transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..
daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..
ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..
nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3′lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..
ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…
ilginç bir futbol oynanır bundesliga’da. önceden kestirilemeyen bir yanı vardır. bu nedenle de benim ilgimi fazlasıyla çeker. cumartesi, öğleden sonra oturup da bir werder bremen – leverkusen maçı izlemek, çok keyifli gelir mesela bana. eminim, bir çok kişi de burada oynanan güzel futboldan memnundur.. bu hafta da enfes maçlara sahne olan bir bundesliga vardı karşımızda. gene bol gollü, bol taraftarlı ve bol sürprizli idi alman’lar.
en büyük sürpriz ile başlayalım. wolfsburg.. hafta içinde diego’yu kadrolarına dahil ettiler. büyük bir olay tabi bu. geniş yankı buldu avrupa futbol camiasında. o diego, bu haftanın sonunda, geldi maça çıktı. gol de attı ilk maçında. dzeko gene her zamanki gibiydi. o da salladı 2 tane. ve ilk yarı bitmeden bir anda 3-0′ı yakaladılar volkswagen arena’da. ortak görüş; ilk hafta bayern’e son anda mağlup olan wolfsburg’un diego takviyesiyle birlikte güçlendiği ve çıkışa geçmeye hazırlandığıydı. sonra, ilk yarı bitmeden rakip mainz bir gol buldu. gene de, wolfsburg’dan kimse şüphe duymamıştır. fakat öyle bir 2. yarı oynandı ki volkswagen arena’da, eminim bundesliga efsane maçlar arasına zirveden giriş yapacaktır. 3-0 öne geçtiği maçta, rakibi mainz’a amiyane tabirle çatır çatır yenildi wolfsburg. ilk 2 haftada iki epik yenilgi. üzgünüm onlar adına..
bir diğer ömer üründül tabiriyle ‘enteresan’ maç, bay arena’daki leverkusen-monchengladbach’tı.. heynckes’in leverkusun’i kuşku yok ki maçtan önce favori olan taraftı. maçın sonunda ise, muhtemelen bugünü hayatlarından çıkartmak için çok şey verebilecek hale geldiler. evlerinde 6 yediler monchengladbach’tan-bu nasıl zor bir takım adıysa artık..- onlar adına da, aynı wolfsburg gibi güzel başlayıp, hüsranla biten bir hafta yaşandı diyebiliriz. bu 3-6′lık skor, maçın bundesliga’da haftanın en gollü maçı olmasına neden oldu. bu arada, eren derdiyok maçta 1 gol kaydetti..
beklenen la liga’da ilk maçlar bu hafta oynandı. barça, racing santander deplasmanında 3-0′la galip geldi. goller; messi, iniesta ve yeni transfer villa’dan. guardiola’nın takımı kaldığı yerden devam ediyor. mourinho ve madrid’in onları durdurmak adına uzun bir yoldan geçmeleri gerekiyor. onlar da mallorca deplasmanındaydı ve golsüz beraberlikle döndüler. mesut oyuna sonradan dahil oldu.. topal’lı valencia ise malaga’ya 3 tane attı. mehmet, yedekler arasında yer alsa da, forma şansı bulamadı. umuyorum, çok çalışır ve ilk 11′de daimi bir oyuncu olur.. sevdiğim takım, güzel adamların topluluğu sevilla da deplasmandaydı. 4-1 kazandılar levante karşısında. konko’nun 2 golü var..
ingiliz’ler de 3. haftayı geride bıraktılar. chelsea ağırlığını koymaya devam ediyor. şu an en formda adamları malouda. gene gol attı fransız. drogba’nın penaltıdan attığı golle de 2-0 galip geldiler stoke city önünde. stoke da paraşütsüz gidici gibi ama bakalım.. manu da evinde oynadı bu hafta. onlar da net bir galibiyet aldılar. west ham’ı üçlediler.. arsenal blackburn deplasmanında 2-1 kazandı. son dönemin en formda topçularından walcott gene attı. oldukça güzeldi hem de golü.. tottenham beni çok şaşırtan maçta, evinde wigan’a yenildi. ilginçtir, wigan ilk 2 hafta evinde oynamıştı. 2’sinde de yenilmişlerlerdi. toplam, 10 gol yiyip hiç gol atamamışlardı. gidip, white hart lane’de tottenham’ı yendiler. futbol enteresan…
seri a da bu hafta başladı. ibrahimovic gazını alan milan, evinde lecce’ye 4 tane attı. pato 2 gol. ibrahim ile beraber, ligi sırtlayabilirler bu yıl, dikkat etmek gerek.. juve kahrın, kederin takımı olmaya devam. deplasmanda bari’ye boyun eğdiler. yalnız krasic’le olmaz elbet.. roma’mız evinde cesena’yı yenemedi; 0-0. maçı izleyemedim ama hiç beklenmiyordu bu sonuç üzücü tabi.. inter bu akşam oynuyor. bologna deplasmanında açacaklar sezonu. hafta arasında atletico madrid’e süper kupa’yı kaybetmişlerdi onlar da. benitez güzel başlayamadı, bu akşam bir sürpriz olur mu acaba?..
