‘fenerbahçe’ olarak etiketlenmiş yazılar

avrupa’da türkler ve makus talih

27 Ağustos 2010, Cuma

trabzon-liverpool1

dün bizi kahreden galatasaray yüzünden, trabzon’un karakterli futbolunu, beşiktaş’ın tur atlamasını ve fenerbahçe’nin bize öykünen halini atlamak olmaz. trabzonspor ile başlayalım. eminim onlar gibi bir futbol ortaya koyduktan sonra, avrupa’dan elenmek hiç bir insan evladına dokunmaz. verdikleri emeğe, ortaya koydukları mücadeleye üzülürsün ama, ayakta alkışlarsın aynı zamanda. geleceğine dair de umutlanırsın. daha önce trabzon ile ilgili yazdığım gibi, dün izlediğim kadarıyla futboluyla taraftarlarını mutlu eden bir takım vardı. 2. yarının büyük kısmını ve yedikleri golleri göremedim. fakat ilk yarıda belli zamanlarda oynadıkları top övgüyü hakeder cinstendi. şenol güneş’in, orta alandaki oyuncularını üst seviyede performans verecekleri şekilde kullanabilmesi, etkileyici. colman bir maestro gibi yönetti trabzon’u. ceyhun nazar değmiş gibi dursa da, kalitesini belli etti. selçuk da, rakip takımların aynı bölgede oynayan oyuncularından çok daha yetenekli olduğunu ispatladı gene. sanırım yattara, yerini alanzinho’ya bıraktı 2. devrenin başında. ondan pek verim alamadılar. savunmada glowacki’nin olmaması da dezavantajdı. neticede, sonuna kadar kovalayarak, liverpool gibi bir takıma elend,ler. bugün bir trabzonspor’lunun hiç karamsarlığa düşmesine gerek yok. ligde önemli işler yapacaklardır..

fenerbahçe’nin de gidişatı hiç iyi değil. yönetim beceriksizlikleri onlarda da hat safhada. takım içerisinde denge kuramamış durumdalar. dışarıdan bakan birisi olarak gördüğüm, sağlıklı br takım kuramadıkları yönünde. ciddi bir taraftar desteğini arkalarına almışken turu koparacak hamleyi yapamamaları çok kötü. savunmada büyük problemler var. bilica gibi orta düzey bir adam, sakatlığına rağmen maça yetiştirilmeye çalışılıyorsa, o iş yaş demektir zaten. çok daha geniş bir rotasyon imkanı olmalıydı aykut’un. aziz yıldırım’ın, aykut kocaman’ı da harcaması ihtimali, hiç iç açıcı değil. cezayı teknik adamlara kesen başkan modelinin yılmaz savunucularındandır o da. ne yaptığı, nereye varmak istediği hakkında bir fikrim yok..

beşiktaş, avrupa ligi’ne devam eden tek türk takımı olarak kaldı. rahat bir galibiyetle döndüler helsinki’den. quaresma ve guti’nin gol atmasından güzel ne olabilir diye sorsan beşiktaş’lılara maçtan önce, cevapları ‘bir de necip’in gol atması’ olurdu. necip inanıyorum ki, çok daha güzel yerlere gelecek. türkiye’de az rastlanır bir futbol yapısı var. kendisine güveni, teknik seviyesi, saha görüşü ve sahadaki duruşu itibariyle büyük kazanç. hem beşiktaş’ın hem de milli takımımızın böylesine değerli bir genci harcamaması gerekiyor artık. çok yetenekli çocuklar heba oldu. hemen zirveye çıkarttık, sonra dibi gösterdik. yapmamak gerek. sabredilmeli ve kendisini geliştirmesine imkan tanınmalı. yineliyorum, bu yılın türk futbolu adına en büyük kazancı necip uysal olabilir..

avrupa’ya çıkarken

25 Ağustos 2010, Çarşamba

liverpool-trabzonspor

türk futbolu için şu sıralar beklenen gün perşembe. 4 türk takımı farklı duygular ve alakasız konumlarda sahaya çıkacak olsalar da, aynı gün, talihlerini değiştirmek için çabalayacaklar. galatasaray, çok kötü gittiği bir dönemi, bir galibiyetle biraz da olsun bastırmak isteyecektir. fenerbahçe de sallantı yaşadığı bir süreçten geçerken, avrupa’dan erken elenme niyetinde değil. taraftarlarına bir armağan verme peşindeler. trabzon ise bambaşka bir noktada. liverpool gibi bir markayı saf dışı bırakarak, her şeyin iyi gittiği ortamda, maksimumu görmek istiyorlar. beşiktaş var bir de. onlar oldukça rahatlar. tura en yakın temsilcimiz şu anda. deplasmanda turu alacaklardır. bir kaç kelam etmeden önce, tüm takımların turu geçtiği bir sonu ümit ettiğimizi belirtelim…

ilk olarak trabzon ile başlamak istiyorum. lige, çok olumlu bir başlangıç yaptılar. aslında bu olumlu hava, şenol güneş geçtiğimiz yıl takımın başına geçtiğinde oluşmaya başlamıştı. bugüne kadar da çok zekice şekillendirdiler. şu anda trabzon şehri ve camiası, takımına inanan, güvenen ve negatif bir sonuç alsa dahi sahip çıkacak pozisyonda. o, ne yaptığını kendisi de bilmeyen takım profilinden bugünlere gelmek kolay değil. yurt dışında kalitesine, kalite katan ve trabzon’un çıkışında büyük payı olan şenol hocaya alkışları göndermek gerek. zira, onun himayesi altında kendisine çeki düzen verdi bu camia. yoksa çok zordu işler..

neyse, biz bugününe bakalım trabzon’un. takım kaleden forvete kadar, birbiriyle uyumlu gözüküyor. eksik parçalara güzel yamalar gelmiş. defansta glowacki hamlesi, forvette ise yeni transfer gözüyle baktığım teofilo kazancı çok başarılı. orta alanda ceyhun-selçuk ikilisi günden güne, büyümeye devam ediyorlar. colman ve cale de iyice şehre ve takıma alışmış durumdalar. bir de yattara’ya futbol oynama aşkı gelince, değmeyin trabzon’luların keyfine. orta sahayı çok iyi kapatmalarının yanında, hızlı da çıkabiliyorlar ve kanatlardan çizgiye inebilmeleri ciddi bir avantaj. bu noktada, kanatları serkan-yattara ve cale-colman şekline büründüren şenol güneş’in müdahalesi önemli. benim tek soru işaretim, alanzinho konusunda. böyle, sistemli bir şekilde sahaya yayılan bir takımla, bu tarz bireysel takılan bir adam pek yan yana olamıyor. yattara’yı çok güzel törpülediler. kaptanlık, 61 numara derken, adam camilere klima taktıran hayırsever noktasına geldi..

