‘basketbol’ olarak etiketlenmiş yazılar

basketbol şubesinde skandal!

18 Kasım 2009, Çarşamba

cemal nalga’nın, hazırlık müsabakasında 5 maç ceza alması çok şaşırtmıştı beni. bir basketbolcu, rekabetten ve çekişmeden tamamen uzak bir ortamda nasıl bu kadar agresifleşebilir, anlam verememiştim. asıl bomba, sonrasındaymış. cemal cezasını doldursun diye maç ayarlamış kurnazlar, daha da ileri giderek 7 numaralı tufan formasını cemal’in sırtına geçirmişler. akla, mantığa sığmayan bir durum. ulan ne diye ceza almış oyuncuyu gizli gizli oynatmaya çalışırsın bir hazırlık maçında. nasıl cesaret edip, yeltenirsin böyle bir harekete, galatasaray tarihine kara harflerle yazılma pahasına. bahanesi olmayan, kesinlikle affedilmemesi gereken bir olay. cezası neyse versin federasyon, hem bu işte parmağı olanlara hem de bu şahısların -malesef- yönettiği galatasaray basketbol şubesine. ceza versinler ki, kulübün üzerinde kara bir leke olarak kalmasın bu kabul edilemez suç. galatasaray duruşunu geç, spor ruhuna, etiğine aykırı bi’ kere yapılan. yönetim en doğru kararı verip, anında ilişkisini kesmiş ilgili şahısların şubeyle. federasyonda gerekeni yapıp, türk basketboluyla bağını koparmalı bu kişilerin. dedehayır, cemal, okan çevik. kimse sorumlu, basketbolla ilgisi kalmamalı. bana kalırsa, bu durumu bilip de, görüp de, sessiz kalan herkes- tüm takımın olayın farkında olduğunu öngörüyorum-, yani tüm şube  uzaklaştırılmalı galatasaray’dan. zaten bulunduğu yeri haketmiyordu ahmet dedehayır. şimdi belgelendi nasıl bir yönetici olduğu. fener’den fark yesek, küme düşsek bu denli ağır koymazdı. ancak böyle utandırabilirdiniz bizi, yazıklar olsun..

artest bir acayip adam

16 Kasım 2009, Pazartesi

lakers’ın şampiyonluğunda önemli pay sahibi olan trevor ariza, staples center’daydı dün gece. takas edildiği adam ron artest’le karşı karşıyalardı. maçı houston rockests kazanarak, lakers’a üst üste ikinci mağlubiyetini tattırdı. fakat maçta yaşanan ilginç bir olay, maçın sonucundan daha çok ilgimi çekti benim. kobe’ye bloğu koyuyor ariza, ardından pozisyonun devamında ayakkabısı çıkıyor. artest ayakkabıyı alıp arkaya fırlatıyor.  ariza’nın olaydan sonra ron ron’a attığı bakışla, artest’in sayıyı yaptıktan sonra tutunduğu tavrı karşılaştırınca, anlıyor insan bazı şeyleri. benjamin linus yapmaz lan artest’in yaptığını!

video

nba’den başka bir haber; s-jax charlotte bobcast’e takas edildi. acie law’ı da yanına ekleyerek, bell ve radmanovic karşılığında yollamışlar. bu saatten sonra gs’den bi’ şey olmayacağı açık ta, jackson’dan kurtulmaları iyi olmuş her türlü.

national basketball association: 09-10

14 Kasım 2009, Cumartesi

nba başladı, yolu yarılayacak neredeyse, ben henüz hakkında bir şeyler yazma fırsatı bulamadım. aslında, bloga uzun süredir yazı ekleme fırsatı bulamıyordum. 2 hafta olmuş son yazıyı ekleyeli. neyse, daha fazla arayı açmayalım, tembellikte yapıyor zaten fazla boşlamak.

sezon öncesi oynanan hazırlık maçlarının çok azını izleme şansım oldu. ‘ulan ne ara başladı sezon’ durumunda kaldım lig başlarken de. yani, takımların hazırlık kamplarından ve sezon öncesi durumlarından uzak kaldım, çeşitli sebepler dolayısıyla. nba ile ilgili yazarken bu kadar beklememin sebebi de, budur biraz. sezon öncesine değil de, sezon başı itibarıyla lig geneline dair bir değerlendirme yapmak istiyorum.

çizdim, oynamıyorum

şampiyon lakers’la başlayalım. ligin en iyi takımı, kadrosunu artest gibi ligin önemli oyuncularından birisiyle güçlendirirken, geçen yıl başaıyla uyguladığı takım oyunu kavramının kilit oyuncularından ariza’yı kaybetti. şu ana dek, fazla eksikliğini hissetmediler fakat yine de artest’in normal bir insan olmadığını göz önünde bulundurmak gerek. gereğinden fazla sorumluluk almak isteyebilir her an, yahut arkadaşlarını kızdıracak kadar egoist davranışlar sergileyebilir. bu tarz bir risk almış olsa da, ligin en iyi takımı hala phil jackson’ın elinde. sayı üretme konusunda istediği anda rakibin 5 oyuncusuna denk gelebilen bir kobe, pota altında her takıma güçlük yaşatabilen bir gasol, her yöne katkı sağlayabilen bir odom, diğerlerine kıyasla oldukça iyi bir bench ve andrew bynum. lakers’lıların uzun bir süredir patlama yapmasını beklediği genç adam, geçen yıl beklentileri karşılar gibi yapıp, yarım kalmıştı. bu kez, müthiş bir giriş yaptı sezona. gasol’ün olmaması, pota altında onu daha da değerli kıldı ve o da bu şansı çok iyi kullanarak olağanüstü istatistikler yakaladı. ligin en iyi takımı diye adlandırdığımız lakers, bynum’dan  sezon boyu böyle faydalanabilirse, rakipsizlik konusunda hiç sıkıntı çekmeyecektir. hiç sevmesem de -fisher- kobe- artest- gasol- bynum beşi istediği zaman sayı yemez, o kadar diyorum..

lebron james ve cleveland, geçen yıl beklenmedik bir seri sonucu orlando’ya elenmişti. normal sezonu lig lideri olarak tamamlamalarına ve orlando karşısına ağır favori ünvanıyla çıkmalarına rağmen, hido ve howard önderliğindeki magic onları sahadan silmişti deyim yerindeyse. mo-will’in yetersiz kalması, pota altına howard’a teslim olmaları ve sert bir savunma yapamamaları vs. onları dışarıya iten etmenler olmuştu. shaq’in gelmesi pota altını güçlendirmek için ve sertliği sağlamak için önemli bir hamle. lakin yaş malum, hantallığı da eklediğiniz de shaq’in riskli bir ekleme olduğunu söylersek yanılmayız sanıyorum. fa piyasasından a. parker’ı çekerek akıllı bir hamle yaptılar. moon da cavs için iyi bir parça olabilir.  her şey bi kenara, lebron’un her şeyi yaptığı takım hüviyetine bürünmek istemiyorlarsa, shaq aşısının tutmasını ve ekledikleri yan rol adamlarının bekledikleri katkıyı vermesini sağlamak durumundalar. başarısızlık lebroncağızın yuvadan uçması manasına gelebilir, baskı üstlerinde bu yüzden.

