‘derbi’ olarak etiketlenmiş yazılar

galatasaray – fenerbahçe

12 Nisan 2009, Pazar

gs-fb

galatasaray adına geri çevrilen bir şans daha oldu bu derbi. oysa ki seri yakalamak adına  motivasyonu üst düzey bu maç çok büyük bir nimetti galatasaraylı futbolcular adına. geçen sezon bu fırsat tepilmemişti fakat bu sefer olmadı. fenerbahçe’nin de kesin kazanması gereken bir maçta bu kadar kötü bir performans ortaya koyması, taraftarlarında büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. aragones’in bir daha ki sezona fenerbahçe teknik direktörü olarak girmesi artık imkansız hale geldi. zico’yu gönderen düşünce tarzının aragones’i kovalayarak göndermesi gerekir. orta sahada fazla adam bulundurmak dışında hiç bir müdahelesi olmadı oyuna. bülent korkmaz’ın da maalesef oyuna olumlu bir katkı yapamadığı ortada. lincoln’ü yedek klübesinde oturtup sonradan cankurtaran modunda oyuna sokmasını sabaha kadar tartışırım ben. yahu madem bu adam suçlu, o zaman ne diye kurtarıcı olarak oyuna girer. suçsuzsa neden ilk 11 başlamaz. bu konunun hocaya, oyuncuya ve en önemlisi de takıma zarar verdiği acı bir gerçektir. biraz da kendi kendisinin kuyusunu kazdı galatasaray.

oyunun anlatılacak bir yanı olduğunu zannetmiyorum. ilk 15- 20 dakikada galatasaray bastırdı, atamadı ve fenerbahçenin rakibin üstüne gelmeye mecali olmayınca sonuç doğal olarak beraberlik oldu. maç bunlardan ibaretti. ikinci yarı, her iki takımada yakışmayacak kadar kalitesiz ve temposuz biçimde ilerledi. baros – arda – kewell üçlüsünün beklediğimden çok daha kötü oynadığını söyleyebilirim. üç oyuncuda bu tür maçları seven, kendisini böyle maçlarda gösteren  yapıda oyuncular olmalarına rağmen; ister kondüsyona’ a bağlayın, ister taktik açıdan hocanın yanlışlarına, üçü de vasatın altında kaldılar. fenerbahçenin zaten alex’siz hücum gücü yarı yarıya azalmıştı. bir de üzerine guiza’nın çok kötü performansı eklenince, gol atamamaları normaldi. bu arada bir oyuncuyu da atlamamak gerek: mehmet topal. sakatlıktan yeni çıkmışken – ki bazı kaynaklar tam olarak hazır olmadığını belirtmişti – bu kadar kusursuz bir futbol oynamak herkesin yapabileceği bir şey değil. fenerbahçenin zayıf olan hücum gücünü tamamen yok eden adamdı mehmet, yanındaki emreyle beraber. üstelik kendi pozisyonunda değil, defansta oynadı. yani takımın en zayıf ve önemli noktasında oynamasına rağmen tek hata yapmadı. belki de tek” helal olsun” u o haketti. gökhan gönül’ün de şanssız sakatlığı fenerbahçenin hem ofans hem defans anlamında planlarını bozdu. çok önemli bir oyuncu gökhanv e ardayla eşleşmesinde keyifli pozisyonlar izleyebilirdik. rakibinin bu kadar olumsuz başladığı bir maçta gol atamadı galatasaray. bu da ne kadar zor durumda olunduğunun ispatı olsa gerek. o dakikalarda selçuk’un oyunda kalması da bütün  olayların çıkış noktasıdır. sonra sabriye kart verilemedi, ikili mücadelelerde saçma sapan kararlar çıktı. olay çığırından çıktı ve maçın sonundaki kavga körüklenmiş oldu. hakeme sırf bu nedenle 10 üzerinden -10 verilir. o ince gülüşü, fırat aydınus’u antipatik yapmaya yeterde artar bile. bu kadar kolay hakimiyetini kaybeden bir hakem mümkünse böyle maçlara atanmasın.

