‘nba’ olarak etiketlenmiş yazılar

sen ağlama starbury!

27 Temmuz 2009, Pazartesi

hakikaten ilginç adam şu marbury. zamanın en iyi 2-3 guard’ından birisiyken, kendini yiyip bitirdi. new york knicks gibi kötü olsan bile göze batmayacağın bir takımda, istenmeyen adam olabilmeyi başardı. üst seviye basketbol becerisine sahip olmasına rağmen kimsenin kadrosuna katmak istemediği bir fa oldu. başına ne geldiyse, kendi hatasıdır  diye düşünüyorum ben. şimdilerde bu dibe vurma hikayesini bir adım ileri götürmüş durumda starbury. 24 saate varan canlı yayınlar yapıyor kendi evinden. ne kadar saçma sapan hali varsa, izleyicilere izletiyor. millete alay konusu yapıyor kendini, anlayacağınız. bir kaç kere izledim ve psikolojik olarak büyük sorunlar yaşayan, halk dilinde balatayı sıyırmış kişi olarak tabir ettiğimiz, acil doktora ihtiyacı olan adam resmi gördüm zavallıda. yazıktır, o kadar para kazanmışsın, o kadar ün yapmışsın, çıkıp ağlıyorsun kamera karşısında.bi’ tabir vardır ya hani; “şakaysa hiç komik değil, ciddiyse çok komik”. işte tam marbury’nin durumunu anlatıyor bu cümle.

starburytv

starbury crying

o artık 3 numara

14 Temmuz 2009, Salı

t-mac

nba’de en sevdiğim oyuncu, bi’ zamanların sayı kralı, sakatlık illetinin en sevdiği adam tracy mcgrady yıllardır giydiği 1 numaralı formasını bırakıp, 3 numaraya geçti. sebebi ise sudan’ın başkenti darfur’daki olaylar. “3 points darfur” adlı bir kampanya başlatıldı ve bu doğrultuda 1 numarayı bırakıp 3′e geçti t-mac. çeşitli işlerle sürdürüyordu bu kampanyayı zaten, şimdi 3 numaraya geçerek bir güzellik daha yaptı darfur halkına. böyle de kral adamdır, basketbolculuğunun yanında. inşallah numarasındaki değişiklik gibi oyununda da kendini 2 beden geliştirerek döner parkelere. mcgrady ile ilgili bir yazı yazmışken, san antonio karşısında yaptığı insafsızlığı da koyalım buraya. unutmayalım, unutturmayalım.

tracy mcgrady-13 points in 33 seconds

nba free agent piyasası

04 Temmuz 2009, Cumartesi

1 temmuz itibariyle takımlar fa oyuncularla resmen görüşebilme hakkını aldılar. böylelikle, takas, draft derken bir de serbest oyuncu piyasası hareketlendi nba’de.

hidayet orlando’nun teklifini reddettiğinden beri, portland sulanıyordu kendisine. yıllık 10 milyon civarında bir miktar arayan hido’ya 5 yıllık 50 milyon teklif ettikleri konuşuluyordu. ardından toronto dahil oldu işe. onların da yaklaşık 60 milyon’u gözden çıkardığı dedikodusu çıktı ortaya. portland’a gidip, gezip, gören hidayet’in teklifi kabul ettiği ve önümüzdeki yıl takımdaki gençlere ağabeylik yapacağı habei geldi kısa bir süre önce. kanımca, her iki taraf açısından da doğru bir hamle. elindeki potansiyeli hidayet  gibi bir tecrübeyle desteklemek blazers’ın yapması gereken bir işti zaten. onlar için fazla tuzlu oldu bu iş fakat eminim istedikleri katkıyı alacaklardır hido’dan. olayın mehmet topuz kıvamına gelmeden çözülmesi de iyi oldu.

ron artest  ilginç ve ani bir kararla la. lakers yolunu tuttu. beklenmedik bir haber benim açımdan. ben lakers’ın ariza’yı kalmaya ikna edeceğini düşünüyordum. sanırım bunu beceremediler ve hal böyleyken artest tercihinde bulundular. ron ron zaten can atınca los angeles’a gelmeye, bu beklenmedik transfer gerçekleşmiş oldu. yao’nun sakatlık haberiyle sırtından vurulan houston karlı çıkar mı bu işten bilemem ama lakers’ın zarar edeceğini söyleyebilirim açıkça. ariza gibi savunması üst seviye, atletik özellikleri muazzam, ceza şutu olan ve tam manasıyla bir takım oyuncusunu kaybedip, artest gibi bekle ki oynasın bir elemanı kadroya katmak phil jackson’un tercihi değildir bana kalırsa. rakipleri ciddi manada güçlenmeye başlamışken, lakers önemli bir kayıp yaşadı. böyle mi olacaktı ali rıza-lakers birlikteliğinin sonu der, lakers taraftarlarının acısını paylaşmak isterim.

ben gordon ve charlie v’yi kadrosuna dahil eden, ai ve rasheed ile yollarını ayıracak olan pistons yepyeni bir döneme giriyor anlaşılan. hamilton’ın da takas edilmesi muhtemel. şampiyonluk yaşamış kadronun en önemli oyuncularından yalnıza prince kalacak herhalde. belli olmaz gerçi, belki de takas olan oyuncu prince olabilir. ne olursa olsun, detroit uzaklaşıyor kendisine başarıyı getiren sert basketbol tarzından. gordon ve villanueva buna işarettir bence. joe dumars ve ekibine bizden geçti aşk şarkısını yolluyorum buralardan.

bunların dışında, bir çok dedikodu var şu anda. sessions’tan tut, jason kidd’e, david lee’ye kadar bir sürü oyuncu, çeşitli takımlarla anılıyor. daha kesin haberler geldikçe, biz de not düşeriz yine buraya.

