hafta sonu’nda avrupa futbolu

30.08.2010

barcelona

ilginç bir futbol oynanır bundesliga’da. önceden kestirilemeyen bir yanı vardır. bu nedenle de benim ilgimi fazlasıyla çeker. cumartesi, öğleden sonra oturup da bir werder bremen – leverkusen maçı izlemek, çok keyifli gelir mesela bana. eminim, bir çok kişi de burada oynanan güzel futboldan memnundur.. bu hafta da enfes maçlara sahne olan bir bundesliga vardı karşımızda. gene bol gollü, bol taraftarlı ve bol sürprizli idi alman’lar.

en büyük sürpriz ile başlayalım. wolfsburg.. hafta içinde diego’yu kadrolarına dahil ettiler. büyük bir olay tabi bu. geniş yankı buldu avrupa futbol camiasında. o diego, bu haftanın sonunda, geldi maça çıktı. gol de attı ilk maçında. dzeko gene her zamanki gibiydi. o da salladı 2 tane. ve ilk yarı bitmeden bir anda 3-0′ı yakaladılar volkswagen arena’da. ortak görüş; ilk hafta bayern’e son anda mağlup olan wolfsburg’un diego takviyesiyle birlikte güçlendiği ve çıkışa geçmeye hazırlandığıydı. sonra, ilk yarı bitmeden rakip mainz bir gol buldu. gene de, wolfsburg’dan kimse şüphe duymamıştır. fakat öyle bir 2. yarı oynandı ki volkswagen arena’da, eminim bundesliga efsane maçlar arasına zirveden giriş yapacaktır. 3-0 öne geçtiği maçta, rakibi mainz’a amiyane tabirle çatır çatır yenildi wolfsburg. ilk 2 haftada iki epik yenilgi. üzgünüm onlar adına..

bir diğer ömer üründül tabiriyle ‘enteresan’ maç, bay arena’daki leverkusen-monchengladbach’tı.. heynckes’in leverkusun’i kuşku yok ki maçtan önce favori olan taraftı. maçın sonunda ise, muhtemelen bugünü hayatlarından çıkartmak için çok şey verebilecek hale geldiler. evlerinde 6 yediler monchengladbach’tan-bu nasıl zor bir takım adıysa artık..- onlar adına da, aynı wolfsburg gibi güzel başlayıp, hüsranla biten bir hafta yaşandı diyebiliriz. bu 3-6′lık skor, maçın bundesliga’da haftanın  en gollü maçı olmasına neden oldu. bu arada, eren derdiyok maçta 1 gol kaydetti..

beklenen la liga’da ilk maçlar bu hafta oynandı. barça, racing santander deplasmanında 3-0′la galip geldi. goller; messi, iniesta ve yeni transfer villa’dan. guardiola’nın takımı kaldığı yerden devam ediyor. mourinho ve madrid’in onları durdurmak adına uzun bir yoldan geçmeleri gerekiyor. onlar da mallorca deplasmanındaydı ve golsüz beraberlikle döndüler. mesut oyuna sonradan dahil oldu.. topal’lı valencia ise malaga’ya 3 tane attı. mehmet, yedekler arasında yer alsa da, forma şansı bulamadı. umuyorum, çok çalışır ve ilk 11′de daimi bir oyuncu olur.. sevdiğim takım, güzel adamların topluluğu sevilla da deplasmandaydı. 4-1 kazandılar levante karşısında. konko’nun 2 golü var..

ingiliz’ler de 3. haftayı geride bıraktılar. chelsea ağırlığını koymaya devam ediyor. şu an en formda adamları malouda. gene gol attı fransız. drogba’nın penaltıdan attığı golle de 2-0 galip geldiler stoke city önünde. stoke da paraşütsüz gidici gibi ama bakalım.. manu da evinde oynadı bu hafta. onlar da net bir galibiyet aldılar. west ham’ı üçlediler.. arsenal blackburn deplasmanında 2-1 kazandı. son dönemin en formda topçularından walcott gene attı. oldukça güzeldi hem de golü.. tottenham beni çok şaşırtan maçta, evinde wigan’a yenildi. ilginçtir, wigan ilk 2 hafta evinde oynamıştı. 2’sinde de yenilmişlerlerdi. toplam, 10 gol yiyip hiç gol atamamışlardı. gidip, white hart lane’de tottenham’ı yendiler. futbol enteresan…

ibrahimovic

seri a da bu hafta başladı. ibrahimovic gazını alan milan, evinde lecce’ye 4 tane attı. pato 2 gol. ibrahim ile beraber, ligi sırtlayabilirler bu yıl, dikkat etmek gerek.. juve kahrın, kederin takımı olmaya devam. deplasmanda bari’ye boyun eğdiler. yalnız krasic’le olmaz elbet.. roma’mız evinde cesena’yı yenemedi; 0-0. maçı izleyemedim ama hiç beklenmiyordu bu sonuç üzücü tabi.. inter bu akşam oynuyor. bologna deplasmanında açacaklar sezonu. hafta arasında atletico madrid’e süper kupa’yı kaybetmişlerdi onlar da. benitez güzel başlayamadı, bu akşam bir sürpriz olur mu acaba?..

fransa’da gourcuff ve lyon konuşuldu sık sık. gidip lorient’e yenildiler. tek, haftayı mağlup kapatan büyük onlar değildi. psg de sochaux’a yenildi. bordeaux, evinde marsilya ile berabere kaldı. tigana’nın takımı, gene son dakikada buldu golü.. marsilya, niang sonrası toparlayabilir mi? kuşkularım yok değil.. kabze’li montpellier ile kalbimiz. bu hafta valenciennes’i yendiler deplasmanda. yürüyün be çocuklar, bu defa siz alacaksınız kupayı.. hollanda’da, suarez onu göndermeyen ajax’ı sevindirmeye devam ediyor. gene hat-trick yaptı. twente ve feyenoord 4-0′lık galibiyetler aldılar. ilginç, twente’nin yendiği utrecht, hafta içi, celtic’i 4-0 ile geçip, avrupa ligi’nde gruplara kalmıştı. evet, van wolfswinkel güzel topçu.. rusya’da, cska moskova’lı doumbia da gollere devam ediyor. onla beraber adamım dzagoev de yazdı bu hafta bir tane. bu çocuklar için takip edilir bu cska moskova..

eskişehirspor – galatasaray: 1 – 3

30.08.2010

galatasaray

eskişehir deplasmanına giderken, açık konuşmak gerekirse hiç umudum yoktu. iki sezondur fener’le birlikte yenemediğimiz tek takım eskişehir. avrupa’dan, daha uzun kollu formaları giyemeden elenmiş, ligde siftah yapamamışız vs.. böyle bir maç öncesi, oyuncu topluluğunun da hiç bir güven sağlayamaması sonucu, beklentiye giremiyor insan haliyle.

maç kadrosu açıklandığında, forvet pozisyonunda yalnızca milan baros’un isminin yazıyor olması sinir bozucuydu. ligin 3. haftasına gelinmiş, yedek forvetiniz bir talihsizlik sonucu uzun süre sahalardan uzak kalacak ve işe bakın, kadroda ikinci bir forvet oyuncunuz yok. aslında kadronun geneline bakınca, arda-baros ve elano dışında da hücumcu yoktu diyebiliriz. aydın ve emre çolak’ı ayrı bir yerde tutarsak.. maç başladığında bu sezon hemen hiç görmediğimiz şekilde, şans bizden yanaydı. ivesa’nın da katkıları yadsınamaz tabi. bu pozisyonda benim aklıma hemen beşiktaş maçında ekrem dağ’dan yedikleri gol geldi. o maçta da son dakikada doğa ve ivesa saçmalamış, eskişehir mağlup olmuştu.. neyse, bu şans golü çok kritikti. çünkü, maç öncesinde oluşan havanın olumsuzluğu, mutlaka galatasaray’lı oyunculara yansımıştır ve onların rakipten daha kötü olduklarına inanmaları hiç iyi olmaz elbette. bu yüzden erken gelen gol, biraz rahatlattı g.saray’ı. sonrasında bilindik bir tablo; öne geçtiği maçın kontrolünü alamayan bir takım. ilk yarının sonlarına doğru eskişehir’in attığı gole kadar, o yumuşak savunmaya karşı 2. golü de bulmalıydı galatasaray.. yenilen golde ufuk’un şüphesiz ki tecrübesizlik ve maç eksikliğinden kaynaklanan ciddi bir hatası var. fakat, 8 yıllık kaşar bir aykut’un ya da leo franco’nun bizi yakmasındansa, tecrübe kazandığında büyük kaleci olacağına inandığım ufuk’un saçmalamasını tercih ederim. sanırım, taraftarın büyük kısmı bu yönde düşünüyor. uzun zamandır hiç bir kalecimizin bu kadar kredisi olmamıştı..