şampiyon olamamasını hep duncan ve spurs’e bağladığım suns, ücretinden kurtulmak maksadıyla shaq’i de gönderdi ve karşılığına aldığı hiç sonucunda kadro oldukça darlmış gözküyor. yalnız shaq’la beraber değerini yitiren hızlı basketbol felsefesi bu sezon kendini tekrar göstermiş durumda, nash sağolsun tabi ki. ribaundu alıp, takım halinde ileri koşan ve sayı yapma konusunda sıkıntı yaşamayan eski suns’ı geri getirmek kolay olamayacaksa da ona yakın bir şeyler bekliyorum ben. ilerleyen yaşına rağmen steve nash, müthiş basketbol zekasıyla, takım arkadaşlarını oynamaya teşvik edecek kalitede hala. pota altı ağır derecede hafif kaldı yalnız. amare’yi çıkar hafiflikten uçarlar vallahi. amare’de tek başına bir yere kadar yetebileceği için zayıf pota altıyla, ciddi maçlarda bi’ yerde tıkanacakatır suns. onlar için diyebileceğim; ah ulan kerr!

denver nuggets da kadrosunu koruyabilen takımlardan birisi. konferans finali görmüş bir kadronun iddiası mutlaka olacaktır. melo bu kadar üst seviyede basketbol oynuyorsa hele ki, mutlaka iddiası olur nuggets’ın. sert bir takımlar, billups gibi harika bir oyun kurucuları var ve diğer parçalar-k-mart, nene, andersen gibi- oldukça yeterli. billups öncesi sıradan bir takım izlenimi vermeleri, chaunsey’in nasıl bir lider olduğunu açıklamaya yeter, sanıyorum. carmelo gibi yıldız bir oyuncunun yanına billups tarzında oynatmayı bilen, tecrübeli bir yıldız getirerek 1-0 önde başlamıştı zaten denver. bu yıl 2-0 yapmaları da mümkün. kaderlerini kendileri, daha doğrusu yıldız oyuncuları çizecektir. carmelo o yıldızın adı da. bu kadar iyi bir takım yakalamışken, artık o olgunluk seviyesini aşıp, bir şeyleri başarabileceğini ispa etmeli. aksi taktirde, yerinde sayar melo. denver’ın bir atısı da kadrosuna dahil ettiği ty lawson. ncaa’de şampiyon olan north carolina ekibinin oyun kurucusuydu lawson. beni oldukça etkilemişti basketboluyla. şu ana dek nba’de de iyi yerlere gelebileceğinin sinyallerini vermiş durumda.

lebron-howard

orlando magic geçtiğimiz yıl nba finali gördü ve bu seviyelere çıkan bir takımın beyin rolünde bir türk’ün yer alması hepimizi sevindirmişti. şimdi o türk takımdan ayrıldı ve çoğu kişi magic’in hido’suz geçen yıl yakaladığı başarıyı yakalamasının zor olduğunu düşünüyor. ben aksi fikirdeyim. evet, hidayet’in howard’a çalışan penetreleri olamayacak belki, ama şutör kimliğinden de hiç kaybetmedi bu takım. çatır çatır şut sokup rakip savunmanın alt üst olmasını sağlayabiliyorlar. içeride de bir canavar olunca darbeyi vurmak, yıpranmış savunma karşısında zor olmuyor. hidoyla birlikte, lee, battie ve alston’da ayrıldı takımdan. onların yerine carter, barnes, anderson ve bass geldiler. gelen oyuncuların van gundy’nin şuta dayalı oyun yapısına uygunluğu, hidayet’in eksikliğini aratmayacaktır diyorum ben. lewis’in de takıma katılmasıyla beraber, skor opsiyonu hayli fazla bir orlando izleyeceğimizden süphem yok. geçen yıl edindikleri tecrübeye yapacakları her ekleme onları bir kademe daha atlatır. kısaca, güvendiğim takımlardan orlando.

şimdilik bu kadar yeter, uzun süredir yazmayan adam için. ilerleyen zamanlarda diğer takımlar için de bir iki kelam etmeyi düşünüyorum. sonraya kalsın onlar da.

kapanışı wade azmanının varejao’yu potaya soktuğu, ardından bir de takla attırdığı fevkaladenin  fevkinde smacıyla yapmak isterim.

acımasız olma bu kadar..

eurobasket 2009 #2

16 Eylül 2009, Çarşamba

eurobasket09 | sevinç

eurobasket 2009 başlamadan önce yazdığım yazıda, zaman zaman iyi savunma yapabildiğimizi, hücumdaki eksikliği gidermek için bu avantajımızı sıkça kullanmamız gerektiğini dile getirmiştim. ne yalan söyliyim, bu kadar üst düzey bir savunma yapabileceğimiz, hiç aklıma gelmezdi. tamam iyi savunmacılarımız var da bu denli sert oynayabilmek, her maçta aynı direnci gösterebilmek kolay iş değil. her şeyden önce bu sebeple övünebiliriz milli takımla. çeyrek final öncesi, rahatlıkla söyleyebilirim ki, turnuva genelinde hiç olmadığı kadar istikrarlı bir türkiye izliyoruz. çeyrek final ve sonrasında ne olur bilmiyorum da buraya gelene dek gösterdiğimiz savunma performansını sürdüreceğimizden şüphe duymuyorum. milli takımımız için bu cümleleri kurabilmek çok güzel bir duygu. en büyük sıkıntısı istikrar olan bir ülkenin vatandaşlarıyız neticede, insan ayrı bi’ mutlu oluyor şu sert basketboldan sonra.

