‘basketbol’ olarak etiketlenmiş yazılar

2. tur öncesi genel görünüm

03 Eylül 2010, Cuma

blok

şampiyonada ilk tur geride kaldı. evimizde oynamanın avantajını çok iyi kullandık ve 5/5 yaparak c grubunu lider bitirdik. bizim gibi, tüm maçlarını kazanan iki takım daha var. birleşik devletler ve litvanya.. bizi özetlemek için bir istatistik vermek gerekiyor sanırım. turnuvada 3 sayılık atışlarda zirvede yer alıyorken, serbest atış yüzdesinde son sırada bulunuyoruz.. bu yüzden ‘fransa yea, nolcak; rahat geçeriz bunları’ havası oluşursa, çok açık söyliyim indirirler havamızı.. evet, şu ana kadar güzel basketbol oynadık. 5/5′i de hakettik. fakat bundan sonrası, hata kabul etmeyen ve performansınızın artması gereken bir yer.. konsantrasyon çok önemli..

a grubu:

1. sırbistan, 2. arjantin, 3. avustralya, 4. angola

b grubu:

1. birleşik devletler, 2. slovenya, 3. brezilya, 4. hırvatistan

c grubu:

1.türkiye, 2. rusya, 3. yunanistan, 4. çin

d grubu:

1. litvanya, 2. ispanya, 3. yeni zelanda, 4. fransa

yunanistan, beklendiği gibi rusya maçında yatınca, grubu 3. sırada bitirdi. fakat beklemedikleri yerden vuruldular. yeni zelanda, fransa’yı 12 sayı farkla geçince, ispanyol’lar bir anda 2. sıraya yükseldi ve yunanistan deyim yerindeyse artık onların kucağında. kaçmak için yattılar, rusya maçında; artık ilahi adalet mi ne derseniz deyin, yakalandılar. basketbolun ruhu adına çok şık oldu.. bundan sonraki maçlar istanbul’da oynanacak. cumartesi başlıyor. biz pazar akşamı oynuyoruz.

eşleşmeler de şu şekilde oluştu; sırbistan – hırvatistan,  ispanya – yunanistan,  slovenya – avustralya,  türkiye – fransa,  birleşik devletler – angola,  rusya – yeni zelanda,  litvanya – çin, arjantin – brezilya..

fransa’yı elersek, çeyrekte karşımıza slovenya – avustralya galibi geliyor. velev ki, oradan geleni de paketledik. bu defa da isp-yun-srb-hrv dörtlüsünden bir tanesi geliyor. birleşik devletler ile finale kadar karşılaşmıyoruz. ispanya en erken yarı finalde geliyor.. o yetenek var oyuncularımızda. inancımızı da yansıtırsak, neden olmasın?..

sergen yalçın’la sıkıntı var

02 Eylül 2010, Perşembe

turkey2010

dün porto riko’yu 79-77 geçtik. bi’ kere şunu söyleyebiliriz, bu adamlar bırakın bizim dengimiz olmayı, turnuvanın en dağınık takımlarından birisini oluşturmuşlar. daha önce yunan ve çin maçlarında da gördük, e bildiğin kolej takımı. atayım, hoplayayım, zıplayayım.. savunmamızı dirençli hale getirdiğimizde dağıldılar. fakat, maç sonunu rezalet oynamak ve maçı kazanma imkanını rakibe hediye etmek de ne demek oluyor.. sergen haklı; sıkıntı var hoca.. düzeltmeliyiz böyle küçük fakat can yakabilecek hataları.. maç ve takım hakkında da başka bir şey demiyorum. sinan nasıl oynamaz lan böyle bir maçta…

günün tv programını verelim öyleyse, keyifli maçlar var;

16.00 ispanya – kanada/ ntvspor

16.30 birleşik devletler – tunus / hd-en

18.30 yunanistan – rusya/ ntv&hd-en

19.00 arjantin – sırbistan/ ntvspor

21.00 türkiye – çin/ ntv & hd-en

oradaki yunan-rus maçı önemli tabi. grubun ikincisini belirleyecek. bizim açımızdan, lider çıkmak iyi oldu. ikinciyi zor günler bekler. ispanya, kanada’ya yenilir ve fransa da yeni zelanda’ya yatarsa ispanya gelmiş olur bize. bekleriz.. rubio’nun aklını bir de ender alsın.

sırp maestro; milos teodosic

02 Eylül 2010, Perşembe

şu blogda o kadar yazı yazdık, kimleri değerlendirdik de, şimdi dikkatimi çekti bazı yazılarda adını geçirmemizin dışında teodosic yazmamışız hiç! olmaz, yakışık almaz. çocuk böyle, gözümüzün önünde basketboluyla büyüyorken ve biz dripling iken, hakkında bir kaç kelam yer almalı burada..

milos’u anlatmaya başlarken, sırbistan basketbolunun bir kaç yıldır içerisinde bulunduğu ‘gençleştirme’ operasyonuna değinmek elzem.. zamanında bodiroga, rakocevic, stojakovic, gurovic, krstic, radmanovic, drobnjak, jaric .. gibi isim sahibi oyuncularla belli başarılar kazandılar. 90′ların sonu ve 2000′lerin başında onların jenerasyonları konuşuldu. avrupa ve dünya basketboluna sundukları bir ekolleri vardı. fakat, 2005′te kendi ülkelerinde, 2006 japonya’da yaşadıkları büyük hayal kırıklıklarıve sırbistan-karadağ’ın iki farklı ülke olarak ayrılması, kadro yapısında değişikliğe yöneltti onları.. alttan gelen iyi bir jenerasyonları hali hazırda beklerken, yavaş yavaş bu gençleri kadroya monte ettiler. 2007 ispanya’da, jaric ve gurovic gibi kaşar isimlerin yanına, tepic, milicic, velickovic, markovic ve teodosic gibi gençler eklendi.. o turnuvada da başarıyı yakalayamadılar haliyle. fakat, muhakkak ki bu turnuva onlar adına bir geçiş, değişim şansıydı. ön plana çıkan, adını duyuran isimler oldu teo da onlardan birisiydi.. yalnız, 2008 pekin’de yer alamadılar. o süreçte kadro iyiden iyiye gençlerin üzerine inşa edildi..