2009 nba draft

26 Haziran 2009, Cuma

draft’ta seçilen oyuncuların tamamına şuradan bakabilirsiniz. çok potansiyelli bir draft beklenmediğinden olsa gerek, pek sürpriz olduğunu da düşünmüyorum bir kaç olay dışında. griffin’in ilk sıradan gitmesi kaçınılmazdı zaten. ikinci sırada tabeet’in seçilmesini de bekliyordum. ama ne yalan söyliyeyim rubio’nun 5′e düşmesi şaşırttı beni. minessota’ya da gün doğdu haliyle. 6′dan flynn’i ve 18′den ty lawson’ı seçerek, yıllardır çektikleri guard sıkıntısına kökten çözüm bulmak istediler muhtemelen. neyseki north carolina’lı ty lawson’ı denver’a yolladılar. denver’ı kutluyorum buradan, tam da oyun yapılarına uyabilecek, billups’ı yedekleyebilecek bir oyuncu çektiler drafttan. minessota’nın oyun kurucu tercihleri gibi portland’ın uzun forvet, detroit’in kısa forvet tercihleri de dikkat çekiciydi. san antonio iyi iş çıkardı bir de. 37. sıradan dejuan blair gibi potansiyelli bir uzun aldılar. oralara kalması ilginç oldu gerçekten blair’ın. 51. sıradan da şutör mcclinton’ı seçtiler. 2. turdan seçmelerine rağmen önemli iki tercih yaptılar. özellikle blair iyi süreler alacaktır takımda. budinger, sam young ve blair gibi oyuncuların alt sıralara düşmesi ne kadar garipse, bence demar derozan, hansbrough ve beaubois’in yukarılardan seçilmesi de o kadar gariptir. kaan kural tyler hansbrough’un 13. sıradan seçilmesi üzerine çıldırdı ve bi’ hayli abarttı olayı. fakat yine de haklı. hansbrough o sıralara çıkabilecek kabiliyette bir oyuncu değil.

ilk sıralarda seçilen oyuncular büyük ihtimalle önemli süreler alıp, takımlarında iyi birer parça olacaklardır. onları ayıracak olursak, bu drafttan çıkacak sürpriz isimler olacaktır mutlaka. bi’ ginobili, bi’ hidayet çıkar belki de buralardan. north carolina’lı 2 oyuncu; minessota’nın seçtiği wayne ellington ve phoenix’in seçtiği danny green, san antonio’nun seçtiği dejuan blair, portland’ın seçtiği dante cunningham ve uzun vadede düşünülünce phoenix’in seçtiği emir preldzic benim ilgiyle takip edeceğim ve takımlarına katkı vereceklerini düşündüğüm oyuncular.

draft ile beraber, bir de takas sürecine girdik. ilk büyük takas haberi san antonio cephesinden gelmişti. jefferson’u çok uygun bir takas sonucu kadrolarına katarak ciddi bir girişimde bulunmuştu spurs. sonrasında shaq’in cavs’e ben wallace ve pavlovic karşılığında geçtiği haberi geldi. bence iyi bir sezon geçiren shaq için biraz yetersiz kalmış phoenix’in aldıkları. ne olursa olsun, yeni bir yapılanmaya girecekse phoenix, kadroyu boşaltıp yeni bir şeyler yapmak zorunda. amare’nin etrafına bir takım kurma fikri pek kötü bir fikir gibi durmuyor aslında. bu takaslardan sonra orlando ve new jersey de bir hamle yaptılar. carter ve ryan anderson; lee, battie ve alston karşılığında orlandoya geçti. orlando için iyi bir hamle olup olmadığını, hidayet için lüks vergisi ödeyip ödememeleri belirleyecektir. tutabilirlerse hedo’yu, o zaman ben de kabul ederim bu takımın gerçekten şampiyonluğu istediğini ve doğru hamleler yaptığını. nets için söylenebilecekse, carter’ın gidişiyle pek bir şey kalmadı ellerinde. skor üretecek adam yok neredeyse. harris’in hakimiyetine girmiş olacaklar tamamiyle. drafttan terrence williams’ı almaları bu açıdan iyi oldu. 2010′u kovalayan bir takım olarak bu yılı pas geçmeleri çok şaşılacak bir durum olmayacaktır.

orlando magic – los angeles lakers 4. maç: 91-99

12 Haziran 2009, Cuma

kobe bryant

maçın sonundan başlayacağım yazıya. pietrus’un gasol’e yaptığı faul, -pardon terbiyesizlik demeliyiz sanırım- kendi takımının çaresizliğine edilmiş bir isyandı. biz nasıl başarabildik buradan maç vermeyi, ne büyük bir aptallık yaptık da bu sonuç ortaya çıktı düşünceleri gizliydi o faulun altında. haklı ama pietrus. kendi iplerini kendileri çekti takım arkadaşları. şu anlarda her maç kritik ama ilk 2 maçta galibiyet çalamadıkları için staples center’dan, 3. ve 4. maçlar hata affetmeyen, oynaması cesaret isteyen maçlar haline geldi. böyle bir maçta bu denli fahiş hatalar yapmak, tecrübesizlikle, oraları oynamamışlıkla açıklanamaz bana göre. van gundy’nin işgüzarlığıdır mesela normal sürenin sonunda 3 sayı öndeyken faul yapmamak. aynı şekilde  howard’a da iki çift laf etmek gerek. sen ki serbest atış oranını %70′lere çıkaran bir uzunsun, ne oldu da bir anda bu kadar geriledin. maç boyu kaçırmasını anlarım ama son 2’sini kaçırması büyük fiyaskonun başlangıcı oldu diyebiliriz. son anları nelson’la oynamak gibi bir tercih saçmalığı var bir de stan van gundy’nin. hücumda bi’ şey yapmasını beklemiyorduk da savunma yönüyle yanlış bir seçimdi bence.