maçın 2. yarısında, ilk yarıdan da istekli bir galatasaray vardı sahada. orta alan zaafiyeti bu maç pek yaşanmadı. zira, eskişehirspor da o bölgede üstünlüğü alabilecek bir görüntü çizmedi. burada bir şey eklemek isterim. barış özbek, dün akşam çok iyiydi. onu belki de en çok eleştirenlerden birisi benim. futbolculuğuna hiç inanmam. takımda yer almasına da karşıyımdır. fakat, eskişehir karşısındaki mücadelesini ayakta alkışlıyorum. herkesten çok çalıştı. beynini kullanma sorunu devam etse de, sorumluluktan hiç kaçmadı ve takımdaki bir çok gereksizden en azından mücadele anlamında daha yukarı bir seviyede olduğunu kanıtladı. iyi bir kadro yapısı içerisinde, kenardan katkı verebilir, dünkü mücadelesi, bu hakkı sağlar ona bence..

galatasaray’ın attığı 2. gole dikkat edince, mustafa sarp’a sol arka taraftan gelen derin bir pas, sonrasında mustafa’dan da dikine bir oyun ve arda turan’ın gene kaleci hatasıyla birlikte dokunduğu topu görüyoruz. bitiriş de eski dost volkan yaman’dan geldi, kendi kalesine. bu gol şeklini uzun süredir izleyememiştik bu takımdan. orta sahanın ortasından yahut kanatlardan, çok zor tek pas yapabiliyorlardı. çabuk ve kısa pasın nasıl oyunu değiştirdiği şimdi daha iyi anlaşılmıştır umarım.. 2. golü atmak yetmeyecekti g.saray için. bundan önce acı tecrübeler yaşanmıştı hali hazırda. bu yüzden, gardı düşen eskişehir’e mutlak surette bir gol daha atmak lazımdı. o başarıyı da gösterdi takım. servet çetin’in 3. gol için ceza sahasında beklemesi önemli. hiç olmadığı kadar, arzuladı bu maç topçular galibiyeti. çok da ihtiyaç vardı, şüphesiz..

bu sonuç hemen paçaları sıvamak için geçerli bir sebep değil tabi. daha dereyi görmüş de değiliz. yalnız, bataklığın dibine inmemek, yukarıya çıkabilmek adına çok mühim bir nokta oldu. ileride değeri anlaşılır muhtemelen. şimdiden kestirmek güç olsa da, içerisinde bulunduğumuz tüm bu bozuk düzene rağmen; kim bilir, bir dönüm noktası olabilir eskişehir galibiyeti..

dünya şampiyonası’nda ilk gün

28.08.2010

dünya şampiyonası’nın açılışı dün yapıldı bildiğiniz üzere. bugün de parkedeki heyecan başlıyor. her şeyden önce türkye adına güzel ve başarılı bir turnuva olmasını dileyelim. burada ve şurada bir takım değerlendirmelerde bulunmuştuk. bu kez de televizyondaki turnuva yayın programını paylaşalım. önce gruplardaki takımlara bakmak gerekiyor.

a grubu: almanya, angola, arjantin, avustralya, sırbistan, ürdün.

b grubu: birleşik devletler, brezilya, hırvatistan, iran, slovenya, tunus.

c grubu: çin, fil dişi sahili, porto riko, rusya, türkiye, yunanistan.

d grubu: fransa, ispanya, kanada, litvanya, lübnan, yeni zelanda.

tv’de bugünün programı;

16.00 yunanistan – çin / ntvspor

18.30 rusya – porto riko / ntvspor

19.00 abd – hırvatistan / ntv ve hd-en

21.00 fildişi sahili – türkiye / ntv ve hd-en

güney afrika 2010 için en kapsamlı programı yayınlayan marca, gene güzel bir iş yapmış. turnuva programının tüm detaylarına bu adresten ulaşabilirsiniz. hatırlatalım,marca’nın bu çalışmasını salsa basket paylaşmıştı. son olarak, turnuvanın yayıncısı ntv’nin de adresini takip edebilirsiniz.

transferde son hamleler

28.08.2010

javier mascherano

artık transfer döneminin son günlerini yaşıyoruz. başta bizim kulüpler olmak üzere avrupa’da bir çok takım kadrosunu değiştirme, güçlendirme uğraşında. birisinin elinden bir adam çıkartması, adeta kelebek etkisiyle diğerine, oradan diğerine sonra bir başkasına kadar sirayet ediyor. buna en güzel misallerden bir tanesi de fenerbahçe’nin niang’ı transfer etmesidir. niang’ı satan marsilya, gignac’ı kadrosuna kattı, ardından gignac’ı bırakan touluse da lyon’dan tafer’i kiraladı. belki ilerleyen günlerde, niang’ı alan fenerbahçe, guiza’yı elinden çıkartacak.. gerçekten, bir kulübün taşları oynatıp, dengeleri nasıl değiştirdiğine şahit olabiliyoruz.

barcelona henüz sebebini anlayamadığım bir hamle yapmış ve yaya toure’yi manchester city’e bırakmıştı. böylece, orta alanda açıkları kapatacak, savunmaya yardımcı olacak ve iniesta-xavi gibi kudretli oyuncuların futbolunu bir kademe önde oynamasına yardımcı olacak türde bir orta sahaya gereksinim duydular. çok uzun bir süredir liverpool’dan javier mascherano’nun adı geçiyordu. sonunda resmi olarak geldi barça’ya. genelde, çoğu kişi mascherano’yu pek sevmez. kesici özelliğiyle ön plana çıkan bir tarzı vardır. xavi yahut fabregas gibi orta alanı paslarıyla yöneten bir futbol anlayışı yoktur. bu futbol kimliği pek gözüne hoş gelmez tabi seyircinin. fakat mascherano, günümüzde avrupa futbolunun en iyi defansif orta alan oyuncularından benim gözümde. liverpool’da yakaladığı istikrar, orada oynanan süratli ve fiziksel anlamda kuvvetli futbola, ayak uydurması etkileyiciydi. arjantin milli takımında da önemli bir görevi var. bu bağlamda, çok doğru bir transfer hamlesi javier. orta sahada box to box futbolcu, oyunun iki yönü bik bik şeklinde konuşanlara da guardiola’nın yanıtıdır…

resmi açıklama gelmese de zlatan ibrahimovic’in milan’a transferi büyük ihtimalle gerçekleşecek. barcelona, ilginç bir deneyim olarak noktalanıyor böylece ibrahim için. uzun süredir belliydi hocayla sorunlar yaşadığı. son dönemde zirve yaptı bu kopukluk. 6 aydır guardiola ile konuşmadık şeklinde röportaj verdi son olarak. galliani de onun için kamp kurdu katalunya’da. bonservis bedeli için uçuk fiyatlar konuşuluyor. barça muhtemelen tok satıcıyı oynuyordur. problemler var gözükse de, satmak için başka bir nedenleri yok neticede. milan için de güzel bir değişim olacak bu. pato-ibra fark yaratabilecek bir ikili. yıllardır 30-35 yaş aralığında transfer şekillendiren milan’dan hiç beklemediğim bu hareket, olumlu sonuç verecektir..