ilk maçı izleme fırsatım olmadı. bu yüzden genel, beklentiye dayalı bir kaç kelam ediyim. seyirciyle beraber, havaya girip, aceleyle erken gol için saldırmadığı sürece trabzon liverpool’u hapseder. bu tür maçlarda, rakibi baskı altına almaya çalışmak, genelde takımın bilincini kaybetmesi sonucunu doğurur. 1-0′ı unutup maça çıkmalı trabzon. şenol güneş’in bu tembihi mutlaka yapacağını düşünüyorum. ilk önce oyunu kontrol altına almak, ardından rakip sahaya yerleşmek ve sonrasında, yetenekli oyuncularını ön plana çıkartmak. sistematik bir biçimde ilerlemeli trabzonspor. ümit ediyorum ki, bu işleri yapabilecek düzeeyde olan trabzon aklı selim bir maç çıkartacaktır…

gelelim galatasaray’a. açıkça, hiç iyi bir takım izlenimi vermiyorlar. iyiden iyiye, güvenini kaybetmiş durumdayız. dışarıdan istediği kadar öyle gözüksün, umurumda olmaz fakat, topçuların kendisine olan güvenlerini kaybettikleri o kadar açık ki, insan üzülüyor.. bu işte son nokta rijkaard’a güvenin ve saygının kaybolmasıdır. öyle bir duruma ihtimal veremiyorum ben.. lyviv maçında alınacak iyi bir sonuca o kadar ihtiyacı var ki camianın, çölde su bulmuş kadar rahatlayacağız. basınından taraftarına, yöneticisinden ailesine herkes şu an topçuların üzerinde baskı yaratmış durumda. bundan eminim. en azından bu baskıdan biraz olsun sıyrılmak adına önemli bu maç. sami yen’de ne idüğü belirsiz futbolun zirvesini görmüştük ilk yarıda. ikinci yarıda da kaos futboluyla kurtarmıştık beraberliği. şu ortamda, iyi futbol falan beklenmemeli. kewell ve elano’nun da götürülmediği gerçeği varken, yalnızca galibiyete giden yol aranmalı.

beşiktaş, helsinki karşısında galibiyete ulaşmıştı. bu anlamda diğerlerinden farklı bir durumda çıkacaklar rövanşa da. muhtemelen, turistik bir gezi olur beşiktaş’ınki. fazla analize falan girmeye de gerek yok. ibb önünde savunmada zaafları ön plana çıksa da helsinki karşısında daha baskın bir futbol izleteceklerdir bizlere. quaresma ve guti’den sonra, bir türlü gelmeyen robinho umarım sorun yaratmaz. çünkü fazlasıyla beklentilerini yukarı çekmiş izlenimi yaratıyor beşiktaş taraftarları…

son temsilcimiz fenerbahçe.. deplasmanda alınan 1-0′lık mağlubiyet var. yine izleyemediğim bir maçtı o. fakat özetler ve yorumlardan çıkarttığım sonuç, bu skorun bir şans olduğu yönünde. şans derken, daha farklı bir sonuç da çıkabilirdi anlamında. fener de aynı g.saray gibi turu geçip, düzlüğe çıkma amacında. üst üste gelen sıkıntılı sonuçlar ve ardından nispeten iyi bir oyundan sonra gelen bir mağlubiyet. aykut kocaman’ın şüphesiz ki, daha, uzun bir yolu var gitmesi gereken. yalnız, o yolun başında iyi bir intiba bırakmalı ki, ilk takıldıklarında fatura ona kesilmesin. şu an taraftarlar ona güveniyor anladığım kadarıyla. bu güveni boşa çıkartmamalı. trabzon maçındaki alex ve stoch tercihleri, ciddi soru işareti yarattı. bahane olarak da paok maçı için dinlendirdiğini göstermesi, alakasız oldu çok. alex gibi yaratıcı bir oyuncuyu muhakkak 11′de başlatmalıydı.velhasılı, trabzon maçı geride kaldı. önlerinde paok gibi ciddi bir sınav var. 1-0 da öyle düyük dezavantaj içeren bir skor değil. yabancı sınırlaması da olmadığından, tüm yaratıcı oyuncular sahada yer alacaktır. bu da, arkayı iyi müdafa etmek gerektiğini gösteriyor. zaten en önemli problemi de bu fener takımının. genç kaleci mert oynayacak sanırım. umarım onun da fenerbahçe kariyerini etkileyecek hataları olmaz… başta dediğim gibi 4 takımımızın da turu geçtiği bir senaryo oldukça hoş gözüküyor. umudumuz bu yönde.

haftasonu futbol

23 Ağustos 2010, Pazartesi

arsenal - blackpool

premier league’in engellenemezcesine türkiye süper lig’leşmesi devam ediyor. gelen gidene 6 atıyor. üç büyükler ile anadolu kulüplerinin arasında büyük fark var güntekin.. chelsea 6 golle açmıştı, wigan’a da aynı tarifeyi uyguladı. wigan ilk hafta blacpool’dan 4 yemişti. o blackpool da gitti emirates’de arsenal’den 6 yedi. ilk hafta farklı mağlup olan bir diğer ekip de newcastle idi. 3 tane yemişlerdi manu’dan. st. james park’ta aston villa’yı 6′ladı onlar da. evet, hakikaten bi ‘noluo lan’ havası var şu anda pirömiyer lig’de. denge falan kalmamış gözüküyor henüz sezonun başında. chelsea’nin 2 haftada 12 averaj yaptığı bir lig istemiyoruz hocam biz…

işin şakası bir yana bol gollü, bol şaşırtmacalı başladı ingiliz’ler sezona. darısı diğer ligler için diyelim.. başlayan bir başka lig, fransa’da kısır bir hafta geride kaldı. bol bol golsüz eşitliğin bozulmadığı maçlara denk geldik. son şampiyon marsilya defans oyuncuları heinze ve taiwo ile sonuca gitti. mevlüt’ün takımı psg, evinde tigana’nın bordeaux’una son dakikada çarpıldı: 2-1. son dönemlerin kayıp takımı lyon ise evinde brest’i tek golle geçti. yine çok takımın yarışın içerisinde olduğu bir sezon göreceğiz gibi duruyor fransa’da.. hollanda’da gündem, ikinci lig takımı sparta rotterdam’ın almere city’i 12-1 yenmesiydi. ki, voskamp diye bir oyuncu bu maçta tam 8 gol attı. evet, 8 gol. bazı forvet oyuncularının sezonun tümünde atamadığı kadar gol attı herif bir maçta.. onun dışında, eredivisie’de ajax ve twente 3 gollü galibiyetler aldılar. ajax’ın yenisi el hamdaoui 2 tane yazdı. bir tane de suarez.. haftanın en önemli maçında ise psv, alkmaar’ı 3-1 ile geçti.

almanya bundesliga’da açılışı bayern yapmıştı cuma günü. misimovic’in 2. yarısında girerek yönünü değiştirdiği maçı, son dakikada almayı başarmışlardı. ilginç bir sonuç; hoffenheim, geriye düştüğü maçta werder bremen’i 4′ledi. ibisevic ve salihovic de attılar birer tane. gollerin tamamı ilk yarıda geldi.. hamburg sahasında schalke ile oynadı. kazanan 2-1 ile ev sahibi oldu. van nistelrooy iş başındaydı. gollerin ikisi de ona ait.. dortmund, sahasında leverkusen’e tosladı. hiç beklemediğim şekilde 2-0 mağlup oldular… büyük sürpriz olmazsa van gaal’in bayern’i domine eder bu ligi. diğerlerinin bayern karşısında, özellikle dünya kupasındaki almanya kadrosu sonrası, pek şansları yok gibi geliyor bana..

süper lig’de de 2. hafta 2 maç dışında geride kaldı. bursa ve ibb aynı hafta, sami yen ve inönü’den 3′er puan çıkartarak, manşetlerde yer aldılar. iki takım da aynı skorla kazandı. hem bursa hem de ibb son yıllarda büyüklere karşı, çok başarılı maçlar çıkartıyorlar. özellikle de deplasmanlarda. bursa böylelikle, 2 sezonda tüm istanbul deplasmanlarından galip ayrılarak, zor bir iş başarmış oldu.. eskişehir, g.saray’ı ağırlıyacağı haftanın öncesinde mağlup olarak, iyice odaklandı galatasaray mücadelesine. artık iki kat daha zor o deplasman bizim için.. hafta içi avrupa maçları oynayan trabzon ve fenerbahçe ise bu akşam oynuyorlar. son yıllarda avni aker’de çok iyi maçlar çıkardı fener. galip gelirse hiç şaşırmam. fakat trabzon bu ligin en oturmuş takımlarından bir tanesi şenol güneş ile. onlar hakkında da en kısa sürede bir yazı yazmak isterim..