2. maçta da direkten dönmüş, uzatmalarda rakibine boyun eğmekten kurtulamamıştı magic. lee o topu potanın içine tiplemeyi başarsaydı ve fisher’ın 4. maçtaki 3′lüğüne engel olabilseydi magic, şu anın tam tersi bir tablo çıkacaktı ortaya. gel gör ki, bu spor bu ah’ları, vah’ları barındıran bir yapıya sahip değil. keşke faul yapsaydım, ah keşke ikili sıkıştırma getirmeseydim diyemiyorsunuz. o an ne yaptıysanız o. bu sebeple buraları oynayabilen oyuncularla oynayamayan oyuncular ayrılıyor birbirinden. koçları da ayırmak lazım tabi. van gundy var, phil jackson var. bir tutulur mu ikisi? jackson’a yeri gelmişken bir kere daha saygılarımızı sunalım; howard’ı hücumda ancak bu kadar etkisizleştirebilir bir takım. tam zamanında yardım getirerek, top kaybına zorluyorlar. hiç değilse topun onun elinden çıkmasını sağlıyorlar. geriye dönüp bakarsak, bu konuda cavs’in ne kadar yetersiz kaldığını görebiliriz. buradan övgüyü hakediyor phil jackson ama kobe’nin bu denli tek başına oynamasını kenardan izlemesi de garipti gerçekten. fisher’ın mucizeleri olmasa belki de kobe zorlamaları nedeniyle seri 2-2′ye gelecek, şampiyonluk şansları önemli oranda azalacaktı.

türk insanının kendine has bir özelliğidir sanırım, her türlü spor etkinliğinde bir şekilde yakınlık kurup taraf seçmek. bende de var haliyle bu durum. ve lanet olsun ki nba finallerine gelene dek hangi takımı desteklediysem, o takım eşleşmenin kaybeden tarafı oldu. güçsüzün yanında olma psikolojisi de değil bu aslında. lakers’a karşı houston tarafındayken, magic-cavs eşleşmesinde güçlü cleveland’ı destekliyordum mesela. fakat hep kaybetti bizim taraf. şimdi de murat kosova’nın cleveland serisinde benden soğutmaya çalıştığı orlando’nun kazanmasını istiyorum. işler yine aynı tabi. orlando kaybedecek gibi gözüküyor. ve ne acıdır ki, seriyi hatta ve hatta şampiyonluğu lakers’a kazandıran adam, benim tüm nba’de en tilt olduğum adam. o kadar bir nefret ki bu, lakers’ın her eşleşmesinde beat la’cilerden yaptı beni. mrsic gelip galatasaray’a atsaydı o şutları, ancak bu kadar dokunurdu bana. orlando sevgisi değil, fisher nefreti bunun sebebi. üzüntüm iki kat arttı anlayacağınız. sevenleri, 0.4 muhabbetinden dolayı hayranları vardır elbet, saygım var onlara. lakin 4.maçtan sonra da gerçekleştirdiği o pis sırıtmak eylemi kanın beynime sıçraması için yeterli oluyor. 3-1 olmuş umrumda olmazdı hiç, unutacaktım muhtemelen bir kaç güne, ama fisher bu kadar prim yapınca, yıkıldım ne yalan söyliyeyim. yine de inatla fisher’ı, onun şutunu koymuyorum fotoğraf olarak. yüzüğü hakeden esas adamı koyuyorum, kobe’yi.

son sözleri de, seri başlamadan önce taraflı anlatımı sebebiyle eleştirdiğim murat kosova hakkında söyleyelim. şaşırtıcı şekilde epey azalttı hido eksenli orlando aşkını kosova. ben her dakika ondan bahsetmesinden ziyade, onun oynadığı takım olması sebebiyle orlando’yu tutmasını, bunu bizlere yansıtmasını eleştiriyordum. fakat gem vurmuş gözüküyor bu hoş olmayan yönüne murat kosova. teşekkürü esirgemiyorum ben de ondan. bir de rihannayı tanımıyormuş, onu gördük .)

nba2k10′un kapak yıldızı kobe bryant

09 Haziran 2009, Salı

nba 2k10 kapak

2K sports firması nba 2k10‘nun kapağında kobe bryant’ın olacağını açıkladı. kapak internette yapılan oylama ile seçilecek.  buradan oyunuzu kullanabilirsiniz. oylama süreci 15 haziranda sona erecek. ilginç taraf ise new york forması giydirilmiş bir fotoğrafında oylamada olması. lebron’un new york forması giydirilmiş fotoğraflarından sonra kobe nasıl gözükür merak etmişler. bir pazarlama çalışması sanıyorum. ona verilen oylar sayılmayacakmış.

benim oyum üçüncü görsele gitti. şu andaki birinci de o.