2009 polonya, sırbistan ulusal basketbol takımı adına, büyük bir şans oldu. krstic ve etrafınaki bir çok genç, kendilerinden hiç beklenmediği kadar iyi basketbol oynadılar.grupta, britanya ve çok büyük sürprizle ispanya’yı mağlup ederek, üst tura çıktılar. bizim de bulunduğumuz 2. tur grubunda, 3 galibiyet alarak çeyrek final yaptılar. hemen hiç kimse, bu çocukların daha fazlasını yapabileceğini düşünmüyordu. oysa ki, onlar çeyrek finalde son avrupa şampiyonu rusya’yı da geride bırakarak, herkese ispatladılar kendilerini. yarı finalde bir diğer ekol sahibi ülke, slovenya ile karşılaştılar. onları da uzatmalar sonucu geride bırakarak, finale uzandılar.. bu şüphesiz, muazzam bir başarıydı. basketbol camiasının büyük kısmının geçiş sürecinde gördüğü takım, avrupa’da finale kadar gelmişti. üstelik çatır çatır oynayarak. finaldeki rakip ispanya idi. öylesi kuvvetli bir ekip karşısında varlık gösteremeyip, mağlup olsalar da, böyle bir dönemde avrupa 2.’liği almaları geniş yankı buldu basketbol dünyasında..

işte o mucize takımın, sürücü koltuğunda oturan adam, milos teodosic’ti. 87 doğumlu olmasına rağmen uluslararası müsabakalarda oynamaya çok erken bir yaşta başladı. ülkesinin geçirdiği kabuk değiştirme sürecinde, oyun kurucu mevkisinde yer alıyor olması sebebiyle ciddi roller aldı. giderek kendisini geliştiren bir basketbol tekniği yarattı. 22 yaşında avrupa şampiyonası’nda asist krallığı yaşamak, kolay olmasa gerek!

her şeyden önce basketbol iq’su dediğimiz özellik, milos’ta ziyadesiyle var. takımı kontrol etmek ve doğru kanallara yöneltmek anlamında büyük bir yetenek bu. saha görüşü, pas tekniği üst mertebede. ne zaman tempo yapıp, nerede frene basması gerektiğini alt yapıda ezberletmişler. ülkesinin ekolüne uygun olarak, fizikli guard tanımına da uyuyor.  boyu 1.95. tüm bu vasıflarına ek olarak, en kritik anlarda eli hiç titremiyor ve şutlarının yüzdesi etkileyici seviyelerde. yalnızca, takıma çalışmıyor anlayacağınız, skora da doğrudan katkı verebiliyor.

sırp oyuncunun formasını giydiği kulüp yunan olympiakos. orada da, kendisini kabul ettirip çok önemli bir parça haline geldi. takımının en başta gelen opsiyonlarından birisi. sezon boyunca, alıp sırtında taşımışlığı var desek yalan olmaz hani. bunun da karşılığını euroleague mvp’liğiyle almıştır. bu yaşta, muazzam başarılar gerçekten. önünde uzun yıllar, bol turnuvalar ve alınacak onlarca kupalar-madalyalar var. bize bela olmadan – ki yeteri kadar oldu şu ana dek- ne yapıyorsa yapsın, izleriz, hakkını veririz bu güzel topçunun diyorum. gözümde, bodiroga efsanesinin tahtına da adaydır…

komşulara karşı çok ayıp oldu!

01 Eylül 2010, Çarşamba

muazzam bir basketbol gecesiydi bizler adına. galip gelmekten öte, üstün bir oyunla, ciddi bir rakibin geride bırakılmasıdır mühim olan. 3/3 yapmak umrumda değil. bu takım bir ışık verdi uzun süre sonra. yunanistan gibi basketbolun zirve yaptığı bir ülkeye karşı üstelik. tabi işin şovenizm kısmına yönelmeye lüzum yok. yunanistan’ı mağlup etmenin önemi, onların basketbolu temsil eden en sağlam ekollerden birisi olmasından kaynaklanıyor. ”denize döktük mü” milliyetçiliğine girmek, basketbolun ruhuna ayıp etmek gibi geliyor bana..

turnuvada 3 maçı geride bırakan takımımız, hiç olmadığı kadar karakter koydu dün akşam parkeye. muhakkak seyirci desteğinin de yardımı olmuştur. geçmişteki  emsal maçlara bakınca, baskıyı kontrol edemediğimizi ve kendi üzerimize aldığımızı görüyoruz. bu defa bilinçliydik her şeyden önce. rakip, mazisine nice zaferler eklediği kadro yapısından ve oyun disiplininden uzaklaşmış iyice. papaloukas ciddi kayıp şüphesiz ki.. spanoulis ve bourousis’in takımı oldular neredeyse. spa’nın içeri penetrelerini ve bourousis’in tepe oyunlarını, savunmanın odağında tutunca, çok zorlandılar..

önemli bir detay da henüz müsabakanın başında, hem skor hem oyun üstünlüğünü lehimize çevirmemizdi. her hücum, bizi yakalayabilmek için oynadılar. bu da onlara olumsuz bizimkilere olumlu yansımış olsa gerek..  hareketli bir basketbolla başladık, öyle de devam ettirdik ilk periyotu. ersan şut sokma anlamında şahaneydi. tunçeri de, ikili oyunlarda yunan uzunlar aşağı inmeden indirdiği toplarla, iyi işler yaptı. onların başarılı olduğu nokta ise, çabuk top döndürüp, dışarıda boş şutlar bulmak oldu. şutör uzunlarının avantajını güzel kullandılar.

ilk beş yerini yavaş yavaş diğerlerine bıraktığında, kenardan gelenler de iyi katkı verdi. ender’in ikili oyunlarda ve ceza şutlarında başarısı dikkat çekiciydi. engin’in yokluğunda hayli önemli hale geldi onun da oyunu.. ersan gene döktürmeye devam ederken, hido diamantidis’in savunmasında hücum etmekte zorlandı. savunma demişken, ömer onan’ın, spanoulis’e yaptığı baskı, adamı hayattan bezdirircesine yoğundu. avrupa basketbolunun en büyük savunmacılarındandır onan gözümde.. koçun devreye soktuğu alan savunmamız işe yaramaya, rus maçında olduğu gibi devam etti. bir kaç boş üçlük yesek de, rakibin içeri schortsanitis’e rahat top indirmesini ve organize gelmesini engelledik. ilk yarı ersan’ın 17 sayısıyla noktalandı..

ikinci yarı’da ersan’sız başlamayı tercih etti tanjevic. alan savunmasına devam ettik ve scho’ya odaklanmamızdan faydalanamadıklarını söyleyebiliriz burada. müsait pozisyonlar bulsalar dahi, değerlendiremediler. ardından da, biz tekrar çıkıp kontrolü ele aldık. bu dakikalarda kısa oyuncularımız içeriyi çok iyi beslemeyi sürdürdüler. gönlüm, semih, ömer aşık.. hepsi de içeride farklı özelliklerini kullandılar. gönlüm, mücadelesi ve isteğiyle, ribaundlarda etkili oldu. müdafada da ciddi rolü vardı. semih, rakibe göre çabukluğunu kullandı. güzel bir kaç smacı vardı. ömer ise, etkileyici bir basketbolcu olduğunu bir kez daha kanıtladı. elbette, çabuk  ve iyi pas indiren kısaların da hakkını vermeliyiz de, ömer o kadar estetik duruyor ki, o potanın altında, onu izlemek büyük keyif veriyor açıkçası bana. kendisini nba’de de geliştirip, uluslararası manada bir oyuncu olmasını isterim..