diego

diego da geri dönenlerden. almanya’ya, wolfsburg’a geçti brezilya’lı oyuncu. juventus’ta olmadı. olduramadılar. kabahatli yüzde yüz kulüptür bana kalırsa. diego gibi üst seviye bir adamdan hiç bir surette faydalanamadıysan, bir durup düşüneceksin. şike skandalı ve küme düşme olayından sonra, hemen seri a’ya geri dönse de, bir türlü toparlayamadı juve. 15 milyon’a bıraktılar diego’yu. bir kelebek etkisi de bu transferde bekliyoruz. diego’yu alan wolfsburg, misimovic’i satacak büyük ihtimalle. o kulüp de galatasaray olabilir. gelen bilgiler, bu transferin bittiği yönünde… diego’nun gelişiyle mutlaka kademe atlayacaktır wolfsburg. bayern maçında gördüğümüz kadarıyla, yaratıcı bir oyuncu sıkıntısı çektikleri ortadaydı. misimovic’le de iplerin çoktan koptuğunu düşününce, diego bir fırsat transferidir diyebiliriz.

almanya’nın bir diğer transfer yapması beklenen takımı da schalke idi. misimovic’i schalke hocası magath da çok istemişti. fakat wolfsburg onlara satmaya pek yanaşmayınca ve söylenene göre takas konusunda anlaşma çıkmayınca o iş olmadı. magath da, cluj’dan ciprian deac’ı transfer etti. romen milli takımının 10 numarası deac. yine adaşı ciprian marica gibi, ona da bundesliga fırsatı doğdu. umarım ondan daha iyi gelişir kariyeri. bu arada, schalke, gana’lı sarpei’yi de kadrosuna dahil etti. gana milli takımında sağ bek oynuyordu sarpei. levekusen’den geçti gelsenkirchen’e.. ve son olarak arsenal. arsen wenger’in fransızlaştırma fantazisi sürüyor. sevilla’dan sebastian squillaci’yi aldılar. güzel transfer. böyle bir savunmacı gerekiyordu arsenal’e. lorient’ten alınan koscielny ile beraber, yazımı çok zor iki oyuncu almış oldular böylece..

cumartesi futbolu #2

28.08.2010

mourinho-guardiola

hafta sonu futbol günlüğüne baktığımız zaman, geçtiğimiz haftalardan daha kapsamlı bir program görüyoruz. çünkü, sonunda seria ve la liga da start alıyor. uzun bir süredir beklenen barça-mourinho pardon barça real madrid kapışması resmen başlamış olacak böylece. dün süper kupa’yı kazanan atletico madrid, şampiyonlar ligi ön elemesinde braga’ya elenen sevilla ve topal’lı valencia da muhtemelen 3.lük için kozlarını paylaşacaklar.. seri a bugün başlarken, ümidimiz bir takımın çıkıp, inter hegemonyasına son vermesi yönünde. seri a’da rengim bellidir. totti ve roma. fakat milan ya da juve dur derse inter’e, kabullenmesini de bilirim..

ingiltere, italya, ispanya, almanya ve fransa liglerinin tamamından ilk kez maçlar izleyeceğimiz bu hafta, klasik olarak bir premier league maçıyla başlayacak. cumartesi programı şöyle;

14.45 blackburn – arsenal /spormax

16.30 schalke – hannover /trt3

17.00 chelsea – stoke city /spormax

19.30 manchester united – west ham /spormax

20.00 istanbul belediye – kasımpaşa /digi kanal

21.00 malaga – valencia /ntvspor

21.00 sivasspor – bursaspor / lig tv

22.00 bucaspor – gençlerbirliği / digi kanal

22.00 caen – brest / kanal a

-

18. 00 udinese – genoa ve 20.45 roma – cesena maçları var seria’da. fakat türkiye’de henüz bir kanal, seri a’nın yayın haklarını almış değil. geçtiğimiz yıl ntvspor yayınlıyordu, umarım alırlar gene yayın haklarını..

avrupa’da türkler ve makus talih

27.08.2010

trabzon-liverpool1

dün bizi kahreden galatasaray yüzünden, trabzon’un karakterli futbolunu, beşiktaş’ın tur atlamasını ve fenerbahçe’nin bize öykünen halini atlamak olmaz. trabzonspor ile başlayalım. eminim onlar gibi bir futbol ortaya koyduktan sonra, avrupa’dan elenmek hiç bir insan evladına dokunmaz. verdikleri emeğe, ortaya koydukları mücadeleye üzülürsün ama, ayakta alkışlarsın aynı zamanda. geleceğine dair de umutlanırsın. daha önce trabzon ile ilgili yazdığım gibi, dün izlediğim kadarıyla futboluyla taraftarlarını mutlu eden bir takım vardı. 2. yarının büyük kısmını ve yedikleri golleri göremedim. fakat ilk yarıda belli zamanlarda oynadıkları top övgüyü hakeder cinstendi. şenol güneş’in, orta alandaki oyuncularını üst seviyede performans verecekleri şekilde kullanabilmesi, etkileyici. colman bir maestro gibi yönetti trabzon’u. ceyhun nazar değmiş gibi dursa da, kalitesini belli etti. selçuk da, rakip takımların aynı bölgede oynayan oyuncularından çok daha yetenekli olduğunu ispatladı gene. sanırım yattara, yerini alanzinho’ya bıraktı 2. devrenin başında. ondan pek verim alamadılar. savunmada glowacki’nin olmaması da dezavantajdı. neticede, sonuna kadar kovalayarak, liverpool gibi bir takıma elend,ler. bugün bir trabzonspor’lunun hiç karamsarlığa düşmesine gerek yok. ligde önemli işler yapacaklardır..

fenerbahçe’nin de gidişatı hiç iyi değil. yönetim beceriksizlikleri onlarda da hat safhada. takım içerisinde denge kuramamış durumdalar. dışarıdan bakan birisi olarak gördüğüm, sağlıklı br takım kuramadıkları yönünde. ciddi bir taraftar desteğini arkalarına almışken turu koparacak hamleyi yapamamaları çok kötü. savunmada büyük problemler var. bilica gibi orta düzey bir adam, sakatlığına rağmen maça yetiştirilmeye çalışılıyorsa, o iş yaş demektir zaten. çok daha geniş bir rotasyon imkanı olmalıydı aykut’un. aziz yıldırım’ın, aykut kocaman’ı da harcaması ihtimali, hiç iç açıcı değil. cezayı teknik adamlara kesen başkan modelinin yılmaz savunucularındandır o da. ne yaptığı, nereye varmak istediği hakkında bir fikrim yok..

beşiktaş, avrupa ligi’ne devam eden tek türk takımı olarak kaldı. rahat bir galibiyetle döndüler helsinki’den. quaresma ve guti’nin gol atmasından güzel ne olabilir diye sorsan beşiktaş’lılara maçtan önce, cevapları ‘bir de necip’in gol atması’ olurdu. necip inanıyorum ki, çok daha güzel yerlere gelecek. türkiye’de az rastlanır bir futbol yapısı var. kendisine güveni, teknik seviyesi, saha görüşü ve sahadaki duruşu itibariyle büyük kazanç. hem beşiktaş’ın hem de milli takımımızın böylesine değerli bir genci harcamaması gerekiyor artık. çok yetenekli çocuklar heba oldu. hemen zirveye çıkarttık, sonra dibi gösterdik. yapmamak gerek. sabredilmeli ve kendisini geliştirmesine imkan tanınmalı. yineliyorum, bu yılın türk futbolu adına en büyük kazancı necip uysal olabilir..

dışarda seyirci var mı?