* güncelleme: oylamanın galibi benim de favorim olan 3. fotoğraf oldu.

nba finals: lakers-magic

31 Mayıs 2009, Pazar

kobe-howard

cleveland’ın geçirdiği müthiş normal sezon ve ezici olarak tabir edilebilecek ilk iki tur, orlando’nun cleveland’a karşı üstünlüğünü görmezden gelmemize sebepti. fakat orlando öyle bir düzen içinde oynadıki, o üstünlüğü her maç açık açık gördük. 4-2 ile geçti turu magic. ben cavaliers’in oynadığı oyun doğrultusunda magic’e hiç şans tanımamıştım, çok güzel bir cevap verdiler sağolsunlar. tam tersini yapıp, cavs’i süpürüyorlardı neredeyse. lebron’un yaklaşık 4o sayı-8ribaund-8asist gibi görülmemiş bir play-off istatistiği yakalaması yetmedi orlando karşısında normal sezonun  en iyi takımına. takım oyununa yenik düştüler. içerideki canavarı durdurmak adına kapandıklarında, geriye kalan oyuncuların hepsi iyi şutör olduğundan dolayı dışardan da yemek durumunda kaldılar. başka bir deyişle çaresiz kaldılar. çok iyi kıvırdı orlando top çevirip şut atma işini. sezon içinde zaten yapıyorlardı bunu fakat üst seviyede bu kadar rahat, bu kadar soğukkanlı oynamak kolay iş olmasa gerek. finale hidayet önderliğinde yürümeleri geyet sevindirici. son maç ayrı tabi. çünkü serinin 6. maçında howard içine shaq kaçan insan kılığında oynadı. kariyerinde seviye atladı. belki de lebron’un cavaliers’dan ayrılmasıyla sonuçlanacak bu durum. bir türlü gelmeyen şampiyonluk, lebron’un new york semalarına yelken açması olasılığını gittikçe artırıyor. howard işte bu kadar önemli bir maçla, adeta tek başına oynayarak eledi cavs’i. takımını da doğu şampiyonluğuna ulaştırdı, başta hidayet olmak üzere arkadaşlarının da yardımıyla. en son finale shaq’la çıkmıştı magic, howard da bu başarıya imza atarak onun yolunda ileremeye devam ediyor. şimdi karşısında o yüzüğü çok isteyen ve isteyince durdurulamayan bir adam var. diğerlerine benzemeyen, biraz farklı bir adam: kobe bryant.

lakers’ın final yürüyüşü orlandoya kıyasla daha kolay gibi gözükse de, çok sert bir houston serisi oynadığını, denver gibi organize bir takımı elediğini unutmamak gerek l.a’ın. beklenen bir durumdu onların finalin batı yakasında yer alması. bir çok kişiye göre kobe-lebron düellosuyla sonlanacaktı sezon. orlando bu planlara çomak sokmuş gibi duruyor. ben lebron’cu yahut kobe’ci olmadığımdan, çok ilgilenmiyorum bu olayla. ikisine eşit mesafedeyim. bu düello geride kaldığına göre biz howard’ın pota altında neler yapabileceği konusuna değinelim. hücum yönünde en büyük eksikliğini, pota altından sırtı dönük olarak oynadığı oyunu cavaliers serisinde inanılmaz bir şekilde gelişitiren bir d. howard, büyük tehlikedir lakers uzunları için. bynum’ın faul konusunda problemli bir oyuncu olduğunu düşünürsek, odom-gasol ikilisine allah kolaylık versin diyorum. canavarı durdurmak gibi bir görevleri var finalde. saha avantajı lakers’ın olacak. finallerde çok önemli bir üstünlük oluyor bu durum haliyle. serinin başa baş gitmesi durumunda bu avantaj çok işine yarayacak lakers’ın. her iki takımında artıları, eksileri var fakat genel bir bakışla, ortada bir eşleşme bizi bekliyor diyebiliriz. orlando muhtemelen aynı düzen içerisinde, aynı rahatlıkta oynayacaktır. boston’ı da cavaliers’ı da son maçta perişan ederek yendiler. lakin farklı geriye düştükleri zamanlar da oldu. geri gelmeyi başarmışlardı. bu kez karşılarında lakers olacak. vurup geçebilecek bir potansiyel yani. bu anları geçmiş turlarda olduğu gibi akıllı oynamak zorundalar. lakers hızlı başlamak isteyecektir ilk 2 maça. onların da yapacakları savunma kendi adlarına kritik nokta. iyi savunma yapıp şuta dayalı oynayan orlando’yu bozarlarsa, kontrol onların eline geçer. fisher-alston eşleşmesi her açıdan feci bir eşleşme. bu ikiliden gelecek ekstra katkı şüphesiz çok değerli olacaktır.

hidayet orlando oyuncusu olduğu için midir, ezelden gelen bir sevgi midir bilemeyeceğim fakat kosova’nın taraflı anlatım tarzı beni çok rahatsız ediyor, belirtmeden geçemeyeceğim. orkun çolakoğlu sıkı bir lakers’lı olmasına rağmen gayet ortada anlatıyor lakers maçlarını. fakat en sevdiğim spor spikerlerinden biri olan murat kosova ince ayar vermekten bıkmadı orlando maçlarında. tamam hidayet, tamam bizim adam, anladık. ama bu kadarı da fazla be abi. sırf bu yüzden cavaliers’ı tutmuştum orlando karşısında. finalde de orlando’yu desteklerim herhalde diye düşünürken, kosova’nın anlatma ihtimalini hatırlayarak bu seride taraf tutmama kararı aldım.

