‘nba’ olarak etiketlenmiş yazılar

king james miami heat’te!

09 Temmuz 2010, Cuma

bir kaç yıldır takımların kendisi için şekilden şekle girdiği, aylardır nereye gideceği merak edilen, günlerdir de isminden başka bir şeyin telaffuz edilmediği lebron james, nihayet açıkladı yeni takımını: miami heat. espn’de yapılan decision 2010 adındaki özel bir programda öğrendik lbj’nin aldığı kararı. hani biraz da eşşeğin bir yerlerine su kaçırma olayı da olmadı değil. espn’e çıkıp, kararını canlı olarak tüm  dünyaya sunması anlaşılabilir bir yerde. neticede, ciddi manada yıllardır beklenen bir seçim bu. fakat sürecin gittikçe uzatılması can sıkıcı bir hal aldı.

neyse, en sonunda bir karar vermiş oldu lebron james. söylediği gibi, birden fazla şampiyonluk kazanabilmek adına, wade’in mekanı sayılabilecek miami heat’i tercih etti. ayrıca, cavs organizasyonuna teşekkür etmesinin yanı sıra, artık normal sezon 1.’likleri değil, nba 1.’likleri istiyorum diyerek de bir ince sitem yolladı onlara.

açıkçası ben pek ihtimal vermiyordum miami opsiyonuna. lebron’un egosunu bu kadar törpüleyebileceği ve -bana kalırsa- 2. adamlığı kabul edebileceği, aklıma gelmemişti. fakat, bosh’un da miami’yi seçmesi ve takımın çok yönlü bir hale bürünmesi king’i cezbetmiş olacak ki, tercihi bu yönde oldu. artık nba’de yeni bir sayfa açılacak diyebiliriz sanırım. pat riley’nin yarattığı bu fantastik ekip, p-jax ve kobe’li lakers’a karşı durabilecek en büyük rakip olarak gözüküyor aynı zamanda.

ilerleyen dönemlerde daha kapsamlı, daha detaylı yazılar yazmaya çalışacağım bu, belki de nba tarihinin akışına yön verebilecek lebron miami heat birleşmesiyle alakalı. şimdilik, bu şoku atlatana kadar, lebron formalarını ateşe veren cleveland’lıların hüznünü ve  james gelirse çocuğumu keserim sözü veren heat taraftarlarının neşesini paylaşacağım..

draft 2010

25 Haziran 2010, Cuma

NBA Draft 2010

dün gece msg’da nba draft 2010 vardı. 2003′ten bu yana tekrar edilen, bu yıl zayıf bir jenerasyon geliyor, hof- all-star çıkmaz bu sınıftan geyikleri altında başladı seçimler. ntvspor’dan takip ettik burada geceyi fakat, adrian wojnarowski sağolsun, twitter’dan 3′er dakika önce yazdı hangi takımın kimi seçeceğini.

ilk sırada ve hatta ondan sonraki bir kaç sırada kimin seçileceğinin ortada olması, biraz gecenin heyecanını alıyor sanırım. bu nedenle, draft eksenli takaslar daha ilgi çekici oluyor bu organizasyonda. yani, john wall’un ilk sırada seçileceğini sağır sultan dahi biliyorken, oturup izlemek sarmıyor adamı. sam presti’nin gelip, milletten neredeyse bedavaya adam kapması daha zevkli değil mi ama?

işin şakası bir yana, john wall uzun bir süredir, ilk sıradan nba’e adım atacağı belli olan bir pg idi. hemen herkesin, derrick rose ile kıyas ettiği kentucky çıkışlı wall, gelecek yıl washington wizards forması giyecek. pozisyonuna göre oldukça iyi bir fiziği var ve saha görüşü üst seviyelerde. ve tabii, en başarılı olduğu noktalardan bir tanesi de çabuk ayaklarıyla, potaya gidebilen bir kısa olması. derrick rose bildiğin yani. gel gör ki, rose gibi basamakları beklendiği kadar çabuk atlayıp, all – star seviyesine yükselebilir mi, bunu zaman gösterecek. gerçi, rose’un da takımını henüz tepelere taşıyamadığı da doğru. neticede, john wall’dan beklentiler çok yüksek. wizards gibi, nelerin döndüğü belli olmayan bir takıma gitmesi ve arenas ile aynı takımda yer alma ihtimalinin olması, onun ne kadar karakterli bir topçu olacağını ortaya koyması açısından iyi olacaktır.

phila, 2. sıradan sürpriz yapmadı ve ohio state’li evan turner’ı seçti. bir çok kaynağa göre, nba’e en hazır oyuncusu turner bu sınıfın. pozisyonu gereği de phila’ya cuk diye oturuyor açıkçası. uzun zamandır şutör-skorer oyuncu sıkıntısı çekiyorlar ve turner gibi potansiyelli bir genci kaçırmadılar haliyle. liderlik vasfı olan, fiziği gayet yeterli, şutu üst düzey ve sorumluluğu gerektiğinde çekinmeden alacak bir oyuncu turner. kolejde 20.4 sayı – 9.2 ribaund – 6 asist istatistiklerini yakalamayı başardı. dünkü tanıtımlarda, top kayıpları onun en önemli eksisi olarak gösterilse de, bu zaafın kolayca arka plana atılabileceğini düşünüyorum ben. nba’e, söylenildiği gibi, yeni bir brandon roy gelmiş olabilir bence. bakalım, zaman haklı çıkartacak mı ona güvenenleri?

nets de heyecana mahal vermedi ve 3. sıradan derrick favors’ı seçti. georghia tech’in freshman oyuncusu, 2010 draft’inin en yetenekli uzunu olarak görülüyordu. müthiş bir atlet favors. çok uzun kolları var ve çabuk ayaklarıyla, potaya gidebilme konusunda ciddi bir avantaja sahip. çöp bir takıma gidecek olması işini zorlaştıracak gibi dursa da, brook lopez gibi bir uzunla birlikte oynayacak olması, onun için bir şans olabilir. devin harris için dolaşan takas söylentileri hayata geçerse, işte o zaman hayata küsebilir favors çünkü takımda hiç oyun kurucu kalmamış olacak neredeyse.

minny, 4. sıradan wesley johnson’ı aldı. 23 yaşına giren wes-john, syracuse çıkışlı. dikkat etmedim de, draft’in en yaşlısı falan olabilir. sf pozisyonunda oynuyor wes. haliyle, nba’e en hazır durumdaki oyuncular arsında onun da ismi geçiyordu.  atletik özellikleri iyinin de ötesinde olsa da, topu alıp skor yapabilecek tarzda bir oyuncu değil. matrix  ile karşılaştırılıyor. onun gibi, usta bir oyun kurucuyla oynama fırsatı bulabilirse, ligde iyi bir yere gelecektir mutlaka. bakalım minny, al jef’i elinden çıkartabilecek mi, ben onu merak ediyorum.

5. sıra sacto’nundu. onlar da ilk 4′te tercih edilmeyen demarcus cousins’i seçtiler. böylece kentucky ilk 5 sıraya 2 oyuncu vermiş oldu. uzun cennti olarak niteleyebileceğimiz draft’in en yetenekli uzunlarından birisi de cousins idi. heybetli fiziği ile ön plana çıkıyor. içeriden skor üretebilmek adına sacremento’nun artık bir opsiyonu daha var dersek, yanılmayız herhalde. sertlikten kaçmaması, nba’de çok işine yarayacaktır. biraz problemli bir oyuncu olarak bakılıyor dc’ye fakat, sacto’nun iyi bir tercih yaptığını düşünüyorum ben 5. sıradan.

gsw 6′dan ekpe udoh’u seçti, ben  georgetow’ın uzunu greg monroe’yu seçeceklerini tahmin ediyordum. yine de, sürpriz olmadı; sonuçta warriors bu. ne olacağı belli mi olur! fazlasıyla a. randolph’u andıran, the nightmare lakaplı udoh 6′dan gidince, bir sonraki pickte pistons affetmedi ve monroe’yu seçti. çocuk hem georgetown’lı hem de uzun olunca, baştan kazanıyor işi zaten. bunu yanında, aslında g-monroe bol uzunlu draft’in yeteneklilerinden bana kalırsa. herkesin dilinde olan, pasörlüğü ve solak olmasının sağladığı avantaj en önemli kozları arasında yer alıyor. pistons’ta ciddi işler yapacaktır o da. onun dışında, clippers’ın seçtiği el faruk, memphis’e geçen henry, tarihe geçen butler’ın, utah tarafından kapılan beyazı  hayward, cole aldrich ve larry bird’ün hayward olmayınca aldığı paul george.. bunlar da ilk turun, diğer önemli oyuncuları olarak göze çarpıyor.

