‘premier league’ olarak etiketlenmiş yazılar

anfield torres’le güzel

27 Ekim 2009, Salı

fernando torres

fenerbahçe-galatasaray derbisi dolayısıyla arada kaynadı lakin, pazar akşamı ingiltere’de liverpool-manu maçı oynandı. benitez’in koltuğunun sallantıda olduğu bir dönemde kazanmaktan başka çaresi yoktu pool’un. lig’deki yarıştan kopmamak için de iyi bir fırsattı. gerrard’ın sakatlığı devam ederken, torres sahada yer aldı. beklenildiği gibi tempolu bir maç oldu. orta sahada birbirine üstünlük sağlamak için müthiş bir mücadele verdi takımlar. torres’in klasını konuşturarak attığı gol ve 90+5′te n’gog’un golü liverpool’a 3 puanı getirdi. fantasypremierleague’de kaptan yapmıştım el nino’yu, utandırmadı sağolsun. liverpool tribünlerinin sunderland maçında yedikleri “balon” gole protestosu çok iyiydi. maç öncesinde ve esnasında bir çok balon gördük sahada.) gerrard’sız takımdan torres’i de çıkartınca vasat bir takım haline gelir liverpool, benim maçtan çıkardığım sonuç her şeye rağmen budur.

işte premier lig bu!

12 Eylül 2009, Cumartesi

manchester city-arsenal

manchester city-arsenal maçı, adına yakışır bir mücadeleye sahne oldu. bol gol, bol pozisyon ve temposu neredeyse düşmeyen, zevkli bir futbol. skor tabelası 4-2 manchester lehine gözükse de, arsenal son 5 dakikada, 4-1 mağlupken yakaladığı 5 net fırsatı teperek, kahretti bizleri. given sağolsun, çılgın oynadı son anlarda. swp bir attı, bir attırdı. bellamy de aynı şekilde 1 güzel gol, 1 enfes asist. de jong iyi topçu, orta sahada böyle bir oyuncuya çok ihtiyacı var hughes’ün. arsenal’de rosicky döndü, hem de golle döndü. darısı nasri’nin başına diyelim. ibrahim altınsay’ın sık sık altını çizdiği, sezon başında benim de değindiğim, arsenal savunmasının toure’nin gidişiyle zayıf, yumuşak kalması problemi bu maç bela oldu wenger’e. lakin, en iyi oyuncularından 2’sini verdiğin takıma yenildiğinde üzülmeyeceksin hiç, haketmişsindir zira. üzüleceğin tek konu adebayor’un yaptığı artistlik olur. adam değilmiş dersin geçersin onu da..

premier league 09-10

17 Ağustos 2009, Pazartesi

ingiltere’de sezon bu hafta itibarıyla başlamış durumda. ronaldo gibi bir değeri la liga’ya kaptırsa da, kalitesinden ve rekabetinden hiç bir eksilme yaşamadan yoluna kaldığı yerden devam ediyor premier lig. aynı hızda, aynı sertlikte ve aynı cömertlikte oynuyor takımlar. chelsea’nin, hull city’i evinde son anda şans golüyle yenmesi bunun bir örneği. -drogba o topu kaleye göndermeyi amaçladıysa ne olayım- hazırlık maçlarında gayet hazır bir görüntü çizmişti londra ekibi. drogba’nın lige iyi başlayacağına dair verdiği sinyaller doğru çıktı ve afrikalı golcü 2 gol birden atarak ligin en önemli forvetlerinden birisi olduğunu ispatladı. anelka’yla beraber, ancelotti’nin ileri uçtaki en büyük kozu olacak bu yıl didier.

arsenal ilk haftanın sürprizini yapan takım oldu. everton gibi, şampiyonlar ligi’ni hedefleyen bir takıma deplasmanda 6 gol atmak, şu an için arsenal adına büyük bir sürpriz. ilk golü atana kadar pas trafiğinde sıkıntı yaşadılar fakat gol gelince oldukça rahat şekilde, rakibin etkisizliğinin de yardımıyla, bildiğimiz arsenal paslaşmalarını uyguladılar. ilk yarı bitmeden 3-0 olunca maç koptu zaten. iki stoperin gol bulması sevindirici de olsa, toure’nin gidişiyle o bölgede ciddi bir sorun yaşanması mümkün duruyor hala. kolo, oldukça mücadeleci bir oyuncuydu. yeni ikilinin bu konuda hafif kalma ihtimali var. orta saha’nın ve takımın lideri fabregas. bu da arsenal’in en büyük şansı. iki attı, iki de asist yaptı genç kaptan. “ulan yoksa” dedirtti arsenal bu maç. fakat çok erken henüz, sabırla beklemek gerek wenger’in takımını.