orlando magic savaşıyor

25 Mayıs 2009, Pazartesi

orlando-magic

orlando, cleveland karşısında 2-1 öne geçti bu sabahki 3. maç itibariyle. ben orlando’nun seride yalnızca 1 maç kazanacağını, cleveleand’ın korkutucu performansına karşı koymakta zorlanacağını düşünüyordum. beni şaşırtan, serinin bu duruma gelmesini sağlayan etken; orlando’nun değil, cavs’in performansı oldu. maç kaybetmeden konferans finallerine gelmişlerdi. rakiplerine hiç şans tanımadan oynuyorlardı. fakat gözden kaçan detay; lebron’un neredeyse maksimumunu oynadığıydı. takımın geri kalanı lebron’un salladığı rakibi devirme görevi gördü yalnızca. orlandoysa geçtiği 2 turdan büyük tecrübeler kazanarak geldi buraya. sertlik gördüler, evlerinde kaybettiler, büyük farklarla geriye düştüler, son saniyede maç verdiler .. tüm bu olumsuz şartlar onları daha dirençli bir takım haline getirdi. howard’ı nasıl kullanmaları gerektiğini de gayet iyi öğrenmişler. “cavs yenilmez” gibi bir atmosfer şekillenmişti, bu havayı akıllı oyunlarıyla dağıtmayı başardılar. lebron james 3. maçta iyice tek başına oynamaya başladı. bu kadar az katkı alırsa, işler zora girecek. 4. maç, cavs’in bu sezonki kaderini çizebilecek bir maç. orlando’nun çok daha rahat çıkacağı bir maç olacak aynı zamanda. buradan seriyi verebilir magic, cleveland’ın dirilişine de şahit olabiliriz fakat orlando’nun hidayet önderliğinde geldiği seviye büyük övgüyü hakediyor. artık cleveland finale çıksa dahi lakers ile eşleşirse, psikolojik açıdan yıpranmış bir şekilde sahaya çıkacak. lebron-kobe yerine, hido-carmelo ikilisini görürsek finalde, sürpriz olur mu?

kral böyle istedi

23 Mayıs 2009, Cumartesi

kalan saniye 1, fark orlando lehine 2. fakat cavs’in lebron’u var.

orl-cle | lebron james

nba konferans finalleri

18 Mayıs 2009, Pazartesi

denver

hidayet’in nba’de yaptığı müthiş çıkış, boston-orlando serisinin 7. maçı itibariyle zirveye ulaştı. play-off’un 7. maçında boston celtics’e karşı galip gelmek zordur, td banknorth garden’da 7. maçı almak ise neredeyse imkansızdır. fakat hidayet bu mucizeyi gerçekleştirmeyi başardı. öyle bir maç oynadı ki, evinde her zaman son sözü söyleyen bir takımı, son şampiyonu denize döktü adeta. howard, lewis, alston falan hikayeden oynadılar. hepsi hido’nun eline baktı en kritik anlarda. hidayet’te 25 sayı-5 ribaund-12 asist’le tek başına boston’u devirmeyi başardı. tüm bu rakamların ötesinde, takımı ne zaman ihtiyaç duysa hep sahneye çıktı. el yakan bütün topları sayı yaptı, savunmayı üzerine çekip boş şut imkanları yarattı, savunma yaptı. kısacası, 1′e 5 oynayıp, galip geldi. normal sezonda oynanan bir bir maçtan bahsetmiyoruz, dile kolay play-off yarı finali bu. belkide bir türk’ün nba’de ortaya koyduğu en başarılı, en önemli performanstı. tebrikler hidayet’e. işte böyle bir maçla doğu finaline kalmayı başardı magic. batı’da ise lakers, beklenenden de zor bir seriyi 4-3′le geçti. tüm sezonun belkide en şanssız takımı houston. onca sakat varken, yao’nun da tekım elbiseleri giymesi, turu kafadan kaybetmelerine neden oldu. ki bence yao oynasaydı da en fazla 7. maça getirir, yine kaybederlerdi. batı finalinin öbür tarafı ise denver’a ait. onlar belli ediyordu buralara geleceklerini. billups ile beraber tüm çehreleri değişmişti zira.

cleveland cavaliers-orlando magic

namağlup geçilen iki tur, gittikçe performansı artan bir mvp ve tüm parçaların muazzam işlediği bir rotasayon. zorlanmadan geldi konferans finaline cavs. her maçı çift haneli farklarla kazandılar. yani, yapılabilecek en iyi başlangıcı yaptılar. fakat karşılarında bir direnç gördüklerini söylemek güç olur. yolun sonuna gelmişti ilk turdaki rakipleri detroit. atlanta da üst seviyeye çıkması zor bir organizasyondu. bu kez karşılarında nispeten daha dişli bir rakip olacak. savunmalarını zorlayacak, ekstra performans sergilemelerini gerektiren bir oyuncuyla eşleşmemişlerdi. orlando’nun howard, hidayet ve hatta lewis gibi yaratıcı oyuncuları var. oynadıkları basketbola cevap alacakları anlamına gelebilir bu. öyle ilk yarıda maçı kopartmak gibi bir durum söz konusu olmayacak bu kez. yinede serinin kaderini çizecek takım orlando’dur bana göre. bu bahsettiğim silahları kullanmak ya da kullanamamak onların elinde. gösterecekleri direnç, serinin gidişatını belirleyecek. howard pota altında, fiziğini kullanıp, doğru oyunu oynamalı. hido’dan yana bir şüphem yok. gerektiğinde çıkıp yapması gereken müdahaleyi yapacaktır. lewis yine hız avantajını kullanarak katkı yapabilir. boston serisinin 7. maçındaki gibi, baskı altında ezilirse orlando’nun işini zorlaştırmaktan ileri gidemez. bu üçlünün dışında, aldığı her katkı ekstra sayılır magic cephesinin. cavs ise aynı çizgide seyredecek muhtemelen. ev sahibi avantajı onlarda ve evlerinde yenilmez bir takım olmayı başardılar. orlando’nun işi çok ama çok zor. orlando 1 maçtan fazlasını alamayacak gibi gözüküyor.