ilk turda gayet kek bir grupta yer almamız nedeniyle, pek önemsenmedi ard arda gelen galibiyetler. fakat bu rahat gözüken turda net bir şekilde savunma yapabildiğine dair uyarıyı vermişti takım. ardından ispanya maçı geldi. 60′ta tuttuk fernandez’li, gasol’lu son dünya şampiyonunu. hücumda yaşadığımız -beklenen- düşüş dolayısıyla, kazanmamızın tek yolu onları bu civarda tutabilmekti. ilk turdaki yüksek sayı ortalamamızın rakiplerle doğrudan alakalı olduğunu söyleyebiliriz. bir sonraki tur, rakiplerin daha sert ve üst seviye basketbol oynayan takımlar olması sebebiyle daha düşük bir ortalama yakaladık hücumda. sırplara karşı oynadığımız ve kazandığımız maç ta çok değerli. sırplar karşısına çıkana kadar, savunmayı ön planda tutan, makine düzeninde top çeviren ve set hücumlarında etkili olan bir takımla mücadele etmemiştik. bizim bu turnuvada uyguladığımız basketbol yapısı, sırbistan’ın yıllardır oynadığı, ekol yaratırken izlediği rotanın ta kendisi. sırf bu açılardan bakınca dahi önemi artan bir maçtı sırp maçı. denk gitmesini bekliyordum zaten, uzatmada sayı yemememiz ise hiç beklenmedik ve oldukça güzel bir detay. hidayet’in kötü bir gününde olmasına rağmen, savunmada takım arkadaşlarına ayak uydurması, muhteşemdi.

bu akşamki rakibimiz, liderlik yarışı yaptığımız slovenya. onları geçip, lider olarak gruptan çıktığımız takdirde, diğer grubun 4.sü hırvatistan ile eşleşiyoruz. yenilmemiz durumunda rakibimiz, yunanistan olacak. bizim grubun liderinin karşısına hırvatistan değil de almanya gelecek olsaydı eminim hem slovenya hem de bizimkiler maça fazlasıyla asılıp, kazanmak isterdi. ancak bu saatten sonra kolay rakip kalmadığından sebep, slovenya maçının dinlenme  açısından boş geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

eurobasket 2009 başlarken

07 Eylül 2009, Pazartesi

litvanya, ev sahibi polonya ve bulgaristan grubumuzda yer alan takımlar. ilk maçı, alıştığımız şekilde litvanya ile oynuyoruz. kadromuza bakacak olursak; kerem-ender-engin-sinan-ömer o.-hidayet-bekir-barış-ersan-ömer a.-oğuz-semih. artık, şu da olmalıydı, bu adam niye yok gibi eleştiriler haklılığının yanında geç kalınmışlığı da belirtir. tanjevic’e teslim edildiyse kadro ve 2010 için güven duyuluyorsa bu adama, yapılacak bir şey yok, bekleyeceğiz. sırf koç gitsin diye, takımın başarısız olmasını isteyen adamlardan değilim, asla da olmam. lakin planlı ve sistemli bir şekilde işleyen, ne idüğü belli bir yapı kurulmadığı sürece, istikrarlı sonuçlar beklemek te hayalcilik oluyor, çok açık. bir turnuvada ya da eleme grubunda şahane oynayan takım, diğerinde tel tel dökülüyorsa, şu oyuncu planlarımızda yer almıyor denilip daha sonra kurtarıcı olarak o oyuncu seçiliyorsa, hangi oyuncu lider, kim kaç dakika oynayacak, görevi ne olacak belli değilse başarılı bir ekipten bahsedemeyiz. ara sıra saman alevi gibi parlasa da bahsedemeyiz o takımın başarılı yapısından.

elimizdeki kadronun şu an gözüken en büyük sıkıntısı şutör eksikliği. savunma konusunda epey çabalıyor tanjevic. zaman zaman vidaları sıkabiliyoruz fena halde, doğrudur. bunun yanında takımdaki şutör oyuncu varlığının ömer onan’dan ibaret olması üzüntü verici bir durum. bu açığı bir şekilde kapatmak zorunda koç. hücum gücünün büyük oranda düşmesi demek şut atan oyuncu olmaması. ama savunma yaparak, ama içeri girerek; bir şekilde halledilmeli bu sorun. onun dışında mevkisi ve görevi çözülemeyen adamlardan en ilginci ersan ilyasova. 4 numara pozisyonunda oynayacak mı, merak ediyorum. uzunların süre dağılımı nasıl olacak, o da soru işareti. ömer aşık’ın ciddi süreler bulmasını umuyorum. aynı umutlar sinan için de geçerli. rakip guard’a uygulanacak baskı konusunda ömer onan ile beraber büyük şans sinan. kerem gönlüm büyük kayıp, tunçeri büyük değer. ne olursa olsun, başarılı olmak istiyorsak, rakibi istediğimiz sayılarda tutmalıyız, aksi halde çok zorlanacağımız ortada. hayırlısı diyelim, 2010 öncesi umut vaadeden bir turnuva geçirmek ümidiyle.

turnuvanın en önemli yanı, bir çok yıldızın takımlarında yer almıyor olması. neredeyse her takımdan 1-2 eksik var. nowitzki, kirilenko, mehmet gibi nba oyuncularının yanında, papaloukas, diamantidis, rakocevic, siskauskas gibi avrupanın üst seviye oyuncuları da gelmedi polonya’ya. hal böyleyken, takım oyunu, iyi savunma, maç boyu disiplin daha da değer kazanıyor yıldızından mahrum takımlara karşı.

son avrupa şampiyonasında rusya’ya mağlup olan ispanya, her zaman olduğu gibi yine ağır favori. calderon’dan yoksunlar fakat rubio var onun yerine. gasol lakers’la şampiyon olup geliyor. rudy, navarro, marc gasol gibi oyuncularla ve oturmuş yapısıyla ispanya yine izlettirecektir kendisini. hırvatistan, oyun kurucu rotasyonuyla sivriliyor. repesa’nın takımı efes cup’ta çizdiiği gayet hazır takım görüntüsüyle, grubunun ve ileri turların önemli favorilerinden. yunanistan papaloukas ve diamantidis’ten yoksun geliyor. yeni bir koç ve neredeyse yepteni bir kadro. spanoulis, zisis ve fotsis ön plana çıkabilecek oyuncular. son yıllarda aldığı sonuçlar, onları yabana atmamamız için yeter de artar. sırbistan da yeni ve genç bir ekiple geliyor polonya’ya. krstic’in etrafında, genç takımlardan bu yana birlikte oynayan oyuncular temsil edecek avrupa basketbolunun ekol sahibi ülkesini. teodosic önemli bir yetenek, yunanların çok şey beklediği calathes ile tunuvada ön plana çıkacak genç yıldızlar kategorisine girecektir.