tv’de bugün ne var diye bakarsak;

21.00 trabzonspor – fenerbahçe / lig tv

21.00 kasımpaşa – buca / digi 205

22.00 manchester city – liverpool / spormax

ps. 21.30′da da efes world cup dahilinde, türkiye -arjantin basketbol maçı var, ntv’de…

aykut kocaman’la yeni fener

16 Ağustos 2010, Pazartesi

geçtiğimiz yıl yaşadığı ‘epic fail’ın ardından bir müddet sallantı dönemine girdi fenerbahçe. e, kolay olmasa gerek, şampiyonluk geldi gözüyle bakılan bir durumda, tarihin tekerrür etmesi sonucu gene kaybeden taraf oldular. böyle bir ortamdan sıyrılıp, yeniden zirveye tırmanma moduna geçmek, hiç de basit olmaz. kaldı ki fenerbahçe’nin başkan koltuğunda oturan aziz yıldırım’ın yapısı gereği böyle anlarda kontrolünü kaybedip yanlış hamleler yaptığını biliyoruz.

bana kalırsa, bu defa daha ılımlı bir yol bulmayı başardılar. aykut kocaman gibi, hem taraftarın hayır diyemeyeceği, hem takımdaki topçuları tanıyan hem de eldeki kadrodan üst seviyede verim alabilecek bir teknik adam getirdiler. istanbulspor ve ankaraspor takımlarındaki aykut hoca profiline bakarsak, günümüz futbolu kapsamında geçerli bir resim görebilmemiz mümkün. takımdaki, fenerbahçe yazarlarının sık sık dile getirdiği maç seçme saçmalığına da bir son verebilme noktasında aykut kocaman, çok uygun bir isim olarak duruyor.

her transfer döneminde aziz yıldırım ve ekibinin büyük isimler peşinde koştuğunu genelde de, iyi topçuları getirdiğini biliriz. bu kez, mühim olanın maksimum verimi alabileceğin adamı getirmek olduğunu anlamış olacaklar ki, krasic, niang, stoch, gyan gibi isimleri gündemlerine aldılar. ikna edbildikleri de stoch, niang ve dia oldu. stoch konusunda ayıp ettiklerini düşünüyorum ben, çok net. fakat bugüne kadar da, hangi işte etik davrandılar ki? sorusu geliyor aklıma. neyse diyebiliyorum yalnızca..

stoch, fener’in tuncay’dan sonra sol bölgeye koyduğu adamlar içerisinde en yeteneklisi gibi duruyor. seri olmasının yanında, şutları ve twente’de sıkça izlettiği gole dönüklüğü ile, fayda sağlayacaktır mutlaka. yine dia da sağ tarafta gökhan ile iyi bir ikili oluşturabilir. fransa’da iyi işler yapmış bir oyuncu. yalnız, içlerinde en beğendiğim ismin niang olduğunu söyleyebilirim. marsilya’nın yıllar sonra yaptığı çıkışta ve ulaştığı şampiyonlukta, hiç şüphe yokki başrol senagal’li oyuncunundu. takım kaptanlığı, son yıllarda yakaladığı istatistikler ve şampiyonluğu gol krallığı ile taçlandırmış olması çok olumlu referanslar. ayrıca, fenerbahçe için umut verici bir nokta da, gelen oyuncuların fransa lig1 ağırlıklı olmasıdır. ligimiz şartlarında fizik güç üst seviyelerde olma zorunluluğu taşırken, bire bir aynı senaryo, lig 1 için de geçerli. bu nedenle, orada neler yapabildiğini gördüğümüz niang, şu an için forvet sıkıntısı yaşayan fener için biçilmiş kaftan haline geliyor. çok büyük şeyler yapacağını düşünüyorum ben..

dün antalya maçında, fenerbahçe adına gördüğümüz bir gerçek de, semih şentürk’ün henüz hangi rolde yer aldığının belirsiz oluşu. semih, yedek forveti midir fenerbahçe’nin, yoksa kurtarıcısı mı? bu ayrımı aykut kocaman’ın iyi yapması gerekiyor. ona, yeni transferler de dahil olduktan sonra iyi bir rol biçmeli ve maksimum verimi alabileceği bir pozisyonda oynatmalı. aynı şeyler alex için de geçerli tabi. o da dünkü maçta gösterdi ki, doğru zamanda doğru mevkide yer alırsa, büyük işler yapacak. ve alex’in diğerleriyle uyumunu, yardımlaşmasını, ilişkisini düzenleyecek kişi gene aykut kocaman. şimdilik kanatları ileri-geri garantiye alarak ve bu yönden ligin en önde takımı olarak dikkat çekiyorlar. orta ikiliden baroni ve onun yedeği selçuk hakkında muhakkak soru işaretleri var. defansa bilica’nın yerine adam alabilirler, transfer sezonu kapanmadan..

her takımda olduğu gibi, fenerbahçe’de de ne olup bittiğini görebilmek adına, beklemek gerekiyor. paok serisi, trabzon maçı ve beşiktaş derbisi kısa vadede, fenerbahçe’nin geleceği ile ilgili ipuçları verecektir.

fenerbahçe 1 – 0 beşiktaş

18 Nisan 2010, Pazar

fenerbahçe ve beşiktaş, kadıköy’de kendileri adına belki de sezonun kırılma maçına çıkarken, lider bursa ve takipçi konumuna düşen galatasaray’ın da 90 dakikalığına gözü kulağı şükrü saraçoğlu’ndaydı. fenerbahçe’nin galip gelmesi, bursa’yı, sami yen deplasmanı öncesi sıkıntıya sokmak için yeter de artar nitelikte önem taşıyordu. beşiktaş ise ilk 2 şansını devam ettirmek için çıktı sahaya. ibrahim’in önüne ismail eklemesi, toraman’ı defansın önüne kaydırıp, ibrahim kaş’la sağ tarafı sağlamlaştırma fikri, derbi deplasmanı için pek yadırganmayabilir. fakat, ilk dakikada gelen fenerbahçe golü, denizli’nin düşüncelerini sekteye uğrattı. gol atması gereken taraf konumuna düşmek, ve hatta henüz maçın başında bu durumda kalmak beşiktaşı ne yapacağını bilmez bir hale soktu. bu şok dakikalarında, fenerbahçe bir – iki pozisyon daha yakaladı fakat değerlendiremedi ve maçı erkenden koparma şansını tepmiş oldu. ilk yarı yavaş yavaş düşen tempoyla noktalandı.