27.08.2010

çok kötü hallerine şahit olmuştum galatasaray’ın. tromso’ler, hamburg’lar da görmüştüm. fakat dünkü oyuncu topluluğu kadar çapsızını hiç görmemiştim. hakan kadir balta o yavşaklığı yapmasa da, değişen hiç bir şey olmayacaktı aslında. 90 dakikanın tamamında, bırakın iyi futbol oynamayı, hiç bir şekilde futbol oynamadı adamlar. elleri, kolları bağlanmış gibiydiler. ki, son maçların tümünde böyle bunlar. sorun, bu topçuları adam yerine koyup destekleyen bizlerde…

hiç bir şekilde yok 4-3-3, yok kanatlar, orta saha muhabbetine girmeyeceğim yazıda. ali turan, mustafa sarp, hakan balta, servet çetin ile hangi sistemi oynayıp da kaliteli futbola ulaşacaksın allah aşkına. problem sırf bununla da kalmıyor. yani, maçın hemen ertesinde bu takımın asıl derdinin kalitesiz oyunculardan kurulu olması olduğunu düşünüyorsun lakin öyle değil. yönetim ve teknik heyet arasında kopma noktasına gelmiş artık bağlar. yöneticiler, herhangi bir şekilde tenezzül ederek, adam almıyorlar. rijkaard da, öyleyse alın size ayhan-barış-sarp üçü birarada restini çekiyor. futbolculardan bazıları, şu çok meşhur ayak kaydırma senaryolarını doğrularcasına, sahada ruh gibiler. işte böyle bir ortamda, x gelse, y gelse uçarız biz olmuyor malesef. aşılması gereken büyük sorunlar var kabul edelim… rijkaard ne demiş basın toplantısında; ”defansa oyuncu istedim, almadılar.” bire bir bunu söylemese de, bu minvalde açıklamalar yapmış. ee, bu noktaya gelmişken, hala ali turan ya da hakan balta’nın satışı mıdır, galatasaray’ı uçurumdan yuvarlayan? yahu, iyi anlamak gerekiyor. rijkaard, istediği hamlelerin yapılmadığını söylüyor işte. ondan önce de, para konusunda sıkıntıların olduğunu ima etmişti. nedir peki yönetimin yaptığı, iş midir? yıllardır aynısı olduğu gibi, suçu kendi üzerinden almaya çalışmaktır. hagi, skibbe ve bülent korkmaz da bu takımda görevden ayrılmışlardı. giden kelle hep hocaların oldu. sportif açıdan hiç başarı sağlayamayan bir başkan, üstelik istikrarlı bir yapıyı da oluşturamamışken, suçsuz değildir. bugüne kadar, her defasında adnan polat ve galatasaray’ı getirmeye çalıştığı nokta konusunda pozitif görüşlerim vardı. fakat, buradan bakınca, ipin ucu çoktan kaçmış gözüküyor.

şu dakikadan sonra, kıyamadığın parana kıyıp rijkaard’ı göndersen ne değişir. ya da transfer yapsan. bölük pörçük bir hale geldi kulüp, sonunda. faturayı kendilerine kesmedikleri sürece, hiç bir düzelme olacağına inanmıyorum. camiada, bu durumdan aklı selim bir adamın çıkıp, her şeyi kontrol altına alacağına da inanmıyorum. bu nedenle, çok karanlık günler bizi bekliyor olabilir. bundan daha kötüsü olamaz demeyelim hiç, çünkü her defasında bunu dedikçe, daha kötüsünü görüyoruz. şu gün, tüm sezonunu çöpe atan bir takımın taraftarı olarak, bu kara günlerde, renklere ve armaya daha fazla sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

kim gitsin tartışmaları yapılmaya başlanmıştır kesin bir çok mecrada. çoğunu takip etmeyeceğim için, onlarla ilgili bir derdim yok da, bu konuda bir fikrim var. rijkaard her ne olursa kalsın, gerekiyorsa tüm topçular gönderilip, yerlerine genç takımdan adamlar konulsun. yeter ki, şöyle güzel bir futbol adamını, böyle çirkin bir durumda gönderip tarihe geçmeyelim…

başlığın kaynağıyla, ayhan akman’la bitirelim yazıyı. ne desen boş tabi buna… dışarda seyirci var mı?

2010 dünya şampiyonası başlıyor

26.08.2010

bascat

şunun şurasında dünya şampiyonasına 2 gün kalmışken, bir şeyler yazmazsam, içime dert olur. en azından turnuvaya genel bir bakış atsak beraber, fena olmayacaktır.. aslında beklenenin çok altında bir ilgi var şampiyonaya. bunda, en büyük pay tabi dünya yıldızlarından hemen hiç birisinin gelmeyecek olmasıdır. yine de oragnizasyonu düzenleyenlerin hiç mi kabahati yok? demek istiyorum. sen biraz kurnaz olup, böyle önemli bir turnuvaya ilgiyi yöneltemiyorsan, fazla da övünmeyeceksin; ”2010 bizim, biz başardık bunu” diye. neyse, buradan milyon kez de eleştirsek, basketbolumuzu yönetenleri hiç enterese etmeyeceğimizin farkındayım. o mevzu şu an için kaçan bir trendir, ne desek havada kalıyor…

milli takımımız hakkında, gene ufak bir değerlendirme yapmıştık. orada bahsettiğim durum, hidayet yahut ersan’ın takımı mı olacağız, yoksa tüm takımın olayın içerisinde yer aldığı, hızlı ve karmaşık bir basketbol anlayışından mı besleneceğiz? kapsamındaydı. efes cup’ta bence bir kez daha gördük ki, bu takım oynadığı basketbolun vitesini ne kadar arttırırsa, sonuca da o kadar olumlu yansıtabiliyor bunu. kallavi bir pota altında, oldukça fazla opsiyonumuz bulunuyor. onların sürelerini ve birlikte oynadıkları adamları ayarlamak önemli. ayrıca, bu uzunlara indirdiğimiz toplar ve onlara gelen baskıda dışarı çıkan toplarda yakalayacağımız ceza şutu isabet oranı hayli önemli. koç, oğuz-gönlüm ve ömer-semih ikilileri olarak değerlendirdi. sırtı dönük oynayabilen, ribaund alabilen ve savunmada da üst seviye uzunlarımız var aslında. mühim olan dediğim gibi, onları oyuna mümkün mertebe, dahil edebilmektir. bu konuda kerem tunçeri ve hidayet’e büyük iş düşüyor. takımın komutası bu iki oyuncuda. hidayet’in nba finallerinde sorumluluğu alan bir oyuncu olduğu malum. çokça da gösterdi bu yönünü milli takımda. bir kez daha liderliği eline almasını ve takımı idare etmesini bekleyeceğiz ondan. bizim takımla ilgili, toparlarsak; muhakkak iyi müdafa yapmamız gerekiyor. bu müdafanın sonrasında rakip yerleşmeden yakalayacağımız fast-break’ler ve kolay basketler, bizim oyunumuzun büyük ölçüde temeli. bunun yanında, içerideki fiziksel üstünlükten doğan faul konusunu da avantaja çevirmek gerek..

turnuvanın favorisi konumunda yer alan takım amerika birleşik devletleri. lebron’lu, kobe’li, wade’li dream team’den sonra, daha mütevazi bir takımla geliyorlar. yine de atlet yapılarıyla, ciddi fark yaratan bir ekip. koç krzyewski’nin çok kısa bir sürede, her şeyden önce uyumlu bir takım yaratması gerekiyordu. o da, elinden geldiğince fiziksel üstünlüğü olan oyuncular seçerek, zaman ve uyum sorununu aşmak istedi. böyle kısa zamanda farklı oyuncular seçip adaptasyon sürecini beklemektense, durant, iguodala, rose, gay, westbrook, odom gibi atletik özellikleri muazzam olan oyuncuları yerleştirdi takımına. steph curry ve gordon gibi keskin nişancıları da onların yanına yamadı. tabi oldukça genç bir kadro. avrupa basketboluna da pek aşina değiller. haliyle, avrupa’nın oyun sistemi karşısında sıkıntı çekeceklerdir. zaman zaman alan savunması denemeleri oluyor ki oyuncuların buna yatkın olmamasını geçtim, iyi top çeviren takımlar deler oradan abd’yi. bir problem de pota altında var. 3 uzunla geliyorlar aslında. chandler, odom ve k love. son maç ilk tercihi odom oldu pota altında krzyewski’nin. şöyle sağlam ve kalıplı bir avrupa’lı uzun çok baş ağrıtır. kaldı ki, yunan tsartsaris bile kaç tane basket faul çıkarttı. sakatlık veya faul probleminde, işleri çok zorlaşır pota altında. chandler’a büyük görev düşecek bence. keza, love da avrupa basketboluna yönelik tarzda bir oyuncu. sürelerini arttırabilir, belli de olmaz. neticede, benim favorim de genelle aynı, abd. fakat, kolay olmayacaktır zirveye uzanmak.

ispanya da son dünya şampiyonu sıfatıyla geliyor. olimpiyatlarda, finalde kaybetmişlerdi birleşik devletlere. bu defa pau gasol’süzler. caledron da kadrodan çıkartıldı. yine de oturmuş bir takım ve hemen her dişlisi işleyen bir çark gibiler. parlayan yıldızları rubio artık daha tecrübeli ve daha büyük sorumluluklar alacaktır. rudy kötü bir yılı geride bırakmış olsa da, avrupanın en önemli basketbolcularından. yine marc gasol, reyes, mumbru, lull, garbajosa gibi oyuncular var kadroda. abd 1 numaralı favori dersek, ispanya da 2′dir çok net.. final hiç de uzak durmuyor açıkçası akdeniz temsilcisine..