kah orada kah burada: quentin richardson

19 Ağustos 2009, Çarşamba

quentin richardson

d’antoni’nin phoenix’inde, şutörlüğüyle ön plana çıkan, nba’in kalburüstü oyuncularından birisiydi quentin richardson. üç sayı çizgisinin gerisinden, steve nash’in de büyük yardımlarıyla en tehlikeli isimler arasına girmeyi başarmıştı. öyle ki, all-star organizasyonunda 3 sayı yarışması kazanmışlığı da vardır q’nun. işler sarpa sarmaya başlayıp, phoenix herkesten övgü alan oyununa rağmen başarıya bir türlü ulaşamayınca richardson, new york knicks’e takas edildi. yaşadığı büyük düşüş başlamış oldu böylece. new york’ta, mike d’antoniyle tekrar çalışma fırsatı bulsa da, iş işten geçmişti artık. phoenix’li q’nun çok uzağındaydı, şutör oyuncu. her new york knicks oyuncusu gibi o da çeşitli sorunlar yaşadı. hem parkede, hem de parke dışında yaşadıkları kariyerinin engellenemez değer kaybına sebep oldu. bu yaz ilk olarak, draft gecesi memphis’e takas edildi. ardından nba macerasına başladığı takım clippers’a yollandı. yetmedi, minnesota timberwolwes’a postalandı. ve son durağı miami heat oldu. böylece, 2 aylık bir sürede 4 takım değiştirerek ilginç bir haber konusu oldu q. biten kontratı nedeniyle takasta kullanılması beklenen bir durumdu, fakat bir o tarafa, bir bu tarafa gönderilmesi hiç hoş olmadı. miami’nin onu takasta kullanma ihtimali kuvvetli olduğu için, yazının sonunda umarım miami’de başarılı olur gibi bir cümle kullanmak istemiyorum. her nereye gidersen başarılı ol, quentin richardson.

sen ağlama starbury!

27 Temmuz 2009, Pazartesi

hakikaten ilginç adam şu marbury. zamanın en iyi 2-3 guard’ından birisiyken, kendini yiyip bitirdi. new york knicks gibi kötü olsan bile göze batmayacağın bir takımda, istenmeyen adam olabilmeyi başardı. üst seviye basketbol becerisine sahip olmasına rağmen kimsenin kadrosuna katmak istemediği bir fa oldu. başına ne geldiyse, kendi hatasıdır  diye düşünüyorum ben. şimdilerde bu dibe vurma hikayesini bir adım ileri götürmüş durumda starbury. 24 saate varan canlı yayınlar yapıyor kendi evinden. ne kadar saçma sapan hali varsa, izleyicilere izletiyor. millete alay konusu yapıyor kendini, anlayacağınız. bir kaç kere izledim ve psikolojik olarak büyük sorunlar yaşayan, halk dilinde balatayı sıyırmış kişi olarak tabir ettiğimiz, acil doktora ihtiyacı olan adam resmi gördüm zavallıda. yazıktır, o kadar para kazanmışsın, o kadar ün yapmışsın, çıkıp ağlıyorsun kamera karşısında.bi’ tabir vardır ya hani; “şakaysa hiç komik değil, ciddiyse çok komik”. işte tam marbury’nin durumunu anlatıyor bu cümle.

starburytv

starbury crying

o artık 3 numara

14 Temmuz 2009, Salı

t-mac

nba’de en sevdiğim oyuncu, bi’ zamanların sayı kralı, sakatlık illetinin en sevdiği adam tracy mcgrady yıllardır giydiği 1 numaralı formasını bırakıp, 3 numaraya geçti. sebebi ise sudan’ın başkenti darfur’daki olaylar. “3 points darfur” adlı bir kampanya başlatıldı ve bu doğrultuda 1 numarayı bırakıp 3′e geçti t-mac. çeşitli işlerle sürdürüyordu bu kampanyayı zaten, şimdi 3 numaraya geçerek bir güzellik daha yaptı darfur halkına. böyle de kral adamdır, basketbolculuğunun yanında. inşallah numarasındaki değişiklik gibi oyununda da kendini 2 beden geliştirerek döner parkelere. mcgrady ile ilgili bir yazı yazmışken, san antonio karşısında yaptığı insafsızlığı da koyalım buraya. unutmayalım, unutturmayalım.

tracy mcgrady-13 points in 33 seconds

bostjan nachbar efes pilsen’de

14 Temmuz 2009, Salı

son yılların acısını yavaş yavaş çıkartıyor efes. yaşanan gereksiz deneyimlerden sonra, geçen yıl iyi bir kadro kurup şampiyon olmayı başardılar. çıtayı bir adım daha yükseltmeleri gerekti. bu adım da euroleague final-four’undan geçiyor. o seviyede basketbol oynayabilmek adına ilk önemli transferi rakocevic’le yapmıştı biracılar. bugün de bostjan nachbar’la 1+1 yıllık sözleşme imzaladıkları haberi geldi. avrupa’nın sayı kralını aldıktan sonra ancak bu kadar iyi bir isim keserdi efes’i. akıllı işler yapıyorlar, tebrik etmek gerek.

son şampiyonun bu denli önemli takviyeler yaptığı bir ortamda diğer takımların biraz da ekonomik açıdan mecbur olarak pek bir şeyler yapamaması, umarım ki ligin dengesini alt üst etmez. efes’in baştan sona üstün götürdüğü, kimseyi yanına yaklaştırmadığı, geçmişteki gibi bir sezon izlemek istemez kimse herhalde. işin diğer boyutu var bir de yalnız . avrupa’da başarının gelmesi için şart bu tür oyuncular. cska, pana, barca vb. takımlarla kafa kafaya oynamak istiyorsanız böyle adamlar giymeli formanızı. kadronuz rakiplerinizin havada kapıp, ilk 5′e koyacağı oyuncuları yedek bırakabilecek kadar geniş olmalı. bu sebeple, efes pilsen’in bu güç takviyesini beğendim ben. geçen yıl en çok problem yaşadıkları pozisyon olan 5 numarayı yedekleyecekler mi, transferi noktalayacaklar mı merak ediyorum. gerçi, bu haliyle bile çok güçlü kadro ama bir de kasun’un arkasına bir oyuncu alınırsa, tutmayın efes’i. kadroya bi’ bakacak olursak,

kerem tunçeri-ender arslan

rakocevic-smith-sinan

shumpert-thornton

kerem gönlüm-nachbar

kasun-kaya peker

ne dersiniz, hiç fena değil galiba!