bu drafte damga vuran olay şüphesiz ki, kentucky’nin ilk turdan 5 oyuncu vererek tarihe geçmesiydi. john calipari ne kadar övünse azdır, boru değil ilk turda 5 oyuncu! enes kanter’in önümüzdeki yıl bu okulda oynayacak olması büyük avantajdır. bunun da yanı sıra; 2. turdan, steal olabilitesi yüksek oyuncu tahminlerimi geçip bitireyim yazıyı. gani lawal; ki kendisini suns tam 46. sıradan seçti, armon johnson, lance stephonson ve şans bulurlarsa alaman pleiss ile sırp nemaja bjelica.

los angeles lakers; 7 maçta şampiyonluk öyküsü

24 Haziran 2010, Perşembe

şampiyon lakers

nba organizasyonu adına, en güzel final adlarından birisiydi celtics – lakers. geçmişten günümüze, birbiriyle rekabet halinde ve hatta bunun da ilerisinde birbirinden nefret eden iki oluşum. eşleştikleri yer nba finalleri olunca, işin ciddiyeti de artıyor tabii. bir tarafta, 2008 yılında karşılaştıklarında kazanan celtics, diğer yanda ise geçen yılın şampiyonu lakers.

tarihi seri, tahmin edilen gibi, lakers’ın üstün oyunuyla başladı. ilk 2 maçı kendi salonu staples center’da oynayacak olmanın verdiği moralle, iyi başladı los angeles lakers. rakibe göre, avantajlı olduğu noktaları çok olumlu kullandı p-jax’in öğrencileri. gasol ve bynum’a iyi toplar indi, bu topları değerlendirmelerinin yanında, hücum ribaundlarında da çok aktifti lakers uzunları. 3 kişiden oluşsa da uzun rotasyonu, celtics pota altıyla eşleşince, oldukça uzun kalıyorlardı. 2 yıl öncesine oranla çok daha verimli oynayan pau gasol’ün, kg’yi denize döktüğüne şahit olduk adeta. aşağıda, işler bu denli lakers lehine ilerlerken, artest’in pierce üzerinde uyguladığı savunma, rondo’nun cavs serisindekinden uzak bir görüntü çizmesi ve tabiki ray allen’ın faul problemine girmesi, skor tabelasında celtics hanesine yalnızca 89 yazılmasına sebep oldu. seri boyunca -suns serisi gibi destansı olmasa da- olağanüstü bir performans gösterecek olan kobe bryant’ın da skor üretmekte sıkıntı çekmemesi sonucu, ilk maçı ev sahibi lakers 102-89 kazandı.

takımlar 2. maça çıkmadan önce, p-jax’in ilk maçını kazandığı serilerde yakaladığı 47 – 0′lık mantıksız denebilecek istatistik geliyordu akıllara. finallerin ikinci maçına çıkarken yeşillerin psikolojisinin bozulması için bile yeterdi bu aslında. fakat ray allen, bu kez işlerin farklı olacağını ispat etmek istercesine oynadı. baştan sona, muazzamdı allen. takımının ihtiyaç duyduğu her an, sorumluluk aldı ve her defasında üçlüğü yapıştırdı.  ray allen’ın 8 üçlük isabeti bularak, nba finaller tarihine geçtiği maçta, celtics’te rondo da triple double yaparak tarihe adını yazdırıyordu. bu iki adamın kontrolü ele alması, pota altında üstün olan lakers’ı bi’ nebze yavaşlatmış gözüktü. gasol – bynum ikilisi ilk maçtaki gibi yine işlese de, lakers’lıların yaptığı savunma bu defa yeterli olmuyordu. son anlarda rondo’nun iz bırakan işler yaptığı 2. maçın skoru deplasman takımı celtics lehine 103 – 94 sonuçlandı.

ve gelindi 3. maça. bu maç ve ardından iki maç daha garden’a geçti seri. rakibinden staples’ta maç çalan celtics’in işi burada sonlandırma şansı vardı. pp da bu yönde demeç vermişti maçtan önce, sonunu düşünmeden. 3. maça iyi başlayan taraf la. lakers oldu. maçın başından itibaren farkı açıp, korudular. sonrasında, ilk 2 maçın tam aksine nefis bir maç çıkartan garnett’in önderiliğinde geri geldi boston. burada hatırlatmakta yarar var, bir maç önce tarihe geçen ray allen hiç isabet bulamayarak, absürdlükte sınır tanımadı. ona rağmen, minnesota’daki gibi oynayan garnett’in sayesinde geri dönen boston celtics’e cevap hiç beklenmedik birisinden, derek fisher’dan geldi. abartmadan söylüyorum, tek başına koparttı maçı fisher.  0.4 mucizesinden sonra, lakers taraftarını en mutlu ettiği an bu maçta, üç celtics’linin içinden geçerek bıraktığı  ve maçı bitirdiği turnikedir herhalde. bir türlü sevemediğim bu adamın, kobe’nin önüne geçtiği maçı lakers; 91 -84 kazandı.

4. maç, celtics için var olma mücadelesi olmalıydı. burada alınacak bir mağlubiyet, şampiyonluk şanslarını mucizelere bırakırdı. 2. maç hariç, lakers savunmasına karşı etkisiz kalmışlardı ve bu maç o savunmayı delmeleri gerekti. yahut ekstra işlerden nemalanları ve x faktörlerin devreye girmesi. ilk durum hayata geçmedi, yani lakers savunmasını, celtics ilk 5′i delemedi. fakat, kenardan gelen nate-glen ikilisi çok şey değiştirdi. andrew bynum’ın neredeyse hiç oynayamadığı maçta, ilk kez kobe oyuna tek başına hükmetti lakers’da. bu çok da iyi bir gelişme değildi. kobe çatır çatır soksa da, ona hemen hiç kimse yardım etmedi ve kenardan gelen iki oyuncusu 30 sayı üreten boston celtics, 4. maçı 96 – 89 aldı ve seride durumu 2 – 2′ye getirdi.

5. maç celtics hücumunun en verimlisi olması açısından önemliydi. bir aralar %70 ile hücum ediyordu celtics, o derece insan üstü bir durum vardı ortada. zaten maçı da hatırladığım kadarıyla %50′nin üzerinde bir yüzdeyle kapattılar. bu maç, kobe de takım arkadaşları da kaldıkları yerden devam edeceklerdi. kobe daha da çok attıkça, diğerleri daha da yalan oynadılar, kaçtılar. kobe haricinde, yalnızca gasol çift hanelere çıktı o da düşük bir yüzdeyle ve verimsiz oynadı. üst üste 23 sayı atması da yetmeyecekti kobe’nin. boston celtics bu defa benchten istediği katkıyı alamadı fakat as oyuncuların yüzdeli oynaması, oyuna dahil olan herkesin başarılı savunma yapması onlar için maçı çözen detaylardı. doc rivers’ın molalarda, kobe’yi durduramıyoruz, öyleyse diğerlerini oyundan düşürmeli ve kobe’nin kaçırmasını beklemeliyiz temelli konuşmaları da işe yaramış gözüktü aslında. kobe attıkça, çoklu sıkıştırma getirmek savunmayı da açmak anlamına gelebilirdi, o verimsiz lakers hücumlarına. kopartması gereken anlarda maçı çekip alamasa da boston celtics maçın sonunda mutlu olan taraftı. skor; 92 – 86

seri 6. maçta gene staples center’a dönüyordu ve lakers mağlup olduğu taktirde, şampiyonluğu kaybedecekti. işte bu durum onların motive olmasını ve yaralı bir aslan edasıyla rakibe saldırmalarını da sağlayabilirdi, aksine ne yapacağını bimez bir hale bürünmelerine de yol açabilirdi. maçın hemen başında, kobe ve bir kaç maçtır kayıplarda olan saz arkadaşları, olumlu yönde motive olduklarını ispatlarcasına oynadılar. rakibin bütün zaaflarını kullanarak, psikolojik üstünlüğü de ele geçirdikten sonra, tüm istediklerini yansıttılar sahaya. hele o rondo’yu raydan çıkartmaları, baştan itibaren maçın onlara geçmesini sağladı çünkü, boston celtics’i bu tür maçlarda rondo komuta ediyor. onu saf dışı bırakmak, oyun düzeninden uzaklaştırmak demekti. üçgenin hiç işlemediği kadar işlediği maçta bir kırılma anı da yaşandı. kendrick perkins dizinden sakatlandı ve oyuna geri dönemedi. zaten dönebilseydi de çok şey değişmeyecekti. en fazla, bir kaç tane az hücum ribundu verirlerdi. staples center hastası ray allen dışında hiç bir celtics’linin varlık gösteremediği ve lakers’lıların dinlenme fırsatı buluğu bu kritik maçın skoru 89 -67. evet; bildiğin 67 sayı atabildi boston celtics.