neticede, maçın sonunda skorbord’da sonuç; 76-65 lehimizeydi. yunanistan gibi oldukça opsiyonlu oynayan bir ekibi 70 sayının altında tutmak güzel. seyirci ve basketbolcuların birbiriyle kurduğu bağ da, mutluluk varici. artık yapılması gereken, önümüzde uzun bir yol olduğunu kabul edip, asla ama asla biz ‘olduk’ demeden ileriye gitmeye çalışmaktır. henüz yeni başlıyoruz. bu inanç ve azimle, muhakkak iyi olacaktır her şey..

kapanış, başlığın esin kaynağı, çok değerli komşusever amcamız ile gelsin.

slovenya, hırvatistan: b grubu

31 Ağustos 2010, Salı

dün akşamüstü dünya şampiyonası’nın takip edebildiğim kadarıyla en keyifli maçlarından bir tanesi oynandı abdi ipekçi’de. slovenya-hırvatistan.. iki takım, birleşik devletlere mağlup olduktan sonra, kendileri adına çok mühim hale gelen bu maçı kazanmak için yoğun çaba verdi. maça geçmeden önce, seyircinin hakkını verelim. abdi ipekçi, unutulmayacak bir maça şahit olduysa, bunda büyük bir pay da sloven ve hırvat taraftarlara aittir. özellikle sloven’ler, her tarafı adeta yeşile boyayarak, çok renkli görüntüler verdiler. maçı anlatan ismail şenol’un verdiği bilgiye göre, bayrağında yeşil renk bulunmuyor slovenya’nın fakat, başkent ljubljana’ yeşil ejderhalar tanımıyla tarihte yer alıyor ve bu nedenle milli formaları yeşil renk de barındırıyor.. ismail şenol demişken, maçı beraber anlattığı koç murat özyer ile birlikte onun da hakkını vermek gerek. basketbol bilgisini ön planda tutuyorlar, buna bağlı olarak arada işin içerisine mizah da katıyorlar ve ortaya keyifli bir sunum çıkıyor. ben, her ikisine de tebriklerimi gönderiyorum…

maça şöyle bir bakacak olursak, etkili başlayan tarafın hırvatistan olduğunu söyleyebiliriz. parkeye, ukic-kus-tomas-zoric-tomic beşiyle çıktılar. sloven’ler ise dragic-udrih-nachbar-zupan-brezec şeklinde başladılar.. ilk dakikalarda oyunu kontrol altına aldı hırvatlar. ikili oyunları rahatça uyguladılar. marko tomas’ın içeri drive’larından sayı yahut faul kazanmayı bildiler. hatırlatalım, tomas fenerbahçe’de oynayacak bir dahaki sezon.. ilk çeyreği de önde kapatan taraf hırvatistan oldu. 2. çeyrek hırvat uzunlara sık sık hücum faul çalmaya başladı hakemler. tomic-andric ve zoric çabuk ve bana göre basit faullerle biraz oyunun dışarısında kaldılar. bu anlarda ukic önemli işler yaptı. ilk yarı da hırvatistan lehine sonuçlandı.

2. yarı bambaşka bir slovenya izledik. o na kadar pek ortalarda gözükmeyen  dragic çıkıp 2 zor üçlük soktu. ardından, sloven’ler rakiplerini üçlük yağmuruna tuttular. zupan, slokar, udrih falan peşi sıra gönderdi şutları. maç sonunda 3 sayı istatistikleri 11/22. oyunu bu şekilde bulduğu dış şutlarla dengelemeyi başardı slovenler 3. çeyrekte. hırvat cephesinde işler zora girerken koç vrankovic önemli hatalar yaptı. tomas’ı unuttu resmen. popovic de hiç şut sokamıyorken, onun eline baktı takımı. uzunlar da faul problemiyle birlikte iyiden iyiye etkisizleşince, maçın sonarına geride girdi hırvatistan. muhteşem seyircisinin de desteğini arkasına alan slovenya o dakikalarda hata yapmadı ve sonuçta kazanan, sloven’ler oldu: 91-84.

akşamki brezilya-birleşik devletler maçını canlı izleyemedim. o maç da çok heyecanlı ve çekişmeli geçmiş. bulup izlemek lazım aslında.. b grubunda usa 3 galibiyet 0 mağlubiyet, brezilya 2/1, slovenya 2/1 ve hırvatistan 1/2.

hazırlık maçı; geoplin slovan 47-76 galatasaray

31 Ağustos 2010, Salı

basketbol şubesi, yeni sezon hazırlıkları kapsamında italya’da bulunuyor. bu yıl çok farklı bir yapıya bürüneceğine inandığım takım, yaklaşık bir haftadır orada sürdürüyor çalışmaları. doğal olarak da, bol bol hazırlık maçları yapacaklar. dün ilk maça çıkmışlar bile. önce oyuncuların maç istatistiklerini verelim;

joshua ian shipp (26’, 17 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı)
melih mahmutoğlu (18’, 6 sayı)
göksenin köksal (21’, 2 ribaund, 5 asist, 2 top çalma, 5 top kaybı)
caner topaloğlu (22’, 8 sayı, 1 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı)
taylor rochestie (27’, 10 sayı, 3 ribaund, 6 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
ermal kurtoğlu (24’, 10 sayı, 4 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
radoslav rancik (29’, 21 sayı, 5 ribaund, 1 asist, 2 top çalma, 2 top kaybı)
haluk yıldırım (17’, 3 top çalma, 1 blok, 1 top kaybı)
sertaç şanlı (12’, 4 sayı, 4 ribaund, 1 blok)

performanslara bakınca ilk dikkat çeken durum, oyuncuların aldığı süreler. görünen o ki, koç, oldukça eşit dağıtmaya çalışmış süreleri. ve herkesin, kendisini gösterme şansı geçmiş eline. bu güzel bir olay tabi. öne çıkan isimler, sık sık olduğu gibi en başta rancik. 21 sayısını görüyoruz.. taylor’ın 6 asist ve 2 top çalması var.. shipp 17 sayı 7 ribaund. gene ermal de iyi rakamlar yapmış. tabi ki, çok zayıf bir rakiple oynanan hazırlık karşılaşmasının rakamlarından sağlıklı veriler elde etmek mümkün olmaz. en azından maçı izleyebilseydik güzel olurdu. gene de, bu kadronun ilk maçı olması hasebiyle ve oktay mahmuti koçluğunda galatasaray’ın gayrıresmi olsa da kazandığı ilk maç olmasından dolayı, paylaşma ihtiyacı duydum.