yunanistan da ümitli bu turnuvadan. büyük üstad papaloukas bu defa olmasa da spanoulis, diamantidis, zisis, bourisis ve baby shaq gibi kozları var. iç dış dengesini çok iyi ayarlayabiliyorlar. söylememize gerek yok sanırım, savunmaları dünya çapında meşhur. alttan calathes’i de hazırladıklarını ve neredeyse ‘olmuş’ duruma getirdiklerini gördük hazırlık döneminde. son maç abd’ye karşı farklı yenilseler de, bouroussis ve schortsianitis’in oynamadığını hatılatmakta fayda var. en azından zorlaybilirlerdi bu ikili olsaydı. ben, yunanistan’ın grubu önümüzde bitireceğini düşünüyorum..

sırplar tarihe geçen kavgayla birlikte oyunlarında düşüş yaşayabilirler. zaten, teodosic’in fark yarattığı bir takım görüntüsündeler. malum, kadro çok genç ve tecrübeli oyuncu sayısı yok denecek kadar az. krstic bu yönden oldukça değerli. bjelica, tepic, tripkovic, raduljica ve velickovic gibi kaliteli gençler şans buluyor. muhakak ki çok dengeli bir takımlar ve bir arada oynuyorlar uzun süredir. gruptan çıkmaları da kuvvetle muhtemel. ilk 4′e girerlerse büyük başarı olacaktır..

devam edince, brezilya, arjantin, litvanya ve slovenya gibi dişli takımların olduğunu görüyoruz. belli ekolden gelen takımlar var. çoğunun önemli oyuncuları gelmeyecek olsa da, sürpriz yapıp öne çıkacak ekipler olacaktır. abd’nin grubundan brezilya ve slovenya iş yapabilirler. dragic muazzam bir sezon sonu yaptı, slovenya takımında sorumluluğu artar diye düşünüyorum. yine litvanya’lı kleiza’dan da dominant bir tunuva performasnı bekliyorum. o da nba’e geri döndü.

genele baktığımızda, çoğu takımın disiplinli, bireyselliğe ve yeteneğe değil de takım oyununa önem veren yapıda olduğunu görüyoruz. bu yönden bakınca, belli oyuncularıyla fark yaratmaya çalışacaktır takımların bazıları da. oyun kafa kafaya geldiğinde ve birisinin çıkıp gidişatı değiştirmesi gerektiğinde, eline bakacağı oyuncu sayısı fazla olan takımlar her şeye rağmen daha şasnlı olacak diye düşünüyorum. yani yetenek ve tecrübe bir yerden sonra devreye girecektir. çok az bir süre kaldı; bekleyelim, görelim.

şampiyonlar ligi grup kuraları

26.08.2010

champions league

şampiyonlar ligi elemeleri dünkü maçlarla beraber sona erdi. ajax, auxerre, kopenhag ve tottenham tur atlayıp, gruplara kalmaya hak kazanan son takımlar oldular. önümüzde grup maçları var. bunun için bu akşam kura çekimi yapılacak. türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor bu tören. zira bursapor 4. torbadan katılacak kura çekimine. her zaman olduğu gibi monaco’da gerçekleştirilecek çekimler, tsi 18.45′te başlayacak. torbalara gelirsek;

1. torba: inter, barça, manu, chelsea, arsenal, bayern, milan, lyon..

2. torba: bremen, real m., roma, shaktar, benfica, valencia, marsilya, pana..

3. torba: tottenham, rangers, ajax, schalke, basel, braga, kopenhag, s. moskova..

4. torba: hapoel, twente, rubin kazan, auxerre, cluj, partizan, zilina, bursaspor..

son torbada olması dolayısıyla, birden fazla, çok kuvvetli takıma denk gelmesi yüksek olasılık dahilinde bursaspor’un. en kötü senaryoda, chelsea-real-ajax diyorum ben. nispeten daha makul bir kura, lyon-valencia- moskova şeklinde olabilir. en güzeli ise, milan-pana-kopenhag kombinesidir. ciddi ciddi, bursa’nın tam performansla milan’ı alt edebileceğini düşünüyorum ben. diğer heybetli takımlar karşısında iş zor gözüküyor. barça ya da real gelse, karizmamız olur diye düşünen bursa’lılar da vardır elbet. orasını da bilemem.

ada’da yeni trend: gareth bale

25.08.2010

gareth bale

white hart lane’in umudu, ingiliz’lerin, galli olduğu için adeta kıskandığı 89′lu çoçuk. gareth bale. ada futbolunun bana göre son yıllarda yetiştirdiği en komple futbolculardan. çok erken bir giriş yaptı profesyonel futbola gareth. southampton ve galler formalarını sırtına geçirdiğinde, yalnızca 17 yaşındaydı. ki, o dönem içerisinde southampton theo walcott’u da piyasaya sürmüştü ve walcott çok daha meşhur bir oyuncuydu bale’e kıyasla. sonrasında walcott arsenal’e geçti, büyük bir transfer haberiyle. bale’in adı da sık sık yer aldı ada spor basınında. oraya gidiyor, buraya gidiyor derken, sanırım 2007 yazıydı, tottenham’a imzayı attı genç adam. transferin bedeli de 10 milyon sterlindi.

londra ekibine geçtiğinde, hemen herkes oldukça potansiyelli bir sol bek bekliyordu. bu minvalde de şekillendi açıkçası bale’in oyunu. tam olarak başarılı sonuçlar çıkaran bir tottenham izleyemesek de, bale o kadro içerisinde dahi kumaşını belli eder bir futbol oynuyordu. sevilla ile avrupa’da büyük başarılar kazanan juande ramos takımın başındaydı ve açıkçası hiç de iyi gitmiyorlardı. takım bir tülü bekleneni veremiyor ve bir çok oyuncu yeteneklerinin çok altında performanslar sergiliyordu. bu kargaşa futbolunun hakim olduğu takıma, el atılması bir sezon sonrasına, 2008′e tekabül ediyor.

tottenham’ın başına harry redknapp geçirildi. deneyimli hoca, takıma oldukça olumlu bir hava katmasının yanı sıra, bale gibi, beklentinin yüksek olduğu oyunculara da katkı da bulundu. yine de, ilginç şekilde bale’in sol bekte yer aldığı hiç bir maçta spurs galibiyet alamadı. redknapp, kamerun’lu assou ekotto’yu  sol arkaya, bale’i ise onun hemen önüne yerleştirdiğinde ise, bence, bale’in asıl çıkışı başladı. bu mevkide, çok daha efektif oynamaya başladı. sürati ve etkili ortalarıyla ön plana çıktı. deyim yerindeyse sol kulvarı, koridor gibi kullanan oyuncular arasına katıldı. duran toplardaki başarı oranı da etkileyicidir bu arada. ve bu sezona da enfes bir başlangıç yaptı bale. şu an hem coşuyor hem coşturuyor. adı onlarca transfer haberinde geçse de spurs’ün hemen elden çıkaracağını hiç sanmıyorum. böyle bir şey düşünseler de, kallavi bir fiyat çekeceklerdir alıcılara..

bir not da, galler futbolu hakkında düşmek gerekli galiba. giggs, bellamy ve savage gibi oyuncularla premier lig’de temsil edilmelerinin dışında, ulusal takım bazında pek de ciddi başarıları yok son zamanlarda. milli takımın başında toschak ile bir gençleştirmeye gittiler. ramsey, bale, chris gunter gibi genç oyuncular şans buluyor. ümit ediyorum ve inanıyorum ki, galler ulusal takımı bu oyuncularıyla, ilerleyen turnuvalarda adından söz ettirecektir. yazalım şöyle bir kenara…

saha çok guti!