nba free agent piyasası

04 Temmuz 2009, Cumartesi

1 temmuz itibariyle takımlar fa oyuncularla resmen görüşebilme hakkını aldılar. böylelikle, takas, draft derken bir de serbest oyuncu piyasası hareketlendi nba’de.

hidayet orlando’nun teklifini reddettiğinden beri, portland sulanıyordu kendisine. yıllık 10 milyon civarında bir miktar arayan hido’ya 5 yıllık 50 milyon teklif ettikleri konuşuluyordu. ardından toronto dahil oldu işe. onların da yaklaşık 60 milyon’u gözden çıkardığı dedikodusu çıktı ortaya. portland’a gidip, gezip, gören hidayet’in teklifi kabul ettiği ve önümüzdeki yıl takımdaki gençlere ağabeylik yapacağı habei geldi kısa bir süre önce. kanımca, her iki taraf açısından da doğru bir hamle. elindeki potansiyeli hidayet  gibi bir tecrübeyle desteklemek blazers’ın yapması gereken bir işti zaten. onlar için fazla tuzlu oldu bu iş fakat eminim istedikleri katkıyı alacaklardır hido’dan. olayın mehmet topuz kıvamına gelmeden çözülmesi de iyi oldu.

ron artest  ilginç ve ani bir kararla la. lakers yolunu tuttu. beklenmedik bir haber benim açımdan. ben lakers’ın ariza’yı kalmaya ikna edeceğini düşünüyordum. sanırım bunu beceremediler ve hal böyleyken artest tercihinde bulundular. ron ron zaten can atınca los angeles’a gelmeye, bu beklenmedik transfer gerçekleşmiş oldu. yao’nun sakatlık haberiyle sırtından vurulan houston karlı çıkar mı bu işten bilemem ama lakers’ın zarar edeceğini söyleyebilirim açıkça. ariza gibi savunması üst seviye, atletik özellikleri muazzam, ceza şutu olan ve tam manasıyla bir takım oyuncusunu kaybedip, artest gibi bekle ki oynasın bir elemanı kadroya katmak phil jackson’un tercihi değildir bana kalırsa. rakipleri ciddi manada güçlenmeye başlamışken, lakers önemli bir kayıp yaşadı. böyle mi olacaktı ali rıza-lakers birlikteliğinin sonu der, lakers taraftarlarının acısını paylaşmak isterim.

ben gordon ve charlie v’yi kadrosuna dahil eden, ai ve rasheed ile yollarını ayıracak olan pistons yepyeni bir döneme giriyor anlaşılan. hamilton’ın da takas edilmesi muhtemel. şampiyonluk yaşamış kadronun en önemli oyuncularından yalnıza prince kalacak herhalde. belli olmaz gerçi, belki de takas olan oyuncu prince olabilir. ne olursa olsun, detroit uzaklaşıyor kendisine başarıyı getiren sert basketbol tarzından. gordon ve villanueva buna işarettir bence. joe dumars ve ekibine bizden geçti aşk şarkısını yolluyorum buralardan.

bunların dışında, bir çok dedikodu var şu anda. sessions’tan tut, jason kidd’e, david lee’ye kadar bir sürü oyuncu, çeşitli takımlarla anılıyor. daha kesin haberler geldikçe, biz de not düşeriz yine buraya.

2009 nba draft

26 Haziran 2009, Cuma

draft’ta seçilen oyuncuların tamamına şuradan bakabilirsiniz. çok potansiyelli bir draft beklenmediğinden olsa gerek, pek sürpriz olduğunu da düşünmüyorum bir kaç olay dışında. griffin’in ilk sıradan gitmesi kaçınılmazdı zaten. ikinci sırada tabeet’in seçilmesini de bekliyordum. ama ne yalan söyliyeyim rubio’nun 5′e düşmesi şaşırttı beni. minessota’ya da gün doğdu haliyle. 6′dan flynn’i ve 18′den ty lawson’ı seçerek, yıllardır çektikleri guard sıkıntısına kökten çözüm bulmak istediler muhtemelen. neyseki north carolina’lı ty lawson’ı denver’a yolladılar. denver’ı kutluyorum buradan, tam da oyun yapılarına uyabilecek, billups’ı yedekleyebilecek bir oyuncu çektiler drafttan. minessota’nın oyun kurucu tercihleri gibi portland’ın uzun forvet, detroit’in kısa forvet tercihleri de dikkat çekiciydi. san antonio iyi iş çıkardı bir de. 37. sıradan dejuan blair gibi potansiyelli bir uzun aldılar. oralara kalması ilginç oldu gerçekten blair’ın. 51. sıradan da şutör mcclinton’ı seçtiler. 2. turdan seçmelerine rağmen önemli iki tercih yaptılar. özellikle blair iyi süreler alacaktır takımda. budinger, sam young ve blair gibi oyuncuların alt sıralara düşmesi ne kadar garipse, bence demar derozan, hansbrough ve beaubois’in yukarılardan seçilmesi de o kadar gariptir. kaan kural tyler hansbrough’un 13. sıradan seçilmesi üzerine çıldırdı ve bi’ hayli abarttı olayı. fakat yine de haklı. hansbrough o sıralara çıkabilecek kabiliyette bir oyuncu değil.

ilk sıralarda seçilen oyuncular büyük ihtimalle önemli süreler alıp, takımlarında iyi birer parça olacaklardır. onları ayıracak olursak, bu drafttan çıkacak sürpriz isimler olacaktır mutlaka. bi’ ginobili, bi’ hidayet çıkar belki de buralardan. north carolina’lı 2 oyuncu; minessota’nın seçtiği wayne ellington ve phoenix’in seçtiği danny green, san antonio’nun seçtiği dejuan blair, portland’ın seçtiği dante cunningham ve uzun vadede düşünülünce phoenix’in seçtiği emir preldzic benim ilgiyle takip edeceğim ve takımlarına katkı vereceklerini düşündüğüm oyuncular.

