‘basketbol’ olarak etiketlenmiş yazılar

nba’de son takaslar

20 Şubat 2010, Cumartesi

nba’de takas sezonu perşembe günü kapandı. takımlar;  ihtiyaçları doğrultusunda, istedikleri oyunculara imza attırabilmek için uzun pazarlıklara girdiler. kimisi emeline ulaşırken, kimisinin de eli boş kaldı. tabi nba bu, bir sürü detay ve kural var işin içinde. uzun uzadıya bir yazı yazmak gerek bu takaslar ve takımlar hakkında. şimdilik; yalnızca önemli  takasları yazıyorum; daha sonra,  detaylı bir analiz yapma şansımız olur inşallah.

t-mac ve sergio rodriguez; new york knicks
kevin martin, armstrong, j. hill ve jeffries; houston rockets
carl landry, dorsey ve hughes; sacramento kings.

antawn jamison ve s. telfair; cleveland cavaliers
ilgauskas, emir preldzic’in 2010 draft hakkı ve al thornton; washington wizards
gooden; los angeles clippers.

josh howard, james singleton, quinton ross ve d. gooden; washington wizards
caron butler, brendan haywood ve stevenson; dallas mavericks.

marcus camby; portland trail blazers
outlow ve s. blake; los angeles clippers.

nate robinson ve m. landry; boston celtics
eddie house, jr. giddens ve bill walker; new york knicks.

ronnie brewer; memphis grizzlies
gelecekteki 1. tur draft hakkı; utah jazz.

john salmons;milwaukee bucks
h. warrick ve joe alexander; chicago bulls.

flip murray, acie law ve gelecekteki 1. tur draft hakkı; chicago bulls
tyrus thomas; charlotte bobcats.

all-star 2010 başlıyor

13 Şubat 2010, Cumartesi

shaq dans show

bu gece, celebrity game ve rookie challenge’la start alıyor all-star 2010 organizasyonu. celebrity game’de dr. mehmet öz’ün de yer alacağı açıklanmıştı, bu açıdan ilgi çekici olabilir. cuban’ı hiç saymıyorum bile. türkiye saatiyle 02.00′de celebrity game, saat 04.00′de rookie challenge başlayacak. ntv spor 04.00′deki maçı canlı yayınlayacak. çaylakların kadrolarına şuradan bakabilirsiniz. benim görüşüm, her ne kadar yetenekli oyuncu açısından bir sorun yaşamasa da çaylakların, iki yıllıklar karşısında pek şansları yok. lopez, rose, mayo ve gordon büyük gelişim göstererek kademe atlamayı başaran oyuncular. diğer iki yıllıklar da ligin önemli oyuncuları arasında. çaylaklara fırsat tanımayacaklardır. belki, tyreke-cengiz ikilisi ekstra oynarsa bi’ şeyler olabilir, onun dışında favorim sophomores. hatırlatayım, çaylakların son galibiyeti 2002 yılında gelmişti. kadroya da tek itirazım ty lawson’dır. not: bu arada, rose’un yerine anthony morrow kadroya dahil olmuş.

cumartesi de bildiğiniz üzre, yetenek yarışmaları düzenlenecek. durant, caspi ve rondo’nun katılacağı h.o.r.s.e yarışması, ilk oynanacak olan oyun. geçtiğimiz yıl olduğu gibi, durant’in alacağını düşünüyorum ben. ya da rondo’nun alamayacağını düşünüyorum da diyebilirim aslında. ardından, bana göre gereksiz olan şut sokma yarışı var, geçiniz onu. sıra yetenek yarışmasında. nash, deron, rose ve cengiz. bu 4′ünden 3′ü daha önce bu oyunu kazanmış adamlar. brandon’ı niye oraya seçtiler tam anlamadım, işi zor diğerleri karşısında. tahminim, rose alır yine. bi’ sonrası, 3′lük yarışması. çekişmeli geçeceğini öngörebiliriz çünkü iyi şutörler katılıyor bu yıl. billups-steph curry-cook-gallinari-pierce ve frye. ne söylesem aksi çıkabilir, o denli zor geçecektir büyük ihtimalle. o yüzden gönlümden geçen, çaylak curry’nin kazanması diyeyim. şöyle de bi’ güzelliği var genç adamın. ve en son, smaç yarışması geliyor cumartesi için. katılımcılar; nate ‘illallah’ robinson, g-wall, shannon b. ve çaylak maçının devre arasında yapılacak elemeyi geçecek olan derozan-gordon ikilisinden birisi. açıkçası,  shannon brown, göze çok hoş gelen bir stilde smaç vuruyor. oldukça atlet bir yapısı var buna bağlı olarak çok iyi sıçrıyor. favorilerden birisi olacaktır mutlaka. gerald wallace’ın da oldukça estetik smaçları var kariyerinde. nate’i geçtim, elemeyi derozan geçer yüksek ihtimal ve sürpriz yapabilir diyorum ben çaylak oyuncu için.