25.08.2010

az çok takip edenler bilir, zaytung diye efsane bir olay vardır. şu anda her yere de yayılmış durumda bu güzide oluşum. işte tam da zaytung’un kaleminden, en az onun kadar güzel bir site daha var artık. futbolun zaytung’u diye nitelendirebileceğimiz  krampon.net. ince esprilerini seviyorum ne yalan söyliyim. ‘in the tabela, türkiye’nin en çok atan ikinci spor gazetesi, ara pas atkinson, alo galaksi taksi, beto’o yayındayız’ gibi şahane incelikler var sitede. kendine has illüstrasyonlarını da es geçmemek gerek tabi..

başlık yine sitede zidane10 isimli kullanıcının yaratıcı haberinden. şahsi fikrim, zirveleri aykut’la ilgili demode santrofor adlı üyenin girdiği haberdir, paylaşıyorum..

aykut kendisi hakkında bilinmeyenleri krampon.net’e anlattı;

“çıkıp çıkmamakta tereddüt etmem özel hayatıma da yansıyor”

galatasaray’ın tecrübeli file bekçisi aykut, yan toplara çıkıp çıkmamakta gösterdiği tereddütün, özel hayatına da yansıdığını ifade etti.

genç kaleci, “geçen akşam, barış (barış özbek’ten bahsediyor) beni aradı. ‘gel dışarı çıkalım, sinemaya filan gidelim’ dedi. ben de bir an tereddüt edip, ‘valla bilmiyorum ki abi ya, hiç çıkasım yok’ dedim. normalde çıkmam gerekiyordu ama bir an tereddüt ettim. sanırım ışıklar gözümü aldı” dedi. aynı sorunun kadınlarla ilişkisine de yansıdığını söyleyen file bekçisi, “hoşlandığım bir kıza çıkma teklif etmek üzereyken bir anda vazgeçiyorum ya da kızla boşa çıkıyorum. hiç olmadı kızı yumrukla uzaklaştırıyorum” diye konuştu.

avrupa’ya çıkarken

25.08.2010

liverpool-trabzonspor

türk futbolu için şu sıralar beklenen gün perşembe. 4 türk takımı farklı duygular ve alakasız konumlarda sahaya çıkacak olsalar da, aynı gün, talihlerini değiştirmek için çabalayacaklar. galatasaray, çok kötü gittiği bir dönemi, bir galibiyetle biraz da olsun bastırmak isteyecektir. fenerbahçe de sallantı yaşadığı bir süreçten geçerken, avrupa’dan erken elenme niyetinde değil. taraftarlarına bir armağan verme peşindeler. trabzon ise bambaşka bir noktada. liverpool gibi bir markayı saf dışı bırakarak, her şeyin iyi gittiği ortamda, maksimumu görmek istiyorlar. beşiktaş var bir de. onlar oldukça rahatlar. tura en yakın temsilcimiz şu anda. deplasmanda turu alacaklardır. bir kaç kelam etmeden önce, tüm takımların turu geçtiği bir sonu ümit ettiğimizi belirtelim…

ilk olarak trabzon ile başlamak istiyorum. lige, çok olumlu bir başlangıç yaptılar. aslında bu olumlu hava, şenol güneş geçtiğimiz yıl takımın başına geçtiğinde oluşmaya başlamıştı. bugüne kadar da çok zekice şekillendirdiler. şu anda trabzon şehri ve camiası, takımına inanan, güvenen ve negatif bir sonuç alsa dahi sahip çıkacak pozisyonda. o, ne yaptığını kendisi de bilmeyen takım profilinden bugünlere gelmek kolay değil. yurt dışında kalitesine, kalite katan ve trabzon’un çıkışında büyük payı olan şenol hocaya alkışları göndermek gerek. zira, onun himayesi altında kendisine çeki düzen verdi bu camia. yoksa çok zordu işler..

neyse, biz bugününe bakalım trabzon’un. takım kaleden forvete kadar, birbiriyle uyumlu gözüküyor. eksik parçalara güzel yamalar gelmiş. defansta glowacki hamlesi, forvette ise yeni transfer gözüyle baktığım teofilo kazancı çok başarılı. orta alanda ceyhun-selçuk ikilisi günden güne, büyümeye devam ediyorlar. colman ve cale de iyice şehre ve takıma alışmış durumdalar. bir de yattara’ya futbol oynama aşkı gelince, değmeyin trabzon’luların keyfine. orta sahayı çok iyi kapatmalarının yanında, hızlı da çıkabiliyorlar ve kanatlardan çizgiye inebilmeleri ciddi bir avantaj. bu noktada, kanatları serkan-yattara ve cale-colman şekline büründüren şenol güneş’in müdahalesi önemli. benim tek soru işaretim, alanzinho konusunda. böyle, sistemli bir şekilde sahaya yayılan bir takımla, bu tarz bireysel takılan bir adam pek yan yana olamıyor. yattara’yı çok güzel törpülediler. kaptanlık, 61 numara derken, adam camilere klima taktıran hayırsever noktasına geldi..

ilk maçı izleme fırsatım olmadı. bu yüzden genel, beklentiye dayalı bir kaç kelam ediyim. seyirciyle beraber, havaya girip, aceleyle erken gol için saldırmadığı sürece trabzon liverpool’u hapseder. bu tür maçlarda, rakibi baskı altına almaya çalışmak, genelde takımın bilincini kaybetmesi sonucunu doğurur. 1-0′ı unutup maça çıkmalı trabzon. şenol güneş’in bu tembihi mutlaka yapacağını düşünüyorum. ilk önce oyunu kontrol altına almak, ardından rakip sahaya yerleşmek ve sonrasında, yetenekli oyuncularını ön plana çıkartmak. sistematik bir biçimde ilerlemeli trabzonspor. ümit ediyorum ki, bu işleri yapabilecek düzeeyde olan trabzon aklı selim bir maç çıkartacaktır…

gelelim galatasaray’a. açıkça, hiç iyi bir takım izlenimi vermiyorlar. iyiden iyiye, güvenini kaybetmiş durumdayız. dışarıdan istediği kadar öyle gözüksün, umurumda olmaz fakat, topçuların kendisine olan güvenlerini kaybettikleri o kadar açık ki, insan üzülüyor.. bu işte son nokta rijkaard’a güvenin ve saygının kaybolmasıdır. öyle bir duruma ihtimal veremiyorum ben.. lyviv maçında alınacak iyi bir sonuca o kadar ihtiyacı var ki camianın, çölde su bulmuş kadar rahatlayacağız. basınından taraftarına, yöneticisinden ailesine herkes şu an topçuların üzerinde baskı yaratmış durumda. bundan eminim. en azından bu baskıdan biraz olsun sıyrılmak adına önemli bu maç. sami yen’de ne idüğü belirsiz futbolun zirvesini görmüştük ilk yarıda. ikinci yarıda da kaos futboluyla kurtarmıştık beraberliği. şu ortamda, iyi futbol falan beklenmemeli. kewell ve elano’nun da götürülmediği gerçeği varken, yalnızca galibiyete giden yol aranmalı.

beşiktaş, helsinki karşısında galibiyete ulaşmıştı. bu anlamda diğerlerinden farklı bir durumda çıkacaklar rövanşa da. muhtemelen, turistik bir gezi olur beşiktaş’ınki. fazla analize falan girmeye de gerek yok. ibb önünde savunmada zaafları ön plana çıksa da helsinki karşısında daha baskın bir futbol izleteceklerdir bizlere. quaresma ve guti’den sonra, bir türlü gelmeyen robinho umarım sorun yaratmaz. çünkü fazlasıyla beklentilerini yukarı çekmiş izlenimi yaratıyor beşiktaş taraftarları…

son temsilcimiz fenerbahçe.. deplasmanda alınan 1-0′lık mağlubiyet var. yine izleyemediğim bir maçtı o. fakat özetler ve yorumlardan çıkarttığım sonuç, bu skorun bir şans olduğu yönünde. şans derken, daha farklı bir sonuç da çıkabilirdi anlamında. fener de aynı g.saray gibi turu geçip, düzlüğe çıkma amacında. üst üste gelen sıkıntılı sonuçlar ve ardından nispeten iyi bir oyundan sonra gelen bir mağlubiyet. aykut kocaman’ın şüphesiz ki, daha, uzun bir yolu var gitmesi gereken. yalnız, o yolun başında iyi bir intiba bırakmalı ki, ilk takıldıklarında fatura ona kesilmesin. şu an taraftarlar ona güveniyor anladığım kadarıyla. bu güveni boşa çıkartmamalı. trabzon maçındaki alex ve stoch tercihleri, ciddi soru işareti yarattı. bahane olarak da paok maçı için dinlendirdiğini göstermesi, alakasız oldu çok. alex gibi yaratıcı bir oyuncuyu muhakkak 11′de başlatmalıydı.velhasılı, trabzon maçı geride kaldı. önlerinde paok gibi ciddi bir sınav var. 1-0 da öyle düyük dezavantaj içeren bir skor değil. yabancı sınırlaması da olmadığından, tüm yaratıcı oyuncular sahada yer alacaktır. bu da, arkayı iyi müdafa etmek gerektiğini gösteriyor. zaten en önemli problemi de bu fener takımının. genç kaleci mert oynayacak sanırım. umarım onun da fenerbahçe kariyerini etkileyecek hataları olmaz… başta dediğim gibi 4 takımımızın da turu geçtiği bir senaryo oldukça hoş gözüküyor. umudumuz bu yönde.