bir not; takım 2. hazırlık karşılaşmasını bu akşam 18.00′de slovenya temsilcisi kk helios ile oynayacak.

dünya şampiyonası’na genel bakış

30 Ağustos 2010, Pazartesi

ersan ilyasova

dünya şampiyonası, bugün itibariyle 3. gününe girmiş durumda. ilk iki maçlar geride bırakıldı. seyirci anlamında istanbul ve izmir’in tebriği, ankara’nın soru işaretini hak ettiğini düşünüyorum. fakat, neredeyse hiç bir yıldızın gelmediği ve yetkililerin yeteri kadar parlatamadığı bir turnuvada, tek suç seyircinin olamaz elbette..

bizim milliler, fil dişi sahili ile başladı şampiyonaya. oldukça zayıf bir rakip tabi. galip gelme konusunda bir sıkıntımız olamazdı. neticede, farklı bir skorla ayrıldık parkeden; 86-47. karşımızda sırf atletizmden ilham alan ve bu fiziksellikten başka öne çıkan bir farklılığı olmayan bir takım vardı. semih’e vurdukları bir kaç blok ve maçın sonunda yaptıkları alley-oop dışında, bir işlerini göremedik. hani derler ya, iyi bir antreman oldu diye, işte o hesaptı bu maç da bizim için, güzel bir antreman oldu. moral kazanmak ve galip gelme içgüdüsünü oluşturmak adına iyi oldu.

kısa oyuncularımızın oyuna hükmettiğini ve ortaya koyduğumuz basketbolda başrol oynadıklarını söyleyebiliriz. tunçeri, ömer ve sinan tempoyu ve oyunu hep kontrol ettiler. hidayet, skor anlamında biraz geride kaldı. varsın, şutları girmesin diyorum ben. takıma verdiği katkıdan memnunum açıkçası. ersan da gene, oyunun her alanında efektif olmaya devam etti. pota altında da post oyununda ciddi farklar vardı iki takım arasında. oğuz, semih ve ömer aşık ile yeteri kadar sayı bulduk. sezonu boş geçiren gönlüm, beklenenden daha hazır geldi. koç’un onu 3 numaraya alıp, dört uzunlu bir diziliş denemesi oldu bir ara. böylesi, fantazilere girmeye hiç gerek yok. hele, turnuva başlamışken aman diyelim tanjevic!

2. maç rusya ile oynandı. sonradan izleme fırsatım oldu bu karşılaşmayı. kerem’in 3 oynadığı uzun rotasyonu bu kez daha erken devreye soktu koç. hızlı hücumlardan ve hidayet’ten istenen verim alınamayınca döndü sanırım bu düzene. gene de tuhaf geliyor bana bu iş.. rus maçının ilk yarısındaki en olumlu sinyal müdafa taradından geldi. özellikle sinan bu noktada alkışı hakediyor. aldığı sürenin, çok üzerinde bir basketbol oynuyor sinan, helal olsun.. içeride de fırsat vermedik ve skoru kontrol altına aldık devre bittiğinde. 2. yarı rus’lar daha hızlı oynamaya ve savunmamızı delmeye başladılar. farkı indirmeyi de başardılar. fakat hem o ana dek suskun kalan hido, hem de aşağıda ömer aşık devreye girince, oyun bizim istediğimiz yönde şekillendi. neticede, son sözü söyleyen taraf bizdik ve grupta ciddi bir rakip karşısında galip gelmeyi başardık.

salı akşamı, yunanistan ile oynuyoruz. onlar da, 2′de 2 yaparak geliyorlar bize. çin ve porto riko’yu mağlup ettiler. yalnız, hiç de istenen basketbolu oynadılar diyemeyiz. o sert müdafa anlayışını zaman zaman kaybettikleri oluyor, hücumda da iyi top çeviremedikleri zaman, spanoulis, diamantidis gibi bireysel yetenekleriyle öne çıkan isimlerin eline bakıyorlar. bu anlamda, zisis iyi işler yaptı ve skora önemli katkı verdi. bourousis ve tsartsaris pota altında her zaman etkili olabilen adamlar. bir de hatırlatalım, ilk 2 maç ceza aldıkları için oynayamayan ve bizim maçta cezalarını dolduracak olan fotsis – scho ikilisi var.. rakip elbete, diğerlerine göre daha dişli. eskisi gibi kuvvetli olmasa da, hala içeride çok dominant oyuncuları var. dışarıdan şu ana dek muazzam oynamasalar da, bi yerden sonra çember dövmeyi bırakıp, sokacaklardır o şutları. savunmamızı azltmadan belki de arttırarak, seyirci desteğini de işin içine katarak yenebiliriz yunanistan’ı. grup 1.’liği ve sonrası için çok mühim maç.

abd tahmin edildiği üzere, üst üste kazanıyor maçlarını. şu ana kadar, pota altında ezildikleri bir durumla karşılaşmadılar. olabildiğince yardımlaşmalı oynuyorlar. bu atlanmaması gereken bir nokta. koç, biraz da bu yönde seçmişti kadroyu. egosunu törpüleyebilen oyunculardan kurulu olmaları, genç ve atlet bir takım olmaları avantajları. fakat, tecrübeli bir avrupa takımının gelip de akıllarını baştan alması, hala ihtimaller dahilinde..

son paragraf da, ispanya’nın olsun. ilk maç, henüz dengini göremediğim bir sürpriz ile, fransa’ya kaybettiler. parker’sız fransa için büyük başarı tabi bu. 2. maç, yeni zelanda’yı mağlup etseler de, 2′de 2 yapan fransa ve litvanya’dan sonra geliyor ispanyollar. bizdeki şansla, 4. olmaları ve sonraki tur bizimle eşleşmeleri olasıdır..

dünya şampiyonası’nda ilk gün

28 Ağustos 2010, Cumartesi

dünya şampiyonası’nın açılışı dün yapıldı bildiğiniz üzere. bugün de parkedeki heyecan başlıyor. her şeyden önce türkye adına güzel ve başarılı bir turnuva olmasını dileyelim. burada ve şurada bir takım değerlendirmelerde bulunmuştuk. bu kez de televizyondaki turnuva yayın programını paylaşalım. önce gruplardaki takımlara bakmak gerekiyor.

a grubu: almanya, angola, arjantin, avustralya, sırbistan, ürdün.

b grubu: birleşik devletler, brezilya, hırvatistan, iran, slovenya, tunus.

c grubu: çin, fil dişi sahili, porto riko, rusya, türkiye, yunanistan.

d grubu: fransa, ispanya, kanada, litvanya, lübnan, yeni zelanda.

tv’de bugünün programı;

16.00 yunanistan – çin / ntvspor

18.30 rusya – porto riko / ntvspor

19.00 abd – hırvatistan / ntv ve hd-en

21.00 fildişi sahili – türkiye / ntv ve hd-en

güney afrika 2010 için en kapsamlı programı yayınlayan marca, gene güzel bir iş yapmış. turnuva programının tüm detaylarına bu adresten ulaşabilirsiniz. hatırlatalım,marca’nın bu çalışmasını salsa basket paylaşmıştı. son olarak, turnuvanın yayıncısı ntv’nin de adresini takip edebilirsiniz.