draft ile beraber, bir de takas sürecine girdik. ilk büyük takas haberi san antonio cephesinden gelmişti. jefferson’u çok uygun bir takas sonucu kadrolarına katarak ciddi bir girişimde bulunmuştu spurs. sonrasında shaq’in cavs’e ben wallace ve pavlovic karşılığında geçtiği haberi geldi. bence iyi bir sezon geçiren shaq için biraz yetersiz kalmış phoenix’in aldıkları. ne olursa olsun, yeni bir yapılanmaya girecekse phoenix, kadroyu boşaltıp yeni bir şeyler yapmak zorunda. amare’nin etrafına bir takım kurma fikri pek kötü bir fikir gibi durmuyor aslında. bu takaslardan sonra orlando ve new jersey de bir hamle yaptılar. carter ve ryan anderson; lee, battie ve alston karşılığında orlandoya geçti. orlando için iyi bir hamle olup olmadığını, hidayet için lüks vergisi ödeyip ödememeleri belirleyecektir. tutabilirlerse hedo’yu, o zaman ben de kabul ederim bu takımın gerçekten şampiyonluğu istediğini ve doğru hamleler yaptığını. nets için söylenebilecekse, carter’ın gidişiyle pek bir şey kalmadı ellerinde. skor üretecek adam yok neredeyse. harris’in hakimiyetine girmiş olacaklar tamamiyle. drafttan terrence williams’ı almaları bu açıdan iyi oldu. 2010′u kovalayan bir takım olarak bu yılı pas geçmeleri çok şaşılacak bir durum olmayacaktır.

tanjevic ve milli takım

23 Haziran 2009, Salı

a milli basketbol takımımızın 2009 avrupa şampiyonası için aday kadrosu açıklandı. kadroda yer alan oyuncular şöyle;

ender arslan, engin atsür, kerem tunçeri, sinan güler, kerem gönlüm, oğuz savaş, ömer aşık, semih erden, ömer onan, cemal nalga, evren büker, cevher özer, bekir yarangüme, barış hersek, hidayet türkoğlu, ersan ilyasova.

bu kadroda mehmet okur, kaya peker ve serkan erdoğan’ın olmaması tamamen saçmalık. mehmet’in fiziksel yetersizlik sebebiyle çağırılmadığını söylemiş tanjevic efendi. kim inanır buna allah aşkına? bekir yarangüme var takımda, serkan yok. cemal var, kaya ya da hüseyin yok. evren büker çok iyi bir sezon geçirmiş olsa da bu kadro içerisinde yer bulabilir mi soru işareti. öte yandan barış hersek aşkı bitmeyecek sanırım koçun. engin bu sezonu neredeyse boş geçmişken, çağırılmış, fakat tutku yok. aslında şaşırmamak gerekir. zamanında neler yaptığını hatırlıyoruz bu adamın. jenerasyon yakalayacağım diye çok gereksiz işler peşinde koşuyor, inşallah zarar gören türk basketbolu olmaz. bir sihirli değnek inse gökten, turgay demirel’i ve tanjevic’i basketboldan koparsa ne güzel olur ama!

evren büker

12 Haziran 2009, Cuma

evren-buker

oyak renault forması altında müthiş bir sezon geçiren evren büker galatasaray’a transfer oldu. evren’in, bu yıl yakaladığı çıkış sonrasında daha büyük hedefleri olan bir takıma geçmesi bekleniyordu zaten. bir galatasaraylı olarak değil de tarafsız bir bakış açısıyla söyleyebilirim ki evren kendisi adına doğru bir tercih yapmıştır. fenerbahçe veya efes’ten teklif geldi mi bilmiyorum tabi, fakat yine de alacağı süre ve rol bakımından galatasaray evren için daha iyi bir seçim bana kalırsa. bu yıl oyak renault’da yanlış hatırlamıyorsam 13 sayı-4 ribaund-4 asist gibi bir ortalaması vardı. genç bir oyuncu için yaklaşık 30 dakika süre alıp, bu istatistikleri yakalamak önemlidir. ayrıca, işin savunma yönünü de becerebilen bir basketbolcu evren. yani her alanda katkı veren, komple bir oyuncu. etkileyici asistler yaptığı bir maçta; rakibin en önemli hücumcusunu tutabiliyor, aynı zamanda kritik şutları da sokabiliyor. işte bu özellikler onu her sene üzerine daha da koyarak gelişen bir oyuncu haline getirdi. şimdi; kendimi ispatladım demek yerine, gelişimini devam eden bir  süreç olarak görürse daha da yükseklere çıkacaktır evren büker.

okan çevik’in takımın başına getirilmesinden sonra, hayal kırıklığı yaşamıştık çoğumuz. küçültülen hedeflerden  bahsedilmişti. ki öyle de oldu galiba. basketbol takımına ayırdığı bütçe ve verdiği önem azalacak gibi yönetimin. umarım bu öngörüler yanlış çıkar ve ligimizin belki de en iyi yerli 2 numarasıyla başlayan transfer süreci, daha da iyi oyuncularla devam eder.

salsa basket‘te evren büker röportajı yayınlanmıştı 20 mayısta. genç oyuncu hakkında daha detaylı bilgi isteyenler linke tıklayarak bu keyifli röportajı okuyabilirler. ben iyi basketbolculuğunun yanında aklı başında ve gayet güzel konuşan bir sporcu transfer ettiğimizi düşündüm bu röportajı okuduktan sonra. hayırlı olsun diyelim, hem evren hem galatasaray adına.

orlando magic – los angeles lakers 4. maç: 91-99

12 Haziran 2009, Cuma

kobe bryant

maçın sonundan başlayacağım yazıya. pietrus’un gasol’e yaptığı faul, -pardon terbiyesizlik demeliyiz sanırım- kendi takımının çaresizliğine edilmiş bir isyandı. biz nasıl başarabildik buradan maç vermeyi, ne büyük bir aptallık yaptık da bu sonuç ortaya çıktı düşünceleri gizliydi o faulun altında. haklı ama pietrus. kendi iplerini kendileri çekti takım arkadaşları. şu anlarda her maç kritik ama ilk 2 maçta galibiyet çalamadıkları için staples center’dan, 3. ve 4. maçlar hata affetmeyen, oynaması cesaret isteyen maçlar haline geldi. böyle bir maçta bu denli fahiş hatalar yapmak, tecrübesizlikle, oraları oynamamışlıkla açıklanamaz bana göre. van gundy’nin işgüzarlığıdır mesela normal sürenin sonunda 3 sayı öndeyken faul yapmamak. aynı şekilde  howard’a da iki çift laf etmek gerek. sen ki serbest atış oranını %70′lere çıkaran bir uzunsun, ne oldu da bir anda bu kadar geriledin. maç boyu kaçırmasını anlarım ama son 2’sini kaçırması büyük fiyaskonun başlangıcı oldu diyebiliriz. son anları nelson’la oynamak gibi bir tercih saçmalığı var bir de stan van gundy’nin. hücumda bi’ şey yapmasını beklemiyorduk da savunma yönüyle yanlış bir seçimdi bence.

