lucas neill ve jo alves

21.01.2010

neill & jo

neill ve jo. yine, ingiltere pirömiyer lig görmüş oyuncu tercihleri galatasaray’dan. işin en güzel yanı; “içi çoktan geçmiş, katar uçağına binecekken bir yanlışlık sonucu türkiye’ye, oradan da ayıp olmasın diye florya’ya gelen vasat yabancı oyuncu” döneminden, “tüm avrupa’da isim yapmış, istanbul uçağının yakınından geçmesi mümkün görünmeyen, adından ‘ah keşke’ iç geçirmeleriyle bahsedilen yabancı” dönemine geçişin, inanılamayacak kadar kısa bir dönemde gerçekleşmesi. bu dönemin olayı ise tamamen plan ve program işi. ne idüğü belirsiz, kafasına göre oyuncu alan bir zihniyet ne zaman yerini ileriyi düşünen, futbolun sistem işi olduğunu bilen kişilere bıraktı, o zaman ufku açıldı galatasaray’ın. avrupa’daki uç örnekler, chelsea ya da manchester city gibi bir “nereden nereye” hikayesi değil bu üstelik. oradaki mevzu, bir kodamanın isim kurtarma amacıyla çat kapı ortaya çıkması ve takımı geçici bir rüya alemine sürüklemesi. oysa ki, bizimkiler hep sonrasını da düşünerek hareket ediyorlar. elimize para geçti, hadi gidip yıldız oyuncu alalım kaygısı yok. bunun en iyi kanıtı, gelen her oyuncunun ve rijkaard’ın istisnasız biçimde, kendilerine anlatılan projelerden bahsetmesi.

neill’ı anlatmaya başlarken verilmesi gereken en önemli detay sanırım, 15 yıldır ingiltere’de oynaması olacaktır. millwall, blackburn, west ham ve en son kısa bir süre everton. bu takımların, özellikle de blackburn’un önemli bir parçasıydı neill. sahadaki yerini tanımlamak gerekirse, genel olarak kariyerine bakarak stoper bek sonucunu çıkartabiliriz. işin savunma yönünü ziyadesiyle becerirken, aynı zamanda hücuma çıkıp etkili olan bir stoper bek. ondan, popescu kadar başarılı top tekniği bekleyemeyiz, sabri gibi hızlı olmasını beklemek de saçmalık olacaktır. fakat, savunmadaki uyum eksikliği konusunda takıma yardımcı olacağından şüphem yok. tecrübeyi kastediyorum. üst seviyede senelerce görev yapmış bir savunmacı, mutlaka kazanımlarını aktaracaktır diğerlerine de. tekrarlıyayım, çok daha ötede şeyler ummuyorum neill’den. sağlam savunma yapsın, kewell gibi beyefendiliğiyle gençlere etkisi olsun yeter. lazım bir adamdı velhasıl-ı kelam.

gelelim jo alves de assis silva’ya. rusya’da, cska moskova formasıyla, daniel carvalho ve mavi kafa wagner love ile beraber tanımıştım onu. moskova temsilcisine sempati duymamın sebebi 3 adamdan birisiydi, bonus kafalı. takımın en hızlısı, penaltı atanı, ara ara frikikten gol atanı, bitiricisi; kısacası çok önemli bir parçasıydı. milli takımda da şans verildi jo’ya. hatırlatalım, oynama şansı bulduğu milli takım brezilya. 87 doğumlu bir oyuncu olarak, herkesin yakalayamadığı bir başarıyı çok genç yaşta yakaladı. ilk milli maçı da ilginçtir, türkiye’ye karşı. cska moskova’da gösterdiği performansın onu avrupada daha ön planda bir takıma taşıyacağı kaçınılmazdı, nitekim öyle de oldu. manchester city, 18 milyon pound’a jo’yu kadrosuna kattı. mark hughes’la, aynı elano gibi sorun yaşaması, kiralık olarak everon’a yollanmasına neden oldu milyonluk adamın. geçen yılı goodison park’ta tamamladı. bu yılı da, türkiye’ ye gelene dek, orada geçirdi.

cska’da hayran hayran izlediğim bu ince adamı, hiç düşünmemiştim tuttuğum takım formasıyla. istatistiğe itibar eden de var, etmeyen de. ben vereyim istatistiği, gerisi size kalmış: corinthias 54 maç 23 gol, cska moskova: 78 maç 44 gol, m.city 9 maç 1 gol, everton 22 maç 7 gol. izlemişsindir; sonrası futbol zevkine kalmış, beğenirsin beğenmezsin. fakat istatistik bilgilerini açıp, hiç maçını izlememişken, “ingilterede şu kadar maçta şu kadar gol atmış, beğenmedim ben bunu, bu da kim böyle?” seviyesizliğinde yorum yaparsan, ciddiye alınmazsın pek.

jo transferinin tek kafa karıştırıcı yanı, avrupa ligi’nde oynatılamayacak olması. yalnızca lig’de faydalanılabilecek bir oyuncu. buradan çıkarılabilecek sonuçlar; gelecek yıl aslantepe’de mutlaka şampiyonlar ligi maçları oynamak istiyor yönetim. ayrıca, başka bir forvet transferi daha görürsek şaşırmayalım.

