
nba organizasyonu adına, en güzel final adlarından birisiydi celtics – lakers. geçmişten günümüze, birbiriyle rekabet halinde ve hatta bunun da ilerisinde birbirinden nefret eden iki oluşum. eşleştikleri yer nba finalleri olunca, işin ciddiyeti de artıyor tabii. bir tarafta, 2008 yılında karşılaştıklarında kazanan celtics, diğer yanda ise geçen yılın şampiyonu lakers.
tarihi seri, tahmin edilen gibi, lakers’ın üstün oyunuyla başladı. ilk 2 maçı kendi salonu staples center’da oynayacak olmanın verdiği moralle, iyi başladı los angeles lakers. rakibe göre, avantajlı olduğu noktaları çok olumlu kullandı p-jax’in öğrencileri. gasol ve bynum’a iyi toplar indi, bu topları değerlendirmelerinin yanında, hücum ribaundlarında da çok aktifti lakers uzunları. 3 kişiden oluşsa da uzun rotasyonu, celtics pota altıyla eşleşince, oldukça uzun kalıyorlardı. 2 yıl öncesine oranla çok daha verimli oynayan pau gasol’ün, kg’yi denize döktüğüne şahit olduk adeta. aşağıda, işler bu denli lakers lehine ilerlerken, artest’in pierce üzerinde uyguladığı savunma, rondo’nun cavs serisindekinden uzak bir görüntü çizmesi ve tabiki ray allen’ın faul problemine girmesi, skor tabelasında celtics hanesine yalnızca 89 yazılmasına sebep oldu. seri boyunca -suns serisi gibi destansı olmasa da- olağanüstü bir performans gösterecek olan kobe bryant’ın da skor üretmekte sıkıntı çekmemesi sonucu, ilk maçı ev sahibi lakers 102-89 kazandı.
takımlar 2. maça çıkmadan önce, p-jax’in ilk maçını kazandığı serilerde yakaladığı 47 – 0′lık mantıksız denebilecek istatistik geliyordu akıllara. finallerin ikinci maçına çıkarken yeşillerin psikolojisinin bozulması için bile yeterdi bu aslında. fakat ray allen, bu kez işlerin farklı olacağını ispat etmek istercesine oynadı. baştan sona, muazzamdı allen. takımının ihtiyaç duyduğu her an, sorumluluk aldı ve her defasında üçlüğü yapıştırdı. ray allen’ın 8 üçlük isabeti bularak, nba finaller tarihine geçtiği maçta, celtics’te rondo da triple double yaparak tarihe adını yazdırıyordu. bu iki adamın kontrolü ele alması, pota altında üstün olan lakers’ı bi’ nebze yavaşlatmış gözüktü. gasol – bynum ikilisi ilk maçtaki gibi yine işlese de, lakers’lıların yaptığı savunma bu defa yeterli olmuyordu. son anlarda rondo’nun iz bırakan işler yaptığı 2. maçın skoru deplasman takımı celtics lehine 103 – 94 sonuçlandı.
ve gelindi 3. maça. bu maç ve ardından iki maç daha garden’a geçti seri. rakibinden staples’ta maç çalan celtics’in işi burada sonlandırma şansı vardı. pp da bu yönde demeç vermişti maçtan önce, sonunu düşünmeden. 3. maça iyi başlayan taraf la. lakers oldu. maçın başından itibaren farkı açıp, korudular. sonrasında, ilk 2 maçın tam aksine nefis bir maç çıkartan garnett’in önderiliğinde geri geldi boston. burada hatırlatmakta yarar var, bir maç önce tarihe geçen ray allen hiç isabet bulamayarak, absürdlükte sınır tanımadı. ona rağmen, minnesota’daki gibi oynayan garnett’in sayesinde geri dönen boston celtics’e cevap hiç beklenmedik birisinden, derek fisher’dan geldi. abartmadan söylüyorum, tek başına koparttı maçı fisher. 0.4 mucizesinden sonra, lakers taraftarını en mutlu ettiği an bu maçta, üç celtics’linin içinden geçerek bıraktığı ve maçı bitirdiği turnikedir herhalde. bir türlü sevemediğim bu adamın, kobe’nin önüne geçtiği maçı lakers; 91 -84 kazandı.
4. maç, celtics için var olma mücadelesi olmalıydı. burada alınacak bir mağlubiyet, şampiyonluk şanslarını mucizelere bırakırdı. 2. maç hariç, lakers savunmasına karşı etkisiz kalmışlardı ve bu maç o savunmayı delmeleri gerekti. yahut ekstra işlerden nemalanları ve x faktörlerin devreye girmesi. ilk durum hayata geçmedi, yani lakers savunmasını, celtics ilk 5′i delemedi. fakat, kenardan gelen nate-glen ikilisi çok şey değiştirdi. andrew bynum’ın neredeyse hiç oynayamadığı maçta, ilk kez kobe oyuna tek başına hükmetti lakers’da. bu çok da iyi bir gelişme değildi. kobe çatır çatır soksa da, ona hemen hiç kimse yardım etmedi ve kenardan gelen iki oyuncusu 30 sayı üreten boston celtics, 4. maçı 96 – 89 aldı ve seride durumu 2 – 2′ye getirdi.