los angeles lakers-denver nuggets

lakers’ın bu kadar zorlanarak konferans finaline çıkması beklenmiyordu fakat işler zora girince gerçek oyunlarını oynadıkları ortada. rehavet en büyük sıkıntısı phil jackson’ın takımının. 40 sayı fark attığın bir takıma ertesi maç nasıl yenilirsin? üstelik rezalet bir oyun ortaya koyarak. havaya girmemek önemli olan. lakers savunma yaptığında neler olduğu ortada. rakibin potayı üst üste 3-4 hücum göremediği oluyor. öyle fena savunma yapabiliyorlar. ancak şartların oluşması gerekiyor. bynum’un pota altındaki caydırıcılığı, fisher’ın savunması, kenardan gelen oyuncuların direnci. hepsi olumlu bir şekilde ilerlerse, lakers’ı durdurmak zor oluyor. çünkü, iyi savunma yaptığı bir maçta daha da iyi hücum yapabiliyor l.a. denver ise play-off’ların en başarılı iki takımından birisi. nedeni basit aslında. chaunsey billups. denver’ı durdurmak istiyorsanız, billups’ı devre dışı bırakmalısınız.e o da zor oluyor haliyle. istediği zaman kontrolü eline alıp, oyunu yönlendirebiliyor bu adam. fisher’la tutmak mümkün olmadığına göre, değişik işler denemek zorunda phil jackson. bir de oyununu korkunç biçimde geliştiren carmelo gerçeği var. pota altında gasol’ün işi houston serisindeki kadar kolay olmayacak. farkı bynum yaratmalı orada. denver’ın zaafı ise, kobe’yi durdurma konusunda houston kadar seçeneği olmaması. “o oynasın, diğerlerini durduralım bari” diyebilirler. seride; şanslar eşit bence, yarı yarıya. her şeyden öte, andersen manyağı neler yapacak, merak ediyorum ben.)

bye bye play-offs

10 Mayıs 2009, Pazar

yao

haklıyken haksız duruma düşmek

08 Mayıs 2009, Cuma

Rockets Lakers Basketball

kobe ve fisher’ın hareketleri, houston-lakers serisinde tamamen rockets tarafına kaymama sebep oldu. fisher’ın kendisine muhtemelen ceza getirecek hareketi, kobe’nin inceden battier ve artest’e işlemesi çok itici geldi bana.

beat l.a ulan.)

yolun yarısına geldik

04 Mayıs 2009, Pazartesi

nba yarı finalleri

yarı finaller dün geceki denver-dallas maçıyla başladı. batı’da, doğuya oranla daha rahat geçen eşleşmeler gördük ilk turda. süpürülen takım olmasada, portland, utah ve new orleans gibi takımlar rakipleri karşısında pek varlık gösteremediler. doğuya bakacak olursak, süpürülen detroit dışında, chicago’nun veya miami’nin rakipleriyle başa baş oynayıp elendiklerini söyleyebiliriz. boston-chicago, gelmiş geçmiş en güzel seriler arasıdaki yerini aldı şüphesiz. toplam 7 uzatmayla da rekor kırdılar. boston mu bekleneni veremedi yoksa chicago mu beklenenden fazlasını gösterdi, bunu ilerleyen turlarda anlayacağız. yine de her iki takıma da oynadıkları zevkli basketbol için teşekkür ediyorum. onlara olan saygım iki kat arttı.

cleveland cavaliers-atlanta hawks

ilk turun en rahat takımıydı cavs ve 1 haftadan fazla dinlenme fırsatları oldu. ki fazla dinlenmiş bir takımın, sert geçen bir eşleşmeden henüz çıkan bir rakip karşısında avantajlı olup olmadığı bir tartışma konusudur. ben şampiyonluk hedefinde olan bir takımın her şartta, gerçek oyununu sahaya yansıtacağını düşünüyorum. özellikle lebron’un buralarda beklentilerin altında kalması söz konusu değil. ayrıca karşılarında, deplasmanlarda oldukça zorlanan ve ilk turda biraz sönük bir performans gösteren atlanta olacak. lebron’un karşısında ligin en atlet oyuncularından birisi olacak olsada, cavs zorlanmayacaktır. josh smith’de bir yere kadar. tek başına james’i durdurması zor gözüküyor ve bu onun tek görevi değil. hücumda da muhtemelen yine şutu riske edilen adam olacaktır. o boş şutları sokması gerekiyor ayrıca. ilk tur’dan çok daha zoru bekliyor j-smoove’u. onun dışında pota altında horford’un da cavs uzunlarına karşı zorlanma ihtimali var. zaza’nın ilk tur performansını devam ettirmesi çok önemli. joe johnson feci şut atmaya devam ederse süpürgeler çıkabilir ortaya.

boston celtics-orlando magic

ilk turun en yıpratıcı eşleşmesinden geldi boston ve formda, aynı zamanda fazladan1 maç dinlenmiş olan howard karşılarına çıkacak. perkins ve glen davis’in çabuk faul problemine giren uzunlar olduğunu düşünürsek, doc rivers’a kolay gelsin. miki moore kalıyor geriye. orlandoya çok güvenemesemde, boston’un garnett’siz, eksik bir takım olduğunu kabul edip; magic’i bir adım öne çıkartıyorum. pierce ve rondo’ya yapacakları savunma, garden’dan bir maç çalmalarını sağlayabilir. evlerinde de howard’ın dominasyonunu kullanırlarsa, saha avantaj iyice orlando lehine geçer. hidayet’in şans bu kadar yanlarındayken, iyice sorumluluk alıp, 4. çeyreklerin adamı olduğunu ispatlaması gerekir. bu seri adına, ben çok umutluyum hido’dan. eğer skip2my lou’ya kalırlarsa, şanslarını azaltırlar. serinin kilidi hidayet’te gibi gözüküyor.