gelelim organizasyonun en ilgi çekici kısmına; all-star game’e. bu sene bir çok oyuncunun çeşitli sebepler dolayısıyla affını istemesi, biraz canımızı sıktı. kobe, paul, roy ve iverson all-star seçilmelerine rağmen, pazar gecesi cowboys stadium’da olamayacaklar. yerlerine seçilen oyuncularla birlikte, all-star kadrosuna şuradan göz atabilirsiniz. kobe ve paul gibi iki önemli oyuncunun olmaması batı’yı direkt etkileyecektir fikrindeyim. doğu; lebron, wade ve howard’lı kadrosuyla ön plana çıkıyor. kadroların son halini dikkate alarak, doğu’nun bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz. mvp umarım yine lebron olmaz. wade olursa, kariyerinin eksiklerinden birini tamamlamış olacak, fena da olmaz hani. organizasyonun en büyük eksiği ise shaq reis. onsuz bir all-star yavan kalacak, her açıdan. fotoğraf, ona  saygı mahiyetinde.

nba: gel artık play-off!

12 Şubat 2010, Cuma

nba’de all-star arasına, bu gece oynanacak çaylaklar maçıyla giriyoruz. sezonun yarısından fazlası geride kalmak üzere ve yavaş yavaş takımların sıralamadaki konumları belli oluyor. ilk sıralarda yer alıp, play-off’da saha avantajı kazanmaya çalışan takımlar özellikle batıda, zorlu bir yarışın içerisindeler. dengeler hemen her dakika değişebiliyor ve haliyle ortaya oldukça keyifli bir mücadele çıkıyor. bu zevkli ligin takımları hakkında, bir iki kelam edebiliriz artık. ilk önce doğu’da ve batı’da 12 şubat itibariyle ilk 8′de yer alan takımlara bakalım.

doğu: 1-cavaliers 2-magic 3-hawks 4-celtics 5-raptors 6-bobcats 7-heat 8-bulls

batı: 1-lakers 2-nuggets 3-jazz 4-mavs 5-spurs 6-thunder 7-suns 8-blazers

lebron-kobe

doğu konferansında normal sezon için, ilk sıranın sahibi şimdiden belli dersek, pek yanılmayız sanıyorum. geçen yılı normal sezon 1.’si olarak tamamlayan cleveland, bu sezonda iddialı. bilhassa, son haftalarda muazzam bir çıkış yaptılar ve all-star arasına girerken 13 maçlık bir seriye imza attılar. mo williams’ın omzundan sakatlanması, cleveland’ın oyununu olumsuz etkileyecek diye düşünenler, şu an için yanılmış gözüküyor. çünkü kral james, en büyük yardımcısı yokken daha da etkileyici bir performansla oynuyor. lebron, mo’suz maçlarda 30 sayı 11 asist gibi absürd ortalamalarla oynuyor. saha hakimiyetinin iyi olduğu malum da, bir kaç maçlık dahi olsa 11 asist ortalama yakalamak nash’in, paul’un harcı. gerçekten büyük keyif, lebron james’i izlemek. dün oynadıkları magic maçının son anlarında bunu bir kez daha ispatladı. istediği zaman sayı üretebilmesini geçtim, varejao, hickson gibi oyuncuları 20′li sayılara ulaştırabiliyor nashvari paslarıyla. şimdilik mike brown’ın takımı için işler iyi gidiyor. 43-11 ile ligin zirvesinde cleveland cavaliers.

ligin tepesinden bahsetmişken, lakers’ı hatırlıyor çoğu kişi doğal olarak. sezonun büyük kısmını lig birincisi olarak götürdüler. cavs’in olağandışı serisi olmasa tepede hala onların ismi yer alacaktı. tablo yine hiç karamsar değil, tabi. batı’nın lideri lakers. ve bana kalırsa şampiyonluğun en büyük adayı. staples center’da carmelo’suz bir denver’a yenilmiş olsalar da -ki billups’ın 9 üçlük attığı bir maç o- ardından oynadıkları portland-spurs ve jazz maçlarını kobe olmadan kazandılar. bu iyiye işaret takım için. ligin en iyi oyuncusu olmadan, batı’nın play-off takımlarını yenebilmek, lakers haricinde kolay kolay kimsenin yapamayacağı bir durum bence. gerçi, kobe’nin son zamanlarda biraz rekor için olsa da, bencil tavırlar sergilediği gerçeği var ortada. belki de takımın biraz kobe’siz oynamaya ihtiyacı vardı. odom’un bu aralar önemli katkısı oluyor lakers’a, es geçmek olmaz. onun dışında söyleyebileceğim; gasol büyük topçu birader.