ve artık 7. maç. böylesine çekişmeli bir serinin gelebileceği en heyecan verici senaryo budur işte. los angeles lakers bu maç öncesinde rakibinden biraz daha avantajlı gözükse de belli olmaz, burası nba final serisi ve 7. maç. genelin düşüncesi duydu sanırım. kolay kolay göremiyoruz nba finalinde bu 7. maçları. o sebeple herhalde, çok düşük yüzdeyle de oynansa şahane bir maç oldu.  pota altında bir eksik kalan boston, başlarda üstünlüğü ele alan taraftı. yüzdeli oynayamasalar da, savunmalarını daha iyi konuşturan da onlardı. yalnız maçın hemen başında üstün taraf olmak, pek işlerine yaramadı. geri dönülemeyecek bir noktaya da getiremediler skoru ve artest’in liderliğinde yavaşça geri geldi los angeles lakers. pota altında gene ezdiler rakibi. genel olarak skorlu geçmeyen, savunmaların öne çıktığı seride, savunmayı düşürmeyerek ve 1-2 ekstra basket bularak geri dönebilirlerdi yalnızca. bunu başardılar, müthiş seyirci desteğini de arkalarına alarak. maçın sonrlarında daha az hata yapan yine lakers oldu ve artest ilk kez bir işe yarayabildiğini kanıtlarken; p-jax baba ile kobe başarılarına bir yenisini daha eklediler.

bu müthiş serinin sonunda, mvp ödülünü kobe bryant kazandı. 7. maçtaki oyununa rağmen, sonuna dek haketti bu ödülü kara mamba. artık,  phil jackson denildiği gibi zirvede bırakır mı, boston kadrosu burada dağılır mı vb. soruların yanıtlarını bekleyeceğiz. yeniden tebrikler los angeles lakers destekçilerine, hayırlı olsun 16. şampiyonlukları.

celtics – lakers

03 Haziran 2010, Perşembe

celtics-lakers

bu gece başlıyor nba finali. beat l.a mi, nah beat l.a mi, göreceğiz.

nba semi-finals

02 Mayıs 2010, Pazar

konferans yarı finalleri cavs – celtics maçıyla başlamış bulunuyor. ilk tur eşleşmelerinde yaptığım tahminlerde, her zaman olduğu gibi çok düşük bir isabet oranı yakalamıştım. ve hani sürprizler de yok değildi. bucks’ın, philips arena’da 10 sayı geriden gelip aldığı 5. maç, oklahoma city’nin 2 maç üst üste lakers’ı parkeden silmesi, denver’ın; cj miles, matthews ve fesenko ilk 5′li utah’a karşı hiç bir şey yapamaması vb.. nihayetinde, bu akşam son maçı oynanacak atlanta – milwaukee dışında tüm seriler sonuçlandı ve cavs – celt ile konferans yarı finalleri başladı.

cleveland – boston / orlando – (atlanta – milwaukee galibi)

lakers – utah / phoenix – san antonio.

kobe

normal sezonun sonlarına doğru iyice sermişti lakers işi. hiç de son şampiyon gibi oynamıyorlardı. aslında, şampiyonluğun getirmiş olduğu bir doygunluk var gibiydi üzerlerinde. oysa ki, çok mantıksız bu durum. sonuçta, phil jackson’ın takımı lal. asla izin vermez böyle bir şeye phil. fakat bu boş vermiş oyun düzenini oklahoma serisinde de görünce lakers için bir acaba oluşmadı değil. 3. ve 4. maçlarda rakiplerinin istek ve arzusunun yanından geçemediler. tamamen, konsantre eksikliğinden ötürü, hiç bir varlık gösteremediler. fakat durant ve arkadaşlarının tecrübesizliği, yarı finale çıkan takımın lakers olmasını sağladı.

utah ise, favori olmadığı bir seriyi, kontrolü hiç bırakmadan oldukça rahat bir şekilde geçti. ben onların rakip sayesinde tur atlayan bir ekip olduklarını düşünüyorum. yalnızca deron ve boozer -ki ikisi de denver karşısında şov yaptı- yetmeyecektir ilerleyen turlarda. hiç uzatmadan söylemeliyim, lakers ağır basıyor bu eşleşmede. phill jackson, deron’ı fisher’la savunmayı tercih etse dahi, utah’ın işi çok zor. kaldı ki kobe’nin alacağını düşünüyorum ben deron’ı. utah’ın hücumlarını temelden, kontrol altına almak isteyecektir lakers. her şeyden öte, kirilenko (oynama şansı var biraz) , mehmet hatta brewer ve harpring yok sloan’ın elinde. bu demektir ki, savunmaları neredeyse yarı yarıya düşmüş. millsap çok iyi bir bench katkısı yapıyor her anlamda fakat boozer’la birlikte, bynum – gasol karşısında çok kısa kalıyorlar. gasol affetmez. bynum da iyi bir başlangıç yaptı play off’a. utah’ın artısı, seyircisi önünde iştahla oynayabilen ve solutions arena’da iyi performanslar çıkaran bir ekip olması. 3. maçı almaları muhtemel. lakers ya 5′te ya da 6′da bitirir kanaatindeyim.

ginobili

suns döndü dolaştı, belalısıyla yeniden buluştu. ilk turda batı ikincisi mavs’i eleyen spurs ile oynuyor phoenix suns. kendisine çok ters gelen bir takım spurs. eskisi kadar düşük tempo da oynamasalar da, hala suns’ın oyununu bozacak kadar kontrollü oynamayı başarabiliyorlar. ginobili etkisi yadsınamaz bu konuda. ayrıca, nash ve ilk turun kahramanı olsa da j-rich’in savunmalarını düşününce, ginobili – parker’ın içeriye doğru delici hamleler yapacağını tahmin etmek zor değil. hill de ilk turda portland kısalarının yapamadığı cezalandırmaları yapabileceğini ispatlamış durumda. içeriye bakınca amare – frye eksik kalıyor gibi. sezonun sonlarına doğru muazzam bir çıkış yakalayan ve ilk 5′e yerleşen robin lopez oynayamıyor ve çok önemli bir eksik. eski verimliliğinde olmayan ve yaşlanma belirtileri gösteren duncan’ı savunma konusunda iyi bir opsiyon olabilirdi. bunun dışında faul problemine girmezse, blair hücum ribaundlarına katkı verebilir. frye’ın artısı ise dışarıya çıkıp iyi bir yüzdeyle üçlük atabilmesi. amare’nin spurs’ü sevdiğini de ekleyelim. ev sahibi avantajı suns’ta. arizona’daki iki maçtan birisini verirse olay spurs’e doğru kayar. kilit suns’ın elinde ve iki maçta kapatabilirler kapıyı spurs’ün suratına. net bir tahmin yapamıyorum bu seri için. fakat ilk iki maçın önemli olduğu aşikar.

şu ana dek başlayan tek yarı final serisi cleveland – celtics. ilk maçı kazanan, 3. periyodun sonlarına kadar geride olan cavs oldu. mo williams önderliğinde geri geldiler. genelde böyle şeylerin tetikçisi ve tamamlayıcısı lebron olduğu için bi’ şaşırıyor insan. play-off’ların kayıp ismidir mo aslında. bu yıl çok daha bilinçlendiğinin sinyalini verdi ilk maçta. smaç bastı adam yahu daha ne olsun. şaka bi’ yana, james’in yanına eklenen her skor katkısı, celtics’in aleyhine bir çentik daha attırır. fakat ilk maçta çok net gözüken bir gerçek vardı. mo ve rondo birbirlerini savunduğunda, celtics, cleveland’ı perişan ediyor. kesinlikle west veya parker almalı rondo’yu. onu durdurmak, celtics hücumunun kanallarını tıkamak anlamına da geliyor. ilk maçın büyük bölümünde rahat oynadı rondo ve cavs adına daha kötüsü tüm takımı çok rahat şekilde oynatmayı başardı. mo’nun savunmada rondo ile alakası olmamalı, yoksa boston oyuna hükmeden taraf oluyor. pierce’ın lebron’u savunmaya çalışırken ve savunamazken faul problemine girmesi celtics için çok mühim. aynı durum pota altında da geçerli. faullere dikkat etmek zorundalar. lebron varken o nasıl olacak bilemiyorum fakat doc rivers’ın bir çözüm üretmesi şart. pota altında eski garnett olsaydı çok farklı bir seri geçebilirdi aslında lakin garnett’in savunmada eski işlerini yapamayacağı bir gerçek. bu nedenle, lebron’un drive’larını durdurmak daha da zorlaşıyor. celtics’in yapması gereken lebron’u, takım arkadaşlarından ayırmak, bi’ yerde. onu bireysel oyuna itebilirler. böylelikle, diğer parçaların pas tutmasını ve cavs’ın skor katkısının sınırlanmasını sağlayabilirler. sonuçta, eksik bölgelerini yamalayan ve geçen yıldan daha güçlü bir cleveland var bu kez. final yolunda celtics’in onları durdurması biraz şüpheli duruyor. 2 maç verirler, ötesi zor benim düşüncem.