fransa’da gourcuff ve lyon konuşuldu sık sık. gidip lorient’e yenildiler. tek, haftayı mağlup kapatan büyük onlar değildi. psg de sochaux’a yenildi. bordeaux, evinde marsilya ile berabere kaldı. tigana’nın takımı, gene son dakikada buldu golü.. marsilya, niang sonrası toparlayabilir mi? kuşkularım yok değil.. kabze’li montpellier ile kalbimiz. bu hafta valenciennes’i yendiler deplasmanda. yürüyün be çocuklar, bu defa siz alacaksınız kupayı.. hollanda’da, suarez onu göndermeyen ajax’ı sevindirmeye devam ediyor. gene hat-trick yaptı. twente ve feyenoord 4-0′lık galibiyetler aldılar. ilginç, twente’nin yendiği utrecht, hafta içi, celtic’i 4-0 ile geçip, avrupa ligi’nde gruplara kalmıştı. evet, van wolfswinkel güzel topçu.. rusya’da, cska moskova’lı doumbia da gollere devam ediyor. onla beraber adamım dzagoev de yazdı bu hafta bir tane. bu çocuklar için takip edilir bu cska moskova..
artık transfer döneminin son günlerini yaşıyoruz. başta bizim kulüpler olmak üzere avrupa’da bir çok takım kadrosunu değiştirme, güçlendirme uğraşında. birisinin elinden bir adam çıkartması, adeta kelebek etkisiyle diğerine, oradan diğerine sonra bir başkasına kadar sirayet ediyor. buna en güzel misallerden bir tanesi de fenerbahçe’nin niang’ı transfer etmesidir. niang’ı satan marsilya, gignac’ı kadrosuna kattı, ardından gignac’ı bırakan touluse da lyon’dan tafer’i kiraladı. belki ilerleyen günlerde, niang’ı alan fenerbahçe, guiza’yı elinden çıkartacak.. gerçekten, bir kulübün taşları oynatıp, dengeleri nasıl değiştirdiğine şahit olabiliyoruz.
barcelona henüz sebebini anlayamadığım bir hamle yapmış ve yaya toure’yi manchester city’e bırakmıştı. böylece, orta alanda açıkları kapatacak, savunmaya yardımcı olacak ve iniesta-xavi gibi kudretli oyuncuların futbolunu bir kademe önde oynamasına yardımcı olacak türde bir orta sahaya gereksinim duydular. çok uzun bir süredir liverpool’dan javier mascherano’nun adı geçiyordu. sonunda resmi olarak geldi barça’ya. genelde, çoğu kişi mascherano’yu pek sevmez. kesici özelliğiyle ön plana çıkan bir tarzı vardır. xavi yahut fabregas gibi orta alanı paslarıyla yöneten bir futbol anlayışı yoktur. bu futbol kimliği pek gözüne hoş gelmez tabi seyircinin. fakat mascherano, günümüzde avrupa futbolunun en iyi defansif orta alan oyuncularından benim gözümde. liverpool’da yakaladığı istikrar, orada oynanan süratli ve fiziksel anlamda kuvvetli futbola, ayak uydurması etkileyiciydi. arjantin milli takımında da önemli bir görevi var. bu bağlamda, çok doğru bir transfer hamlesi javier. orta sahada box to box futbolcu, oyunun iki yönü bik bik şeklinde konuşanlara da guardiola’nın yanıtıdır…
resmi açıklama gelmese de zlatan ibrahimovic’in milan’a transferi büyük ihtimalle gerçekleşecek. barcelona, ilginç bir deneyim olarak noktalanıyor böylece ibrahim için. uzun süredir belliydi hocayla sorunlar yaşadığı. son dönemde zirve yaptı bu kopukluk. 6 aydır guardiola ile konuşmadık şeklinde röportaj verdi son olarak. galliani de onun için kamp kurdu katalunya’da. bonservis bedeli için uçuk fiyatlar konuşuluyor. barça muhtemelen tok satıcıyı oynuyordur. problemler var gözükse de, satmak için başka bir nedenleri yok neticede. milan için de güzel bir değişim olacak bu. pato-ibra fark yaratabilecek bir ikili. yıllardır 30-35 yaş aralığında transfer şekillendiren milan’dan hiç beklemediğim bu hareket, olumlu sonuç verecektir..
diego da geri dönenlerden. almanya’ya, wolfsburg’a geçti brezilya’lı oyuncu. juventus’ta olmadı. olduramadılar. kabahatli yüzde yüz kulüptür bana kalırsa. diego gibi üst seviye bir adamdan hiç bir surette faydalanamadıysan, bir durup düşüneceksin. şike skandalı ve küme düşme olayından sonra, hemen seri a’ya geri dönse de, bir türlü toparlayamadı juve. 15 milyon’a bıraktılar diego’yu. bir kelebek etkisi de bu transferde bekliyoruz. diego’yu alan wolfsburg, misimovic’i satacak büyük ihtimalle. o kulüp de galatasaray olabilir. gelen bilgiler, bu transferin bittiği yönünde… diego’nun gelişiyle mutlaka kademe atlayacaktır wolfsburg. bayern maçında gördüğümüz kadarıyla, yaratıcı bir oyuncu sıkıntısı çektikleri ortadaydı. misimovic’le de iplerin çoktan koptuğunu düşününce, diego bir fırsat transferidir diyebiliriz.
almanya’nın bir diğer transfer yapması beklenen takımı da schalke idi. misimovic’i schalke hocası magath da çok istemişti. fakat wolfsburg onlara satmaya pek yanaşmayınca ve söylenene göre takas konusunda anlaşma çıkmayınca o iş olmadı. magath da, cluj’dan ciprian deac’ı transfer etti. romen milli takımının 10 numarası deac. yine adaşı ciprian marica gibi, ona da bundesliga fırsatı doğdu. umarım ondan daha iyi gelişir kariyeri. bu arada, schalke, gana’lı sarpei’yi de kadrosuna dahil etti. gana milli takımında sağ bek oynuyordu sarpei. levekusen’den geçti gelsenkirchen’e.. ve son olarak arsenal. arsen wenger’in fransızlaştırma fantazisi sürüyor. sevilla’dan sebastian squillaci’yi aldılar. güzel transfer. böyle bir savunmacı gerekiyordu arsenal’e. lorient’ten alınan koscielny ile beraber, yazımı çok zor iki oyuncu almış oldular böylece..