billups’ı, iverson ile takas ettikten sonra çehresi değişen denver nuggets, şu sıralar batı 2.’liği için mücadele veriyor. belki de nba tarihinin en doğru kararlarından biri olan bu takas sayesinde batı’da istedikleri başarıya ulaşabilecekler, belli olmaz hani. all-star öncesi, dün gece evlerinde spurs’e mağlup oldular. daha doğrusu san antonio duvarına tosladılar. takımın hücum gücünü oluşturan kısalar carmelo, billups ve jr smith’in korkunç şut attığı bir geceydi. sanırım, bu ara en çok george karl’ın takımına yarayacak. carmelo ligin sayı kralı konumundayken sakatlık yaşadı ve eski performansını tam yakalayamadı. son 5 maçta 3 yenilgi aldılar. yine de, hızlı oyun temposuyla, billups gibi usta bir guard’ın yönetiminde başa çıkması çok zor bir takım denver. staples center’da lakers’ın feleğini şaşırtabilecek kadar ilginçler üstelik. bu yıl ümitli olduğum takımlar listesinde üst sıralardalar. edinmeleri gereken bir huy var yalnız; istikrar. 35-18 ile batı 2.’si durumunda yer alıyorlar.

utah son günlerin en formda takımı dersek cleveland’a ayıp olur ama hiç fena değil bunlar da. lakers’a evlerinde yenildikleri maçtan önce 9 maç üst üste kazandılar. çok başarılı bir basketbol oynuyorlar açıkça. boozer bir kaç maç kaçırsa da deron ve özellikle kirilenko sayesinde ard arda iyi sonuçlar elde ettiler. tabi, eklemek lazım, kazandıkları 9 maçın 6’sı energy solutions arena’daydı. evinde daha iyi oynayan bir ekip sloan’ın utah’ı. içerde 22-7′yken, dışarıda 10-12 durumları.

orlando magic doğu konferansında 2. sırada yer alıyor. geçen yılın sürprizi olarak tanımlayabileceğimiz takım, bu yıl da iyi gidiyor. carter-hidayet değişimi çeşitli soru işaretleri oluştursa da belli bir düzen içersinde oynamaları onlara büyük avantaj sağlıyor. bir de howard’ı istikrarlı biçimde kullanabilseler. 1 hafta arayla, ciddi rakipleri celtics’i içerde-dışarda yemeyi başardılar, bu güzel bir gelişme. son saniye basketiyle wizards’a mağlup olmaları haricinde iyi gidiyorlar zaten son zamanlarda. carter’ın, kaçırdıkça daha çok denemesi belki de ilk kez işlerine geldi ve onun 48 sayısıyla hornets’i yenmeyi başardılar. bir de, dün ilginç bir istatistiğe denk geldim cavs’le oynadıkları maçta. howard’ın çizgiden yüzde 60 ve üstü attığı maçlarda çok büyük bir oranda kazanmış magic. onu serbest atış çizgisine yollamayı tercih ediyor bir çok takım ve howard bu durumu daha verimli kullandığında sonuç ortada.

denver’dan bahsederken istikrar kelimesini kullanmıştım. şimdi, sıra boston celtics’e geldi ve ben istikrarı yine kullanmam gerektiğini düşünüyorum. vasat ve altı takımlara karşı oyunlarını rahat şekilde kabul ettirebiliyorken, ligin kalburüstü takımlarına karşı çok ciddi anlamda zorlanıyorlar. orlando’ya, atlanta’ya, lakers’a ve dallas’a kaybettiler en sonlarda, hatırladığım. 4 maç kazandıktan sonra, 3 maçlık bir mağlubiyet serisi tutturmak hiç de iyiye delalet değil. ray allen hakkında takas söylentileri var fakat ben böyle bir hamlenin yanlış olacağı kanısındayım. kg bu denli kötü bir sezon geçiriyorken, işleri hiç kolay değil play-off arenasında.

atlanta da doğu da zirveye oynayan ekiplerden birisi. son yıllarda istikrarlı biçimde geliştirdiler kendilerini ve sonunda tepeye oynayan bir takım haline gelebildiler. bibby’nin yalan oynadığı bu sezon, jamal crawford’dan ciddi katkı alıyorlar. bench’ten gelip en çok skor üreten oyuncu konumunda ligde, jamal. joe johnson’un yanında horfod’ı da all-star’a yolluyorlar bu yıl. ki, josh smith de oyununda gösterdiği gelişim sonucu haketti o unvanı. yani demem o ki, çok oturaklı ve eli yüzü düzgün bir takım hawks. play-off’ta daha çok işlerine yarayacaktır bu özellikleri.

boston’ı yenen de, new york’a 50 sayı fark atan da dallas, gidip minessota’ya phila’ya, raptors’a yenilen de dallas.bir iner misin çıkar mısın vakası daha. yalnız şöyle bir durum var mavs’de. o howard’ı birilerine takas etmeden cacık olmaz oralarda. alıcı bulabilirlerse bir dakka durmasınlar yollasınlar kara oğlanı. neyse, bu ağır aksak ilerleyen takım her şeye rağmen 4. basamağında bulunuyor batı konferansının. düşmek istemiyorlarsa, nowitzki’yi toparlamalı ve yanına adam gibi adam koymalılar. play-off’ta da hiç kolay olmayacak işleri.