lewis

orlando uzun bir dinlenme fırsatı buldu. bunun yanında, muhtemel rakibi hawks veya bucks, ilk turda 7. maça kalan tek seriyi oynuyor. ilk avantajı budur orlando’nun. sonrası biraz önlerine gelecek takıma bağlı. hawks tura yakın gözüküyor. onların da magic’e diş geçiremediklerini söyleyebiliriz. bucks serisinin kahramanlarından al horford, tabi ki karşısına howard çıkınca, düşüşe geçebilir. howard’ı faul problemine sokmalı, başka seçeneği yok. joe johnson da takımın bir numaralı skor opsiyonu olmasından mütevellit, yoğun bir savunmayla karşılaşacaktır. barnes alır onu muhtemelen. hal böyleyken, biby ve jamal ön plana çıkmak zorundalar. özellikle yılın altıncı adamı ödülünü alan jamal crawford’dan beklentiler yüksek olacaktır. smith – lewis eşleşmesi de ilginç. ikisinin de birbirine üstünlük kurduğu kısımlar var. lewis’in daha istikrarlı olduğunu düşünürsek, orlando’nun bu kısımda da üstün olduğunu anlayabiliriz. yalnız, josh smith’in pota altındaki etkinliğini azaltmak adına, howard’ın kesinlikle ilk turdaki gibi faul problemine girmemesi gerekiyor. van gundy onu hazırlamıştır herhalde bu uzun tatil döneminde. netice, orlando magic, hem hawks’a hem de bucks’a karşı favori gözüküyor. bucks gelirse yine süpürebilirler hatta. gidişat, geçen yılki doğu finalinin tekrarı yönünde.

the nba playoffs: öteki yaka doğu

15 Nisan 2010, Perşembe

cavs-magic

tüm nba’in 1.si konumundaki cavaliers’ı barındırması dışında, bir çok açıdan batı yakasının gerisinde görülen doğu, geçen yılın intikamını alabilmek ve yeniden, tartışmalara son vermek niyetinde.  playoff’a kalan ve birbiriyle mücadele içine girecek olan takımlarsa şöyle eşleşti;

cavaliers – bulls, magic – bobcats, hawks – bucks, celtics – heat.

geçtiğimiz seneyi normal sezon 1.’si olarak bitirdiğinde cleveland, herkes şampiyonluk için onları favori olarak görüyordu. bu fikriyatları desteklercesine, ilk iki turda rakiplerini hallaç pamuğu gibi atarak doğu finaline, orlando’nun karşısına çıktılar. fakat, beklenmedik biçimde, tokadı yiyen bu kez kendileri oldu ve lakers’ın yanına dahi gelemeden elenip gittiler. sistematik bir yapıda işleyen hücumlarını sekteye uğratıp, oyun düzeninden çıkartmıştı cavs’i, orlando magic. lebron her maç olağanüstü oynasa da, bir türlü diğer parçalar işlemedi ve istediğini alan taraf van gundy’nin ekibi hido’lu maviler oldu. bu yıla, pota altına koca oğlan shaq’ı ekleyerek başladılar. ardından ligin üst düzey 4 numaralarından jamison kadroya katıldı ve şu anda kuvvetli bir frountcourt’a sahipler. toy elemanlar, bir yıl daha tecrübeli artık. ve en önemlisi bu sefer de o yüzüğü takamazsa king  james, ‘yolcudur abbas’ çekebilir şehre. kısaca son kurşunları atıyor olabilirler. karşılarındaki genç bulls’a, 2009 playoff’unda celtics ile oynadıkları epik seri dolayısıyla bir sempatim var. normal sezon maçları 2-2 gözükse de, son maçta işi sermiş bir cavs olduğunu hatırlamalıyız. süpürgeler çıkabilir yine, yeniden.

hidayet’le yollar ayrıldıktan sonra carter’ın takıma katılması ve lee, battie gibi bench oyuncularının takımdan gönderilmesi, orlando magic’in oyununda değişiklik yaratacak mı sorusu eminim herkesin aklında bir soru işareti uyandırmıştır. van gundy ve ekibi topu paylaşmaya ve şuta dayalı basketbolu bu yıl da uyguluyor. şüphesiz, hido gibi bir yönlendiriciyi kaybetmek, onların dezavantajı oldu. fakat, pota altındaki canavar takım hücumlarının çeşitliliği konusunda çok işe yarıyor. yani orlando, nba’in en çok üçlük isabeti kullanan ve bulan takımı olmasının yanı sıra kadrosunda ligin en önemli pota altı oyuncularından birisini barındırıyor. bu oldukça dengeleyici bir unsur. ilk kez playoff yapan bobcats’in de ne yazık ki, uzunlar açısından sıkıntı yaşadığı malum. tyrus, bi’ nebze iyi geldi onlara fakat bahsettiğimiz adam howard. orlando’ya karşı yapabilecekleri, dış savunmayı iyi kotarabilmeleriyle başlar. larry brown’ın en büyük kozlarından birisi s-jax elbette. sezonun en verimli ara transferi diyebiliriz onun için. 4-1 tahmininde bulunuyorum.

andrew bogut. bu sezon gösterdiği performansla mip adayları arasına giren bir oyuncu. scott skiles’ın takımında eskisine göre çok daha efektif oynuyor artık basketbolu. ve fakat, gördüğüm en acı verici spor sakatlıklarından birisini yaşadı avustralya’lı basketbolcu. takımı bucks’ın en büyük ümidi, kolunun üzerine çok feci düşerek, sezonu kapattı. bu kapanış, belki de geyiklerin, ilk turun ötesini göremeyecek oluşunun ispatı. bogut’la hiç değilse biraz şansları vardı, şimdi bana kalırsa hiç şansları yok. gerekli playoff tecrübesini kanına pompalayan atlanta hawks takımı, doğu konferansı’nın önemli takımlarından bir tanesi haline geldi. josh smith’in gelişimini izlemek keyif verici bir durum. joe önderliğinde, en iyi 6. adamın da katkısıyla tura yakın taraf onlar. 4-1 gibi.

boston celtics, artık tamamen wade’in takımı haline gelen miami heat ile 3 kez karşılarştı normal sezonda. 3′ünü de kazanmayı başardı. kağıt üzerinde favori olan taraf olarak gözüküyorlar. fakat benim aklıma hemen, geçen yıl ki celtics – bulls serisi geliyor. o zaman da ağır favoriydi celt’ler ve hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşmışlardı. wade’i ayrı tutarsak, her pozisyonda üstünlük yeşillerde. üzerine katarak ilerleyen ve bu yıl big three’den daha fazla sorumluluk alan rondo artık çok önemli bir koz, onlar adına. bu tarz, vidaların sıkıldığı maçlarda, daha değerli hale gelecektir rondo’nun dengeli basketbolu. asında, biraz da boston celtics’in doymadığını ispatlaması gerekiyor bu turda. kasmadan, çok rahat bir oyunla turu geçmek yerine, sert ve yıpratıcı bir tur oynamak işlerine gelebilir ilerisi adına. velhasıl-ı kelam 4-2 ile boston celtics götürür diyorum.

the nba playoffs: vahşi batı

15 Nisan 2010, Perşembe

ve nba’in ‘gerçek’ basketbol oynanan yeri,  zamanı; play-off’lar geldi çattı. win or go home diyor adamlar, daha ne olsun. biraz vahşi batıya göz atalım biz.

eşleşmeler: lakers – thunder, mavs – spurs, suns – blazers, nuggets – jazz.

lakers

batıyı 1. tamamlayan, geçen yılın nba şampiyonu lakers, gene favorilerden birisi olarak kabul ediliyor. zaten pota altında gasol gibi bir ’sanatkar’ oldukça ve üçgen hücum işlerliğini sürdürdüğü müddetçe onları devirebilmek hiç kolay olmayacaktır. son zamanlarda vitesi neredeyse 1′e düşürmüş olsalar da, aynı popovich’in spurs’ü gibi o vitesi 5′e yükseltmesini de bilirler. yalnız kobe’nin diğerlerinden farklı olarak ayrıca bir formsuzluğu söz konusu. bu durumu nötrlemek için en büyük kozları; gasol’ün şu sıralar çok sıcak olması ve okc pota altında onu durdurabilecek çapta oyuncu bulunmaması. play-off’larda daha net ayırt edilebilen başka bir nüans ise bench katkısı. lakers bu bağlamda, ligin en verimli takımlarındayken, genç thunder’ın sıkıntılı olduğu aşikar. tabi, bench’e gelene kadar, iki takım arasında çok daha belirleyici bir kuvvet var: tecrübe. henüz çok genç bir takım oklahoma city thunder. ilk play-off’ları olacak bu. ve ilgi odağı konumundaki, sorumluluğu üstlenecek olan oyuncuları işin henüz çok başında. bu çoğu zaman başına bela açar nba takımlarının. işte tüm bu detaylar, lakers’ın tura yakın taraf olduğuna işaretse de, thunder’ın sezonun en sürpriz takımlarından biri olduğunu ve savunma yapmayı istediği zamanlarda hiç te kolay lokma olmadığını hatırlamakta fayda var. hülasa, batıdaki her eşleşme gibi keyifli ve mücadeleci bir seri bekliyorum. tahminimse, 4-1 lakers.