hafta sonu futbol günlüğüne baktığımız zaman, geçtiğimiz haftalardan daha kapsamlı bir program görüyoruz. çünkü, sonunda seria ve la liga da start alıyor. uzun bir süredir beklenen barça-mourinho pardon barça real madrid kapışması resmen başlamış olacak böylece. dün süper kupa’yı kazanan atletico madrid, şampiyonlar ligi ön elemesinde braga’ya elenen sevilla ve topal’lı valencia da muhtemelen 3.lük için kozlarını paylaşacaklar.. seri a bugün başlarken, ümidimiz bir takımın çıkıp, inter hegemonyasına son vermesi yönünde. seri a’da rengim bellidir. totti ve roma. fakat milan ya da juve dur derse inter’e, kabullenmesini de bilirim..
ingiltere, italya, ispanya, almanya ve fransa liglerinin tamamından ilk kez maçlar izleyeceğimiz bu hafta, klasik olarak bir premier league maçıyla başlayacak. cumartesi programı şöyle;
14.45 blackburn – arsenal /spormax
16.30 schalke – hannover /trt3
17.00 chelsea – stoke city /spormax
19.30 manchester united – west ham /spormax
20.00 istanbul belediye – kasımpaşa /digi kanal
21.00 malaga – valencia /ntvspor
21.00 sivasspor – bursaspor / lig tv
22.00 bucaspor – gençlerbirliği / digi kanal
22.00 caen – brest / kanal a
-
18. 00 udinese – genoa ve 20.45 roma – cesena maçları var seria’da. fakat türkiye’de henüz bir kanal, seri a’nın yayın haklarını almış değil. geçtiğimiz yıl ntvspor yayınlıyordu, umarım alırlar gene yayın haklarını..
fransa’da dengeleri değiştirecek bir transfer gerçekleşti. yoann gourcuff, bordeaux’tan, lyon’a geçti. bedeli 22 milyon. şu dakikadan sonra, bordeaux taraftarları ne kadar küfür etse yönetimlerine müstahaktır. hatırlayacaksınız, bordeaux’un başına blanc ayrılınca eski dost tigana geçmişti. onun da isyan etmeye hakkı var. tek mantıklı açıklamaları, yerine alacakları adamın hazır olması olur. öyle bir durum yoksa, yazık etmişler gerçekten. gourcuff’un takımı için ne kadar değerli ve vazgeçilmez bir topçu olduğundan bahsetmeye gerek yok sanırım. kiraladıktan ve üst düzeyde verim aldıktan sonra, bonservisini de alıp, transfer etmişerdi. şimdi en önemli rakiplerinden birisine yolladılar. bir adet adnan sezgin mevcut oralarda sanırım…
rubin kazan da bir transfer gerçekleştirdi. hafta sonu, werder’i 4′leyip yeniden ismini duyuran hoffenheim’den brezilya’lı carlos eduardo’yu kattılar kadrolarına. çok iyi bir tercih olduğunu söyleyebilirim şahsen. 20 milyon vermişler. bu noktada biraz soru işareti olsa da, neticede adamlar rus.. ayrıca, gremio’dan aldıklarında oyuncunun bu fiyatlardan gideceğini hesap etmiştir kesin alman’lar. ki, zamanında hoffenheim’in bonservisine ödediği fiyat da 7 milyonmuş. üstelik bundesliga’da yer almıyorlardı o dönem.. eduardo her brezilya’lı ön oyuncusu gibi, üst seviye tekniğe sahip. kanatlardan çok iyi top taşıyor ve golcü özelliğiyle, forvetin gerisinden takımına ciddi katkı sağlıyor. rusya’da da iş yapacaktır. eduardo fahiş bir fiyatla, bir transfere daha imza atar benim tahminim. orada oynayacağı top önemli bu bakımdan.
son olarak arjantin’li otamendi’den bahsedelim. o da portekiz’e geçti. yeni takımı porto.. böyle güzel adamları bulup, avrupa futboluna kazandırma açısından, üzerine yoktur herhalde bunların. sayısız güney amerika’lı porto formasıyla avrupa vitrinine çıktı ve bir çoğu da bugün önemli yerlerde, önemli topçular.. otamendi de, dünya kupası’nda arjantin formasıyla çıkış yakalamıştı. fakat eminim, ondan çok daha önce radara almıştır porto. bu transferle akıllara hemen bruno alves geliyor tabi. zenit’e 22 milyona sattıkları bruno alves yerine aldılar otamendi’yi. yüksek ihtimalle de onun mevkisinde oynatacaklar. bir 22 milyona da bunu satarlar. bizler de transfer sezonunun son günlerinde, avrupa’nın ne kadar düşüşe geçen oyuncusu varsa, onları kovalayalım..