2. maçta da direkten dönmüş, uzatmalarda rakibine boyun eğmekten kurtulamamıştı magic. lee o topu potanın içine tiplemeyi başarsaydı ve fisher’ın 4. maçtaki 3′lüğüne engel olabilseydi magic, şu anın tam tersi bir tablo çıkacaktı ortaya. gel gör ki, bu spor bu ah’ları, vah’ları barındıran bir yapıya sahip değil. keşke faul yapsaydım, ah keşke ikili sıkıştırma getirmeseydim diyemiyorsunuz. o an ne yaptıysanız o. bu sebeple buraları oynayabilen oyuncularla oynayamayan oyuncular ayrılıyor birbirinden. koçları da ayırmak lazım tabi. van gundy var, phil jackson var. bir tutulur mu ikisi? jackson’a yeri gelmişken bir kere daha saygılarımızı sunalım; howard’ı hücumda ancak bu kadar etkisizleştirebilir bir takım. tam zamanında yardım getirerek, top kaybına zorluyorlar. hiç değilse topun onun elinden çıkmasını sağlıyorlar. geriye dönüp bakarsak, bu konuda cavs’in ne kadar yetersiz kaldığını görebiliriz. buradan övgüyü hakediyor phil jackson ama kobe’nin bu denli tek başına oynamasını kenardan izlemesi de garipti gerçekten. fisher’ın mucizeleri olmasa belki de kobe zorlamaları nedeniyle seri 2-2′ye gelecek, şampiyonluk şansları önemli oranda azalacaktı.

türk insanının kendine has bir özelliğidir sanırım, her türlü spor etkinliğinde bir şekilde yakınlık kurup taraf seçmek. bende de var haliyle bu durum. ve lanet olsun ki nba finallerine gelene dek hangi takımı desteklediysem, o takım eşleşmenin kaybeden tarafı oldu. güçsüzün yanında olma psikolojisi de değil bu aslında. lakers’a karşı houston tarafındayken, magic-cavs eşleşmesinde güçlü cleveland’ı destekliyordum mesela. fakat hep kaybetti bizim taraf. şimdi de murat kosova’nın cleveland serisinde benden soğutmaya çalıştığı orlando’nun kazanmasını istiyorum. işler yine aynı tabi. orlando kaybedecek gibi gözüküyor. ve ne acıdır ki, seriyi hatta ve hatta şampiyonluğu lakers’a kazandıran adam, benim tüm nba’de en tilt olduğum adam. o kadar bir nefret ki bu, lakers’ın her eşleşmesinde beat la’cilerden yaptı beni. mrsic gelip galatasaray’a atsaydı o şutları, ancak bu kadar dokunurdu bana. orlando sevgisi değil, fisher nefreti bunun sebebi. üzüntüm iki kat arttı anlayacağınız. sevenleri, 0.4 muhabbetinden dolayı hayranları vardır elbet, saygım var onlara. lakin 4.maçtan sonra da gerçekleştirdiği o pis sırıtmak eylemi kanın beynime sıçraması için yeterli oluyor. 3-1 olmuş umrumda olmazdı hiç, unutacaktım muhtemelen bir kaç güne, ama fisher bu kadar prim yapınca, yıkıldım ne yalan söyliyeyim. yine de inatla fisher’ı, onun şutunu koymuyorum fotoğraf olarak. yüzüğü hakeden esas adamı koyuyorum, kobe’yi.

son sözleri de, seri başlamadan önce taraflı anlatımı sebebiyle eleştirdiğim murat kosova hakkında söyleyelim. şaşırtıcı şekilde epey azalttı hido eksenli orlando aşkını kosova. ben her dakika ondan bahsetmesinden ziyade, onun oynadığı takım olması sebebiyle orlando’yu tutmasını, bunu bizlere yansıtmasını eleştiriyordum. fakat gem vurmuş gözüküyor bu hoş olmayan yönüne murat kosova. teşekkürü esirgemiyorum ben de ondan. bir de rihannayı tanımıyormuş, onu gördük .)

tbl final serisi: efes pilsen-fenerbahçe #1

06 Haziran 2009, Cumartesi

beko basketbol ligi’nin final serisinde ilk maçı deplasmanda kazanan fenerbahçe, 2. maçı da kazanmayı başardı. mrsic’in son saniyede attığı üçlükle beraber bir efes serisini daha kazanmış sayabiliriz artık tanjevic’in takımını. ülker ile birleştiğinden bu yana efes pilsen’e karşı ezici bir üstünlük kurmuşlardı. hatta efes’in her yıl yeni kadro oluşturmasında en önemli sebep fenerbahçe’ye karşı çaresizliğiydi. fakat bu derece göstere göstere kaybetmemişlerdi hiç. biraz abrtmak olarak görülebilir lakin, ben çok gördüm maç sonunu kötü oynayan, bocalayan takım fakat bu kadarını görmemiştim daha önce. yazıya başlarken kazanan fenerbahçe demiştim, aslında kaybeden efes diye başlamalıydım söze. tüm maçı önde götürdü efes pilsen. rakib, deplasmanda bir maç kazandığı için oldukça rahat ve gevşek oynuyordu. kontrol son anlara kadar efes pilsen tarafındaydı. son periyoda gelince işler değişti. preldzic’in yavaş yavaş oyuna girmesi, savunmada artan baskı derken fenerbahçe oyunu ortaya getirmeyi başardı. öne de geçti son dakikalara girerken. bu noktada direnci kırılabilirdi efes’in. fakat pes etmediler.  kerem tunçeri’nin tecrübesi efes’i yeniden öne çıkardı. son 24 saniyeye efes iki sayı önde girdi. son topu oynamak adına green’e faul yaptılar, kerem tunçeri beş faulle oyun dışı kaldı bu arada. green ilginç bir şekilde iki serbest atışı da kaçırdı. ender aldı ribaundu ve 20 saniye kala faul yapıldı ona. maçın belki de kırılma anı ender’in ikinci serbest atışını kaçırması oldu. 67-64 ile son 20 saniye oynanacaktı. ergin ataman yine faul yapmayı tercih etti. mrsic’e yaptılar faulu 16 saniye kala. skor 67-66′ya geldi. ve efes adına tüm sezonu bir çırpıda berbat eden hata geldi. mola alıp topu  kenardan çıkarmalarına rağmen hata yaptılar ve top fenerbahçe’ye geçti. 8 saniye kala, fark 1 sayı efes lehineyken solomon’a bir faul yapıldı. ilkini isabetli kullandı. ikincisini kaçırsa da hücum ribaundunu aldı fenerbahçeli basketbolcular. mrsic’i boş pozisyonda buldular ve o da maçı, seriyi ve -bana göre- şampiyonluğu getiren üçlüğü tereddüt etmeden yolladı. efes yönetimine tavsiyede bulunmak istiyorum; kapatın şubeyi, olsun bitsin!