5. maç celtics hücumunun en verimlisi olması açısından önemliydi. bir aralar %70 ile hücum ediyordu celtics, o derece insan üstü bir durum vardı ortada. zaten maçı da hatırladığım kadarıyla %50′nin üzerinde bir yüzdeyle kapattılar. bu maç, kobe de takım arkadaşları da kaldıkları yerden devam edeceklerdi. kobe daha da çok attıkça, diğerleri daha da yalan oynadılar, kaçtılar. kobe haricinde, yalnızca gasol çift hanelere çıktı o da düşük bir yüzdeyle ve verimsiz oynadı. üst üste 23 sayı atması da yetmeyecekti kobe’nin. boston celtics bu defa benchten istediği katkıyı alamadı fakat as oyuncuların yüzdeli oynaması, oyuna dahil olan herkesin başarılı savunma yapması onlar için maçı çözen detaylardı. doc rivers’ın molalarda, kobe’yi durduramıyoruz, öyleyse diğerlerini oyundan düşürmeli ve kobe’nin kaçırmasını beklemeliyiz temelli konuşmaları da işe yaramış gözüktü aslında. kobe attıkça, çoklu sıkıştırma getirmek savunmayı da açmak anlamına gelebilirdi, o verimsiz lakers hücumlarına. kopartması gereken anlarda maçı çekip alamasa da boston celtics maçın sonunda mutlu olan taraftı. skor; 92 – 86
seri 6. maçta gene staples center’a dönüyordu ve lakers mağlup olduğu taktirde, şampiyonluğu kaybedecekti. işte bu durum onların motive olmasını ve yaralı bir aslan edasıyla rakibe saldırmalarını da sağlayabilirdi, aksine ne yapacağını bimez bir hale bürünmelerine de yol açabilirdi. maçın hemen başında, kobe ve bir kaç maçtır kayıplarda olan saz arkadaşları, olumlu yönde motive olduklarını ispatlarcasına oynadılar. rakibin bütün zaaflarını kullanarak, psikolojik üstünlüğü de ele geçirdikten sonra, tüm istediklerini yansıttılar sahaya. hele o rondo’yu raydan çıkartmaları, baştan itibaren maçın onlara geçmesini sağladı çünkü, boston celtics’i bu tür maçlarda rondo komuta ediyor. onu saf dışı bırakmak, oyun düzeninden uzaklaştırmak demekti. üçgenin hiç işlemediği kadar işlediği maçta bir kırılma anı da yaşandı. kendrick perkins dizinden sakatlandı ve oyuna geri dönemedi. zaten dönebilseydi de çok şey değişmeyecekti. en fazla, bir kaç tane az hücum ribundu verirlerdi. staples center hastası ray allen dışında hiç bir celtics’linin varlık gösteremediği ve lakers’lıların dinlenme fırsatı buluğu bu kritik maçın skoru 89 -67. evet; bildiğin 67 sayı atabildi boston celtics.
ve artık 7. maç. böylesine çekişmeli bir serinin gelebileceği en heyecan verici senaryo budur işte. los angeles lakers bu maç öncesinde rakibinden biraz daha avantajlı gözükse de belli olmaz, burası nba final serisi ve 7. maç. genelin düşüncesi duydu sanırım. kolay kolay göremiyoruz nba finalinde bu 7. maçları. o sebeple herhalde, çok düşük yüzdeyle de oynansa şahane bir maç oldu. pota altında bir eksik kalan boston, başlarda üstünlüğü ele alan taraftı. yüzdeli oynayamasalar da, savunmalarını daha iyi konuşturan da onlardı. yalnız maçın hemen başında üstün taraf olmak, pek işlerine yaramadı. geri dönülemeyecek bir noktaya da getiremediler skoru ve artest’in liderliğinde yavaşça geri geldi los angeles lakers. pota altında gene ezdiler rakibi. genel olarak skorlu geçmeyen, savunmaların öne çıktığı seride, savunmayı düşürmeyerek ve 1-2 ekstra basket bularak geri dönebilirlerdi yalnızca. bunu başardılar, müthiş seyirci desteğini de arkalarına alarak. maçın sonrlarında daha az hata yapan yine lakers oldu ve artest ilk kez bir işe yarayabildiğini kanıtlarken; p-jax baba ile kobe başarılarına bir yenisini daha eklediler.
bu müthiş serinin sonunda, mvp ödülünü kobe bryant kazandı. 7. maçtaki oyununa rağmen, sonuna dek haketti bu ödülü kara mamba. artık, phil jackson denildiği gibi zirvede bırakır mı, boston kadrosu burada dağılır mı vb. soruların yanıtlarını bekleyeceğiz. yeniden tebrikler los angeles lakers destekçilerine, hayırlı olsun 16. şampiyonlukları.