şu sıralar kevin durant’ın oynadığı basketbol, ligin en iyilerinden belki de. t-mac’i andıran atletikliği, kobe’ye benzeyen şut kabiliyeti ve hemen hemen her alanda belli seviyede verdiği katkılar onu çok değerli kılıyor. bu genç adamın önünde, çok ödüller, rekorlar ve yüzükler var diye düşünüyorum. takımı oklohama’ya da bire bir yansıyor bu yetenek, haliyle. durant gibi genç ve yetenekli topçulardan oluşan thunder, çoğu kişinin beklemediği kadar iyi durumda. çatır çatır oynuyorlar, açıkçası. 31 galibiyet başarısını yakaladılar şimdiden. başa baş giden maçların büyük kısmını, belki tecrübe belki şanssızlık, bir şekilde kaybetmeselerdi şu an daha da yukarı sıralarda olabilirlerdi. hem bugün hem ilerisi için ışık saçıyor bu gençler, umutluyum ben.

all-star 2010

22 Ocak 2010, Cuma

all-star 2010

nba all-star ilk beşleri açıklandı. batı: nash-kobe-carmelo-duncan-amare. doğu: iverson-wade-lebron-kg-howard. uzun süre kobe önde götürüyordu işi genel oylamada, geçilmiş lebron’a. yine sonlara kadar dirk vardı batı’da, duncan da onu sollamış. uzun uzadıya tartışmak yersiz all-star konusunda. birileri seçiliyor işte. en fazlası, göze hoş gelen hareketler yapabilecek, şova yatkın türden topçular seçilsin isterim. onun dışında da fazlaca “şu olmalıydı” muhabbeti yapmıyorum artık. ha, oylama şekli değişmeli dersen ona katılırım bak. haksızlık yapılsın, deron williams değil monta ellis girsin kadroya temennisindeyim ayrıca.

smaç yarışmasında yer alacak adaylar da açıklandı bu arada. shannon, g-wall, nate ve derozan-eric gordon ikilisinden biri. gordon’u 3′lük yarışmasına yazacakken, yanlışlıkla smaca kaydırmışlar herhalde. shannon, o olmadı derozan alır. nate’ten illallah geldi. smaç demişken şu video‘yu izlemenizi öneririm, kolejde iyi beceriyolar bu işi. (8 numaradaki pas ne fecalettir arkadaş!) ha bir de postercileri oyluyorlar şurada. carter candır diyorum, diğerlerinin hakkını yemek istemesem de.

ısınma turları

09 Ocak 2010, Cumartesi

esat yılmaer’in chicago röportajı sonrasında gelen en kafası güzel yazılardan birisi, beklenildiği gibi hürriyet’ten. haberin konusu kısaca; messi’yle ödül töreninde tanışan, moldovanın kuzeninin karısı yasemin pelosi’nin, arjantin’liye arda hakkında sorduğu sorular ve aldığı yanıtlar. bi’ taraflarından uydurdukları haberi bitirirken  iki oyuncuyu kıyaslayarak da, kendilerince kurnazlık yapmaya çalışıyor damadın adamları. yiyen var tabi bu çakallığı, mal dolu çünkü ülkede. haberin yorum kısmına bakınca anlayabiliyoruz durumu. şaka maka, yaratıcılıkta sınırları zorladıkları için teşekkür etmek gerek kendilerine. hiç değilse, kim kuş kadar zekaya sahip kim normal, belli oluyor sayelerinde.

cemal için frankfurt’a gidecek diye haber yapmış milliyet. cemal gitsin, dönmesin türkiye’ye isterim. hem galatasaray için hem kendisi için daha iyisi bu olacaktır. yönetici ve teknik ekip düzeyinde herkesi cezalandırmıştı kulüp, cemal’i affedip ileride tekrar takıma çağırmazlar umarım, bundan korkuyorum en çok. yapılan saçmalıktan sonra, küme düşsek üzülmem diye düşünürken, tüm  adı olaya karışanların takımdan uzaklaştırılması ve geride kalan oyuncuların verdiği olağanüstü mücadele, beni umutlandırdı. rancik, jasaitis büyük keyif tbl için.