maçın sonundaki kavgaya muhtemelen herkes; taraftar kimliğiyle, maçın atmosferine kapılarak kendi açısından bir değerlendirme yapacaktır. en nihayetinde taraftarız ve bazı olaylara taraflı bakmamak mümkün olmuyor. mesela ben galatasaraylıyım ve volkan’a, lugano’ya tarafsız bir biçimde olumlu açıdan bakamıyorum. taraftara hareket çekip, ondan sonra ” bizim stadımızda böyle şeyler olmuyor, ama burada hep küfür yiyoruz. dışarda bize ağabey diyenler burada bize sataşıyorlar” diyerek pişkinliğin dibine vurabiliyorsa, kusura bakılmasın ama ben o adama saygı duyamam. milli takımın kalesini korumasını da istemem. o kadar belliki valkan’ın konuşması için talimat aldığı. aynı şey uğur içinde geçerli. semih de dahil röportaj veren tüm fenerbahçeli oyuncular, “milli takımda bize ağabey diyen gençler, burada bize  küfür ediyorlar ” edebiyatına girdi. üzücü gerçekten. oysaki şöyle bir dönüp baksalar, tam ortalarında lugano adında bir futbolcu var. madem “büyüğe saygı” edebiyatı yapıyorlar, o zaman luganoya hakim olacaklar. emre aşık’a yaptığı hareket insanlık dışı bir harekettir. sezonun geri kalan maçlarının tamamında cezalı olması alacağı en hafif cezadır.  sabrinin ve selçuğun atılmadığı bir maçta, emre aşığın kırmızı kart görmesi en garip durumuydu gecenin. muhtemelen ali sami yen ceza alacak ve galatasaray iki puandan daha fazlasını kaybetmiş olacak.

bir şey dikkatimi çekti onu belirterek bitireyim lafımı. mutlaka kazanılması gereken derbilerde, ekstra motivasyonun sağlandığı bütün gs – fb maçlarında, fenerbahçe bunu avantaj olarak kullanabilirken, galatasaray’da bir iki istisna dışında bu olay ters tepiyor. yani, motive olmak fenerbahçeye yararken, galatasarayda olumsuz etki yaratıyor.

galatasaray 78 – 62 fenerbahçe

04 Ocak 2009, Pazar

futbolun tatilde olduğu günlerde ilaç gibi geldi basketbol derbisi. geçen hafta yabancılarından yoksun beşiktaş karşısında favori gösterilen galatasaray kaybetmişti, bu maçta ise favori gösterilen tarafı devirmeyi başardı gs. ‘derbilerin favorisi olmaz’ sözünün üst üste iki hafta ispatını izlemiş olduk. ‘rahat yeneriz’ diyen fenerliler kadar, buna inanan (sözde) galatasaraylılara da iyi bir ders olmuş oldu.

haftaiçi yaşanan hoca değişikliğine ve takımdaki sakatlara -sezon başından beri yararlanılamayan tufan, murat ikilisine bu maç milojevic de eklenmişti- rağmen iyi bir başlangıç yaptı galatasaray ve devamını getirdi.

fenerbahçe de ayakta kalan tek isim emir predzic’di. müthiş bir yüzdeyle, adeta tek başına mücadele etti. galatasaray da ise hüseyin takımı sırtlayan isimdi. yukarıdaki fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor olsa gerek.

tabi tribünlerin inanılmaz katkısını da gözardı etmemek lazım. ‘keşke her maç böyle olsa’ dedirten müthiş bir tribün vardı bugün.

fenerbahçe – galatasaray

09 Kasım 2008, Pazar

öncelikle şunu belirteyim. tribünden izleyemedim maçı; vizeler dolayısıyla. sağolsunlar tam gününe denk getirmişler sınavı.

aslında her zamankinden daha fazla umutluydu çoğu galatasaraylı. kadro yapısı, son benfica maçındaki olumlu futbol ve alex ‘in – ki fenerbahçe’nin şüphesiz en önemli silahı alex – olmaması. evet bunların hepsi kadıköyden bir galibiyet çıkartmak için birer sebep. fakat bu stadda oynadığımız maçlar gerçekten çok farklı oluyor. uzun yıllardır aynı şeyi yaşıyoruz, bugün sadece ilk golü atabildik. yoksa hikayenin geri kalan kısmı geçen senelerle birebir aynı.

