferlerle ronaldo transferinin birbiriyle benzeştiğini düşünmüyorum. ronaldo’yu fahiş bir fiyata, ingiltere dışından bir takıma, mecbur kalmış gibi gözükse de -bence- isteyerek sattı manu. arsenal de böyle gelişmedi olaylar. bu açıdan bir prestij kaybı yaşayacaklarını söyleyebilirim. yine de arsene wenger o takımın başındayken, dediklerimizin hepsini yutma ihtimalimiz de yok değil.

city’nin forvet bolluğu yaşayan kadro yapısını ve transfer politikasını eleştirmiştim adebayor’u kadrolarına kattıklarında. kolo toure dönüm noktası olabilir işlerin değişmesi adına. bojinov’u parma’ya kiralayıp forvet fazlalığını eşitlemeye çalıştılar. benjani de gidecek gibi gözüküyor. defans toure’nin gelişiyle hizaya girdi sayılır. geriye kesinlikle alternatifini artırmalarını düşündüğüm orta saha kalıyor. sakın fabregası da almasın, araplar. şaka bi’ yana, ortaya alternatif bir oyuncu ekleyebilirlerse, zamanla ciddi manada iyi bir takım haline gelebilirler. kolo toure transferi, takımı 1-2 gömlek yukarı çekecek bir hamle. hughes’un işine, ulvi spor basınımızın futbol dehası bir yazarı edasıyla karışmak isterim. bak mark, gel sen 11′ini given-bridge-toure-kompany-richards-barry-ireland-elano-tevez-adebayor-robinho şeklinde kur, başarıya ulaş.)

avrupa’nın kralları

31 Mayıs 2009, Pazar

türkiye’de 20 golle ilk sırada yer alan isim milan baros oldu. pek zorlayan futbolcu olmadı onu, kocaeli’li taner gülleri dışında. 18 gol attı taner de. iki oyuncu da son haftalarda sürdürebilselerdi başarılı performanslarını, 4-5 gol fazla atabilirlerdi. bank asya brezilya’lı bruno’nun 21 golüne sahne oldu. onu sakarya’da kiralık oynayan özgürcan, 17 golle takip etti.

avrupa’da; en kendi halinde, en sönük gol krallığı yarışı, ingiltere’deydi herhalde. anelka 19, ronaldo 18. torres’in gerard’dan daha az gol atmış olması hayli ilginç. arsenal’in, adebayor devre dışı kalınca, zirveye oynayan bir golcü çıkaramadığını da belirtelim. ingiltere’nin aksine, italya’da çekişmeli bir yarış vardı. son haftaya di vaio ve ibra kafa kafaya girmişti. zlatan iki, di vaio bir gol atınca; 25 golle zlatan ibrahimovic krallığı kazandı. geçen yıl ispanya’da gol kralı olan milito ise bugün 2 gol birden atarak 24 gole ulaştı ve di vaio ile 2.’liği paylaştı. ispanya’da, e’too’nun liderliğinde geçilen onca haftadan sonra forlan 32 golle ispanya gol kralı oldu. e’too 30, villa 28 ve messi de 23 golle bitirdi sezonu. almanya’da, şampiyon wofsburg’un iki forvetinin dominasyonu alında geçen bir sezon izledik. grafite ve dzeko sırasıyla 28 ve 26 gol atarak, takımlarını sırtladılar. onları benim favori topçularımdan mario gomez 24 golle takip etti. ibisevic sakatlanıp sezonun ikinci yarısını kapatmasaydı, ligin tozunu attırmaya devam edecekti muhtemelen. 18 golü vardı boşnak oyuncunun ilk yarıda. fransa’da andre pierre gignac 24 gol atıp zirveyi kaptı. fransa futbolunun en gözde futbolcusu konumunda bulunan benzema 17 golle 2. sırayı aldı. portekiz’de nacional’li nene 20 gol ile ulaştı krallığa. cardozo ve liedson’un 17′şer golü var. iskoçya’nın gol kralı şampiyon rangers’dan boyd. 27 gol atmış bu sezon kris boyd. takipçileri celticten 16 golle mcdonald ve 15 golle samaras. hollanda eredivisie’de şampiyon az’nin forveti el hamdaoui 23 gol yolladı rakip kalelere. 2. sırayı ajax’lı luis suarez 22 golle aldı. groningen’den marcus berg’in de 17 golü bulunuyor.

turkish delight: tugay kerimoğlu

25 Mayıs 2009, Pazartesi

tugay-kerimoglu

martin laursen futbolu bıraktı

15 Mayıs 2009, Cuma

martin-laursen

diz sakatlığı, futbolla uzaktan yakından ilgilenen herkesin bildiği gibi, en ciddi sakatlıklardan bir tanesi. sadece futbolcular değil, çeşitli spor dallarından bir çok sporcu, dizinden geçirdiği sakatlıklar sonrası büyük sıkıntılar çekiyor. hatta ve hatta kariyerini erken sonlandıran sporcuların çoğu dizinden problem yaşıyor. bu talihsiz sporculara bir yenisi de bugünlerde eklendi. danimarkalı martin laursen yaşadığı diz sakatlığı sebebiyle futbolu bıraktığını açıkladı.

haberi ilk okuduğumda çok üzüldüm gerçekten. fatih terim zamanında milan’a gelmişti parma’dan. fakat pek forma şansı bulamıyordu. kariyerinin dönüm noktası ise ingiltere’ye gelmesi oldu. ingiltere’de, o’neill’ın aston villa’nın başına geçmesiyle çok başarılı bir grafik çizdi danimarkalı. mellberg ile birlikte iyi bir ikili oluşturdular. savunmada gösterdiği üstün performans onu ligin önemli defans oyuncuları arasına sokarken, duran toplarda ileriye çıkıp rakip kalede de tehlike yaratması onu daha da önemli bir oyuncu haline getirdi. fantasy premiere league‘de favori savunma oyuncumdu martin laursen. gol atan bir defans oyuncusu olduğu için en yüksek puanı toplayan genelde o olurdu. malesef sakatlık belası onun da yakasına yapıştı ve sahalara dönmesi en az 1 yıl alacağı için, kendi kararıyla futbolu bıraktığını açıkladı laursen. ocak ayında sahalardan 2 ay uzak kalacağı açıklanmıştı ve hemen ardından milli takıma veda ettiğini duyurmuştu. zaman, onun sakatlığı atlatması için yeterli olmadı ve aston villa çok değerli bir oyuncusunu kaybetti. onun yokluğunda dibe vurdukları ortadayken, artık hiç olmayacağı açıklanınca nasıl bir çare bulacaklar merak ediyorum.