son zamanlarda sıkça bahsedilen haberlerden birisi de bahis skandalı. geniş kapsamlı bir inceleme başlatıldı, almanlar dinledi ve türkiye’de de karanlık işler döndüğü belgelendi. bi’ dönem galatasaray’ın da denediği, muz ortacı, kayserispor’lu bilal aziz’in ismi , telefon kayıtları aracılığıyla şike iddiasında yer aldı. milliyet’in haberinde görüşmelerin detayı da yer alıyor ve federasyonun kayseri-eskişehir maçını incelemeyi aldığı söyleniyor. benim şaşırdığım durum; iddia’da, bilal ve 3 ismi bilinmeyen kayserisporlu oyuncunun eskişehir maçı için bahis çetesiyle takımlarının yenilmesi için anlaştığı ve bunu başaramadıkları yer alıyor. hatta bu olaydan sonra bilal’e çatıyor çete ve ölümle tehtid ediyor. oldukça ilginç bir senaryoymuş. gün itibariyle bilal’in lisansı kayserispor tarafından askıya alınmış. bakalım önümüzdeki günlerde bu konu hakkında nasıl gelişmeler yaşanacak?

nba’de yılın aptalı oylaması yapsak, açık ara 1.’liğe giderdi herhalde arenas. silah muhabbetine, koca 1 yılı, buna bağlı olarak belki de nba macerasını kendisi yedi bitirdi. çıktı, şaka yaptım dedi, sıvadı bir de. o şakayı affetmiyorlar oralarda tabi. işin içine fbi girdi, başı iyice derde girdi zero’nun. bu noktadan sonra wizards’ın, kontrarını feshedebilme şansı, sponsorlarının geri çekilme düşünceleri, stern’ün prestij hesapları derken paraşütsüz düşüşe geçebilir arenas. olayın diğer tarafı crittenton da masum değil gibi duruyor. o  da, nasibini alabilir ağır cezalardan.

cm 01-02′lerde kalmış bir sahte menajer olarak söylüyorum, fm 2010 güzel oyun arkadaş! karışık ve gereksiz ayrıntılarla doldurulmuş fm serisinden haz etmedim bugüne kadar. gerçi açıp oynamışlığım da yoktu pek. fakat 2010 önyargımı kırdı desem pek yanlış olmaz hani. normal şartlarda, 1-2 saate çözüyorsunuz oynanışı ve alışıyorsunuz. yepisyeni kadrolar, transfer bütçesini ilhan cavcav’dan az tutan yönetimler ve keşfedilmeyi bekleyen genç topçular. kısalistende, en az 30 genç olmalı, hacı.

raikkonen’i severdim f1′de. onu desteklerdim. bu yüzden mclaren mercedes’i tutuyordum. rakibi olduğu için ferrari’yi pek sevmiyordum. ferrari pilotu olduğu için schumaer her ne kadar efsane olsa da esas adamım değildi. sonra işler değişti, schumaer bıraktı, raikkonen ferrari’ye geçti, şampiyon oldu. sevindik, ettik. ardından raikkonen bıraktı, schumaer mercedes’le pistlere geri döndü. ee,nasıl iş lan bu? ne anladım bu işten ben. gidip, takuma sato’cu olucam.

n’oluyo lan?

18 Aralık 2009, Cuma

fisher’ı her ne kadar sevmesem de, burada üzerinden geçilip yapılan smaç ona acımama vesile oldu. bildiğin, postere sokmuş brewer. smacın uzaktan yapılması ya da smaçtan sonra fisher’ın tank çarpmış gibi savrulması değil benim ilgimi çeken. ramiz dayı’dan posta yemiş ali şaşkınlığında takındığı “n’oluyo lan?” ifadesi bitirdi beni. helal lan brewer.

bu hafta en güzel hareketler’de feci işler var, bakmanızı tavsiye ederim ntv’den. billups-birdman işbirliği, brewer’ın facial’ıyla birlikte favorim.

basketbol şubesinde skandal!