önde basarak başlamamıza, ilk golü bulmamıza rağmen ilk 10-15 dakika gol yememek gerek cümlesini kaç defa kurdum hatırlamıyorum. fakat kadıköyde oynadığımız çoğu maçta olduğu gibi yine ilk dakikalara bir gol sığdırmayı başardı fenerbahçe. ve yine her zamanki gibi bizim futbolumuz bir anda dibe vurdu. bu arada atlamamak gerek; lincoln’ün sayılmayan frikik golünde hakem saçmaladı. o nasıl çift vuruş be adam! resmen faul işte; fiziki müdahale olan bir pozisyonda nasıl çift vuruş kararı çıkar anlamadım. hakemin çift vuruşu işaret eden bir hareketi olduğunu da hatırlamıyorum vuruş öncesinde. belki de gözümden kaçmıştır, bilemiyorum. bu olaydan sonra aynı senaryo işlemeye devam etti; fenerbahçe enteresan bir golle öne geçti. artık galatasaray tamamıyle demoralize oldu. bu olumsuz hava oyuncuların hareketlerine de yansıdı ve çoğu oyuncu kart gördü. devre arası maç muhabbetinde ”ikinci yarının da ilk dakikalarında gol yersek yuh artık” cümlesi kurduğumu hatırlıyorum ve sonuç: dakika 49 skor 3-1. sorun bizde mi yoksa fenerbahçe mi bu maçlarda extra performans gösteriyor, tam çözemedim ben. çünkü hemen hemen her kadıköy derbisi aynı şekilde gelişip benzer skorlarla sonuçlanıyor.

maçın geneline bakınca; fenerbahçenin üst düzey bir oyun oynadığını söylemek abartı olacaktır. galatasaraysa vasatın üzerine çıkamadı. bunun sebebi bence atılan golden iki dakika sonra yenilen gol ve lincoln’ün sayılmayan frikiği. o dakikalardan sonra galatasaraylı futbolcular sinirli ve tedirgin bir oyun oynarken fenerbahçe rakibine nazaran daha ‘ne istediğini bilen bir yapıdaydı’. önde yaptıkları hafif bir baskıda bile servet-emre ikilisi -hatta bunlara sabriyle hakanı’da katalım- top kullanamadı. böylece oyun fenerbahçe lehine döndü. basit hataları yapan tarafta yine galatasaray olunca bu skor şaşırtmıyor artık.

baros’un bu kadar etkisiz kalacağını tahmin etmezdim. en azından biraz mücadele etseydi, top kovalasaydı; hiç birşey yapamadı bugün. onun çıkmasını doğru buluyorum. fakat sonradan oyuna giren nonda da barosu aratmadı kötü futboluyla.

bu maç geride kalmalı galatasaray için. telafisi olan bir maçtı ve çeşitli dersler çıkarılabilir oynanan futbol açısından. sonuçta deplasmanda benficayı üst düzey bir oyunla yenen de aynı takım. yani kapasitesi çok daha fazla bu takımın ve biraz mücadeleyle ileride kaybedilen bu puanlar telafi edilebilir. kısacası ‘önümüzdeki maçlara bakıcaz abi’ moduna girmeli topçular.

fenerbahçe’de ezeli rakibinin büyük yardımlarıyla bir hava yakalayacak gibi. bocalama dönemini atlatıp üst üste galibiyetler alırlarsa tekrar şampiyonluğun en önemli iki adayından biri konumuna gelirler. ben galatasaray ve fenerbahçenin şampiyonluk yarışının içinde olacağı bir lig izleyeceğiz diye düşünüyorum.

adettendir, geliyoruz!

08 Kasım 2008, Cumartesi

derbi deplasmalarının havası bambaşkadır. heyecanı bir-iki hafta öncesinden vücutu sarmaya başlar. binbir güçlükle biletler temin edilmeye çalışılır. planlar yapılır, her yol denenir. şanslı azınlık arasına girmenizi sağlayan bileti elinize aldığınızda duyulan haz ise apayrıdır. artık daha rahat uyuyabilirsiniz. rahat dediysek o kadar da değil. maçı düşünmeye başlarsınız bu sefer de. her sene ayrı bir umut vardır. ‘bu sefer farklı olacak’ , ‘o sene bu sene’ diyerek yumarsınız gözlerinizi. zaman yavaş yavaş ilerler; heyecan artık doruk noktadadır ve maç atmosferine girilmiştir: geliyoruz!

derbi

07 Kasım 2008, Cuma