2010 dünya şampiyonası başlıyor

26 Ağustos 2010, Perşembe

bascat

şunun şurasında dünya şampiyonasına 2 gün kalmışken, bir şeyler yazmazsam, içime dert olur. en azından turnuvaya genel bir bakış atsak beraber, fena olmayacaktır.. aslında beklenenin çok altında bir ilgi var şampiyonaya. bunda, en büyük pay tabi dünya yıldızlarından hemen hiç birisinin gelmeyecek olmasıdır. yine de oragnizasyonu düzenleyenlerin hiç mi kabahati yok? demek istiyorum. sen biraz kurnaz olup, böyle önemli bir turnuvaya ilgiyi yöneltemiyorsan, fazla da övünmeyeceksin; ”2010 bizim, biz başardık bunu” diye. neyse, buradan milyon kez de eleştirsek, basketbolumuzu yönetenleri hiç enterese etmeyeceğimizin farkındayım. o mevzu şu an için kaçan bir trendir, ne desek havada kalıyor…

milli takımımız hakkında, gene ufak bir değerlendirme yapmıştık. orada bahsettiğim durum, hidayet yahut ersan’ın takımı mı olacağız, yoksa tüm takımın olayın içerisinde yer aldığı, hızlı ve karmaşık bir basketbol anlayışından mı besleneceğiz? kapsamındaydı. efes cup’ta bence bir kez daha gördük ki, bu takım oynadığı basketbolun vitesini ne kadar arttırırsa, sonuca da o kadar olumlu yansıtabiliyor bunu. kallavi bir pota altında, oldukça fazla opsiyonumuz bulunuyor. onların sürelerini ve birlikte oynadıkları adamları ayarlamak önemli. ayrıca, bu uzunlara indirdiğimiz toplar ve onlara gelen baskıda dışarı çıkan toplarda yakalayacağımız ceza şutu isabet oranı hayli önemli. koç, oğuz-gönlüm ve ömer-semih ikilileri olarak değerlendirdi. sırtı dönük oynayabilen, ribaund alabilen ve savunmada da üst seviye uzunlarımız var aslında. mühim olan dediğim gibi, onları oyuna mümkün mertebe, dahil edebilmektir. bu konuda kerem tunçeri ve hidayet’e büyük iş düşüyor. takımın komutası bu iki oyuncuda. hidayet’in nba finallerinde sorumluluğu alan bir oyuncu olduğu malum. çokça da gösterdi bu yönünü milli takımda. bir kez daha liderliği eline almasını ve takımı idare etmesini bekleyeceğiz ondan. bizim takımla ilgili, toparlarsak; muhakkak iyi müdafa yapmamız gerekiyor. bu müdafanın sonrasında rakip yerleşmeden yakalayacağımız fast-break’ler ve kolay basketler, bizim oyunumuzun büyük ölçüde temeli. bunun yanında, içerideki fiziksel üstünlükten doğan faul konusunu da avantaja çevirmek gerek..

turnuvanın favorisi konumunda yer alan takım amerika birleşik devletleri. lebron’lu, kobe’li, wade’li dream team’den sonra, daha mütevazi bir takımla geliyorlar. yine de atlet yapılarıyla, ciddi fark yaratan bir ekip. koç krzyewski’nin çok kısa bir sürede, her şeyden önce uyumlu bir takım yaratması gerekiyordu. o da, elinden geldiğince fiziksel üstünlüğü olan oyuncular seçerek, zaman ve uyum sorununu aşmak istedi. böyle kısa zamanda farklı oyuncular seçip adaptasyon sürecini beklemektense, durant, iguodala, rose, gay, westbrook, odom gibi atletik özellikleri muazzam olan oyuncuları yerleştirdi takımına. steph curry ve gordon gibi keskin nişancıları da onların yanına yamadı. tabi oldukça genç bir kadro. avrupa basketboluna da pek aşina değiller. haliyle, avrupa’nın oyun sistemi karşısında sıkıntı çekeceklerdir. zaman zaman alan savunması denemeleri oluyor ki oyuncuların buna yatkın olmamasını geçtim, iyi top çeviren takımlar deler oradan abd’yi. bir problem de pota altında var. 3 uzunla geliyorlar aslında. chandler, odom ve k love. son maç ilk tercihi odom oldu pota altında krzyewski’nin. şöyle sağlam ve kalıplı bir avrupa’lı uzun çok baş ağrıtır. kaldı ki, yunan tsartsaris bile kaç tane basket faul çıkarttı. sakatlık veya faul probleminde, işleri çok zorlaşır pota altında. chandler’a büyük görev düşecek bence. keza, love da avrupa basketboluna yönelik tarzda bir oyuncu. sürelerini arttırabilir, belli de olmaz. neticede, benim favorim de genelle aynı, abd. fakat, kolay olmayacaktır zirveye uzanmak.

ispanya da son dünya şampiyonu sıfatıyla geliyor. olimpiyatlarda, finalde kaybetmişlerdi birleşik devletlere. bu defa pau gasol’süzler. caledron da kadrodan çıkartıldı. yine de oturmuş bir takım ve hemen her dişlisi işleyen bir çark gibiler. parlayan yıldızları rubio artık daha tecrübeli ve daha büyük sorumluluklar alacaktır. rudy kötü bir yılı geride bırakmış olsa da, avrupanın en önemli basketbolcularından. yine marc gasol, reyes, mumbru, lull, garbajosa gibi oyuncular var kadroda. abd 1 numaralı favori dersek, ispanya da 2′dir çok net.. final hiç de uzak durmuyor açıkçası akdeniz temsilcisine..

yunanistan da ümitli bu turnuvadan. büyük üstad papaloukas bu defa olmasa da spanoulis, diamantidis, zisis, bourisis ve baby shaq gibi kozları var. iç dış dengesini çok iyi ayarlayabiliyorlar. söylememize gerek yok sanırım, savunmaları dünya çapında meşhur. alttan calathes’i de hazırladıklarını ve neredeyse ‘olmuş’ duruma getirdiklerini gördük hazırlık döneminde. son maç abd’ye karşı farklı yenilseler de, bouroussis ve schortsianitis’in oynamadığını hatılatmakta fayda var. en azından zorlaybilirlerdi bu ikili olsaydı. ben, yunanistan’ın grubu önümüzde bitireceğini düşünüyorum..