18 Kasım 2009, Çarşamba

cemal nalga’nın, hazırlık müsabakasında 5 maç ceza alması çok şaşırtmıştı beni. bir basketbolcu, rekabetten ve çekişmeden tamamen uzak bir ortamda nasıl bu kadar agresifleşebilir, anlam verememiştim. asıl bomba, sonrasındaymış. cemal cezasını doldursun diye maç ayarlamış kurnazlar, daha da ileri giderek 7 numaralı tufan formasını cemal’in sırtına geçirmişler. akla, mantığa sığmayan bir durum. ulan ne diye ceza almış oyuncuyu gizli gizli oynatmaya çalışırsın bir hazırlık maçında. nasıl cesaret edip, yeltenirsin böyle bir harekete, galatasaray tarihine kara harflerle yazılma pahasına. bahanesi olmayan, kesinlikle affedilmemesi gereken bir olay. cezası neyse versin federasyon, hem bu işte parmağı olanlara hem de bu şahısların -malesef- yönettiği galatasaray basketbol şubesine. ceza versinler ki, kulübün üzerinde kara bir leke olarak kalmasın bu kabul edilemez suç. galatasaray duruşunu geç, spor ruhuna, etiğine aykırı bi’ kere yapılan. yönetim en doğru kararı verip, anında ilişkisini kesmiş ilgili şahısların şubeyle. federasyonda gerekeni yapıp, türk basketboluyla bağını koparmalı bu kişilerin. dedehayır, cemal, okan çevik. kimse sorumlu, basketbolla ilgisi kalmamalı. bana kalırsa, bu durumu bilip de, görüp de, sessiz kalan herkes- tüm takımın olayın farkında olduğunu öngörüyorum-, yani tüm şube  uzaklaştırılmalı galatasaray’dan. zaten bulunduğu yeri haketmiyordu ahmet dedehayır. şimdi belgelendi nasıl bir yönetici olduğu. fener’den fark yesek, küme düşsek bu denli ağır koymazdı. ancak böyle utandırabilirdiniz bizi, yazıklar olsun..

artest bir acayip adam

16 Kasım 2009, Pazartesi

lakers’ın şampiyonluğunda önemli pay sahibi olan trevor ariza, staples center’daydı dün gece. takas edildiği adam ron artest’le karşı karşıyalardı. maçı houston rockests kazanarak, lakers’a üst üste ikinci mağlubiyetini tattırdı. fakat maçta yaşanan ilginç bir olay, maçın sonucundan daha çok ilgimi çekti benim. kobe’ye bloğu koyuyor ariza, ardından pozisyonun devamında ayakkabısı çıkıyor. artest ayakkabıyı alıp arkaya fırlatıyor.  ariza’nın olaydan sonra ron ron’a attığı bakışla, artest’in sayıyı yaptıktan sonra tutunduğu tavrı karşılaştırınca, anlıyor insan bazı şeyleri. benjamin linus yapmaz lan artest’in yaptığını!

video

nba’den başka bir haber; s-jax charlotte bobcast’e takas edildi. acie law’ı da yanına ekleyerek, bell ve radmanovic karşılığında yollamışlar. bu saatten sonra gs’den bi’ şey olmayacağı açık ta, jackson’dan kurtulmaları iyi olmuş her türlü.

national basketball association: 09-10

14 Kasım 2009, Cumartesi

nba başladı, yolu yarılayacak neredeyse, ben henüz hakkında bir şeyler yazma fırsatı bulamadım. aslında, bloga uzun süredir yazı ekleme fırsatı bulamıyordum. 2 hafta olmuş son yazıyı ekleyeli. neyse, daha fazla arayı açmayalım, tembellikte yapıyor zaten fazla boşlamak.

sezon öncesi oynanan hazırlık maçlarının çok azını izleme şansım oldu. ‘ulan ne ara başladı sezon’ durumunda kaldım lig başlarken de. yani, takımların hazırlık kamplarından ve sezon öncesi durumlarından uzak kaldım, çeşitli sebepler dolayısıyla. nba ile ilgili yazarken bu kadar beklememin sebebi de, budur biraz. sezon öncesine değil de, sezon başı itibarıyla lig geneline dair bir değerlendirme yapmak istiyorum.

çizdim, oynamıyorum

şampiyon lakers’la başlayalım. ligin en iyi takımı, kadrosunu artest gibi ligin önemli oyuncularından birisiyle güçlendirirken, geçen yıl başaıyla uyguladığı takım oyunu kavramının kilit oyuncularından ariza’yı kaybetti. şu ana dek, fazla eksikliğini hissetmediler fakat yine de artest’in normal bir insan olmadığını göz önünde bulundurmak gerek. gereğinden fazla sorumluluk almak isteyebilir her an, yahut arkadaşlarını kızdıracak kadar egoist davranışlar sergileyebilir. bu tarz bir risk almış olsa da, ligin en iyi takımı hala phil jackson’ın elinde. sayı üretme konusunda istediği anda rakibin 5 oyuncusuna denk gelebilen bir kobe, pota altında her takıma güçlük yaşatabilen bir gasol, her yöne katkı sağlayabilen bir odom, diğerlerine kıyasla oldukça iyi bir bench ve andrew bynum. lakers’lıların uzun bir süredir patlama yapmasını beklediği genç adam, geçen yıl beklentileri karşılar gibi yapıp, yarım kalmıştı. bu kez, müthiş bir giriş yaptı sezona. gasol’ün olmaması, pota altında onu daha da değerli kıldı ve o da bu şansı çok iyi kullanarak olağanüstü istatistikler yakaladı. ligin en iyi takımı diye adlandırdığımız lakers, bynum’dan  sezon boyu böyle faydalanabilirse, rakipsizlik konusunda hiç sıkıntı çekmeyecektir. hiç sevmesem de -fisher- kobe- artest- gasol- bynum beşi istediği zaman sayı yemez, o kadar diyorum..