wild west’te 2. eşleşme uzun zamandır playoff’larda birbiriyle rekabet içerisinde olan dallas mavericks ve san antonio spurs arasında gerçekleşecek. dün gece, sezonun son maçında kapıştılar. mavs kazanmış olsa da, popovich duncan ve manu’yu kenarda tuttuğu için seri hakkında bir ipucu olmayabilir bu maç. normal sezonda birbirleriyle oynadıkları 4 karşılaşmadan 3′ünü almayı başaran taraf da dallas’tı. yine, bu istatistik, spurs’ün playoff’larda oyununu kademeli olarak ilerleten bir takım olduğu düşünüldüğünde, biraz havada kalıyor. nowitzki’nin, ağırlığını hissettirebileceği bir eşleşme olacaktır. karşı tarafın hamlesi ise muhtemelen, kısaların delici oyunlarını kullanmaktan geçer. manu, parker ve hatta hill’in, nispeten ağır dallas back-court’una karşı üstünlük sağlaması, sas adına çok mühim. duncan’a eskisi kadar yük bindiremeyeceklerdir. spurs’un bir ciddi bir eksisi var yalnız, o da oldukça zayıflamış gözüken savunma anlayışı. elbette, popovich’in takımına ’savunması zayıf’ yaftası yapıştırmak kolay değildir. fakat kadronun yaş ortalaması iyice arttı ve bir doygunluk yaşanmış olması muhtemel. aslında, misyonunu tamamlamak üzere olan iki organizasyonun mücadelesini izleyeceğiz bi’ yerde. 7. maçı görebiliriz kanaatindeyim ve saha avantajından mütevellit 4-3 dallas mavs alır diyorum.

son gün, evinde 10 maçtır bileği bükülemeyen mamafih, boozer ve kirilenko’dan yoksun olan utah jazz’ı devirmeyi başardı phoenix suns. böylece denver nuggets ve ileride olası lakers eşleşmelerini başbakan tabiriyle ‘teğet’ geçtiler. bu duruma sevinen bir diğer takım da denver olmuştur. zira, suns kaybetseydi ve ters şekilde jazz yerine suns gelseydi karşılarına, saha avantajları olmayacaktı. kendisini tek maçla, 3. sıraya atan suns’ın eşleştiği takım portlan trail blazers ise, son zamanların en şanssız ekiplerinden. sezonun büyük bölümünde sakatlıklarla boğuştular. oyuncular, neredeyse sakatlık rotasyonuna dahil oldular. sırayla, ayrı kaldı bir çok oyuncu takımından. şu durumda, oden, billa ve organizasyonun çehresini yeniden değiştiren adam brandon roy sorun yaşıyorlar. menisküsünde yırtık tespit edildi roy’un ve ameliyat olması gerekiyor. ancak; oynaması, sakatlığını ilerletme riski taşımıyor ve suns serisinde görebiliriz onu. bu bahtsızlığın içerisinde, takımın 50 galibiyet seviyesini aşmış olması büyük başarı. aslan payını nate mcmillan’a veriyorum ben. jail blazers’tan buralara. roy ile birlikte mühim işler başarıyor eski sonics efsanesi. yılın koçu ödülünü de ona veririm şahsen. scott brooks’un da hakettiğini kabul ediyorum fakat o ve takımı thunder daha çok başındalar bu işin. her ne kadar ödül, adı üstünde yılın ödülü olsa da biraz taraflı olarak mcmillan diyorum ben. suns, roy’un yokluğunu yahut tam performans veremeyecek olmsını diyelim, avantaja çevirerek turu geçer. 4-2 tahminim.

nuggets-jazz

yıl içerisinde bir dönem batı 1.’liği koltuğuna oturmuştu nuggets. billups hamlesiyle bu seviyelere geldiklerini takım olma konusunda ciddi işler yaptıklarını hemen herkes kabul ediyor. carmelo’nun potansiyelini de çok daha akıllı kullanıyorlar böylelikle. son dönemeçte biraz gerilediler, billups ile paralel olarak. batı’yı 2. bitireceklerini düşünürken, suns’ın son maçta jazz’i yenmesiyle, 5.’likten son anda kurtuldular. utah karşısında, saha avantajı onlarda. zaten; jazz’ın, galatasaray futbol ekibiyle yarışan deplasman fobisi düşünüldüğünde en büyük kozları da budur. sezon içindeki 4 maçın üçünü nuggets aldı ve 4 maçta da 100 sayının üzerinde attı. afflalo gibi başarılı bir savunmacıyı muhtemelen, utah’ın en büyük kozu olan deron üzerine salacaklardır. bu eşleşme çok önemli haliyle. deron’ı durdurmak, pepsi center’daki maçları direk cebe indirmek anlamına gelebilir. bench katkısı, tecrübe, saha avantajı vs. terazi denver lehine ağır basıyor. tahminim 4-1.

normal sezon ödülleri 2010

14 Nisan 2010, Çarşamba

nba’de normal sezon tamamlanmak üzere. play-off’lar başlamadan, birbiriyle eşleşen takımlar hakkında bir yazı yazma  niyetindeyim. ondan önce sezon ödülleri var, unutmadan. işin bencesi;

yılın koçu: mcmillan

yılın oyuncusu: lebron her daim

yılın savunmacısı: howard

yılın çaylağı: tyreke evans ama curry az biraz da

yılın 6. adamı: jamal crawford

mip: aaron brooks iyi topçu

bir kaç ödül de kendimiz ekleyecek olursak; yılın malını arenas’a vermekten onur duyarken, yılın balonu ünvanını hido’ya üzülerek teslim ediyorum.  su gibi akıp giden 2010′un babayarosu roketler, bahtsızı ise portland’tır. en yalan olan ‘big three’ boston’da, en yarasa avcısı da spurs’tedir. peki en iyi poster? evet, evet anderson varejao.)

nba’de son takaslar

20 Şubat 2010, Cumartesi

nba’de takas sezonu perşembe günü kapandı. takımlar;  ihtiyaçları doğrultusunda, istedikleri oyunculara imza attırabilmek için uzun pazarlıklara girdiler. kimisi emeline ulaşırken, kimisinin de eli boş kaldı. tabi nba bu, bir sürü detay ve kural var işin içinde. uzun uzadıya bir yazı yazmak gerek bu takaslar ve takımlar hakkında. şimdilik; yalnızca önemli  takasları yazıyorum; daha sonra,  detaylı bir analiz yapma şansımız olur inşallah.

t-mac ve sergio rodriguez; new york knicks
kevin martin, armstrong, j. hill ve jeffries; houston rockets
carl landry, dorsey ve hughes; sacramento kings.

antawn jamison ve s. telfair; cleveland cavaliers
ilgauskas, emir preldzic’in 2010 draft hakkı ve al thornton; washington wizards
gooden; los angeles clippers.

josh howard, james singleton, quinton ross ve d. gooden; washington wizards
caron butler, brendan haywood ve stevenson; dallas mavericks.

marcus camby; portland trail blazers
outlow ve s. blake; los angeles clippers.

nate robinson ve m. landry; boston celtics
eddie house, jr. giddens ve bill walker; new york knicks.

ronnie brewer; memphis grizzlies
gelecekteki 1. tur draft hakkı; utah jazz.

john salmons;milwaukee bucks
h. warrick ve joe alexander; chicago bulls.

flip murray, acie law ve gelecekteki 1. tur draft hakkı; chicago bulls
tyrus thomas; charlotte bobcats.

all-star 2010 başlıyor

13 Şubat 2010, Cumartesi

shaq dans show

bu gece, celebrity game ve rookie challenge’la start alıyor all-star 2010 organizasyonu. celebrity game’de dr. mehmet öz’ün de yer alacağı açıklanmıştı, bu açıdan ilgi çekici olabilir. cuban’ı hiç saymıyorum bile. türkiye saatiyle 02.00′de celebrity game, saat 04.00′de rookie challenge başlayacak. ntv spor 04.00′deki maçı canlı yayınlayacak. çaylakların kadrolarına şuradan bakabilirsiniz. benim görüşüm, her ne kadar yetenekli oyuncu açısından bir sorun yaşamasa da çaylakların, iki yıllıklar karşısında pek şansları yok. lopez, rose, mayo ve gordon büyük gelişim göstererek kademe atlamayı başaran oyuncular. diğer iki yıllıklar da ligin önemli oyuncuları arasında. çaylaklara fırsat tanımayacaklardır. belki, tyreke-cengiz ikilisi ekstra oynarsa bi’ şeyler olabilir, onun dışında favorim sophomores. hatırlatayım, çaylakların son galibiyeti 2002 yılında gelmişti. kadroya da tek itirazım ty lawson’dır. not: bu arada, rose’un yerine anthony morrow kadroya dahil olmuş.