nba finals: lakers-magic

31 Mayıs 2009, Pazar

kobe-howard

cleveland’ın geçirdiği müthiş normal sezon ve ezici olarak tabir edilebilecek ilk iki tur, orlando’nun cleveland’a karşı üstünlüğünü görmezden gelmemize sebepti. fakat orlando öyle bir düzen içinde oynadıki, o üstünlüğü her maç açık açık gördük. 4-2 ile geçti turu magic. ben cavaliers’in oynadığı oyun doğrultusunda magic’e hiç şans tanımamıştım, çok güzel bir cevap verdiler sağolsunlar. tam tersini yapıp, cavs’i süpürüyorlardı neredeyse. lebron’un yaklaşık 4o sayı-8ribaund-8asist gibi görülmemiş bir play-off istatistiği yakalaması yetmedi orlando karşısında normal sezonun  en iyi takımına. takım oyununa yenik düştüler. içerideki canavarı durdurmak adına kapandıklarında, geriye kalan oyuncuların hepsi iyi şutör olduğundan dolayı dışardan da yemek durumunda kaldılar. başka bir deyişle çaresiz kaldılar. çok iyi kıvırdı orlando top çevirip şut atma işini. sezon içinde zaten yapıyorlardı bunu fakat üst seviyede bu kadar rahat, bu kadar soğukkanlı oynamak kolay iş olmasa gerek. finale hidayet önderliğinde yürümeleri geyet sevindirici. son maç ayrı tabi. çünkü serinin 6. maçında howard içine shaq kaçan insan kılığında oynadı. kariyerinde seviye atladı. belki de lebron’un cavaliers’dan ayrılmasıyla sonuçlanacak bu durum. bir türlü gelmeyen şampiyonluk, lebron’un new york semalarına yelken açması olasılığını gittikçe artırıyor. howard işte bu kadar önemli bir maçla, adeta tek başına oynayarak eledi cavs’i. takımını da doğu şampiyonluğuna ulaştırdı, başta hidayet olmak üzere arkadaşlarının da yardımıyla. en son finale shaq’la çıkmıştı magic, howard da bu başarıya imza atarak onun yolunda ileremeye devam ediyor. şimdi karşısında o yüzüğü çok isteyen ve isteyince durdurulamayan bir adam var. diğerlerine benzemeyen, biraz farklı bir adam: kobe bryant.

lakers’ın final yürüyüşü orlandoya kıyasla daha kolay gibi gözükse de, çok sert bir houston serisi oynadığını, denver gibi organize bir takımı elediğini unutmamak gerek l.a’ın. beklenen bir durumdu onların finalin batı yakasında yer alması. bir çok kişiye göre kobe-lebron düellosuyla sonlanacaktı sezon. orlando bu planlara çomak sokmuş gibi duruyor. ben lebron’cu yahut kobe’ci olmadığımdan, çok ilgilenmiyorum bu olayla. ikisine eşit mesafedeyim. bu düello geride kaldığına göre biz howard’ın pota altında neler yapabileceği konusuna değinelim. hücum yönünde en büyük eksikliğini, pota altından sırtı dönük olarak oynadığı oyunu cavaliers serisinde inanılmaz bir şekilde gelişitiren bir d. howard, büyük tehlikedir lakers uzunları için. bynum’ın faul konusunda problemli bir oyuncu olduğunu düşünürsek, odom-gasol ikilisine allah kolaylık versin diyorum. canavarı durdurmak gibi bir görevleri var finalde. saha avantajı lakers’ın olacak. finallerde çok önemli bir üstünlük oluyor bu durum haliyle. serinin başa baş gitmesi durumunda bu avantaj çok işine yarayacak lakers’ın. her iki takımında artıları, eksileri var fakat genel bir bakışla, ortada bir eşleşme bizi bekliyor diyebiliriz. orlando muhtemelen aynı düzen içerisinde, aynı rahatlıkta oynayacaktır. boston’ı da cavaliers’ı da son maçta perişan ederek yendiler. lakin farklı geriye düştükleri zamanlar da oldu. geri gelmeyi başarmışlardı. bu kez karşılarında lakers olacak. vurup geçebilecek bir potansiyel yani. bu anları geçmiş turlarda olduğu gibi akıllı oynamak zorundalar. lakers hızlı başlamak isteyecektir ilk 2 maça. onların da yapacakları savunma kendi adlarına kritik nokta. iyi savunma yapıp şuta dayalı oynayan orlando’yu bozarlarsa, kontrol onların eline geçer. fisher-alston eşleşmesi her açıdan feci bir eşleşme. bu ikiliden gelecek ekstra katkı şüphesiz çok değerli olacaktır.

hidayet orlando oyuncusu olduğu için midir, ezelden gelen bir sevgi midir bilemeyeceğim fakat kosova’nın taraflı anlatım tarzı beni çok rahatsız ediyor, belirtmeden geçemeyeceğim. orkun çolakoğlu sıkı bir lakers’lı olmasına rağmen gayet ortada anlatıyor lakers maçlarını. fakat en sevdiğim spor spikerlerinden biri olan murat kosova ince ayar vermekten bıkmadı orlando maçlarında. tamam hidayet, tamam bizim adam, anladık. ama bu kadarı da fazla be abi. sırf bu yüzden cavaliers’ı tutmuştum orlando karşısında. finalde de orlando’yu desteklerim herhalde diye düşünürken, kosova’nın anlatma ihtimalini hatırlayarak bu seride taraf tutmama kararı aldım.