lebron james ve cleveland, geçen yıl beklenmedik bir seri sonucu orlando’ya elenmişti. normal sezonu lig lideri olarak tamamlamalarına ve orlando karşısına ağır favori ünvanıyla çıkmalarına rağmen, hido ve howard önderliğindeki magic onları sahadan silmişti deyim yerindeyse. mo-will’in yetersiz kalması, pota altına howard’a teslim olmaları ve sert bir savunma yapamamaları vs. onları dışarıya iten etmenler olmuştu. shaq’in gelmesi pota altını güçlendirmek için ve sertliği sağlamak için önemli bir hamle. lakin yaş malum, hantallığı da eklediğiniz de shaq’in riskli bir ekleme olduğunu söylersek yanılmayız sanıyorum. fa piyasasından a. parker’ı çekerek akıllı bir hamle yaptılar. moon da cavs için iyi bir parça olabilir.  her şey bi kenara, lebron’un her şeyi yaptığı takım hüviyetine bürünmek istemiyorlarsa, shaq aşısının tutmasını ve ekledikleri yan rol adamlarının bekledikleri katkıyı vermesini sağlamak durumundalar. başarısızlık lebroncağızın yuvadan uçması manasına gelebilir, baskı üstlerinde bu yüzden.

şampiyon olamamasını hep duncan ve spurs’e bağladığım suns, ücretinden kurtulmak maksadıyla shaq’i de gönderdi ve karşılığına aldığı hiç sonucunda kadro oldukça darlmış gözküyor. yalnız shaq’la beraber değerini yitiren hızlı basketbol felsefesi bu sezon kendini tekrar göstermiş durumda, nash sağolsun tabi ki. ribaundu alıp, takım halinde ileri koşan ve sayı yapma konusunda sıkıntı yaşamayan eski suns’ı geri getirmek kolay olamayacaksa da ona yakın bir şeyler bekliyorum ben. ilerleyen yaşına rağmen steve nash, müthiş basketbol zekasıyla, takım arkadaşlarını oynamaya teşvik edecek kalitede hala. pota altı ağır derecede hafif kaldı yalnız. amare’yi çıkar hafiflikten uçarlar vallahi. amare’de tek başına bir yere kadar yetebileceği için zayıf pota altıyla, ciddi maçlarda bi’ yerde tıkanacakatır suns. onlar için diyebileceğim; ah ulan kerr!

denver nuggets da kadrosunu koruyabilen takımlardan birisi. konferans finali görmüş bir kadronun iddiası mutlaka olacaktır. melo bu kadar üst seviyede basketbol oynuyorsa hele ki, mutlaka iddiası olur nuggets’ın. sert bir takımlar, billups gibi harika bir oyun kurucuları var ve diğer parçalar-k-mart, nene, andersen gibi- oldukça yeterli. billups öncesi sıradan bir takım izlenimi vermeleri, chaunsey’in nasıl bir lider olduğunu açıklamaya yeter, sanıyorum. carmelo gibi yıldız bir oyuncunun yanına billups tarzında oynatmayı bilen, tecrübeli bir yıldız getirerek 1-0 önde başlamıştı zaten denver. bu yıl 2-0 yapmaları da mümkün. kaderlerini kendileri, daha doğrusu yıldız oyuncuları çizecektir. carmelo o yıldızın adı da. bu kadar iyi bir takım yakalamışken, artık o olgunluk seviyesini aşıp, bir şeyleri başarabileceğini ispa etmeli. aksi taktirde, yerinde sayar melo. denver’ın bir atısı da kadrosuna dahil ettiği ty lawson. ncaa’de şampiyon olan north carolina ekibinin oyun kurucusuydu lawson. beni oldukça etkilemişti basketboluyla. şu ana dek nba’de de iyi yerlere gelebileceğinin sinyallerini vermiş durumda.