sırplar tarihe geçen kavgayla birlikte oyunlarında düşüş yaşayabilirler. zaten, teodosic’in fark yarattığı bir takım görüntüsündeler. malum, kadro çok genç ve tecrübeli oyuncu sayısı yok denecek kadar az. krstic bu yönden oldukça değerli. bjelica, tepic, tripkovic, raduljica ve velickovic gibi kaliteli gençler şans buluyor. muhakak ki çok dengeli bir takımlar ve bir arada oynuyorlar uzun süredir. gruptan çıkmaları da kuvvetle muhtemel. ilk 4′e girerlerse büyük başarı olacaktır..

devam edince, brezilya, arjantin, litvanya ve slovenya gibi dişli takımların olduğunu görüyoruz. belli ekolden gelen takımlar var. çoğunun önemli oyuncuları gelmeyecek olsa da, sürpriz yapıp öne çıkacak ekipler olacaktır. abd’nin grubundan brezilya ve slovenya iş yapabilirler. dragic muazzam bir sezon sonu yaptı, slovenya takımında sorumluluğu artar diye düşünüyorum. yine litvanya’lı kleiza’dan da dominant bir tunuva performasnı bekliyorum. o da nba’e geri döndü.

genele baktığımızda, çoğu takımın disiplinli, bireyselliğe ve yeteneğe değil de takım oyununa önem veren yapıda olduğunu görüyoruz. bu yönden bakınca, belli oyuncularıyla fark yaratmaya çalışacaktır takımların bazıları da. oyun kafa kafaya geldiğinde ve birisinin çıkıp gidişatı değiştirmesi gerektiğinde, eline bakacağı oyuncu sayısı fazla olan takımlar her şeye rağmen daha şasnlı olacak diye düşünüyorum. yani yetenek ve tecrübe bir yerden sonra devreye girecektir. çok az bir süre kaldı; bekleyelim, görelim.

basketbol şubesi’nde olan biten

24 Ağustos 2010, Salı

galatasaray, futbol şubesi’nde ne kadar kaos’un içine girmeyi becerebildiyse, basketbol şubesi’nde de o kadar akıllı icraatlar yapıyor.. artık, dile getirmeye ne hacet, oktay hoca’nın koç olarak görevlendirilmesi ilk adımdı. ardından da güzel işler takip etti bu hamleyi. her şeyden önce, yıllardır eksikliğinden dolayı sıkıntı çekilen noktaya parmak basmayı başardılar. planlı, programlı bir yapıya kavuşmak için çabalanıyor şu an. sözleşme imzalanan basketbolcuların çoğu, en az 2 yıllık atıyor imzayı. bu da basketbol şubesine bakış açısının biraz da olsa genişlediğinin ispatıdır..

yerli rotasyonuna, kalburüstü topçular eklendi. onardan bahsetmiştik daha evvel. çok fazla tekrar etmeye gerek yok işte. ermal, tutku, haluk ve geleceğe dönük yatırım kapsamında melih, sertaç, ilkan gibi gençler dahil oldu kadroya. atlamamamız gereken bir ince çizgide burada. bundan önce, bu şubede plansız ve günü kurtarma amacıyla hareket edildiğinin en büyük kanıtlarından birisi de, hemen hiç gelecek vaadeden oyuncunun olmamasıydı. en fazla, cemal nalga falan vardı yani.. şimdi girişilen bu gençleştirme operasyonu da kritik, o anlamda. ümit milli’den takıma kazandırılan bu gençlerde muhakkak oktay hoca etkisi vardır. geldiğini belli etmek böyle bir şey sanırım…

dün itibariyle takıma preston shumpert da dahil oldu. beşiktaş’tan ve efes’ten tanıyoruz kendisini. bu konuda fikrim net; türk statüsünde oynayacak bir shumpert, ligin en iyi 3 numaralarından bir tanesidir.. çok keskin bir şutör ve yalnızca ceza şutlarında değil, maçın kritik anlarında da kullanabiliyor, şutör özelliğini. aynı zamanda shumpert’in en önemli kozlarından bir tanesi de şutlarını çabuk bir stille çıkartabilmesi. tecrübesini de işin içerisine katarak, rakibini ekarte ettiği anda sayıyı yapabiliyor. kısaca, galatasaray basketbol takımı istikrarlı ve hedeflenen noktada çokça maç oynamış bir basketbolcuyu transfer etti. güzel bir detay da sözleşmenin 2 yıllık olması…

diğer yabancılara baktığımızda; radoslav rancik, taylor rochestie, joshua shipp ve luksa andric.. rancik geçtiğimiz yıl, en sevilen basketçi olmuştu takımda. bu yıl da takımda kalmak adına fedakarlık yaptığını düşünüyorum. çok değerli bir oyuncu. rochestie, almanya’dan gelen bir oyun kurucu. o da üç sayılık isabetleri ile ön plana çıkan birisi. tutku açık ile rotasyona girecekler. biri oyunu yönlendiren diğeri şutör iki oyun kurucu olması iyidir her zaman. shipp’i ise bornova’dan hatırlıyoruz. 2 numara pozisyonunda oynuyor. savunması hiç de fena değildir. ayrıca, fiziğinin getirdiği bir avantajı; 3 numarada da kullanılabilir zaman zaman. ligi ve oyuncuları tanıması artı puan şüphesiz. ve son olarak luksa andric. cibona zagreb’den alınan, hırvat milli oyuncu. euro league’de oynama şansı buldu. bu da ona henüz 25 yaşında olmasına rağmen önemli tecrübe kazandırdı. luksa, muadilleri gibi pota altını kaplayan, fiziğiyle ön plana çıkan bir uzun olmasa da dış şutları oldukça başarılı. bunun yanında ayakları da geyet hızlı. cibona’nın mali kriz dolayısıyla elden çıkardığı bu adamı transfer etmek çok güzel bir iş gerçekten. taraftar rancik gibionu da sevecektir eminim ki..

turks are flying!