ikinci yarı toraman’ı tekrar sağ kanada atan denizli, ortaya inceman’ı aldı ve ernst’ten hücum performansı beklemeyi sürdürdü. bu noktada, tello ve ernst’in gerekli sorumluluğu alamadıklarını söylemek gerekiyor. penaltı pozisyonuna kadar, 6 – 7 dakikalık bir toparlanma süreci geçirdi bjk takımı. bu arada, lugano’nun ceza sahasında elle oynamasını kaçırdı hekem göçek. ardından, fenarbahçe’lileri isyan ettirdiğini düşündüğüm bilica, hiç gereği yokken uğur inceman’a uçarak dalınca, penaltıyı çaldı hakem. hemen ardından; arkeolog edasıyla, ‘toprak kazı işi’ne girdi brezilyalı. şaşırttı mı? tabi ki onu tanıyanları şaşırtmadı.  o bi’ kenara, itici davranışlarıyla, tüm rakiplere antipatik gelmeyi başarsa da; inkar edemeyiz, volkan demirel ligin en iyi kalecisi konumunda şu an. bobo tam köşeye vuramamış olabilir, fakat her kalecinin çıkaramayacağı türden bir topu çeldi volkan. maçın kırılma anı da bu oldu. beşiktaş iyice düştü oyundan ve bi’ şekilde 1 – 0 sonuçlandı müsabaka. fenerbahçe gol yememe ritüeline devam etti böylece.

ligin zirvesi iyice ilginçleşti şu sonuçla. bursa lider ve 65 puanda. ikinci sırada fenerbahçe 64 puan, arkasında galatasaray 60 puanda. beşiktaş ise 57′de kaldı ve üst sıralarla arası iyice açılmış gözüküyor. fenerbahçe’nin bu maçı kazandıktan sonra en büyük kozu, bir üstündeki ve bir altındaki takımların birbiriyle oynayacak olmasıdır. haftaya, olası bir bursa galibiyeti, ilk iki şansını ziyadesiyle arttırır fenerbahçe’nin. galatasaray’ın 3 puanı almasıysa, 3 hafta kala liderlik koltuğuna oturtabilir onları. tabi bu olasılıkların hayata geçmesi, fener’in, paşa deplasmanından galip dönmesine bağlı. hülasa, avantaj şu an fenerbahçe’den yana gözüküyor. futbolun güzelliğinin, kestirilemez olmasından geldiğini kabul ediyoruz fakat tecrübe ve istek de çok işe yarar bu dönemlerde.

bursaspor’un bu çıkışını sürdürüp sürdüremeyeceğini önemsiyorum ben açıkçası. sivas’ın yaşadıklarını tekrar etmesinler istiyor insan. ertuğrul sağlam, ayakları yere basan bir takım yarattı her şeyden önce. ardından, giderek daha fazla benimsediler takım olma olgusunu. şu an ulaştıkları yeri, doyum noktası olarak kabul etmezler ve üstüne koyarak ilerlerlerse, önlerinin açık olduğunu söyleyebiliriz. burada, yönetim kurulunun payına da büyük görevler düşüyor. çok istediği, ‘istanbul geleneğini bozma’ yolunda yürüyecekse bursa, sabırlı olmalı. doğru yoldan, doğru dönemece saptılar. bakalım, ulaşılmak istenene ulaşabilecekler mi?

hayal kırıklığı

29 Mart 2010, Pazartesi

her galatasaray taraftarı gibi büyük bir hayal kırıklığı içindeyim; üzüntülüyüm, sinirliyim. ilk derbi mağlubiyetimiz değil, son olmayacağı da kesin. bu oyun devam ettiği müddetçe yeneceğiz, yenileceğiz. üzüntüm fenerbahçe’ye yenilmekten de öte. üzüntüm alınacak puanların bu kadar değerli hale geldiği, üstelik kendi sahanda oynanan bir derbi maçında oynanan bu ruhsuz, isteksiz oyuna. sinirim fenerbahçelilere değil, onların sami yen’de sevindiren futbolcularımıza, maç öncesi deli gibi bağırıp maçı televizyonda izler gibi izleyen ‘derbi’ taraftarlarına..

teknik, taktik olarak bir sürü şey konuşulabilir, tartışılabilir. mağlubiyet bir sürü nedene bağlanabilir. ama hiçbirinin önemi yok. hani hep övündüğümüz galatasaray ruhu var ya, işte o yoktu. bizim galatasaray bu değil, bu olmamalı.

ortada bir gerçek var; galatasaray bu sezonki hiç bir önemli maçını kazanamadı ve bu maçla birlikte bir senenin emeğinin boşa gitme tehlikesi mevcut. tam tersi olarak şampiyonluk şansı da her şeye rağmen devam ediyor. artık fikir yürütmeyi bıraktık, ‘eğdik başımızı usul usul yürüyoruz.’

fenerbahçe 3-1 galatasaray

26 Ekim 2009, Pazartesi

fb-gs

savaşa gider gibi gittiğimiz sürece, kadıköy’de galibiyet çıkartamayız; bunu anlayalım artık. rakibinin senin sinirine dokunmak istediği, futbolun farklı yönlerini de kullanarak avantaj sağladığı açıkça ortadayken, sen kendine hakim olamayıp, oynadığın topa yansıtıyorsan bu savaş modunu; mümkün değil galip gelmen. şans faktörüyle açıklanamaz bana kalırsa bu uzun süren mağlubiyet serimiz. her maç ilk dakikalarda gol yiyip, geriye düşüyorsak, bir durup düşüneceğiz. “nasıl oluyor da maça kafadan yenik başlıyoruz?” diye. sakin olmaları için yazılı bir belge mi vermek gerek futbolculara, anlayamıyorum. tribünler bi’ noktadan sonra, anlaşılabilir bir sabırsızlık içerisinde, ayrı tutmak lazım taraftarı. en fazla, fener maçları öncesi sami yen’de yoğun bir destek verdiği, maçın önemine parmak bastığı için eleştirebiliriz. lakin 10 yıldır kadıköy’e gidip, galibiyet alamadan dönen bir adama da hak vermemek elde değil. ne yapabilirsin ki taraftar olarak, takımı motive etmekten başka. çıkıp koşturacak halimiz yok ya. sırf bu psikolojik karşılaşmayı aşamadığımız için, sahadan mağlup ayrıldığımızı düşünüyorum.

geçen yıl kadıköy’de oynanan maçta ilk golü atmamıza rağmen, maçın başında gol yeme alışkanlığına yenik düşerek beraberlik golünü kalemizde görmüş, hemen ardından bir daha gol yiyerek mağlup duruma düşmüştük yarım saat geçmeden. maça iyi hazırlanamadığımızı gösteren ve sürekli tekrarlanan bu alışkanlık, iyice mahkum bir futbol oynamamıza sebep oluyor. oynadığının aksine, sahaya bambaşka bir futbol yansıtıyor galatasaray kadıköy’de. sorunun rakibin şansı yahut hakemin etkisi olarak adlandırılması en çok biz galatasaray’lılara zarar verir. hadi bir hakem hatası diyelim, iki-üç maç ta şansla kazandı rakip. fakat çok daha uzun bir süre devam ediyorsa bu sonuç, orada bir sıkıntı olduğu aşikardır. sorunu çözme yolları aramak;  anlık sinirle, alınmış mağlubiyete kılıf aramaktan daha iyi bir yol. kadıköy’deki maçların ölüm kalım meselesi olmadığını, rakibin tahrik edici ve sinir bozmaya yönelik hareketlerinin görmezden gelinmesi gerektiğini kavrayıp, uyguladığımız gün galip taraf olacağız. ne zaman olur bu, orasını bilemeyeceğim.

fb-gs maçları genelde farklı ve ilginç sonuçlara sahne olurdu. bu maçtan önce hangi düşüncedeysem sahada gerçekleşti diyebilirim. fenerbahçe’nin önde pres yapıp top kazanacağı, bu toplarla etkili olup gol bulacağı, galatasaray’ın birbirinden kopuk bir oyun düzeniyle sahada yer alacağı, moral yönünden -ilk golü atmakla alakalı değil bana kalırsa- fener’in çok daha üstün olacağını ve galatasaray’ın oyundan çok çabuk kopacağını düşünüyordum. hepsi gerçekleşti, yani beklenmedik bir durum olmadı bana göre. ne yalan söyliyeyim, maçtan önce baroni’nin arda’ya yaptığı hareketlerden anlamıştım, sinir harbini onların kazanacağını yine.