cumartesi de bildiğiniz üzre, yetenek yarışmaları düzenlenecek. durant, caspi ve rondo’nun katılacağı h.o.r.s.e yarışması, ilk oynanacak olan oyun. geçtiğimiz yıl olduğu gibi, durant’in alacağını düşünüyorum ben. ya da rondo’nun alamayacağını düşünüyorum da diyebilirim aslında. ardından, bana göre gereksiz olan şut sokma yarışı var, geçiniz onu. sıra yetenek yarışmasında. nash, deron, rose ve cengiz. bu 4′ünden 3′ü daha önce bu oyunu kazanmış adamlar. brandon’ı niye oraya seçtiler tam anlamadım, işi zor diğerleri karşısında. tahminim, rose alır yine. bi’ sonrası, 3′lük yarışması. çekişmeli geçeceğini öngörebiliriz çünkü iyi şutörler katılıyor bu yıl. billups-steph curry-cook-gallinari-pierce ve frye. ne söylesem aksi çıkabilir, o denli zor geçecektir büyük ihtimalle. o yüzden gönlümden geçen, çaylak curry’nin kazanması diyeyim. şöyle de bi’ güzelliği var genç adamın. ve en son, smaç yarışması geliyor cumartesi için. katılımcılar; nate ‘illallah’ robinson, g-wall, shannon b. ve çaylak maçının devre arasında yapılacak elemeyi geçecek olan derozan-gordon ikilisinden birisi. açıkçası,  shannon brown, göze çok hoş gelen bir stilde smaç vuruyor. oldukça atlet bir yapısı var buna bağlı olarak çok iyi sıçrıyor. favorilerden birisi olacaktır mutlaka. gerald wallace’ın da oldukça estetik smaçları var kariyerinde. nate’i geçtim, elemeyi derozan geçer yüksek ihtimal ve sürpriz yapabilir diyorum ben çaylak oyuncu için.

gelelim organizasyonun en ilgi çekici kısmına; all-star game’e. bu sene bir çok oyuncunun çeşitli sebepler dolayısıyla affını istemesi, biraz canımızı sıktı. kobe, paul, roy ve iverson all-star seçilmelerine rağmen, pazar gecesi cowboys stadium’da olamayacaklar. yerlerine seçilen oyuncularla birlikte, all-star kadrosuna şuradan göz atabilirsiniz. kobe ve paul gibi iki önemli oyuncunun olmaması batı’yı direkt etkileyecektir fikrindeyim. doğu; lebron, wade ve howard’lı kadrosuyla ön plana çıkıyor. kadroların son halini dikkate alarak, doğu’nun bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz. mvp umarım yine lebron olmaz. wade olursa, kariyerinin eksiklerinden birini tamamlamış olacak, fena da olmaz hani. organizasyonun en büyük eksiği ise shaq reis. onsuz bir all-star yavan kalacak, her açıdan. fotoğraf, ona  saygı mahiyetinde.

nba: gel artık play-off!

12 Şubat 2010, Cuma

nba’de all-star arasına, bu gece oynanacak çaylaklar maçıyla giriyoruz. sezonun yarısından fazlası geride kalmak üzere ve yavaş yavaş takımların sıralamadaki konumları belli oluyor. ilk sıralarda yer alıp, play-off’da saha avantajı kazanmaya çalışan takımlar özellikle batıda, zorlu bir yarışın içerisindeler. dengeler hemen her dakika değişebiliyor ve haliyle ortaya oldukça keyifli bir mücadele çıkıyor. bu zevkli ligin takımları hakkında, bir iki kelam edebiliriz artık. ilk önce doğu’da ve batı’da 12 şubat itibariyle ilk 8′de yer alan takımlara bakalım.

doğu: 1-cavaliers 2-magic 3-hawks 4-celtics 5-raptors 6-bobcats 7-heat 8-bulls

batı: 1-lakers 2-nuggets 3-jazz 4-mavs 5-spurs 6-thunder 7-suns 8-blazers

lebron-kobe

doğu konferansında normal sezon için, ilk sıranın sahibi şimdiden belli dersek, pek yanılmayız sanıyorum. geçen yılı normal sezon 1.’si olarak tamamlayan cleveland, bu sezonda iddialı. bilhassa, son haftalarda muazzam bir çıkış yaptılar ve all-star arasına girerken 13 maçlık bir seriye imza attılar. mo williams’ın omzundan sakatlanması, cleveland’ın oyununu olumsuz etkileyecek diye düşünenler, şu an için yanılmış gözüküyor. çünkü kral james, en büyük yardımcısı yokken daha da etkileyici bir performansla oynuyor. lebron, mo’suz maçlarda 30 sayı 11 asist gibi absürd ortalamalarla oynuyor. saha hakimiyetinin iyi olduğu malum da, bir kaç maçlık dahi olsa 11 asist ortalama yakalamak nash’in, paul’un harcı. gerçekten büyük keyif, lebron james’i izlemek. dün oynadıkları magic maçının son anlarında bunu bir kez daha ispatladı. istediği zaman sayı üretebilmesini geçtim, varejao, hickson gibi oyuncuları 20′li sayılara ulaştırabiliyor nashvari paslarıyla. şimdilik mike brown’ın takımı için işler iyi gidiyor. 43-11 ile ligin zirvesinde cleveland cavaliers.

ligin tepesinden bahsetmişken, lakers’ı hatırlıyor çoğu kişi doğal olarak. sezonun büyük kısmını lig birincisi olarak götürdüler. cavs’in olağandışı serisi olmasa tepede hala onların ismi yer alacaktı. tablo yine hiç karamsar değil, tabi. batı’nın lideri lakers. ve bana kalırsa şampiyonluğun en büyük adayı. staples center’da carmelo’suz bir denver’a yenilmiş olsalar da -ki billups’ın 9 üçlük attığı bir maç o- ardından oynadıkları portland-spurs ve jazz maçlarını kobe olmadan kazandılar. bu iyiye işaret takım için. ligin en iyi oyuncusu olmadan, batı’nın play-off takımlarını yenebilmek, lakers haricinde kolay kolay kimsenin yapamayacağı bir durum bence. gerçi, kobe’nin son zamanlarda biraz rekor için olsa da, bencil tavırlar sergilediği gerçeği var ortada. belki de takımın biraz kobe’siz oynamaya ihtiyacı vardı. odom’un bu aralar önemli katkısı oluyor lakers’a, es geçmek olmaz. onun dışında söyleyebileceğim; gasol büyük topçu birader.

billups’ı, iverson ile takas ettikten sonra çehresi değişen denver nuggets, şu sıralar batı 2.’liği için mücadele veriyor. belki de nba tarihinin en doğru kararlarından biri olan bu takas sayesinde batı’da istedikleri başarıya ulaşabilecekler, belli olmaz hani. all-star öncesi, dün gece evlerinde spurs’e mağlup oldular. daha doğrusu san antonio duvarına tosladılar. takımın hücum gücünü oluşturan kısalar carmelo, billups ve jr smith’in korkunç şut attığı bir geceydi. sanırım, bu ara en çok george karl’ın takımına yarayacak. carmelo ligin sayı kralı konumundayken sakatlık yaşadı ve eski performansını tam yakalayamadı. son 5 maçta 3 yenilgi aldılar. yine de, hızlı oyun temposuyla, billups gibi usta bir guard’ın yönetiminde başa çıkması çok zor bir takım denver. staples center’da lakers’ın feleğini şaşırtabilecek kadar ilginçler üstelik. bu yıl ümitli olduğum takımlar listesinde üst sıralardalar. edinmeleri gereken bir huy var yalnız; istikrar. 35-18 ile batı 2.’si durumunda yer alıyorlar.

utah son günlerin en formda takımı dersek cleveland’a ayıp olur ama hiç fena değil bunlar da. lakers’a evlerinde yenildikleri maçtan önce 9 maç üst üste kazandılar. çok başarılı bir basketbol oynuyorlar açıkça. boozer bir kaç maç kaçırsa da deron ve özellikle kirilenko sayesinde ard arda iyi sonuçlar elde ettiler. tabi, eklemek lazım, kazandıkları 9 maçın 6’sı energy solutions arena’daydı. evinde daha iyi oynayan bir ekip sloan’ın utah’ı. içerde 22-7′yken, dışarıda 10-12 durumları.