premier league’in engellenemezcesine türkiye süper lig’leşmesi devam ediyor. gelen gidene 6 atıyor. üç büyükler ile anadolu kulüplerinin arasında büyük fark var güntekin.. chelsea 6 golle açmıştı, wigan’a da aynı tarifeyi uyguladı. wigan ilk hafta blacpool’dan 4 yemişti. o blackpool da gitti emirates’de arsenal’den 6 yedi. ilk hafta farklı mağlup olan bir diğer ekip de newcastle idi. 3 tane yemişlerdi manu’dan. st. james park’ta aston villa’yı 6′ladı onlar da. evet, hakikaten bi ‘noluo lan’ havası var şu anda pirömiyer lig’de. denge falan kalmamış gözüküyor henüz sezonun başında. chelsea’nin 2 haftada 12 averaj yaptığı bir lig istemiyoruz hocam biz…
işin şakası bir yana bol gollü, bol şaşırtmacalı başladı ingiliz’ler sezona. darısı diğer ligler için diyelim.. başlayan bir başka lig, fransa’da kısır bir hafta geride kaldı. bol bol golsüz eşitliğin bozulmadığı maçlara denk geldik. son şampiyon marsilya defans oyuncuları heinze ve taiwo ile sonuca gitti. mevlüt’ün takımı psg, evinde tigana’nın bordeaux’una son dakikada çarpıldı: 2-1. son dönemlerin kayıp takımı lyon ise evinde brest’i tek golle geçti. yine çok takımın yarışın içerisinde olduğu bir sezon göreceğiz gibi duruyor fransa’da.. hollanda’da gündem, ikinci lig takımı sparta rotterdam’ın almere city’i 12-1 yenmesiydi. ki, voskamp diye bir oyuncu bu maçta tam 8 gol attı. evet, 8 gol. bazı forvet oyuncularının sezonun tümünde atamadığı kadar gol attı herif bir maçta.. onun dışında, eredivisie’de ajax ve twente 3 gollü galibiyetler aldılar. ajax’ın yenisi el hamdaoui 2 tane yazdı. bir tane de suarez.. haftanın en önemli maçında ise psv, alkmaar’ı 3-1 ile geçti.
almanya bundesliga’da açılışı bayern yapmıştı cuma günü. misimovic’in 2. yarısında girerek yönünü değiştirdiği maçı, son dakikada almayı başarmışlardı. ilginç bir sonuç; hoffenheim, geriye düştüğü maçta werder bremen’i 4′ledi. ibisevic ve salihovic de attılar birer tane. gollerin tamamı ilk yarıda geldi.. hamburg sahasında schalke ile oynadı. kazanan 2-1 ile ev sahibi oldu. van nistelrooy iş başındaydı. gollerin ikisi de ona ait.. dortmund, sahasında leverkusen’e tosladı. hiç beklemediğim şekilde 2-0 mağlup oldular… büyük sürpriz olmazsa van gaal’in bayern’i domine eder bu ligi. diğerlerinin bayern karşısında, özellikle dünya kupasındaki almanya kadrosu sonrası, pek şansları yok gibi geliyor bana..
süper lig’de de 2. hafta 2 maç dışında geride kaldı. bursa ve ibb aynı hafta, sami yen ve inönü’den 3′er puan çıkartarak, manşetlerde yer aldılar. iki takım da aynı skorla kazandı. hem bursa hem de ibb son yıllarda büyüklere karşı, çok başarılı maçlar çıkartıyorlar. özellikle de deplasmanlarda. bursa böylelikle, 2 sezonda tüm istanbul deplasmanlarından galip ayrılarak, zor bir iş başarmış oldu.. eskişehir, g.saray’ı ağırlıyacağı haftanın öncesinde mağlup olarak, iyice odaklandı galatasaray mücadelesine. artık iki kat daha zor o deplasman bizim için.. hafta içi avrupa maçları oynayan trabzon ve fenerbahçe ise bu akşam oynuyorlar. son yıllarda avni aker’de çok iyi maçlar çıkardı fener. galip gelirse hiç şaşırmam. fakat trabzon bu ligin en oturmuş takımlarından bir tanesi şenol güneş ile. onlar hakkında da en kısa sürede bir yazı yazmak isterim..
tv’de bugün ne var diye bakarsak;
21.00 trabzonspor – fenerbahçe / lig tv
21.00 kasımpaşa – buca / digi 205
22.00 manchester city – liverpool / spormax
ps. 21.30′da da efes world cup dahilinde, türkiye -arjantin basketbol maçı var, ntv’de…
galatasaray’lılar, rosicky ve ledesma uykusundan uyanalı henüz bir kaç gün oldu. büyük hayal kırıklığı tabi. transfer geçmişinde oldukça sağlam referanslar bulunan yönetim, bu yıl da doğru isimlerle ilgilense de, geç kalınmış olduğu bir gerçek. neredeyse, geçtiğimiz sezon bitmeden çalışmalara başladıklarını iddia ediyorlardı. şu ana gelene dek, cana dışında bir isme imza attıramadılar, yabancı olarak. kaldı ki, geçen yıl çok erken havlu atılmıştı lige. transfer işlerine girmek için geçerli bir neden tek başına bu durum bile..