21 Ağustos 2010, Cumartesi

basketbol’da kavga

20 Ağustos 2010, Cuma

dünkü yunan-sırp maçında çıkan kavga, dünya şampiyonası öncesi, hiç beklenmedik bir vakaydı. buralarda aynı kefeye konulan adamlar, ama bildiğin kelli felli  herifler, yumruk yumruğa birbirine girince, komik görüntüler de çıkmıyor değil. geri vitesin tanımını yapan teodosic, scho’yu alttayken yumruk manyağı yapan ve olaya sandalyeyi karıştıran krstic, bıraksalar herkesi çerez niyetine yiyecek olan schortsanitis.. tabi, karşıdakine saçma sapan figürlerle saldırmaya çalışan, yanı sıra, sokakta karısını döven adam görse durup izleyen tek millet biz değiliz. onu da hatırladık bu vesileyle..

basketbol ve kavga demişken, şöyle bir hafızamdakileri tazelemek istedim. artest-ben wallace‘ı hatırlamayan yoktur herhalde. palace’daki deyim yerindeyse harp’ten sonra, nba yönetimi olağandışı cezalar vermişti her iki tarafa da. kolej maçında çıkan arbede de fenaydı. abd – porto riko maçında, adamım t-mac’in, casia’noya sardığı pozisyon.. her izdediğimde, t-mac’in o top gösterişine ayrı bitiyorum.. kobe’nin yediği yumruk ve ardından soyunma odasına giderken, sinirden delirmesi.. shaq’ten, brad miller’a inen bir balta.. ki miller arıyor dayağı resmen.. çin’liler ile porto riko’luların çete gibi kapışması. kısa boylu adamdan korkucan tezini haklı çıkartırcasına.. hakeme uzanan eller, hiç de yumuşak değil.. ligimizde, efes – fener maçında haislip, mirsad kavgası. bu da çok tek taraflıydı yahu, haislip çok fena çıkartmıştı sağdan.. ve favorimi sona sakladım. ülkemizde, galatasaray forması giymiş, çılgın adam charles gaines’in, çin ligi’nde, rakibinde hasar bırakan o efsane yumruğu.. adamın anası ağlıyor, ciddi ciddi.. unuttuklarım veya atladıklarım mutlaka vardır. ilginç ve oldukça geniş bir konu zira.

nba 2k11, the greatest is back!

19 Ağustos 2010, Perşembe

ve gene; ‘işte premier league bu!’

18 Ağustos 2010, Çarşamba

neredeyse bir sporcunun transferi kadar merak edilen bir süreçti murat kosova’nın ntv’den ayrılıp, trt’ye geçmesi. ki, bu karışıklığın temelinde yatan durum, başarılı spikerin adının lig tv ile anılmış olmasıydı. ve hatta, bir çok kaynaktan gelen haber, murat kosova lig tv ile anlaştı şeklindeydi. haliyle, herkes sevindi süper lig adına. yeni bir dönem içerisinde yer alan yayıncı kuruluşun çok doğru bir transfer yaptığı herkesin ortak fikriydi. gel gör ki, sürpriz bir gelişme ile kosova, trt’de karşımıza çıktı. bir diğer deneyimli isim okay karacan’ın yanında, trt’de olması güzeldi fakat, hem süper lig hem de ingiltere ligi anlatması açısından kötü bir senaryo olmuştu bu.

trt1′de, liglerin başlamasıyla beraber, stadyum programında izledik murat kosova’yı. hakan şükür ve feyyaz uçar’la birlikte. yavaş yavaş bu duruma alışacağımızı düşünürken, dün hiç beklenmedik bir haber düştü internet camiasına. haber, kosova’nın lig tv’ye transfer olduğu yönündeydi. başta tereddütlü yaklaşsak da, çok geçmeden doğruluğu onaylandı ve gerçek olduğu anlaşıldı. bir kaç gün önce düşündüğümüz lig tv adına olumlu işler, hayata geçti böylelikle.

ingiltere ligi ntv’deyken, okay karacan’la ve murat kosova’yla sevdi bir çok kişi bu ligi. maçların temposuna bir de bu adamların heyecen verici anlatımı eklenince, izlenilen müsabakadan iki kat zevk alınıyordu. şahsen, kosova’nın arsenal maçını anlatırken kullandığı ‘işte premier league bu!’ kalıbı, her ingiliz ligi’nden maç izlediğimde aklıma gelir. ve tabiki kernkraft -zomibe nation… son yıllarda, hem ntv’nin pirömiyer lig yayıncısı olmaması hem de sanırım basketbola yönelmek istemesi hasebiyle, pek futbol maçlarında denk gelmedik usta spikere. yine de nba ve basketbol milli takımı maçlarında yeteri kadar keyif verici anlatımları oluyordu. şimdi ise futbol mecrasında izleyeceğiz. eminim ki, süper ligin kalitesine katkısı hayli fazla olacaktır murat kosova’nın. bu ara da umuyorum, tek başına anlatır maçları..

aklıma gelmişken, paylaşmak istedim. ntv ve ntvspor’un dünya şampiyonası maçlarında ismail şenol da görev yapacakmış. murat kosova’dan sonra, nba adına pek üzülmememizin sebebidir genç spiker. tabi orkun çolakoğlu ile birlikte. belki, futbol maçları da yorumlar bu ikili, kim bilir..

geldi çattı 2010!

17 Ağustos 2010, Salı

ülkemizde bir basketbol dünya şampiyonası düzenlenecek bu yıl. hemen hiç bir takımın yıldız oyuncuları teşrif etmeyecek olsa da, adı yeter, dünya şampiyonası bu.. uzun süredir hazırlandığımız, reklamını yapmaya çalıştığımız, ilgiyi yönlendirmeye gayret ettiğimiz şampiyonada, kobe, lebron, gasol ya da nowitzki gibi yıldızların gelmeyecek olmasından çok daha büyük bir problem var bizim adımıza; a milli basketbol takımımız, tanınmayacak kadar kötü şu sıralar..

tanjevic projesinin tutmadığı, artık malumun ilanı olmuşken, federasyon başkanımız yüce insan td’in ısrarcı tavırları belki de bugün oluşan ruhsuz ortamın baş müsebbibi. tadında bırakılsaydı bu olay ve daha başka bir projeyle ilerliyor olsaydık, eminim ki, geldiğimiz nokta şu andan çok daha ilerisi olurdu. koç her ne kadar, yıllardır planlarını bu turnuvaya göre şekillendirdiğini söylese de görünen köy kılavuz istemez, çok dağınık bir halde takımımız.. aslında, sayılı günler kalmışken, teknik heyet ve kadro adına yapabileceğimiz tek şey eleştiri getirebilmek olur. ötesine geçemiyoruz malesef. neticede, şampiyonaya bu koç ve heyeti artı bu oyuncular ile çıkacağız. en azından, şimdilik bu yapıdan nasıl maksimum verim alınabileceğini tartışalım..