diğer karşılaşmaları tam izleyemediğim için yorum yapmayacağım pek. ntvmsnbc’den izleyebilirsiniz maç özetlerini. ilk haftadan sonra akılda kalanlar; fabregas’ın müthiş performansıyla umut vermesi, wigan’ın aston villa’yı deplasmanda gayet güzel bir oyunla geçmesi, eduardo’nun gol atması, drogba’nın rakiplerini iki golle uyarması, henüz sezon başı olmasına rağmen atılan enfes goller.. bir de wigan’lı rodallega’nın attığı fantastik-bombastik gol. tamam drogba’nın frikiği, denilson’un füzesi, ekoto’nun roketi iyi hoş, kabul de; rodallega’nın attığı gol bu dünyadan değil. o nasıl bir vuruştur mübarek!

kolo toure

29 Temmuz 2009, Çarşamba

kolo toure

hücum  hattının en etkili isimi adebayor’dan sonra, defansın can damarı kolo toure’yi de manchester city’e sattı arsenal. rakibine en değerli oyuncularından ikisini satarak, ligdeki hala devam ettiğini iddia ettiğim iddialarını en alta çektiler böylece. hiç anlamış değilim bu ayakta kalması için parlattığı oyuncuyu büyük takımlara pazarlamaya çalışan anadolu kulübü tavrını. koca arsenal, arapların maddi gücüne yeniliyor olmamalı. wenger bu oyuncuların yerini doldurabileceğini, toure’yi aldıklarının oldukça fazlasına sattıklarını düşünüyor herhalde. belki de haklıdır. fakat oluşan imaj pek arsenal’in yararına değil. manu’nun ronaldo’yu real madrid’e satması örneğini verenler olabilir. bu transferlerle ronaldo transferinin birbiriyle benzeştiğini düşünmüyorum. ronaldo’yu fahiş bir fiyata, ingiltere dışından bir takıma, mecbur kalmış gibi gözükse de -bence- isteyerek sattı manu. arsenal de böyle gelişmedi olaylar. bu açıdan bir prestij kaybı yaşayacaklarını söyleyebilirim. yine de arsene wenger o takımın başındayken, dediklerimizin hepsini yutma ihtimalimiz de yok değil.

city’nin forvet bolluğu yaşayan kadro yapısını ve transfer politikasını eleştirmiştim adebayor’u kadrolarına kattıklarında. kolo toure dönüm noktası olabilir işlerin değişmesi adına. bojinov’u parma’ya kiralayıp forvet fazlalığını eşitlemeye çalıştılar. benjani de gidecek gibi gözüküyor. defans toure’nin gelişiyle hizaya girdi sayılır. geriye kesinlikle alternatifini artırmalarını düşündüğüm orta saha kalıyor. sakın fabregası da almasın, araplar. şaka bi’ yana, ortaya alternatif bir oyuncu ekleyebilirlerse, zamanla ciddi manada iyi bir takım haline gelebilirler. kolo toure transferi, takımı 1-2 gömlek yukarı çekecek bir hamle. hughes’un işine, ulvi spor basınımızın futbol dehası bir yazarı edasıyla karışmak isterim. bak mark, gel sen 11′ini given-bridge-toure-kompany-richards-barry-ireland-elano-tevez-adebayor-robinho şeklinde kur, başarıya ulaş.)

turkish delight: tugay kerimoğlu

25 Mayıs 2009, Pazartesi

tugay-kerimoglu

martin laursen futbolu bıraktı

15 Mayıs 2009, Cuma

martin-laursen

diz sakatlığı, futbolla uzaktan yakından ilgilenen herkesin bildiği gibi, en ciddi sakatlıklardan bir tanesi. sadece futbolcular değil, çeşitli spor dallarından bir çok sporcu, dizinden geçirdiği sakatlıklar sonrası büyük sıkıntılar çekiyor. hatta ve hatta kariyerini erken sonlandıran sporcuların çoğu dizinden problem yaşıyor. bu talihsiz sporculara bir yenisi de bugünlerde eklendi. danimarkalı martin laursen yaşadığı diz sakatlığı sebebiyle futbolu bıraktığını açıkladı.

haberi ilk okuduğumda çok üzüldüm gerçekten. fatih terim zamanında milan’a gelmişti parma’dan. fakat pek forma şansı bulamıyordu. kariyerinin dönüm noktası ise ingiltere’ye gelmesi oldu. ingiltere’de, o’neill’ın aston villa’nın başına geçmesiyle çok başarılı bir grafik çizdi danimarkalı. mellberg ile birlikte iyi bir ikili oluşturdular. savunmada gösterdiği üstün performans onu ligin önemli defans oyuncuları arasına sokarken, duran toplarda ileriye çıkıp rakip kalede de tehlike yaratması onu daha da önemli bir oyuncu haline getirdi. fantasy premiere league‘de favori savunma oyuncumdu martin laursen. gol atan bir defans oyuncusu olduğu için en yüksek puanı toplayan genelde o olurdu. malesef sakatlık belası onun da yakasına yapıştı ve sahalara dönmesi en az 1 yıl alacağı için, kendi kararıyla futbolu bıraktığını açıkladı laursen. ocak ayında sahalardan 2 ay uzak kalacağı açıklanmıştı ve hemen ardından milli takıma veda ettiğini duyurmuştu. zaman, onun sakatlığı atlatması için yeterli olmadı ve aston villa çok değerli bir oyuncusunu kaybetti. onun yokluğunda dibe vurdukları ortadayken, artık hiç olmayacağı açıklanınca nasıl bir çare bulacaklar merak ediyorum.