şampiyonlar ligi’nde gruplara doğru

25.08.2010

şampiyonlar ligi’nde gruplara kalacak son takımlar, dün oynanan ve bugün oynanacak maçlarla belli oluyor. bizim bursa gibi doğrudan gruplarda yer alacak olan takımlara, son olarak bugün itibariyle eklenecek takımlar kesinleşince, kura çekimi olacak ve şampiyonlar ligi, tam manasıyla başlamış olacak.

dün akşam güzel maçlar oynandı. en çarpıcı skor, ispanya’dan geldi elbette. ilk maçta deplasmanda portekiz takımı braga’ya 1-0 yenilerek şaşırtmıştı sevilla. kendi sahasında da 4-3 mağlup oldu. elenip gittiler böylece. portekiz temsilcisi braga da şampiyonlar ligi’nde gruplara kalmayı başardı. aslında sevilla maçı 2-0′dan şu meşhur 2-2′ye getirmeyi başardı. fakat, hemen ardından yedikleri goller bitirdi olayı. palop’un da ağzını kırmışardır herhalde maç çıkışında. saçma sapan işler yaptı..

bir diğer gollü, güzel maç da italya’da oynandı. sampdoria-werder bremen kozlarını paylaşan takımlardı. almanya’da, werder 3-1 kazanmıştı. italya’da işler tersine döndü. geçtiğimiz hafta sonu, hoffenheim’in gazabına uğrayan bremen, bu maçta da neye uğradığını şaşırdı. skor, cassano’nun 85′te attığı golle 3-0′a kadar geldi. fakat, son dakikada sahneye rosenberg çıktı. attığı gol, maçı uzatmaya taşıdı. uzatmada da son sözü, pizarro werder adına söyleyince, turu geçen, alman’lar oldu. italyan’lara ise tek kelimeyle yazık oldu…

anderlecht, sahasında partizan’ı konuk etti. ilk maçta milyonuncu kez karşımıza çıkan skorla; 2-2 ile avantajı kapmışlardı deplasmanda. bu maç avantajlarını korumak adına pek iyi değillerdi. partizan 2-0 öne geçti. fakat gene ve gene 90 dakika sonunda skor tabelasında 2-2 yazıyordu. bunun anlamı da maçın uzatmaya taşındığıydı. uzatmada da gol olmadı ve iki takım kozlarını penaltılarda paylaştı. kazanan partizan oldu. anderlecht, çevirdiği maçın sonunu getiremedi ve elenmiş oldu böylece.. bu maç dışında basel deplasmanda sheriff’i 3-0 gibi net bir skorla geçti. gerçi, goller  74′le 87. dakikalar arasında geldi. çağdaş’ın da forma giydiği basel, gruplara kalmayı başardı.. rus ekibi cska moskova da anorthosis’i deplasmanda 2-1 yenerek gruplara kalmayı bildi. young boys’tan aldıkları doumbia yazdı gene. bu adam çok feci bir topçu olacak, bir kenara not edelim şimdiden..

şampiyonlar ligi’nde bugün de önemli karşılaşmalar oynanacak. tottenham-young boys, 3-2′nin rövanşında karşılaşacaklar, white hart lane’de. bakalım, ingiliz’ler, fener’i eleyen bizim buraların deyimiyle ‘köy takımı!’ young boys’u geçebilecek mi?.. bunun dışında, ajax-dinamo kiev, auxerre-zenith, zilina-sparta prag ve copenhagen-rosenborg maçları var. hepsinin başlama saati, 21.45.

yarın ise bizi daha yakından ilgilendiren maçlar olacak. uefa avrupa ligi’nde temsilcilerimiz sahaya çıkacak. trabzon, fenerbahçe ve galatasaray, tur için mücadele edecekler. hepsi, ilk maçlarda kötü sonuçlar alsa da, kazanabilirler. özellikle trabzon turu geçerse, bomba olur. g.saray ise geçemezse, dibi görür sanırım..

transfer dediğin…

24.08.2010

yoann gourcuff

fransa’da dengeleri değiştirecek bir transfer gerçekleşti. yoann gourcuff, bordeaux’tan, lyon’a geçti. bedeli 22 milyon. şu dakikadan sonra, bordeaux taraftarları ne kadar küfür etse yönetimlerine müstahaktır. hatırlayacaksınız, bordeaux’un başına blanc ayrılınca eski dost tigana geçmişti. onun da isyan etmeye hakkı var. tek mantıklı açıklamaları, yerine alacakları adamın hazır olması olur. öyle bir durum yoksa, yazık etmişler gerçekten. gourcuff’un takımı için ne kadar değerli ve vazgeçilmez bir topçu olduğundan bahsetmeye gerek yok sanırım. kiraladıktan ve üst düzeyde verim aldıktan sonra, bonservisini de alıp, transfer etmişerdi. şimdi en önemli rakiplerinden birisine yolladılar. bir adet adnan sezgin mevcut oralarda sanırım…

rubin kazan da bir transfer gerçekleştirdi. hafta sonu, werder’i 4′leyip yeniden ismini duyuran hoffenheim’den brezilya’lı carlos eduardo’yu kattılar kadrolarına. çok iyi bir tercih olduğunu söyleyebilirim şahsen. 20 milyon vermişler. bu noktada biraz soru işareti olsa da, neticede adamlar rus.. ayrıca, gremio’dan aldıklarında oyuncunun bu fiyatlardan gideceğini hesap etmiştir kesin alman’lar. ki, zamanında hoffenheim’in bonservisine ödediği fiyat da 7 milyonmuş. üstelik bundesliga’da yer almıyorlardı o dönem.. eduardo her brezilya’lı ön oyuncusu gibi, üst seviye tekniğe sahip. kanatlardan çok iyi top taşıyor ve golcü özelliğiyle, forvetin gerisinden takımına ciddi katkı sağlıyor. rusya’da da iş yapacaktır. eduardo fahiş bir fiyatla, bir transfere daha imza atar benim tahminim. orada oynayacağı top önemli bu bakımdan.

son olarak arjantin’li otamendi’den bahsedelim. o da portekiz’e geçti. yeni takımı porto.. böyle güzel adamları bulup, avrupa futboluna kazandırma açısından, üzerine yoktur herhalde bunların. sayısız güney amerika’lı porto formasıyla avrupa vitrinine çıktı ve bir çoğu da bugün önemli yerlerde, önemli topçular.. otamendi de, dünya kupası’nda arjantin formasıyla çıkış yakalamıştı. fakat eminim, ondan çok daha önce radara almıştır porto. bu transferle akıllara hemen bruno alves geliyor tabi. zenit’e 22 milyona sattıkları bruno alves yerine aldılar otamendi’yi. yüksek ihtimalle de onun mevkisinde oynatacaklar. bir 22 milyona da bunu satarlar. bizler de transfer sezonunun son günlerinde, avrupa’nın ne kadar düşüşe geçen oyuncusu varsa, onları kovalayalım..