ilk gol tamamen defansın hediyesi oldu. carlos’un aktif alan içerisinde yer alıp almadığı tartışılır, bana göre defansın dengesini bozduğu için aktif ve ofsayt olmalı. kazım’ın defansla girdiği bir kaç pozisyon net faulken, bir kaçı alakasız kaçtı. ofsaytlarda da saçmaladı bazı ataklarda yan hakemler. penaltı pozisyonunda; hakemi uyarıp alex’e kart vermesini yan hakem mi söylemeliydi yoksa hakem kendisi mi görmeliydi bu aldatmacayı? anlayamadım doğrusu. alex, böyle bir penaltıdan sonra nasıl topun başına geçebildi, nasıl sevindi attığı gole, işin o kısmını hiç anlamadım zaten. neyse bunlar her maçta yaşanabilecek, futbolun içerisinde yer alan küçük detaylar, fazla üzerinde durmayacağım. beni, defans hattının yaptığı basit hatalar daha çok ilgilendiriyor. orta sahanın baskı yedikten sonra dağılması daha önemli. ne ortasahada üstünlük kurabildik, ne de kanatları kullanabildik baskılı oyun karşısında. şanssızlık kelimesi yenilen gollere değil de, baros’un henüz ilk dakikada sakatlanmasına ithafen kullanılmalı. nonda’nın bu tarz oynayan takımlara karşı oynayamadığı gerçeği ortadayken, baros’un devre dışı kalması felaket oldu. asıl büyük felaket ise alt yazıda baros’un en az 2 ay sahalardan uzak kalacak olmasının bildirilmesi. umarım beklenenden çok daha kısa bir sürede döner baros, bizim için çok önemli bir futbolcu. nonda’nın oyuna girmesi, keita’nın oyununa da olumlu katkı yapar mı? diye düşünmüştüm lakin bugün hem nonda hem de keita, iyi ve olumlu kelimelerinin yakınından geçmedi. baros sakat, keita en az 2 maç cezalı ve fenerbahçe’ye yenilmişsin. oldukça kötü bir tablo. rijkaard-neeskens ikilisinin bu kriz ortamında neler yapacağını merak ediyorum. olabildiğince az kayıpla, bu ortamdan sıyrılacağımıza inanıyorum. teknik ekibe duyduğum güven, bu inancın en büyük kaynağı.

son 3 lig maçında 9 gol yiyen bir takım var ortada. ilk 7 sıradaki takım içerisinde en fazla gol yiyen takımız bunun yanı sıra. hal böyleyken, savunma konusundaki sıkıntıları görmezden gelmek, yok saymak imkansız. ilk çözülmesi gereken sorundur bu. ne olursa olsun,  fenerbahçe mağlubiyetinden sonra bir kaç maç ekstra performansla oynayacak bir galatasaray göreceğimizden de eminim. geçmiş yıllarda çokça gördük bunun örneğini. kaybedilmiş hiç bir şey yok. aldığımız tüm şampiyonluklarda, kadıköy’de mağlup olmuştuk zaten. bunun bilinciyle, daha oturmuş bir takım olma amacı güdersek, şampiyonluk adaylığı konusunda kaybetmiş sayılmayız. yitirdiğimiz bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü, teknik ekibin mağlubiyetlerde nders çıkarabilme özelliğine, yetisine inanıyorum. ileride savunmasındaki sıkıntılarını minimuma indirmiş bir galatasaray görürsek şaşırmayalım. spor medyasına da hiç takılmamak gerekiyor. onlara kalsa rijkaard yarın gönderilmeli .)

velhasılı kelam, ulan galatasaray..

süper lig 9. hafta

18 Ekim 2009, Pazar

“içerde denizli- kümedüşen ankara- içerde kasımpaşa” fikstürü beşiktaş için can simidi oldu. ne olup bittiği belli olmayan bir sürece doğru gidilirken hatta o süreç başlamışken, 9 puan üstüste kazanmak, bir nebze de olsa moralini yükseltir bjk camiasının. bu kadar çabuk bir sürede dağılmanın kıyısına nasıl gelindi; bir değerlendirme yapma imkanları olacaktır. ne olursa olsun, geçtiğimiz yılı çifte kupayla kapatan bir takım beşiktaş, bir toparlanma noktası yakalayabilir. önümüzdeki hafta oynayacakları eskişehir maçı, bu açıdan büyük önem taşıyor. seyircisini arkasına aldığında, rakipler için ciddi bir tehlike oluşturuyor sahasında es-es. bu deplasmandan çıkarılacak ve üst üste alınan 9 puana eklenecek 3 puan, beşiktaş’ın çıkışa geçmesi için atılan bir adım olabilir. derbi bir yana, haftaya oldukça mühim bir maç bekliyor bizi eskişehir’de. beşiktaş’ın 3 cezalısına -ki 2’si savunmadan- eskişehir’in hücumu seven, yetenekli oyuncularını da ekleyince, sonucu kestirmek iyice güçleşiyor.

alex’in, fenerbahçe takımının hemen hemen her şeyi olduğunu düşünenlerdenim. bugün antep’te olmayacağını öğrendiğimde, fener’in işinin çok zor olacağını düşündüm. takım halinde iyi kapanan ve ileride bitirici adamlarla sonuca giden bir takım fb. hızlı çıkışlarda, kısa ve çabuk pas trafiği gereken anlarda, duran toplarda en önemli adamı, zekasıyla ön plana çıkan alex oluyor. yani hücumun bir numarası alex fenerbahçe’de. arkadaşlarından yardım aldığı zaman fark oluyor. tek başına maç çevirdiği de var çokça. hal böyleyken, alex’ten yoksun çıktığı bir deplasmanda, guiza ve lugano gibi ilk 11 elemanları da olmayan fb, 9′da 9 yapamadı. 1-0 riskli skor, 2′yi bulamayınca böyle durumlar ortaya çıkabiliyor. kaldı ki, yedikleri 2 gol de rakibin ustalığından kaynaklandı. olağanüstü 2 gol attı j. cesar. ilginç bir detay; antep hiç berabere kalmamış evinde. antalya’da son dakikada 3 puanı almıştı fb, aynı şekilde manisa maçında 94. dakikada galibiyet golünü bulmuşlardı, bu kez ters bir sonuç çıktı ve son dakikada üstelik bir frikik golüyle mağlup oldular. alex olsaydı fenerbahçe kazanırdı diyemem ama alex 1-0′dan sonra, rakibin verdiği açıkları değerlendirip farkı artırma konusunda olumlu işler yapardı kesin. neyse, olasılıklar üzerinde fazla durmayalım, bu sonuçlarla birlikte haftaya oynanacak derbi iyice önem kazandı. fenerbahçe bu mağlubiyetle kendine gelip, haftaya bizim maçta canla başla mücadele ederse hiç şaşırmam, hatta tersi olursa şaşırırım. hafta içi oynanacak avrupa maçında nasıl bir kadro çıkaracak daum, merak ediyorum. rahatça rotasyon uygulanacak bir maç değil. daum’un futbol anlayışını da düşününce oyuncuların yorgun biçimde derbiye çıkma ihtimalleri artıyor.