los angeles lakers-houston rockets

la de cavs gibi işini erken bitirenlerden. utah’a bir belki de iki gömlek üstün gelmişlerdi. bu defa daha derli toplu oynayan bir rakip var karşılarında. t-mac’in yokluğunda, herkesin görevini bildiği, uyumlu ve belirli bir düzen içerisinde oynuyor rockets. pota altında yao gibi bir devleri var ve takımların çoğu onu durdurma konusunda yetersiz kalıyor. yanına bir de scola gibi bir pota altı savaşçısı ekleyince, nba’in en sağlam pota altı ikililerinden birisi ortaya çıkıyor. ilk turda portland’ı tecrübeleriyle geçtiler. son maç dışında, maçlarını izleyemedim fakat bir gerçek var ki geçen senelere göre daha olgun basketbol oynuyorlar. aynı zamanda lakers’a ters gelme ihtimalleri de yüksek. çünkü kobe’yi durdurma konusunda battier gibi önemli bir oyuncuları var. kobe’nin çıldırıp üst üste soktuğu şutları engelleyip, rehavete girmesini sağlayabilirlerse seriye ortak olurlar. sonuçta kobe bryant, yao ming’den daha iyi bir silah ve neredeyse bu maçlar için yaşayan bir adam. bench’ten destek olarak vujacic ile beraber shannon brown da bir artı lakers adına. yüzdeli oynuyor brown ve gayet makul bir savunma yapıyor. lakers’ın öyle ya da böyle, turu geçeceğini düşünüyorum.

denver nuggets-dallas mavericks

billups hamlesiyle bir anda tüm çehresi değişen denver ilk turda new orleans’ı beklenenden de rahat geçmişti. dallas ise spurs’u geçerek belki de bir devrin noktalanmasına neden oldu. ilk maçı oynadılar bile. izleyemedim maçı fakat denver rahat bir galibiyet almış. zaten evinde harika maçlar çıkartıyor bu takım. dallas’ın pepsi center’dan  bir galibiyet çıkarması zor gözüküyor. billups’ın önderliğinde, aklını başına devşirmiş bir carmelo, müthiş yüzdeli atan nene ve kenardan çok iyi katkı veren smith-andersen ikilisiyle oldukça sağlam bir takım nuggets. dallas’ın bu kadar silahı olduğunu söylemekse zor. nowitzki dışında, kenardan gelen terry ve tecrübeli kidd ile denver’ı geçmek kolay değil. howard’ı da ekleyebiliriz aslında. sakatlıktan dönünce, oyununu ileri taşımış gibi gözüküyor. bence, lakers-rockets eşleşmesinden daha önce sonlanacak bu seri. denver 3. veya 4. maçı çalarak işi çabuk bitirecektir.