orlando magic doğu konferansında 2. sırada yer alıyor. geçen yılın sürprizi olarak tanımlayabileceğimiz takım, bu yıl da iyi gidiyor. carter-hidayet değişimi çeşitli soru işaretleri oluştursa da belli bir düzen içersinde oynamaları onlara büyük avantaj sağlıyor. bir de howard’ı istikrarlı biçimde kullanabilseler. 1 hafta arayla, ciddi rakipleri celtics’i içerde-dışarda yemeyi başardılar, bu güzel bir gelişme. son saniye basketiyle wizards’a mağlup olmaları haricinde iyi gidiyorlar zaten son zamanlarda. carter’ın, kaçırdıkça daha çok denemesi belki de ilk kez işlerine geldi ve onun 48 sayısıyla hornets’i yenmeyi başardılar. bir de, dün ilginç bir istatistiğe denk geldim cavs’le oynadıkları maçta. howard’ın çizgiden yüzde 60 ve üstü attığı maçlarda çok büyük bir oranda kazanmış magic. onu serbest atış çizgisine yollamayı tercih ediyor bir çok takım ve howard bu durumu daha verimli kullandığında sonuç ortada.

denver’dan bahsederken istikrar kelimesini kullanmıştım. şimdi, sıra boston celtics’e geldi ve ben istikrarı yine kullanmam gerektiğini düşünüyorum. vasat ve altı takımlara karşı oyunlarını rahat şekilde kabul ettirebiliyorken, ligin kalburüstü takımlarına karşı çok ciddi anlamda zorlanıyorlar. orlando’ya, atlanta’ya, lakers’a ve dallas’a kaybettiler en sonlarda, hatırladığım. 4 maç kazandıktan sonra, 3 maçlık bir mağlubiyet serisi tutturmak hiç de iyiye delalet değil. ray allen hakkında takas söylentileri var fakat ben böyle bir hamlenin yanlış olacağı kanısındayım. kg bu denli kötü bir sezon geçiriyorken, işleri hiç kolay değil play-off arenasında.

atlanta da doğu da zirveye oynayan ekiplerden birisi. son yıllarda istikrarlı biçimde geliştirdiler kendilerini ve sonunda tepeye oynayan bir takım haline gelebildiler. bibby’nin yalan oynadığı bu sezon, jamal crawford’dan ciddi katkı alıyorlar. bench’ten gelip en çok skor üreten oyuncu konumunda ligde, jamal. joe johnson’un yanında horfod’ı da all-star’a yolluyorlar bu yıl. ki, josh smith de oyununda gösterdiği gelişim sonucu haketti o unvanı. yani demem o ki, çok oturaklı ve eli yüzü düzgün bir takım hawks. play-off’ta daha çok işlerine yarayacaktır bu özellikleri.

boston’ı yenen de, new york’a 50 sayı fark atan da dallas, gidip minessota’ya phila’ya, raptors’a yenilen de dallas.bir iner misin çıkar mısın vakası daha. yalnız şöyle bir durum var mavs’de. o howard’ı birilerine takas etmeden cacık olmaz oralarda. alıcı bulabilirlerse bir dakka durmasınlar yollasınlar kara oğlanı. neyse, bu ağır aksak ilerleyen takım her şeye rağmen 4. basamağında bulunuyor batı konferansının. düşmek istemiyorlarsa, nowitzki’yi toparlamalı ve yanına adam gibi adam koymalılar. play-off’ta da hiç kolay olmayacak işleri.

şu sıralar kevin durant’ın oynadığı basketbol, ligin en iyilerinden belki de. t-mac’i andıran atletikliği, kobe’ye benzeyen şut kabiliyeti ve hemen hemen her alanda belli seviyede verdiği katkılar onu çok değerli kılıyor. bu genç adamın önünde, çok ödüller, rekorlar ve yüzükler var diye düşünüyorum. takımı oklohama’ya da bire bir yansıyor bu yetenek, haliyle. durant gibi genç ve yetenekli topçulardan oluşan thunder, çoğu kişinin beklemediği kadar iyi durumda. çatır çatır oynuyorlar, açıkçası. 31 galibiyet başarısını yakaladılar şimdiden. başa baş giden maçların büyük kısmını, belki tecrübe belki şanssızlık, bir şekilde kaybetmeselerdi şu an daha da yukarı sıralarda olabilirlerdi. hem bugün hem ilerisi için ışık saçıyor bu gençler, umutluyum ben.

all-star 2010

22 Ocak 2010, Cuma

all-star 2010

nba all-star ilk beşleri açıklandı. batı: nash-kobe-carmelo-duncan-amare. doğu: iverson-wade-lebron-kg-howard. uzun süre kobe önde götürüyordu işi genel oylamada, geçilmiş lebron’a. yine sonlara kadar dirk vardı batı’da, duncan da onu sollamış. uzun uzadıya tartışmak yersiz all-star konusunda. birileri seçiliyor işte. en fazlası, göze hoş gelen hareketler yapabilecek, şova yatkın türden topçular seçilsin isterim. onun dışında da fazlaca “şu olmalıydı” muhabbeti yapmıyorum artık. ha, oylama şekli değişmeli dersen ona katılırım bak. haksızlık yapılsın, deron williams değil monta ellis girsin kadroya temennisindeyim ayrıca.

smaç yarışmasında yer alacak adaylar da açıklandı bu arada. shannon, g-wall, nate ve derozan-eric gordon ikilisinden biri. gordon’u 3′lük yarışmasına yazacakken, yanlışlıkla smaca kaydırmışlar herhalde. shannon, o olmadı derozan alır. nate’ten illallah geldi. smaç demişken şu video‘yu izlemenizi öneririm, kolejde iyi beceriyolar bu işi. (8 numaradaki pas ne fecalettir arkadaş!) ha bir de postercileri oyluyorlar şurada. carter candır diyorum, diğerlerinin hakkını yemek istemesem de.

n’oluyo lan?

18 Aralık 2009, Cuma

fisher’ı her ne kadar sevmesem de, burada üzerinden geçilip yapılan smaç ona acımama vesile oldu. bildiğin, postere sokmuş brewer. smacın uzaktan yapılması ya da smaçtan sonra fisher’ın tank çarpmış gibi savrulması değil benim ilgimi çeken. ramiz dayı’dan posta yemiş ali şaşkınlığında takındığı “n’oluyo lan?” ifadesi bitirdi beni. helal lan brewer.

bu hafta en güzel hareketler’de feci işler var, bakmanızı tavsiye ederim ntv’den. billups-birdman işbirliği, brewer’ın facial’ıyla birlikte favorim.

artest bir acayip adam

16 Kasım 2009, Pazartesi

lakers’ın şampiyonluğunda önemli pay sahibi olan trevor ariza, staples center’daydı dün gece. takas edildiği adam ron artest’le karşı karşıyalardı. maçı houston rockests kazanarak, lakers’a üst üste ikinci mağlubiyetini tattırdı. fakat maçta yaşanan ilginç bir olay, maçın sonucundan daha çok ilgimi çekti benim. kobe’ye bloğu koyuyor ariza, ardından pozisyonun devamında ayakkabısı çıkıyor. artest ayakkabıyı alıp arkaya fırlatıyor.  ariza’nın olaydan sonra ron ron’a attığı bakışla, artest’in sayıyı yaptıktan sonra tutunduğu tavrı karşılaştırınca, anlıyor insan bazı şeyleri. benjamin linus yapmaz lan artest’in yaptığını!

video

nba’den başka bir haber; s-jax charlotte bobcast’e takas edildi. acie law’ı da yanına ekleyerek, bell ve radmanovic karşılığında yollamışlar. bu saatten sonra gs’den bi’ şey olmayacağı açık ta, jackson’dan kurtulmaları iyi olmuş her türlü.

national basketball association: 09-10

14 Kasım 2009, Cumartesi

nba başladı, yolu yarılayacak neredeyse, ben henüz hakkında bir şeyler yazma fırsatı bulamadım. aslında, bloga uzun süredir yazı ekleme fırsatı bulamıyordum. 2 hafta olmuş son yazıyı ekleyeli. neyse, daha fazla arayı açmayalım, tembellikte yapıyor zaten fazla boşlamak.

sezon öncesi oynanan hazırlık maçlarının çok azını izleme şansım oldu. ‘ulan ne ara başladı sezon’ durumunda kaldım lig başlarken de. yani, takımların hazırlık kamplarından ve sezon öncesi durumlarından uzak kaldım, çeşitli sebepler dolayısıyla. nba ile ilgili yazarken bu kadar beklememin sebebi de, budur biraz. sezon öncesine değil de, sezon başı itibarıyla lig geneline dair bir değerlendirme yapmak istiyorum.