olumsuz haberlerin üst üste geldiği şu günlerde, ha geldi ha gelecek konumundaki isim wolfsburg’un bosna’lı yıldızı zvjezdan misimovic. oyuncu hakkında yeterli-yetersiz tartışması yapılamaz fikrimce. kendisini ispatlamış bir isim. vatandaşı, dzeko ile yakaladıkları uyum ve ulaştıkları bundesliga şampiyonluğunda oynadığı rol, çok mühim. açıp istatistiklerine de bakabilir, çok isteyenler. bundesliga’nın bir kez daha küçümseneceğini tahmin ediyorum bu konuda aslında. yani, misimovic olur da türkiye’ye gelirse, sallayacak bir şey bulamayacak olanlar, bundesliga’nın zayıf olmasından dem vuracaklardır eminim. fakat gerçek hiç de öyle değil. bu oyunu, ‘zaten orada ben de kafadan 15 gol atarım’ şeklinde izah edemiyoruz. oyuncular, takıma uyum sağlayamadıkları, yeteneklerini gösterecek yapıya adapte olamadıkları sürece, başarılı olamazlar. kaldı ki zvjezdan, takımını üst seviyeye taşıyabilen bir oyuncuydu wolfsburg’da.
akıllara, ‘o halde niçin wolfsburg, takımın beyni diyebileceğimiz futbolcusunu bırakıyor’ sorusu gelmesi çok doğal. bunun cevabı da; ‘daha iyisini alıyorlar.’ diego ile anlaşmaları an meselesi. plase, van der vaart. o isimlere ulaşmak mümkün olsaydı, muhakkak onlar tercih edilirdi fakat şu şartlarda, misimovic, çok doğru bir transfer olacaktır.
galatasaray’ın defalarca dile getirildiği üzere, orta sahada hem şavaşcı tabir edilen bir oyuncuya hem de oyunu yönlendirebilecek birisine ihtiyacı var. yalnızca, lorik cana ile kurtarılamaz durum. üçlü orta alan kurgusu olacağını düşünürsek, cana’nın yanına misimovic tarzında bir isim, ek olarak da moda deyişle ‘box to box’ bir topçu lazım. sistem gereği, ortaya kaliteli adamlar koymadığınız taktirde, alacağınız sonuç şu anki g.saray tablosuna tekabül ediyor. kesin biçimde, bu bölgeye takviye yapılması alenen ortada olsa da, işi bu hamlelerle kotarmak, kolay olmayacaktır. transfer açığının yanı sıra, mental anlamda da ciddi sorunları var takımın. her şeyden sıyrılıp kafa dinlemeleri gerekiyor. takım hüvviyetine bürünebilmek için, dışarıdan hiç bir surette olumsuz enerji alınmamalı. bunu sağlayacak kişiler de, bu kulübü yönetenler. transfer yaparak bitmiyor demek istediğim, bu işler. aynı doğrultuda düşününce, transfer yapılamaması yahut geç kalınmış olması da, her şeyin sonu anlamına gelmez. ekip ruhunu yakalayamadığınız sürece, ne yapsanız boş olur. adı geçen oyunculara bakınca; şu an, teşhis doğru konulmuş gözüküyor. bakalım tedavi yapabilecekler mi?
son günlerde, türk futbol camiasında belki de en çok konuşulan olay, mesut özil’in real madrid’e transfer olması. biz türk’lüğümüzü yapıp, farklı yönlerden değerlendiriyoruz yine bu durumu, orası ayrı tabi.. mesut’un türk olup olmadığıyla, niçin milli takımımızı tercih etmediğiyle ve kendisini türk mü, alman mı hissettiğiyle ilgileniyoruz.. yahu, adam real madrid’e transfer olmuş. daha neyin tartışmasıdır, yok türk mü hissediyor, yok neden bizi seçmedi vs.. onu futbolcu yapan ve onun gelişip bu günlere gelmesini sağlayan ve hatta avrupa vitrininde yer almasına yol açan ülke almanya. biz yalnızca, türk anne ve babası olması sebebiyle bir hak iddia edebiliriz, ki komik olur böyle bir şey de. futbolcunun f’sine katkıda bulunmadıktan sonra, hak iddia etmemiz hiç etik gelmiyor bana doğrusu…
mesut’un schalke’de çıkış yaptığı döneme bekmak gerek aslında. lincoln’ün 5 maç ceza almasıyla beraber, takımda şans bulması ve bu süreçte oyununu kabul ettirmesi.. ki, o aralar, schalke’nin şampiyonlukta büyük şansı vardı. sonuç tabi yine: ewige zweite… lincoln’ün takımdan ayrılmasıyla sonuçlanan o sezonun, mesut adına büyük bir fırsat olduğu, tartışılmazdı. 17 numarasıyla, mavililerin yeni umudu olmayı başaran mesut, ocak 2008′de ilginç bir şekilde takımdan ayrıldı ve werder bremen’in yolunu tuttu. ki, bu geçiş, mesut’un kariyerini de değiştiren oldukça hayırlı bir iş oldu. 11′i sırtına geçirip, ilk 11′in de değişilmezi olan mesut özil, kısa sürede kendisini kabul ettirmesinin yanı sıra, alman genç milli takımlarını sırasıyla geçerek, almanya a milli formasını da giydi. ve malumunuz, bir 2010 dünya kupası oynadı ki, dillere destan. ve sonrası, ardına kadar açılan madrid kapıları..