galatasaray-trabzonspor maçından sonra, erman’dan tut, ömer üründül’üne kadar tüm spor ulemaları ortak noktada buluşacaktır mutlaka. nedir bu ortak yorum? “galatasaray’ın ileri uç elemanları geri koşmuyor”. bu mudur yani galatasaray’ın oyunundan çıkardığınız sonuç. her şeyi geçtim, nerede gördün hemşehrim sen herkesin geride beklediği, bunun yanında 4-5 tane gol atan takım. arda daha tempolu olmalı de, daha hızlı paslaşmalılar de, savunma oyuncuları ağır kalıyor daha uyumlu olmalılar de, hepsini anlarım da; baros’un, elano’nun geriye koşmasını bekleme. o adamın savunma için yapacağı iş, ön alanda pres yapmak. bunu yapmazsa eleştirirsin, ki hep yaptıklarını da iddia etmiyorum. bu maç yapamadı öndekiler mesela belli bir süre pres. orta alanı bırakınca da araya top kaçırdı trabzon. evinde 3 gol yemek hoş bir durum değil tabi. sorunu çözmek adına rijkaard-neeskens ikilisinin uğraş vereceğini umuyorum. bu yılın en güzel yanı da bu zaten. bu ikiliye duyduğumuz güven, çok şeye bedel. atılan gollerin hepsinin sağ taraftan gelişen ataklarla oluşması sürpriz değil elbet. sabri’nin desteğiyle beraber keita, galatasaray’ın hücum gücünün büyük kısmını oluşturuyor. keita hep aynı da, sabri’ye bir iki övgüde bulunmazsak ayıp etmiş oluruz. bana göre hayatının maçını çıkardı. keita’yı tamamladı ve rakibin sol kanat oyuncusunu kapattı. lakin en büyük eksiği istikrar çoğu yerli oyuncu gibi. 3 ay yan gelip yatmayacağını söyleyemeyiz. kewell, hep bizimle kalsın, gerisi önemli değil.

süper lig 4. hafta

30 Ağustos 2009, Pazar

beşiktaş’ın gayet istekli bir oyun oynayıp, rakibin direncini bir türlü kıramaması sonucu gol atamadan tamamladığı antep maçıyla başladık süper lig’de haftaya. üçüncü kez sahadan beraberlikle ayrılmış oldu böylece denizli’nin takımı. gol atma konusunda sıkıntıları var, bu belli bir şey fakat yavaş yavaş isteksizlik belirtileri ortaya çıkıyordu. bunu kırdıklarını düşünüyorum ben. kilidi açamayıp sonuca gidememek farklı, hiç bir şey oynamadan, hırssız, arzusuz oynamak farklı. ilerisi için bir umut olabilir bu bjk’a. şampiyonluk yarışından silip atmak, şu an için hiç de mantıklı değil son şampiyonu. zamana ihtiyacı var takımın, bir de tabata’ya verilen 8 milyonun hakkını vermesini bekleyecekler. antep’te geçen yıl ön plana çıkan murat ceylan iyiden iyiye sivrilmeye başladı. oldukça tempolu bir oyuncu, sert şut da çekebiliyor. önü açık ceylan’ın, ibrahim kızıl’ın ellerinde değerinin 2-3 katı bir parayla şekillenebilir geleceği!

fenerbahçe hafta içi maç oynadığı için mi bu kadar düşük tempoda oynadı yoksa manisa mı fenerbahçe’ye orta sahada üstünlük kurdu, çözemedim doğrusu. eğer sion maçı dolayısıyla yaşandıysa bu fiziki düşüş, işleri hiç kolay olmayacaktır. sezonun bütününü düşünürsek, 3′er gün arayla daha ağır maçlar oynayacaklar. böylesine eksikler daha ön plana çıkar oralarda. bu maçta olduğu gibi kazanmak mümkün olmayabilir. alex yine gözükmedi çokça, fakat yine gösterdi klasını. o olmasaydı mümkün değil dönmezdi maç. emre gibi orta sahanın beyni oyun dışıyken hele, çok zordu. kanatlar, bu maça kadar en büyük silah olarak addediliyordu. kazım ve santos çok sönük kaldı bu gece. gökhan’ın kanat bindirmeleri de arandı fazlasıyla. milli maça yetişir umarım gökhan gönül. manisada iyi topçular var. sezer, nizam, simpson, bu maçta oynamasa da isaac. mehmet nas da iyi koştu bugün. sağlam bir golcüleri olsa, iyi sayılabilecek bir savunma hattıyla beraber, gayet taş bir takım olurlar. bir maçla anlayamayız tabi her şeyi, fazla da atıp tutmayalım.

yarınki ankaraspor-galatasaray maçıyla bitiyor 4. hafta. fener kayıpsız giderken, bizim topçular da artı bir motivasyonla oynayacaktır. ankaraspor’u tam zamanında yakalıyoruz üstelik. gökçek’lerin ankaragücüne çöktüğü dönemde, bazı oyuncuların zehirlenme sebebiyle antrenman eksiği olması rakibi iyice kuvvetsiz kılıyor. dinlenmiş, diri ve istekli bir takım izleyeceğiz muhtemelen yarın bizim cephede. ne olursa olsun, iyi takım ankara, kolay lokma değil çok. zorlamak gerekecektir. bizimkiler de ziyadesiyle zorluyor bu sene.)

tbl final serisi: efes pilsen-fenerbahçe #1

06 Haziran 2009, Cumartesi

beko basketbol ligi’nin final serisinde ilk maçı deplasmanda kazanan fenerbahçe, 2. maçı da kazanmayı başardı. mrsic’in son saniyede attığı üçlükle beraber bir efes serisini daha kazanmış sayabiliriz artık tanjevic’in takımını. ülker ile birleştiğinden bu yana efes pilsen’e karşı ezici bir üstünlük kurmuşlardı. hatta efes’in her yıl yeni kadro oluşturmasında en önemli sebep fenerbahçe’ye karşı çaresizliğiydi. fakat bu derece göstere göstere kaybetmemişlerdi hiç. biraz abrtmak olarak görülebilir lakin, ben çok gördüm maç sonunu kötü oynayan, bocalayan takım fakat bu kadarını görmemiştim daha önce. yazıya başlarken kazanan fenerbahçe demiştim, aslında kaybeden efes diye başlamalıydım söze. tüm maçı önde götürdü efes pilsen. rakib, deplasmanda bir maç kazandığı için oldukça rahat ve gevşek oynuyordu. kontrol son anlara kadar efes pilsen tarafındaydı. son periyoda gelince işler değişti. preldzic’in yavaş yavaş oyuna girmesi, savunmada artan baskı derken fenerbahçe oyunu ortaya getirmeyi başardı. öne de geçti son dakikalara girerken. bu noktada direnci kırılabilirdi efes’in. fakat pes etmediler.  kerem tunçeri’nin tecrübesi efes’i yeniden öne çıkardı. son 24 saniyeye efes iki sayı önde girdi. son topu oynamak adına green’e faul yaptılar, kerem tunçeri beş faulle oyun dışı kaldı bu arada. green ilginç bir şekilde iki serbest atışı da kaçırdı. ender aldı ribaundu ve 20 saniye kala faul yapıldı ona. maçın belki de kırılma anı ender’in ikinci serbest atışını kaçırması oldu. 67-64 ile son 20 saniye oynanacaktı. ergin ataman yine faul yapmayı tercih etti. mrsic’e yaptılar faulu 16 saniye kala. skor 67-66′ya geldi. ve efes adına tüm sezonu bir çırpıda berbat eden hata geldi. mola alıp topu  kenardan çıkarmalarına rağmen hata yaptılar ve top fenerbahçe’ye geçti. 8 saniye kala, fark 1 sayı efes lehineyken solomon’a bir faul yapıldı. ilkini isabetli kullandı. ikincisini kaçırsa da hücum ribaundunu aldı fenerbahçeli basketbolcular. mrsic’i boş pozisyonda buldular ve o da maçı, seriyi ve -bana göre- şampiyonluğu getiren üçlüğü tereddüt etmeden yolladı. efes yönetimine tavsiyede bulunmak istiyorum; kapatın şubeyi, olsun bitsin!