lebron-howard

orlando magic geçtiğimiz yıl nba finali gördü ve bu seviyelere çıkan bir takımın beyin rolünde bir türk’ün yer alması hepimizi sevindirmişti. şimdi o türk takımdan ayrıldı ve çoğu kişi magic’in hido’suz geçen yıl yakaladığı başarıyı yakalamasının zor olduğunu düşünüyor. ben aksi fikirdeyim. evet, hidayet’in howard’a çalışan penetreleri olamayacak belki, ama şutör kimliğinden de hiç kaybetmedi bu takım. çatır çatır şut sokup rakip savunmanın alt üst olmasını sağlayabiliyorlar. içeride de bir canavar olunca darbeyi vurmak, yıpranmış savunma karşısında zor olmuyor. hidoyla birlikte, lee, battie ve alston’da ayrıldı takımdan. onların yerine carter, barnes, anderson ve bass geldiler. gelen oyuncuların van gundy’nin şuta dayalı oyun yapısına uygunluğu, hidayet’in eksikliğini aratmayacaktır diyorum ben. lewis’in de takıma katılmasıyla beraber, skor opsiyonu hayli fazla bir orlando izleyeceğimizden süphem yok. geçen yıl edindikleri tecrübeye yapacakları her ekleme onları bir kademe daha atlatır. kısaca, güvendiğim takımlardan orlando.

şimdilik bu kadar yeter, uzun süredir yazmayan adam için. ilerleyen zamanlarda diğer takımlar için de bir iki kelam etmeyi düşünüyorum. sonraya kalsın onlar da.

kapanışı wade azmanının varejao’yu potaya soktuğu, ardından bir de takla attırdığı fevkaladenin  fevkinde smacıyla yapmak isterim.

acımasız olma bu kadar..

eurobasket 2009 #2

16 Eylül 2009, Çarşamba

eurobasket09 | sevinç

eurobasket 2009 başlamadan önce yazdığım yazıda, zaman zaman iyi savunma yapabildiğimizi, hücumdaki eksikliği gidermek için bu avantajımızı sıkça kullanmamız gerektiğini dile getirmiştim. ne yalan söyliyim, bu kadar üst düzey bir savunma yapabileceğimiz, hiç aklıma gelmezdi. tamam iyi savunmacılarımız var da bu denli sert oynayabilmek, her maçta aynı direnci gösterebilmek kolay iş değil. her şeyden önce bu sebeple övünebiliriz milli takımla. çeyrek final öncesi, rahatlıkla söyleyebilirim ki, turnuva genelinde hiç olmadığı kadar istikrarlı bir türkiye izliyoruz. çeyrek final ve sonrasında ne olur bilmiyorum da buraya gelene dek gösterdiğimiz savunma performansını sürdüreceğimizden şüphe duymuyorum. milli takımımız için bu cümleleri kurabilmek çok güzel bir duygu. en büyük sıkıntısı istikrar olan bir ülkenin vatandaşlarıyız neticede, insan ayrı bi’ mutlu oluyor şu sert basketboldan sonra.

ilk turda gayet kek bir grupta yer almamız nedeniyle, pek önemsenmedi ard arda gelen galibiyetler. fakat bu rahat gözüken turda net bir şekilde savunma yapabildiğine dair uyarıyı vermişti takım. ardından ispanya maçı geldi. 60′ta tuttuk fernandez’li, gasol’lu son dünya şampiyonunu. hücumda yaşadığımız -beklenen- düşüş dolayısıyla, kazanmamızın tek yolu onları bu civarda tutabilmekti. ilk turdaki yüksek sayı ortalamamızın rakiplerle doğrudan alakalı olduğunu söyleyebiliriz. bir sonraki tur, rakiplerin daha sert ve üst seviye basketbol oynayan takımlar olması sebebiyle daha düşük bir ortalama yakaladık hücumda. sırplara karşı oynadığımız ve kazandığımız maç ta çok değerli. sırplar karşısına çıkana kadar, savunmayı ön planda tutan, makine düzeninde top çeviren ve set hücumlarında etkili olan bir takımla mücadele etmemiştik. bizim bu turnuvada uyguladığımız basketbol yapısı, sırbistan’ın yıllardır oynadığı, ekol yaratırken izlediği rotanın ta kendisi. sırf bu açılardan bakınca dahi önemi artan bir maçtı sırp maçı. denk gitmesini bekliyordum zaten, uzatmada sayı yemememiz ise hiç beklenmedik ve oldukça güzel bir detay. hidayet’in kötü bir gününde olmasına rağmen, savunmada takım arkadaşlarına ayak uydurması, muhteşemdi.

bu akşamki rakibimiz, liderlik yarışı yaptığımız slovenya. onları geçip, lider olarak gruptan çıktığımız takdirde, diğer grubun 4.sü hırvatistan ile eşleşiyoruz. yenilmemiz durumunda rakibimiz, yunanistan olacak. bizim grubun liderinin karşısına hırvatistan değil de almanya gelecek olsaydı eminim hem slovenya hem de bizimkiler maça fazlasıyla asılıp, kazanmak isterdi. ancak bu saatten sonra kolay rakip kalmadığından sebep, slovenya maçının dinlenme  açısından boş geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.