real madrid içerisinde mutlaka ön plana çıkacaktır mesut. mourinho, mesut gibi, takıma doğrudan katkı verebilen, takım için oynadığında daha da büyüyen oyuncuları çok sever. günümüz tabiriyle, bir 10 numaraya şans vermektense, mesut’u tercih eder. kaka’nın da uzun süre sakat olması sebebiyle, oynayamayacak olması, özil’in kendisini burada kabul ettirmesi adına, şanstır. ben eminim ki, mesut gerektiği yerde sorumluluğu alacak, gerektiğinde asist yapıp, gerekirse golünü de atacak. umarım her şey güzel oluır onun adına…
uzun yıllardır aynı takımların domine ettiği pirömiyer lig, bu sezon da favori ikili chelsea – manchester united çekişmesine sahne oluyor. iki takımdan bir tanesi iki hafta sonra şampiyon olacak. 36 maçta maviler 80, fergie’nin kırmızılarıysa 79 puanda. bir tanesini inter, diğerini de bayern avrupadan sildi. ingiltere’de, kendi sahalarında elendi iki takım da. ligi alan, taraftarına hiç değilse kupalardan bir tanesini hediye etmiş olacak. avrupadan sonra ligi de kaybeden taraf ise, sezonu kayıp geçirmiş sayılır. tüm soruların cevabı, muhtemelen anfield road’da verilecek. eğer liverpool’u deplasmanda yenebilirse chelsea, büyük ihtimalle şampiyon olur. son hafta evinde wigan’la oynayacak ancelotti’nin talebeleri. manu ise, steve bruce’un takımı sunderland ile deplasmanda oynayacak 37′de. son hafta tuncay’ın takımı stoke geliyor manu’ya. torres’siz liverpool kimi sevindirecek bakalım. arsenal ve wenger bu haftaya dek sürdürmüştü şansını. aslında wigan deplasmanında bitti onların işi. olsun, böyle devam et arsene wenger. biz senden yanayız, her şeye rağmen.
ispanya’da, malumunuz; bir barca fırtınası esiyor 2 yıldır. geçen yıl ne kadar kupa varsa götürmüşlerdi müzeye. bu sezon da değişen pek bi’ şey yok. ligde son 4 hafta. barcelona 87 puan’la, bir adım önünde real madrid’in. hafta içi inter’le çok kritik ve zor bir maça çıkacak katalanlar. madrid aradan sıyrılır diye, korkmuyor değilim hani. barcelona maçı hariç, hemen hemen tüm maçlarda üstünlüğünü kabul ettirdi ronaldo ve higuain’le mor menekşeler. sevilla’nın düşüşü, mallorca’nın çıkışı oldukça şaşırtıcı. şampiyonlar ligi için kapışıyor onlar da.
seri a’da desteklenecek tek takım roma’dır kendi adıma. totti’nin payı büyük tabi. ve bu yıl, çok uzun bir aradan sonra, zirveye çok yakınlar. şike skandalından sonra ligi parselleyen inter’e kafa tutması beklenen takımdı roma. bunu başaramadı o zaman zarfında. fakat bu sezon, ranieri geldikten sonra olağanüstü bir form yakaladılar. içerde inter’i de yenerek büyük bir adım attılar şampiyonluk yolunda. lazio maçı tuz biber oldu. kaldı 3 hafta. inter 73 puan. roma ben bu yazıyı yazarken sampdoria ile oynuyor ve 1 – 0 önde. eğer kazanırsa, 74 olacak. zor maçı da yok hani. umarım ipi göğüsleyen taraf, başkent ekibi olacak. juventus ve milan bu iki takımın gerisinde kaldılar her anlamda. özellikle, kadro kalitesi açısından. milan’a arda, juve’ye topal giderdi aslında, di mi?
bundesliga’da lider kaç kez değişti, sayabilen yoktur herhalde. bi’ ara leverkusen götürdü ligi tepede. ardından magath’lı schalke aldı liderliği. sonra bayern münih fırtınası çıktı ve geleni geçeni avlamaya başladılar. lig liderliğini de ele geçirdiler. van gaal etkisi tartışılmaz da, robben’in performansı tarihe geçecek cinsten. avrupa’nın en verimli transferlerinden birisi oldu hollandalı oyuncu. ribery’nin adını en son gazeteye verdiği chelsea’ye de giderim, madrid’e de konulu röportajında duydum. nasıl sevebilirim ki onu, bir galatasaray’lı olarak. velhasıl kelam, bundesliga’da kaldı 2 hafta. 64 puanlı bayern ve schalke ligin zirvesindeler. averajla lider, bayern. haftaya schalke – wrder bremen maçında şampiyon belli olabilir. bekleyip göreceğiz. o değil de, wolfsburg’a noldu öyle ya.
fransa’da lyon hegamonyasını kıran bordeaux, bu kez yokları oynuyor. şampiyonlar ligi’nde çeyrek final görmüş olsalar da ligde çok gerilerde kaldılar. üstelik iyi de gidiyorlardı. son dönemlerde galip gelemiyorlar. bu yıl öne çıkan takım marsilya oldu. bir maçı eksik 2 puan farkla lider. onların çıkışından daha ilginç bir durum varsa fransa’da o da montpellier’in şampiyonluk kovalıyor olmasıdır. kısaca, çok karışık ve kimin ne yaptığı belli olmayan bir szon geride kalmak üzere fransa’da. mevlüt iyi topçu, evet.
türkiye’de 20 golle ilk sırada yer alan isim milan baros oldu. pek zorlayan futbolcu olmadı onu, kocaeli’li taner gülleri dışında. 18 gol attı taner de. iki oyuncu da son haftalarda sürdürebilselerdi başarılı performanslarını, 4-5 gol fazla atabilirlerdi. bank asya brezilya’lı bruno’nun 21 golüne sahne oldu. onu sakarya’da kiralık oynayan özgürcan, 17 golle takip etti.