beşiktaş 4-2 fenerbahçe

13 Mayıs 2009, Çarşamba

ligde oynanan beşiktaş fenerbahçe maçı, fenerbahçe açısından beklentileri artırmıştı. fakat beşiktaş’ın üzerinde hissettiği baskı azalınca ve haliyle yapması gerekeni yapıp, hızlı hücumlarla eksik fener savunmasının üstüne gidince, artan bu beklentiler hayal kırıklığına dönüştü fenerbahçe camiası için. alex’in sakatlıktan yeni çıkmış olması ve guiza’nın iki maç iyi oynamasından dolayı semih’in aragones tarafından yedek kulübesine çekilmesi, ligde kazanılan maçın avantajını yok etmeye yetti. ileride top tutamadıkları gibi geri dönmekte de oldukça zorlandı fenerbahçeli futbolcular. halbuki inönü’deki maçta rakip sahada çok iyi paslaşıp, beşiktaş’ın hızlı çıkmasını engellemiş ve savunmadaki eksiklerini örtmüşlerdi.

bu maçın bir diğer dış faktörü de baskının bu kez kupayı 26 yıldır kazanamayan fenerbahçe’de olmasıydı. bir de ilk dakikalarda gol yiyince, iyice baskı altında kaldılar. bu dakikalarda nispeten iyi bir performans ortaya koysalarda, bobo’nun attığı şık gol tüm kontrolü beşiktaş’ın ele geçirmesini sağladı. o noktadan sonra holosko, tello gibi direk kaleye gidebilen adamlar farkı yarattı. bobo’ya da dikkat çekmek gerek. attığı enfes golle maçı koparması bir yana, gününde olduğu zaman holosko’yla birlikte rakipler için ciddi bir tehlike haline gelebiliyor brezilyalı.

gökhan’ı stopere çekip sağ kanadı neredeyse tamamen iptal etti aragones. bu sadece bu maç için yaptığı bir hataydı. sezonun geneline bakarsak, belkide onlarca kritik hata yaptığını görürüz. dışarıdan bakan birisi olarak söyleyebilirimki; artık aragones ile yola devam etmek, fenerbahçe adına daha da geriye gitmek anlamına gelecektir. ne olursa olsun, elinde başarılı bir kadro vardı. fakat gelinen nokta büyük bir hayal kırıklığı fenerbahçe için. aziz yıldrımın “şampiyon olamadı” bahanesiyle zico’yu yolladığını düşününce, aragones’i göndermeme ihtimalinin çok az olduğunu söyleyebiliriz herhalde.

beşiktaş ise sezonu iki kupayla kapatma gibi çok önemli bir durumla karşı karşıya. büyük başarı olacaktır hem lig hem türkiye kupası. herhalde sezon başında beşiktaşlılar da dahil olmak üzere hiç kimse böyle bir durumu tahmin edemezdi. bu yüzden mustafa denizli’nin de hakkını vermek lazım.

galatasaray – fenerbahçe

12 Nisan 2009, Pazar

gs-fb

galatasaray adına geri çevrilen bir şans daha oldu bu derbi. oysa ki seri yakalamak adına  motivasyonu üst düzey bu maç çok büyük bir nimetti galatasaraylı futbolcular adına. geçen sezon bu fırsat tepilmemişti fakat bu sefer olmadı. fenerbahçe’nin de kesin kazanması gereken bir maçta bu kadar kötü bir performans ortaya koyması, taraftarlarında büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. aragones’in bir daha ki sezona fenerbahçe teknik direktörü olarak girmesi artık imkansız hale geldi. zico’yu gönderen düşünce tarzının aragones’i kovalayarak göndermesi gerekir. orta sahada fazla adam bulundurmak dışında hiç bir müdahelesi olmadı oyuna. bülent korkmaz’ın da maalesef oyuna olumlu bir katkı yapamadığı ortada. lincoln’ü yedek klübesinde oturtup sonradan cankurtaran modunda oyuna sokmasını sabaha kadar tartışırım ben. yahu madem bu adam suçlu, o zaman ne diye kurtarıcı olarak oyuna girer. suçsuzsa neden ilk 11 başlamaz. bu konunun hocaya, oyuncuya ve en önemlisi de takıma zarar verdiği acı bir gerçektir. biraz da kendi kendisinin kuyusunu kazdı galatasaray.

oyunun anlatılacak bir yanı olduğunu zannetmiyorum. ilk 15- 20 dakikada galatasaray bastırdı, atamadı ve fenerbahçenin rakibin üstüne gelmeye mecali olmayınca sonuç doğal olarak beraberlik oldu. maç bunlardan ibaretti. ikinci yarı, her iki takımada yakışmayacak kadar kalitesiz ve temposuz biçimde ilerledi. baros – arda – kewell üçlüsünün beklediğimden çok daha kötü oynadığını söyleyebilirim. üç oyuncuda bu tür maçları seven, kendisini böyle maçlarda gösteren  yapıda oyuncular olmalarına rağmen; ister kondüsyona’ a bağlayın, ister taktik açıdan hocanın yanlışlarına, üçü de vasatın altında kaldılar. fenerbahçenin zaten alex’siz hücum gücü yarı yarıya azalmıştı. bir de üzerine guiza’nın çok kötü performansı eklenince, gol atamamaları normaldi. bu arada bir oyuncuyu da atlamamak gerek: mehmet topal. sakatlıktan yeni çıkmışken – ki bazı kaynaklar tam olarak hazır olmadığını belirtmişti – bu kadar kusursuz bir futbol oynamak herkesin yapabileceği bir şey değil. fenerbahçenin zayıf olan hücum gücünü tamamen yok eden adamdı mehmet, yanındaki emreyle beraber. üstelik kendi pozisyonunda değil, defansta oynadı. yani takımın en zayıf ve önemli noktasında oynamasına rağmen tek hata yapmadı. belki de tek” helal olsun” u o haketti. gökhan gönül’ün de şanssız sakatlığı fenerbahçenin hem ofans hem defans anlamında planlarını bozdu. çok önemli bir oyuncu gökhanv e ardayla eşleşmesinde keyifli pozisyonlar izleyebilirdik. rakibinin bu kadar olumsuz başladığı bir maçta gol atamadı galatasaray. bu da ne kadar zor durumda olunduğunun ispatı olsa gerek. o dakikalarda selçuk’un oyunda kalması da bütün  olayların çıkış noktasıdır. sonra sabriye kart verilemedi, ikili mücadelelerde saçma sapan kararlar çıktı. olay çığırından çıktı ve maçın sonundaki kavga körüklenmiş oldu. hakeme sırf bu nedenle 10 üzerinden -10 verilir. o ince gülüşü, fırat aydınus’u antipatik yapmaya yeterde artar bile. bu kadar kolay hakimiyetini kaybeden bir hakem mümkünse böyle maçlara atanmasın.