arshavinli arsenal

17 Mart 2009, Salı

ingiltere ligini ve dolayısıyla arsenal’i bir süre takip edemedim. benim kaçırdığım süre içerisinde yeni transfer arshavin oynamaya başlamış ve bu hafta blackburn’ü 4-0 mağlup ettikleri maçta 2 gol birden atmış. bu transfer hakkında bir görüş belirtmemiştim, gerek te yok aslında iyi mi kötü mü demeye. nokta transferdir arshavin. arsenal’in rosicky, hleb ve muhtemelen nasri transferlerinden daha çok yarar sağlayacağı bir oyuncu. en pahalı transferiymiş ayrıca ingiliz klübünün. 17 milyon euro ödeyerek kadroya dahil ettiler arshavin’i ve doğal olarak beklentileri hayli yüksek. yerden, sık ve hızlı pasa dayalı bir sistem içerisinde tekniğiyle ve çabukluğuyla önemli roller alacaktır arshavin. şu ana dek 4-0′lık blackburn maçının özeti dışında hiç bir arshavinli arsenal maçı izleyemediğim için şimdiye kadar gösterdiği performansı değerlendiremem lakin arsenal için doğru tercih olduğunu söyleyebilirim. her şeyden önemlisi sorumluluk alabilmek gibi bir özelliği var bu adamın. arsenal’in de en büyük sıkıntısı bu. yetenekli gençlerin bi’ yere kadar getirip, sonrasında zorlandıklarına şahit oluyorduk. bu noktada arshavin daha da önemli bir hal alıyor. son avrupa şampiyonası tecrübesinden sonra onun adına da gerekliydi artık avrupada futbol oynamak. tüm bunların ışığında arsenal’in arshavin’den önemli katkılar alacağını düşündüğümüzü belirterek eduardo’ya da değinelim. bu arsenal’i izleyemediğim süre içerisine eduardo’nun sahalara geri dönmesi de giriyor. çok talihsizce sakatlanmıştı hırvat forvet ve uzun bi’ süre arsenal’de yokluğu hissedildi. bendtner’e kaldı takım o yokken ve ben de bir türlü ısınamadım bu bendtner’e. carlos vela’yı onun önüne koyarım her türlü. sakatlık demişken adebayor ve fabregas geldi aklıma. galatasaray mısınız mübarekler, ne çok sakat veriyosunuz!

arshavinli arsenal

düello

08 Aralık 2008, Pazartesi

real madrid’i deplasmanda 4-3 mağlup etmeyi başardı sevilla. ilk öne geçen taraf onlardı. ardından beraberlik geldi ve ilk yarı bitmeden tekrar sevilla sahnedeydi, 1-3. ikinci yarı muhteşem bir maç izledik gerçekten. iki kalede de pozisyonlar oldu. real madrid ard arda 2 gol atarak 3-3 yaptı skoru ama son sözü sevilla’dan renato söyledi ve schuster’e yol göründü galiba. beyaz mendiller de havadaydı barnebau’da.

günün diğer düellosu da ingilteredeydi. eveton – aston villa maçında daha ilk dakikada buldu golü villa. golcü defans lescott eşitliği sağladı. ikinci yarının başlarında a. young 2-1 yaptı skoru. son dakikada ise olağandışı şeyler oldu. duraklamalarda lescott’ la eşitliği yakalayan everton ashley young’un muhteşem golüne engel olamadı ve son dakikada gol bulmasına rağmen sahadan 3-2 mağlup ayrıldı.

fantezi futbol

11 Eylül 2008, Perşembe
premier league

yeni sezonla birlikte fantasy premier league oyunu daha da değerli hale geldi benim için. geçen sezon biraz geç kalmıştık zirveye oynamaya. bu sezon bu zevkli oyuna en başından dahil oldum. hedef şampiyonluk.

oyuna head to head özelliği de eklenmiş. rastgele 20 takım bir lig oluşturuyor ve puan usulüyle birbirleriyle yarışıyorlar. ayrı bi’ heyecan getirmiş oyuna. bir de transferin son günlerinde hareketlenen ingiltere ligi olaya ayrı  hava kattı. robinho’su, berbatov’u, pavlyuchenko’su derken ortalık şenlendi bir anda. liglere verilen milli maç arası özletti oyunu vallahi. bu hafta sonu sağlam maçlarla geri dönüyor pirömiyer lig, takipteyiz.