hazırlık maçları, turnuvaları net bir gerçeği yüzümüze vurdu, o da şudur; oyuncularımız kendilerini çok yukarılarda görüyorlar ve bugüne kadar halktan aldıkları desteğe dayanarak, sonsuz kredileri olduğunu düşünüyorlar. sorunun çıkış noktası da burası zaten. kendisini tanımalı milli takım. bir sınır çizebilmeli ve o doğrultuda, yapabileceği neyse, onu yapmaya çalışmalı. bizim için önemli olan, hidayet ve ersan gibi adamların çıkıp 25′er, 30′ar atmaları değil. takımı parkede yönetebilmeleri. şahsen, hidayet’in 8/10 gibi bir üçlük yüzdesi tutturmasındansa, 9 asist 7 ribaund istatistikleri yakalamasını tercih ederim. aynı şeyler ersan, kerem tunçeri vb. için de geçerli.. hazırlık maçlarında, ne yeterli sertliği gösterip, oyun karakterimizi yansıtabildik ne de hücumda top dolaştırıp tüm çarkları işler hale getirebildik. bu noktada, gerekli tespitleri yapamadığını düşündüğüm teknik heyet, asıl eleştiri kayanağıdır..

bunlarla birlikte, çok da şanssız bir olay yaşadık. geçtiğimiz yılın en önemli performanslarından birisini gösteren oyuncumuz engin atsür, talihsiz bir sakatlık yaşadı ve turnuvada malesef yer alamayacak. guard rotasyonu için mühim bir eksik oldu bu. tunçeri ve ender’in geride bıraktığımız yılı çok sağlıklı geçerdiklerini söyleyemem. bunun yanında oyun sete kaldığında, skor üretebilecek bir oyuncuydu engin. neyse, ilk kez milli takımda büyük sorumluluk alacakken, sakatlanan engin’e geçmiş olsun demekten başka yapabilceğimiz bir şey yok…

takımda, her zaman için övündüğümüz bir konu da genç oyuncuların varlığıdır. yıllardır rotasyonda olan kerem, hidayet, ömer onan gibilerin yanı sıra, ersan, cenk, oğuz, ömer aşık ve semih gibi gençlerden kurulu bir ekibiz. mamafih, ersan ilyasova dışında kendisini geliştiren ve yetenekleri doğrultusunda güzel yerlere gelebilen bir genç çıkmadı aralarından. hemen hepsinin hali hazırda çalışarak geliştirebileceği eksikleri bulunuyor. nba draftlerine girip kendilerine oldum demektense, oyunlarını geliştirmeye yönelmeleri lazım biraz. bunlar uzun vadede çözülecek sorunlar tabi. turnuvaya 11 gün kalmışken daha net sorunlara yönelmeli ve kesin çözümler üretmeliyiz. örneğin, zaman zaman ersan’ın 3 numara, sinan’ın 1 numara oynatılması.. takım top kapıp hızlı hücumlar yakalamadığı sürece, set hücumlarında sıkıntı yaratıyor. nba’de de uzun forvet pozisyonunda oynayan ve oraya adapte olan ersan için hiç de kolay olduğunu düşünmüyorum 3 numara pozisyonunun..

geçtiğimiz gün barış ermiş kadroya dahil edildi ve son tabloya bakınca evren büker dışarıda kalacak gibi duruyor. sinan ve ömer’in yer aldığı bir takımda evren kabul ediyorum ki, onların arkasında düşünülebilir. fakat, onu hiç düşünmemek geçen yıl oynadığı basketbola saygısızlıktır. hiç bir şey yapmadan kadroya dahil olan nice oyuncular var yakın tarihten, günümüze. hiç değilse 12 kişilik kadroda yer almalıydı evren..

önümüzde efes cup var son olarak ve takımımızı tartabilmek adına dikkatle izleyeceğim turnuvayı ben. bıraktığımız yerde, sürünür vaziyette gördüğümüz ekibin, bir anda şahlanarak, ayağa kalkacağını iddia etmek güç olur tabi. fakat ne olursa olsun, seyirci desteğiyle, bir uyanış, bir kendine geliş de beklemiyor değilim. bugüne gelinceye dek çok uyuttu bizi, yukardakiler. avrupa şampiyoınalarında berbat sonuçlar aldık, rezil yerlerde bitirdik, 2010 dediler, oraya gidemedik buraya gidemedik 2010 dediler. plan program vs, hep 2010 dediler. ve o tarih geldi çattı. o, yukarıdakiler adına son şans olacak bu… takım adına olumsuz asla düşünemeyiz tabi ki. bizlere o güzel duyguları yaşatan da 12 dev adamdı. unutmuyoruz. fakat şu hazırlık maçlarında da bir umut ışığı görebilsek, hiç fena olmayacaktı hani. son olarak diyeceğim, her ne olursa olsun, bu oyuncuları sonuna kadar destekleyecektir tüm ülke. onlardan da hala ve hala bu desteğe yakışır bir oyun bekliyoruz.

king james miami heat’te!

09 Temmuz 2010, Cuma

bir kaç yıldır takımların kendisi için şekilden şekle girdiği, aylardır nereye gideceği merak edilen, günlerdir de isminden başka bir şeyin telaffuz edilmediği lebron james, nihayet açıkladı yeni takımını: miami heat. espn’de yapılan decision 2010 adındaki özel bir programda öğrendik lbj’nin aldığı kararı. hani biraz da eşşeğin bir yerlerine su kaçırma olayı da olmadı değil. espn’e çıkıp, kararını canlı olarak tüm  dünyaya sunması anlaşılabilir bir yerde. neticede, ciddi manada yıllardır beklenen bir seçim bu. fakat sürecin gittikçe uzatılması can sıkıcı bir hal aldı.

neyse, en sonunda bir karar vermiş oldu lebron james. söylediği gibi, birden fazla şampiyonluk kazanabilmek adına, wade’in mekanı sayılabilecek miami heat’i tercih etti. ayrıca, cavs organizasyonuna teşekkür etmesinin yanı sıra, artık normal sezon 1.’likleri değil, nba 1.’likleri istiyorum diyerek de bir ince sitem yolladı onlara.

açıkçası ben pek ihtimal vermiyordum miami opsiyonuna. lebron’un egosunu bu kadar törpüleyebileceği ve -bana kalırsa- 2. adamlığı kabul edebileceği, aklıma gelmemişti. fakat, bosh’un da miami’yi seçmesi ve takımın çok yönlü bir hale bürünmesi king’i cezbetmiş olacak ki, tercihi bu yönde oldu. artık nba’de yeni bir sayfa açılacak diyebiliriz sanırım. pat riley’nin yarattığı bu fantastik ekip, p-jax ve kobe’li lakers’a karşı durabilecek en büyük rakip olarak gözüküyor aynı zamanda.

ilerleyen dönemlerde daha kapsamlı, daha detaylı yazılar yazmaya çalışacağım bu, belki de nba tarihinin akışına yön verebilecek lebron miami heat birleşmesiyle alakalı. şimdilik, bu şoku atlatana kadar, lebron formalarını ateşe veren cleveland’lıların hüznünü ve  james gelirse çocuğumu keserim sözü veren heat taraftarlarının neşesini paylaşacağım..