maçın sonundaki kavgaya muhtemelen herkes; taraftar kimliğiyle, maçın atmosferine kapılarak kendi açısından bir değerlendirme yapacaktır. en nihayetinde taraftarız ve bazı olaylara taraflı bakmamak mümkün olmuyor. mesela ben galatasaraylıyım ve volkan’a, lugano’ya tarafsız bir biçimde olumlu açıdan bakamıyorum. taraftara hareket çekip, ondan sonra ” bizim stadımızda böyle şeyler olmuyor, ama burada hep küfür yiyoruz. dışarda bize ağabey diyenler burada bize sataşıyorlar” diyerek pişkinliğin dibine vurabiliyorsa, kusura bakılmasın ama ben o adama saygı duyamam. milli takımın kalesini korumasını da istemem. o kadar belliki valkan’ın konuşması için talimat aldığı. aynı şey uğur içinde geçerli. semih de dahil röportaj veren tüm fenerbahçeli oyuncular, “milli takımda bize ağabey diyen gençler, burada bize  küfür ediyorlar ” edebiyatına girdi. üzücü gerçekten. oysaki şöyle bir dönüp baksalar, tam ortalarında lugano adında bir futbolcu var. madem “büyüğe saygı” edebiyatı yapıyorlar, o zaman luganoya hakim olacaklar. emre aşık’a yaptığı hareket insanlık dışı bir harekettir. sezonun geri kalan maçlarının tamamında cezalı olması alacağı en hafif cezadır.  sabrinin ve selçuğun atılmadığı bir maçta, emre aşığın kırmızı kart görmesi en garip durumuydu gecenin. muhtemelen ali sami yen ceza alacak ve galatasaray iki puandan daha fazlasını kaybetmiş olacak.

bir şey dikkatimi çekti onu belirterek bitireyim lafımı. mutlaka kazanılması gereken derbilerde, ekstra motivasyonun sağlandığı bütün gs – fb maçlarında, fenerbahçe bunu avantaj olarak kullanabilirken, galatasaray’da bir iki istisna dışında bu olay ters tepiyor. yani, motive olmak fenerbahçeye yararken, galatasarayda olumsuz etki yaratıyor.

galatasaray 78 – 62 fenerbahçe

04 Ocak 2009, Pazar

futbolun tatilde olduğu günlerde ilaç gibi geldi basketbol derbisi. geçen hafta yabancılarından yoksun beşiktaş karşısında favori gösterilen galatasaray kaybetmişti, bu maçta ise favori gösterilen tarafı devirmeyi başardı gs. ‘derbilerin favorisi olmaz’ sözünün üst üste iki hafta ispatını izlemiş olduk. ‘rahat yeneriz’ diyen fenerliler kadar, buna inanan (sözde) galatasaraylılara da iyi bir ders olmuş oldu.

haftaiçi yaşanan hoca değişikliğine ve takımdaki sakatlara -sezon başından beri yararlanılamayan tufan, murat ikilisine bu maç milojevic de eklenmişti- rağmen iyi bir başlangıç yaptı galatasaray ve devamını getirdi.

fenerbahçe de ayakta kalan tek isim emir predzic’di. müthiş bir yüzdeyle, adeta tek başına mücadele etti. galatasaray da ise hüseyin takımı sırtlayan isimdi. yukarıdaki fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor olsa gerek.

tabi tribünlerin inanılmaz katkısını da gözardı etmemek lazım. ‘keşke her maç böyle olsa’ dedirten müthiş bir tribün vardı bugün.

fenerbahçe – galatasaray

09 Kasım 2008, Pazar

öncelikle şunu belirteyim. tribünden izleyemedim maçı; vizeler dolayısıyla. sağolsunlar tam gününe denk getirmişler sınavı.

aslında her zamankinden daha fazla umutluydu çoğu galatasaraylı. kadro yapısı, son benfica maçındaki olumlu futbol ve alex ‘in – ki fenerbahçe’nin şüphesiz en önemli silahı alex – olmaması. evet bunların hepsi kadıköyden bir galibiyet çıkartmak için birer sebep. fakat bu stadda oynadığımız maçlar gerçekten çok farklı oluyor. uzun yıllardır aynı şeyi yaşıyoruz, bugün sadece ilk golü atabildik. yoksa hikayenin geri kalan kısmı geçen senelerle birebir aynı.

önde basarak başlamamıza, ilk golü bulmamıza rağmen ilk 10-15 dakika gol yememek gerek cümlesini kaç defa kurdum hatırlamıyorum. fakat kadıköyde oynadığımız çoğu maçta olduğu gibi yine ilk dakikalara bir gol sığdırmayı başardı fenerbahçe. ve yine her zamanki gibi bizim futbolumuz bir anda dibe vurdu. bu arada atlamamak gerek; lincoln’ün sayılmayan frikik golünde hakem saçmaladı. o nasıl çift vuruş be adam! resmen faul işte; fiziki müdahale olan bir pozisyonda nasıl çift vuruş kararı çıkar anlamadım. hakemin çift vuruşu işaret eden bir hareketi olduğunu da hatırlamıyorum vuruş öncesinde. belki de gözümden kaçmıştır, bilemiyorum. bu olaydan sonra aynı senaryo işlemeye devam etti; fenerbahçe enteresan bir golle öne geçti. artık galatasaray tamamıyle demoralize oldu. bu olumsuz hava oyuncuların hareketlerine de yansıdı ve çoğu oyuncu kart gördü. devre arası maç muhabbetinde ”ikinci yarının da ilk dakikalarında gol yersek yuh artık” cümlesi kurduğumu hatırlıyorum ve sonuç: dakika 49 skor 3-1. sorun bizde mi yoksa fenerbahçe mi bu maçlarda extra performans gösteriyor, tam çözemedim ben. çünkü hemen hemen her kadıköy derbisi aynı şekilde gelişip benzer skorlarla sonuçlanıyor.

maçın geneline bakınca; fenerbahçenin üst düzey bir oyun oynadığını söylemek abartı olacaktır. galatasaraysa vasatın üzerine çıkamadı. bunun sebebi bence atılan golden iki dakika sonra yenilen gol ve lincoln’ün sayılmayan frikiği. o dakikalardan sonra galatasaraylı futbolcular sinirli ve tedirgin bir oyun oynarken fenerbahçe rakibine nazaran daha ‘ne istediğini bilen bir yapıdaydı’. önde yaptıkları hafif bir baskıda bile servet-emre ikilisi -hatta bunlara sabriyle hakanı’da katalım- top kullanamadı. böylece oyun fenerbahçe lehine döndü. basit hataları yapan tarafta yine galatasaray olunca bu skor şaşırtmıyor artık.

baros’un bu kadar etkisiz kalacağını tahmin etmezdim. en azından biraz mücadele etseydi, top kovalasaydı; hiç birşey yapamadı bugün. onun çıkmasını doğru buluyorum. fakat sonradan oyuna giren nonda da barosu aratmadı kötü futboluyla.

bu maç geride kalmalı galatasaray için. telafisi olan bir maçtı ve çeşitli dersler çıkarılabilir oynanan futbol açısından. sonuçta deplasmanda benficayı üst düzey bir oyunla yenen de aynı takım. yani kapasitesi çok daha fazla bu takımın ve biraz mücadeleyle ileride kaybedilen bu puanlar telafi edilebilir. kısacası ‘önümüzdeki maçlara bakıcaz abi’ moduna girmeli topçular.

fenerbahçe’de ezeli rakibinin büyük yardımlarıyla bir hava yakalayacak gibi. bocalama dönemini atlatıp üst üste galibiyetler alırlarsa tekrar şampiyonluğun en önemli iki adayından biri konumuna gelirler. ben galatasaray ve fenerbahçenin şampiyonluk yarışının içinde olacağı bir lig izleyeceğiz diye düşünüyorum.