doğu’da savaş: celtics – bulls

30 Nisan 2009, Perşembe

celtics-bulls

aslında 2. tur maçlarına kadar nba yazmamayı düşünüyordum fakat rose ve rondo beni fena halde şevke getirdiler. ilk turun en çekişmeli, en zevkli eşleşmesi kuşkusuz boston celtics – chicago bulls serisi. doğuyu 2. olarak tamamlayan son şampiyon ve 7. sıradan play – off’lara kapağı atan bulls şu ana dek oynadıkları tüm karşılaşmalarda kıran kırana mücadele sergilediler. çoğu kişi – ben de dahil – celtics’in 4-1 veya 4-2 bir sonuçla seriyi gaçeceğini düşünüyordu. fakat hiç öyle bir durum yok ortada. evet belki 4-2 yapıp turu geçme şansları var fakat bir takım da ilk turda bu kadar zorlanabilirdi herhalde. oynanan 5 maçın 3′ü uzatmaya gitti. 1 tanesi ray allen’ın son saniye üçlüğüyle tamamlandı. sadece 3. maç celtics’in farklı galibiyetiyle sonuçlandı. ilk cümlede bu sezonun en iyi serisi olduğunu belirtmiştim fakat son yılların en zevkli mücadelelerinden birisi  de diyebiliriz. rose’un ilk play – off maçında rekor kırmasıyla, rondo’nun çılgın istatistikleriyle, pierce’ın büyük oyuncu olduğunu bilmem kaçıncı kez ispatlamasıyla, ray allen’ın keskin şutörlüğüyle, garnett’in yokluğuyla ve del negro’nun öküzlükleriyle; kısacası her yönüyle efsane bir seri oluyor. ilk maçta serinin gidişaının bu yönde olacağının sinyalleri verilmişti aslında. ray allen yokları oynarken, pierce tam olarak ağırlığını koyamamışken; rose’a cevabı rondo verdi. son topta noah büyük bir hatayla faul yapmasına rağmen pierce birini kaçırınca uzatmalara geçtik. genç bulls herkesi şaşırtarak uzatmaları da -tyrus’a tebrikler bu anlarda- başarılı oynadı ve ilk maçı banknorth garden’da son şampiyondan çalmayı başardı. 2. ve 3. maçları izleme fırsatı bulamadım malesef. 2. maç yine garden’daydı ve boston ilk maçta 1/12 atan ray allen’ın son topta attığı üç sayıyla maçı kazandı. izleyemesemde, 118-115′lik skor; ilk maçta şampiyonu evinde deviren bulls’un başarısının şans olmadığına bir işaret. kg’in eksikliğinin yarattığı dezavantaj bu iki maçta belirleyici oldu celtics için. pota altında davis’in elinden geleni yaparak kg’yi aratmamaya çalışması, noah-tyrus ikilisi karşısında pek işe yaramadı. garnett’in sadece hücumda değil, her alanda bir bütünleyici olduğunu düşünürsek, onun açığını kapamak zor olacaktır elbette ki. garnett’in olmadığı maçlarda boston celtics’in kağıt üzerinde ve parkede net olarak performans düşüklüğü yaşadığını görüyoruz. bu, tek mazeret olamaz tabiki. bu kadar dişli bir rakip beklemediklerini ve motivastonlarını üst seviyeye taşıyamadıklarını düşünüyorum. fakat bu motivasyon 3. maçta dirilmiş olacak ki rahat bir galibiyet aldılar. bu maçı da takip edemediğim için ayrıntılara giremeyeceğim. ve ardından 2 uzatmalı o muhteşem 4. maç geldi. united center’a birbirinden 1′er maç çalarak çıkan iki takım bizlere enfes bir maç daha izletti. bulls’un, ilk maçta aldığı galibiyeti anlamlı kılması için mutlaka evindeki bu maçı alması gerekiyordu. iki genç oyun kurucu bir kez daha düelloya girdi ve  rondo 25s – 11r – 11a ile triple double yaparken, rose’da 23s – 11r – 9 asistle karşılık verdi. fakat normal sürenin son sözünü söyleyen isim ray allen oldu. son topta çok kötü bir savunma yaptı bulls ve allen boş bir üçlükle maçı uzatmaya taşıdı. scalabrine’in 3′lüğüyle başlayan ilk uzatmada pierce-allen ikilisi celtics’i bir adım öne çıkartmıştı fakat bu seferde sahneye ben gordon çıktı. 4 saniye kala 3′lüğü yollayıp eşitliği sağladı. son topu rondo kullandı nedense ve ikinci uzatmaya geçtik. bu uzatmada da bir kahraman çıktı. pierce’ın son topta şutunu bloklayan john salmons maçı takımına kazandırarak, seriyi 2-2′ye getirdi. ve 5. maç için bir kez daha banknorth garden’a gidildi. bu maçın uzatmalarının son anlarını izleyebildim. zar zor bir link bularak, kötü bir kalitede de olsa son saniyelere yetişebildim. benim ilk görebildiğim pozisyon, tony allen’ın ben gordon’a aptığı faul’dü. bir şey yok gibi geldi bana. buradan 3 sayı kazanarak maçı eşitledi chicago. -ki hemen ekliyeyim, bulls bir ara 11 sayılık bir fark yakalamış ve neredeyse normal sürede maçı alma noktasına getirmişler. – pierce’ın 3 saniye kala el üzerinden attığı şut, hakemlerin rondo’nun miller’a yaptığı flagrant’ı çalmaması, miller’ın serbest atışlardan ilkini kaçırarak bir çuval inciri berbat etmesi şeklinde sonuçlandı müsabaka. böylelikle seri 3-2′ye geldi ve geriye biri united center’da diğeri banknorth garden’da olmak üzre 2 maç kaldı. boston tecrübesiyle 1 maç daha alır gibi gözüküyor fakat bu seride olabilecekleri önceden kestirmek de pek mümkün olmadı. tek temennim öncekiler gibi bu 2 maçında sonuna kadar mücadele ve heyecan içinde geçmesi. yalnız kim tur atlarsa atlasın, cavs karşısında tüm doğu takımlarının olduğu gibi işleri çok zor olacak.

edit: olay, 6. maç itibariyle kontrolden çıkmış bulunmakta. 3 uzatma sonunda 128-125 ile, kendi başına efsane olabilecek bir oyunda bulls seriyi 3-3′e getirmeyi başardı. kelimelerle anlatamayacağımı düşünüyorum bu maçı ve izleyemeyenlerin bir şekilde, bir yerlerden bulup izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. 7. maçı ntv veya nba tv’den izleyebiliriz umarım.

shannon brown & ryan hollins

28 Nisan 2009, Salı

shannon brown & ryan hollins

play-off’larda sahneye bazı adamlar çıkar. normal sezonda neredeyse hiç süre almamıştır yahut adı sanı duyulmamıştır. fakat play-off maçlarında takımlarının turu geçmesi adına kilit rol oynarlar. işte bu sezon bu iki oyuncu -shanon brown ve ryan hollins- lakers ve dallas adına bu görevi üstleniyorlar. ne tesadüftür ki, ikisi de eski charlotte bobcast oyuncusu. gerçi biraz belli etmişlerdi bu katkıyı yapabileceklerini fakat ben bu kadar olumlu oynayacaklarını düşünmezdim. kenardan getirdikleri mücadele ve yaptıkları katkı adlarını anmamıza vesile oldu. tebrikler ikisinede. ilk tur maçlarından önce bir yazı yazamadım, ikinci tur maçlara artık..

nba ödülleri

25 Nisan 2009, Cumartesi

yılın koçu: mike brown | doğru karar

yıllın savunmacısı: dwight howard |  bu da doğru

yılın çaylağı: derrick rose |  mayo alsaydı “neden” demezdim

yılın 6. adamı: jason terry | nate robinson olmalıydı bence

mip: ?  |  durant almalı

mvp: ?  |  wade’e gider benim oyum

gm: ?  |  nuggets gm’i mark warkentein alır