avrupa’da; en kendi halinde, en sönük gol krallığı yarışı, ingiltere’deydi herhalde. anelka 19, ronaldo 18. torres’in gerard’dan daha az gol atmış olması hayli ilginç. arsenal’in, adebayor devre dışı kalınca, zirveye oynayan bir golcü çıkaramadığını da belirtelim. ingiltere’nin aksine, italya’da çekişmeli bir yarış vardı. son haftaya di vaio ve ibra kafa kafaya girmişti. zlatan iki, di vaio bir gol atınca; 25 golle zlatan ibrahimovic krallığı kazandı. geçen yıl ispanya’da gol kralı olan milito ise bugün 2 gol birden atarak 24 gole ulaştı ve di vaio ile 2.’liği paylaştı. ispanya’da, e’too’nun liderliğinde geçilen onca haftadan sonra forlan 32 golle ispanya gol kralı oldu. e’too 30, villa 28 ve messi de 23 golle bitirdi sezonu. almanya’da, şampiyon wofsburg’un iki forvetinin dominasyonu alında geçen bir sezon izledik. grafite ve dzeko sırasıyla 28 ve 26 gol atarak, takımlarını sırtladılar. onları benim favori topçularımdan mario gomez 24 golle takip etti. ibisevic sakatlanıp sezonun ikinci yarısını kapatmasaydı, ligin tozunu attırmaya devam edecekti muhtemelen. 18 golü vardı boşnak oyuncunun ilk yarıda. fransa’da andre pierre gignac 24 gol atıp zirveyi kaptı. fransa futbolunun en gözde futbolcusu konumunda bulunan benzema 17 golle 2. sırayı aldı. portekiz’de nacional’li nene 20 gol ile ulaştı krallığa. cardozo ve liedson’un 17′şer golü var. iskoçya’nın gol kralı şampiyon rangers’dan boyd. 27 gol atmış bu sezon kris boyd. takipçileri celticten 16 golle mcdonald ve 15 golle samaras. hollanda eredivisie’de şampiyon az’nin forveti el hamdaoui 23 gol yolladı rakip kalelere. 2. sırayı ajax’lı luis suarez 22 golle aldı. groningen’den marcus berg’in de 17 golü bulunuyor.
ispanyol kökenli bir alman, mario gomez. 85 doğumlu omasına rağmen, oynadığı futbolla, biraz da fiziki görüntüsü sebebiyle, çok daha tecrübeli izlenimi veriyor. stuttgart’ta başladı profosyonel futbol kariyerine. 2003′de stuttgart ile başlayan kariyeri bugün zirveye ulaşmış durumda. alman milli takımıyla da 23 maça çıktı(6 gol). takımı 2006-2007 sezonunda şampiyon olurken, latin-alman gomez, bundesliga’da yılın oyuncusu seçildi. grafite ve dzeko, mucizevi performanslar göstermese gol kralı da olacaktı bu yıl. 3 sezondur düzenli bir şekilde gol sayısını artırarak, daha büyük bir takımın oyuncusu olduğunun sinyalini veriyordu. bu yıl attığı 23 gol onu avrupanın transfer gündemine getirdi. geçen yaz galatasaray ile anılıyordu ismi, güzide basınımız tarafından. şimdi ise 30 milyon euro gibi bir miktara bayern münih’e gidiyor. 30 milyon euro bundesliga’nın rekoru olacak. ribery 25 milyondu. bayern’den manchester’a geçen hargreaves de bir dönem rekor kırmıştı. o transferleri de geride bırakan bir ücretle gidiyor gomez. gelişimi göz kamaştırıcı gerçekten. ilk çıktığı dönemden bu yana kıyaslandığı kuranyi’nin atlayamadığı eşiği, çok daha erken geçti mario. bundan sonrası da önemli aslında. bundesliga’nın en pahalı oyuncusu unvanıyla beraber, üzerine büyük bir sorumluluk aldı çünkü. euro 2008′de düşük bir performans göstermesi üzerine çok ağır eleştirilmiş, üst seviye bir oyuncu olamayacağı iddia edilmişti. bu sezonki oyunuyla, bu eleştirilere yanıt vermeyi başardı. bayern münih’te bu başarısını sürdürerek avrupa’nın en değerli forvet oyuncuları arasına girebilir. benim gözümde çoktan o seviyeye çıktı aslında.
bayern münih’in bu sezon klinsman’la yaşadığı hayal kırıklığı, şampiyonluk da gelmeyince iyice kızdırdı münih’lileri. onlar da erkenden başladı gelecek yılın takımını oluşturmaya. olic’i almışlardı sezon ortasında, ardından van gaal gibi çok önemli bir hamle yaptılar. ve şimdi de mario gomez. schalke’nin genç kalecisi neuer’in de bayern’e geçeceği dedikoduları artmış durumda. neuer’ transferi de gerçekleşirse-10 milyon euro’luk bir miktar konuşuluyor bu transfer için- bayern münih, bundesliga’dan istediği her futbolcuyu alabileceğini ispatlayacak. bu diğer takımlar için oldukça düşünürücü bir durum. ekonomik açıdan yapabilecekleri bir şey yok onların da aslına bakılırsa. ben bu bayern münih hegamonyasını kıran diego’yu tebrik ediyorum buradan, helal olsun sana. bir iki laf da transferleri son haftalara, hatta ve hatta son günlere bırakan değerli türk yöneticilere söylemek gerek. bu işlerin erkenden yapılmassı gerektiğini anlamışsınızdır umarız. son gün bombaları patlatmaktan vazgeçin artık.