çizdim, oynamıyorum

şampiyon lakers’la başlayalım. ligin en iyi takımı, kadrosunu artest gibi ligin önemli oyuncularından birisiyle güçlendirirken, geçen yıl başaıyla uyguladığı takım oyunu kavramının kilit oyuncularından ariza’yı kaybetti. şu ana dek, fazla eksikliğini hissetmediler fakat yine de artest’in normal bir insan olmadığını göz önünde bulundurmak gerek. gereğinden fazla sorumluluk almak isteyebilir her an, yahut arkadaşlarını kızdıracak kadar egoist davranışlar sergileyebilir. bu tarz bir risk almış olsa da, ligin en iyi takımı hala phil jackson’ın elinde. sayı üretme konusunda istediği anda rakibin 5 oyuncusuna denk gelebilen bir kobe, pota altında her takıma güçlük yaşatabilen bir gasol, her yöne katkı sağlayabilen bir odom, diğerlerine kıyasla oldukça iyi bir bench ve andrew bynum. lakers’lıların uzun bir süredir patlama yapmasını beklediği genç adam, geçen yıl beklentileri karşılar gibi yapıp, yarım kalmıştı. bu kez, müthiş bir giriş yaptı sezona. gasol’ün olmaması, pota altında onu daha da değerli kıldı ve o da bu şansı çok iyi kullanarak olağanüstü istatistikler yakaladı. ligin en iyi takımı diye adlandırdığımız lakers, bynum’dan  sezon boyu böyle faydalanabilirse, rakipsizlik konusunda hiç sıkıntı çekmeyecektir. hiç sevmesem de -fisher- kobe- artest- gasol- bynum beşi istediği zaman sayı yemez, o kadar diyorum..

lebron james ve cleveland, geçen yıl beklenmedik bir seri sonucu orlando’ya elenmişti. normal sezonu lig lideri olarak tamamlamalarına ve orlando karşısına ağır favori ünvanıyla çıkmalarına rağmen, hido ve howard önderliğindeki magic onları sahadan silmişti deyim yerindeyse. mo-will’in yetersiz kalması, pota altına howard’a teslim olmaları ve sert bir savunma yapamamaları vs. onları dışarıya iten etmenler olmuştu. shaq’in gelmesi pota altını güçlendirmek için ve sertliği sağlamak için önemli bir hamle. lakin yaş malum, hantallığı da eklediğiniz de shaq’in riskli bir ekleme olduğunu söylersek yanılmayız sanıyorum. fa piyasasından a. parker’ı çekerek akıllı bir hamle yaptılar. moon da cavs için iyi bir parça olabilir.  her şey bi kenara, lebron’un her şeyi yaptığı takım hüviyetine bürünmek istemiyorlarsa, shaq aşısının tutmasını ve ekledikleri yan rol adamlarının bekledikleri katkıyı vermesini sağlamak durumundalar. başarısızlık lebroncağızın yuvadan uçması manasına gelebilir, baskı üstlerinde bu yüzden.

şampiyon olamamasını hep duncan ve spurs’e bağladığım suns, ücretinden kurtulmak maksadıyla shaq’i de gönderdi ve karşılığına aldığı hiç sonucunda kadro oldukça darlmış gözküyor. yalnız shaq’la beraber değerini yitiren hızlı basketbol felsefesi bu sezon kendini tekrar göstermiş durumda, nash sağolsun tabi ki. ribaundu alıp, takım halinde ileri koşan ve sayı yapma konusunda sıkıntı yaşamayan eski suns’ı geri getirmek kolay olamayacaksa da ona yakın bir şeyler bekliyorum ben. ilerleyen yaşına rağmen steve nash, müthiş basketbol zekasıyla, takım arkadaşlarını oynamaya teşvik edecek kalitede hala. pota altı ağır derecede hafif kaldı yalnız. amare’yi çıkar hafiflikten uçarlar vallahi. amare’de tek başına bir yere kadar yetebileceği için zayıf pota altıyla, ciddi maçlarda bi’ yerde tıkanacakatır suns. onlar için diyebileceğim; ah ulan kerr!

denver nuggets da kadrosunu koruyabilen takımlardan birisi. konferans finali görmüş bir kadronun iddiası mutlaka olacaktır. melo bu kadar üst seviyede basketbol oynuyorsa hele ki, mutlaka iddiası olur nuggets’ın. sert bir takımlar, billups gibi harika bir oyun kurucuları var ve diğer parçalar-k-mart, nene, andersen gibi- oldukça yeterli. billups öncesi sıradan bir takım izlenimi vermeleri, chaunsey’in nasıl bir lider olduğunu açıklamaya yeter, sanıyorum. carmelo gibi yıldız bir oyuncunun yanına billups tarzında oynatmayı bilen, tecrübeli bir yıldız getirerek 1-0 önde başlamıştı zaten denver. bu yıl 2-0 yapmaları da mümkün. kaderlerini kendileri, daha doğrusu yıldız oyuncuları çizecektir. carmelo o yıldızın adı da. bu kadar iyi bir takım yakalamışken, artık o olgunluk seviyesini aşıp, bir şeyleri başarabileceğini ispa etmeli. aksi taktirde, yerinde sayar melo. denver’ın bir atısı da kadrosuna dahil ettiği ty lawson. ncaa’de şampiyon olan north carolina ekibinin oyun kurucusuydu lawson. beni oldukça etkilemişti basketboluyla. şu ana dek nba’de de iyi yerlere gelebileceğinin sinyallerini vermiş durumda.

lebron-howard

orlando magic geçtiğimiz yıl nba finali gördü ve bu seviyelere çıkan bir takımın beyin rolünde bir türk’ün yer alması hepimizi sevindirmişti. şimdi o türk takımdan ayrıldı ve çoğu kişi magic’in hido’suz geçen yıl yakaladığı başarıyı yakalamasının zor olduğunu düşünüyor. ben aksi fikirdeyim. evet, hidayet’in howard’a çalışan penetreleri olamayacak belki, ama şutör kimliğinden de hiç kaybetmedi bu takım. çatır çatır şut sokup rakip savunmanın alt üst olmasını sağlayabiliyorlar. içeride de bir canavar olunca darbeyi vurmak, yıpranmış savunma karşısında zor olmuyor. hidoyla birlikte, lee, battie ve alston’da ayrıldı takımdan. onların yerine carter, barnes, anderson ve bass geldiler. gelen oyuncuların van gundy’nin şuta dayalı oyun yapısına uygunluğu, hidayet’in eksikliğini aratmayacaktır diyorum ben. lewis’in de takıma katılmasıyla beraber, skor opsiyonu hayli fazla bir orlando izleyeceğimizden süphem yok. geçen yıl edindikleri tecrübeye yapacakları her ekleme onları bir kademe daha atlatır. kısaca, güvendiğim takımlardan orlando.

şimdilik bu kadar yeter, uzun süredir yazmayan adam için. ilerleyen zamanlarda diğer takımlar için de bir iki kelam etmeyi düşünüyorum. sonraya kalsın onlar da.

kapanışı wade azmanının varejao’yu potaya soktuğu, ardından bir de takla attırdığı fevkaladenin  fevkinde smacıyla yapmak isterim.

acımasız olma bu kadar..

kah orada kah burada: quentin richardson

19 Ağustos 2009, Çarşamba

quentin richardson

d’antoni’nin phoenix’inde, şutörlüğüyle ön plana çıkan, nba’in kalburüstü oyuncularından birisiydi quentin richardson. üç sayı çizgisinin gerisinden, steve nash’in de büyük yardımlarıyla en tehlikeli isimler arasına girmeyi başarmıştı. öyle ki, all-star organizasyonunda 3 sayı yarışması kazanmışlığı da vardır q’nun. işler sarpa sarmaya başlayıp, phoenix herkesten övgü alan oyununa rağmen başarıya bir türlü ulaşamayınca richardson, new york knicks’e takas edildi. yaşadığı büyük düşüş başlamış oldu böylece. new york’ta, mike d’antoniyle tekrar çalışma fırsatı bulsa da, iş işten geçmişti artık. phoenix’li q’nun çok uzağındaydı, şutör oyuncu. her new york knicks oyuncusu gibi o da çeşitli sorunlar yaşadı. hem parkede, hem de parke dışında yaşadıkları kariyerinin engellenemez değer kaybına sebep oldu. bu yaz ilk olarak, draft gecesi memphis’e takas edildi. ardından nba macerasına başladığı takım clippers’a yollandı. yetmedi, minnesota timberwolwes’a postalandı. ve son durağı miami heat oldu. böylece, 2 aylık bir sürede 4 takım değiştirerek ilginç bir haber konusu oldu q. biten kontratı nedeniyle takasta kullanılması beklenen bir durumdu, fakat bir o tarafa, bir bu tarafa gönderilmesi hiç hoş olmadı. miami’nin onu takasta kullanma ihtimali kuvvetli olduğu için, yazının sonunda umarım miami’de başarılı olur gibi bir cümle kullanmak istemiyorum. her nereye gidersen başarılı ol, quentin richardson.