basketbol şubesi’nde olan biten

24.08.2010

galatasaray, futbol şubesi’nde ne kadar kaos’un içine girmeyi becerebildiyse, basketbol şubesi’nde de o kadar akıllı icraatlar yapıyor.. artık, dile getirmeye ne hacet, oktay hoca’nın koç olarak görevlendirilmesi ilk adımdı. ardından da güzel işler takip etti bu hamleyi. her şeyden önce, yıllardır eksikliğinden dolayı sıkıntı çekilen noktaya parmak basmayı başardılar. planlı, programlı bir yapıya kavuşmak için çabalanıyor şu an. sözleşme imzalanan basketbolcuların çoğu, en az 2 yıllık atıyor imzayı. bu da basketbol şubesine bakış açısının biraz da olsa genişlediğinin ispatıdır..

yerli rotasyonuna, kalburüstü topçular eklendi. onardan bahsetmiştik daha evvel. çok fazla tekrar etmeye gerek yok işte. ermal, tutku, haluk ve geleceğe dönük yatırım kapsamında melih, sertaç, ilkan gibi gençler dahil oldu kadroya. atlamamamız gereken bir ince çizgide burada. bundan önce, bu şubede plansız ve günü kurtarma amacıyla hareket edildiğinin en büyük kanıtlarından birisi de, hemen hiç gelecek vaadeden oyuncunun olmamasıydı. en fazla, cemal nalga falan vardı yani.. şimdi girişilen bu gençleştirme operasyonu da kritik, o anlamda. ümit milli’den takıma kazandırılan bu gençlerde muhakkak oktay hoca etkisi vardır. geldiğini belli etmek böyle bir şey sanırım…

dün itibariyle takıma preston shumpert da dahil oldu. beşiktaş’tan ve efes’ten tanıyoruz kendisini. bu konuda fikrim net; türk statüsünde oynayacak bir shumpert, ligin en iyi 3 numaralarından bir tanesidir.. çok keskin bir şutör ve yalnızca ceza şutlarında değil, maçın kritik anlarında da kullanabiliyor, şutör özelliğini. aynı zamanda shumpert’in en önemli kozlarından bir tanesi de şutlarını çabuk bir stille çıkartabilmesi. tecrübesini de işin içerisine katarak, rakibini ekarte ettiği anda sayıyı yapabiliyor. kısaca, galatasaray basketbol takımı istikrarlı ve hedeflenen noktada çokça maç oynamış bir basketbolcuyu transfer etti. güzel bir detay da sözleşmenin 2 yıllık olması…

diğer yabancılara baktığımızda; radoslav rancik, taylor rochestie, joshua shipp ve luksa andric.. rancik geçtiğimiz yıl, en sevilen basketçi olmuştu takımda. bu yıl da takımda kalmak adına fedakarlık yaptığını düşünüyorum. çok değerli bir oyuncu. rochestie, almanya’dan gelen bir oyun kurucu. o da üç sayılık isabetleri ile ön plana çıkan birisi. tutku açık ile rotasyona girecekler. biri oyunu yönlendiren diğeri şutör iki oyun kurucu olması iyidir her zaman. shipp’i ise bornova’dan hatırlıyoruz. 2 numara pozisyonunda oynuyor. savunması hiç de fena değildir. ayrıca, fiziğinin getirdiği bir avantajı; 3 numarada da kullanılabilir zaman zaman. ligi ve oyuncuları tanıması artı puan şüphesiz. ve son olarak luksa andric. cibona zagreb’den alınan, hırvat milli oyuncu. euro league’de oynama şansı buldu. bu da ona henüz 25 yaşında olmasına rağmen önemli tecrübe kazandırdı. luksa, muadilleri gibi pota altını kaplayan, fiziğiyle ön plana çıkan bir uzun olmasa da dış şutları oldukça başarılı. bunun yanında ayakları da geyet hızlı. cibona’nın mali kriz dolayısıyla elden çıkardığı bu adamı transfer etmek çok güzel bir iş gerçekten. taraftar rancik gibionu da sevecektir eminim ki..

haftasonu futbol

23.08.2010

arsenal - blackpool

premier league’in engellenemezcesine türkiye süper lig’leşmesi devam ediyor. gelen gidene 6 atıyor. üç büyükler ile anadolu kulüplerinin arasında büyük fark var güntekin.. chelsea 6 golle açmıştı, wigan’a da aynı tarifeyi uyguladı. wigan ilk hafta blacpool’dan 4 yemişti. o blackpool da gitti emirates’de arsenal’den 6 yedi. ilk hafta farklı mağlup olan bir diğer ekip de newcastle idi. 3 tane yemişlerdi manu’dan. st. james park’ta aston villa’yı 6′ladı onlar da. evet, hakikaten bi ‘noluo lan’ havası var şu anda pirömiyer lig’de. denge falan kalmamış gözüküyor henüz sezonun başında. chelsea’nin 2 haftada 12 averaj yaptığı bir lig istemiyoruz hocam biz…

işin şakası bir yana bol gollü, bol şaşırtmacalı başladı ingiliz’ler sezona. darısı diğer ligler için diyelim.. başlayan bir başka lig, fransa’da kısır bir hafta geride kaldı. bol bol golsüz eşitliğin bozulmadığı maçlara denk geldik. son şampiyon marsilya defans oyuncuları heinze ve taiwo ile sonuca gitti. mevlüt’ün takımı psg, evinde tigana’nın bordeaux’una son dakikada çarpıldı: 2-1. son dönemlerin kayıp takımı lyon ise evinde brest’i tek golle geçti. yine çok takımın yarışın içerisinde olduğu bir sezon göreceğiz gibi duruyor fransa’da.. hollanda’da gündem, ikinci lig takımı sparta rotterdam’ın almere city’i 12-1 yenmesiydi. ki, voskamp diye bir oyuncu bu maçta tam 8 gol attı. evet, 8 gol. bazı forvet oyuncularının sezonun tümünde atamadığı kadar gol attı herif bir maçta.. onun dışında, eredivisie’de ajax ve twente 3 gollü galibiyetler aldılar. ajax’ın yenisi el hamdaoui 2 tane yazdı. bir tane de suarez.. haftanın en önemli maçında ise psv, alkmaar’ı 3-1 ile geçti.

almanya bundesliga’da açılışı bayern yapmıştı cuma günü. misimovic’in 2. yarısında girerek yönünü değiştirdiği maçı, son dakikada almayı başarmışlardı. ilginç bir sonuç; hoffenheim, geriye düştüğü maçta werder bremen’i 4′ledi. ibisevic ve salihovic de attılar birer tane. gollerin tamamı ilk yarıda geldi.. hamburg sahasında schalke ile oynadı. kazanan 2-1 ile ev sahibi oldu. van nistelrooy iş başındaydı. gollerin ikisi de ona ait.. dortmund, sahasında leverkusen’e tosladı. hiç beklemediğim şekilde 2-0 mağlup oldular… büyük sürpriz olmazsa van gaal’in bayern’i domine eder bu ligi. diğerlerinin bayern karşısında, özellikle dünya kupasındaki almanya kadrosu sonrası, pek şansları yok gibi geliyor bana..

süper lig’de de 2. hafta 2 maç dışında geride kaldı. bursa ve ibb aynı hafta, sami yen ve inönü’den 3′er puan çıkartarak, manşetlerde yer aldılar. iki takım da aynı skorla kazandı. hem bursa hem de ibb son yıllarda büyüklere karşı, çok başarılı maçlar çıkartıyorlar. özellikle de deplasmanlarda. bursa böylelikle, 2 sezonda tüm istanbul deplasmanlarından galip ayrılarak, zor bir iş başarmış oldu.. eskişehir, g.saray’ı ağırlıyacağı haftanın öncesinde mağlup olarak, iyice odaklandı galatasaray mücadelesine. artık iki kat daha zor o deplasman bizim için.. hafta içi avrupa maçları oynayan trabzon ve fenerbahçe ise bu akşam oynuyorlar. son yıllarda avni aker’de çok iyi maçlar çıkardı fener. galip gelirse hiç şaşırmam. fakat trabzon bu ligin en oturmuş takımlarından bir tanesi şenol güneş ile. onlar hakkında da en kısa sürede bir yazı yazmak isterim..

tv’de bugün ne var diye bakarsak;

21.00 trabzonspor – fenerbahçe / lig tv

21.00 kasımpaşa – buca / digi 205

22.00 manchester city – liverpool / spormax

ps. 21.30′da da efes world cup dahilinde, türkiye -arjantin basketbol maçı var, ntv’de…