italya, ispanya ve ingiltere’den sonra almanya’da da şampiyon belli oldu. inter,barça ve manchester united, son haftaya girmeden garantilemişlerdi kupayı almayı. wolfsburg son hafta uefa kaybedeni werder bremen’i 5-1 yenerek tarihinde ilk şampiyonluğuna ulaştı. magath büyük iş başardı şüphesiz. geriden gelip, müthiş forvet hattı ve takır takır işleyen yapısıyla herkesin beğenisini kazanan bir takım olmayı başardılar. 80 golle bitirdi ligi wolfsburg ve bunların 54′ü grafite-dzeko ikilisinden geldi. muhteşem bir istatistik bu. gelene geçene 2′şer, 3′er atan bu ikili, başarının başrol kısmında yer alıyorlar. misimovic de bu forvetleri besleyen, asistleriyle ön plana çıkan oyuncu oldu. almanların çok şey beklediği christian gentner bu oyunculara destek vermeyi başardı. magath önderliğinde, gayet muntazam bir biçimde işleyen bu sistem, wolfsburg’un, bayern ve stuttgart gibi önemli takımları geride bırakmasını sağlayan faktördü. istediğiniz yapıyı, istikrarlı olarak yansıttığınız takdirde, sonuca ulaşmanız mümkün olabiliyor böyle. fakat bu takımı oluşturan adam, felix magath, gelecek sezon görevde olmayacak. schalke ile anlaştı. daha önemlisi, oyuncularını elinde tutabilmeyi başarabilecek mi wolfsburg, hep beraber göreceğiz. bayern münih gibi ligin sivrilen bütün oyuncularını parselleyen bir takım varken zor olacaktır. dzeko fena topçu, onu takımda tutabilmek pek mümkün değil artık.
bundesliga’da şampiyonluk yarışı son haftaya kaldı. wolfsburg’un liderliğinde girilecek 34. haftada, haftalardır daha sıkı bağlanan düğüm çözülmüş olacak. wolfsburg 66, bayern 64, stuttgart 64 puanda girecek yarışın son düzlüğüne. bu hafta magath’ın takımı, hannover’i 5′lerken, bayern münih hoffenheim deplasmanında 2 puan bıraktı. stuttgart 61 puanla girmişti son 2′ye, cottbus’u yenip bayern’i yakalamayı başardılar. son haftaya da şampiyonluk umuduyla girdiler.
wolfsburg sonuna kadar haketmiş olsa da, ben stuttgart’ın şampiyon olmasından yanayım. son şampiyonlukları da (2007) böyle kıran kırana bir mücadelenin ardından gelmişti. meira kaldırmıştı şampiyonluk kupasını. bu taraftarlığımın bir sebebi de mario gomez. sevdiğim adamların takımlarını tutmak gibi bir takıntım var benim. genelde herkes avrupadaki takımların taraftarlarına, geçmişteki başarılarına ya da yansıttığı politik görüşe bakar. ben olaya “futbolcudan takıma” gözüyle bakıyorum. henry ve berkgamp – arsenal, totti – roma, del piero-juventus, torres – atletico madrid gibi.
wolfsburg’un elinde büyük bir avantaj var artık. werder bremen’in bu hafta yenilerek, aklının uefa finalinde olduğunu göstermesiyle birlikte, şampiyon olmamak için bir nedenleri kalmadı. werder bremen’i yenerlerse kulüp tarihlerinde ilk kez şampiyon olacaklar. bu başarı da en büyük pay sahipleri kuşkusuz magath önderliğinde makina düzeninde işleyen hücum hattı. grafite-dzeko ikilisi toplam 51 gol atarak takımlarını sırtladılar. ki 75 golün 51′ini attıklarını görünce daha fazla şaşırıyor insan. son haftalarda ikişer-üçer gittiler. bu hafta atılan 5 golde onların imzası var, sezonun genelinde olduğu gibi. misimovic de asistleriyle yardımcı oldu arkadaşlarına. bu vesileyle gol krallığı yarışını da yazalım. grafite 26-dzeko 25-mario gomez 23.
yaratıcı medyanın “wolfsburg şampi…” başlığıyla sunduğu haberler, wolfsburg şampiyon olarak değişecek haftaya çok büyük bir ihtimalle. ne saçma sapan bir yaratıcılıktır bu yahu. nefret ediyorum..
takımı wolfsburg, bayern münih’i 5-1 gibi ezici bir skorla mağlup ederken grafite 2 gol birden attı. ancak daha önemli olanı attığı 2. golün belki de tüm zamanların en iyi gollerinden birisi olması.
aman dikkat! bir yerlerden erdoğan arıca çıkabilir ve hesap sormaya kalkabilir.
tempolu, heyecanı yüksek bi’ maç oldu suttgart-bayern münich maçı. ilk yarının sonunda öne geçen taraf stuttgart oldu. ardından ikinci yarının başında ve ortalarında iki gol bulan bayern skor avantajını yakalayan ekipti. maç bu dakikadan sonra başladı desek pek yanlış olmaz. çok istekli oynadı stuttgart ve rakibin onkişi kalmasından sonra iyice yüklendiler. tabelada 85 yazıyordu ve lehmann korner için rakip yarı sahaya gitmişti. daha uzatmalarla beraber 7-8 dakikalık bir zaman varken neden kaleci ileri çıkar pek anlamadım fakat uzatma dakikalarında stuttgart’ın khedira’yla bulduğu enfes golde lehmann’ın da katkısı olduğunu söyleyebiliriz. en azından ortalığı karıştırdı adam. 2-2 bile hakkı değildi bence bayern’in. maçı hakeden taraf stuttgart’dı. neyse bu son dakika golü de acıtmıştır bayern münich’lileri. yarın da hoffenheim’ın galip gelirse çok güzel olucak.