ısınma turları

09.01.2010

esat yılmaer’in chicago röportajı sonrasında gelen en kafası güzel yazılardan birisi, beklenildiği gibi hürriyet’ten. haberin konusu kısaca; messi’yle ödül töreninde tanışan, moldovanın kuzeninin karısı yasemin pelosi’nin, arjantin’liye arda hakkında sorduğu sorular ve aldığı yanıtlar. bi’ taraflarından uydurdukları haberi bitirirken  iki oyuncuyu kıyaslayarak da, kendilerince kurnazlık yapmaya çalışıyor damadın adamları. yiyen var tabi bu çakallığı, mal dolu çünkü ülkede. haberin yorum kısmına bakınca anlayabiliyoruz durumu. şaka maka, yaratıcılıkta sınırları zorladıkları için teşekkür etmek gerek kendilerine. hiç değilse, kim kuş kadar zekaya sahip kim normal, belli oluyor sayelerinde.

cemal için frankfurt’a gidecek diye haber yapmış milliyet. cemal gitsin, dönmesin türkiye’ye isterim. hem galatasaray için hem kendisi için daha iyisi bu olacaktır. yönetici ve teknik ekip düzeyinde herkesi cezalandırmıştı kulüp, cemal’i affedip ileride tekrar takıma çağırmazlar umarım, bundan korkuyorum en çok. yapılan saçmalıktan sonra, küme düşsek üzülmem diye düşünürken, tüm  adı olaya karışanların takımdan uzaklaştırılması ve geride kalan oyuncuların verdiği olağanüstü mücadele, beni umutlandırdı. rancik, jasaitis büyük keyif tbl için.

son zamanlarda sıkça bahsedilen haberlerden birisi de bahis skandalı. geniş kapsamlı bir inceleme başlatıldı, almanlar dinledi ve türkiye’de de karanlık işler döndüğü belgelendi. bi’ dönem galatasaray’ın da denediği, muz ortacı, kayserispor’lu bilal aziz’in ismi , telefon kayıtları aracılığıyla şike iddiasında yer aldı. milliyet’in haberinde görüşmelerin detayı da yer alıyor ve federasyonun kayseri-eskişehir maçını incelemeyi aldığı söyleniyor. benim şaşırdığım durum; iddia’da, bilal ve 3 ismi bilinmeyen kayserisporlu oyuncunun eskişehir maçı için bahis çetesiyle takımlarının yenilmesi için anlaştığı ve bunu başaramadıkları yer alıyor. hatta bu olaydan sonra bilal’e çatıyor çete ve ölümle tehtid ediyor. oldukça ilginç bir senaryoymuş. gün itibariyle bilal’in lisansı kayserispor tarafından askıya alınmış. bakalım önümüzdeki günlerde bu konu hakkında nasıl gelişmeler yaşanacak?

nba’de yılın aptalı oylaması yapsak, açık ara 1.’liğe giderdi herhalde arenas. silah muhabbetine, koca 1 yılı, buna bağlı olarak belki de nba macerasını kendisi yedi bitirdi. çıktı, şaka yaptım dedi, sıvadı bir de. o şakayı affetmiyorlar oralarda tabi. işin içine fbi girdi, başı iyice derde girdi zero’nun. bu noktadan sonra wizards’ın, kontrarını feshedebilme şansı, sponsorlarının geri çekilme düşünceleri, stern’ün prestij hesapları derken paraşütsüz düşüşe geçebilir arenas. olayın diğer tarafı crittenton da masum değil gibi duruyor. o  da, nasibini alabilir ağır cezalardan.

cm 01-02′lerde kalmış bir sahte menajer olarak söylüyorum, fm 2010 güzel oyun arkadaş! karışık ve gereksiz ayrıntılarla doldurulmuş fm serisinden haz etmedim bugüne kadar. gerçi açıp oynamışlığım da yoktu pek. fakat 2010 önyargımı kırdı desem pek yanlış olmaz hani. normal şartlarda, 1-2 saate çözüyorsunuz oynanışı ve alışıyorsunuz. yepisyeni kadrolar, transfer bütçesini ilhan cavcav’dan az tutan yönetimler ve keşfedilmeyi bekleyen genç topçular. kısalistende, en az 30 genç olmalı, hacı.

raikkonen’i severdim f1′de. onu desteklerdim. bu yüzden mclaren mercedes’i tutuyordum. rakibi olduğu için ferrari’yi pek sevmiyordum. ferrari pilotu olduğu için schumaer her ne kadar efsane olsa da esas adamım değildi. sonra işler değişti, schumaer bıraktı, raikkonen ferrari’ye geçti, şampiyon oldu. sevindik, ettik. ardından raikkonen bıraktı, schumaer mercedes’le pistlere geri döndü. ee,nasıl iş lan bu? ne anladım bu işten ben. gidip, takuma sato’cu olucam.

galatasaray vs atletico madrid

18.12.2009

twitter’da, atletico madrid’i çeksek kurada güzel olur demiştim. içim temiz, gidip çektik adamları. temennimden de anlayacağınız üzre, umutluyum bu kuradan ben. nedenlerinden bahsedeyim hemen. en başta savunmada büyük sıkıntılar yaşayan bir takım. akıllarına hemen servet-zan ikilisine karşı agüero-forlan ikilisini getirenler bir de ujfalusi’yi, perea’yı düşünsünler baros-keita-kewell-arda-elano hücum hattına karşı. ligde, hoca değişikliğine rağmen, istediği başarıya henüz ulaşmış değil madrid ekibi. 14. sırada yer alıyorlar 14. hafta itibarıyla. flores’in gelmesi de değiştirememiş gözüküyor kötü gidişi. şampiyonlar ligi’nden geldiler buraya fakat hiç galibiyetleri yok. 3 beraberlik aldılar yalnızca ve deplasmanda attıkları fazla gol sayesinde avrupa ligi’ne zar zor kapak attılar. 2 yıldır istikrarlı biçimde avrupa arenasında önemli maçlar çıkaran galatasaray karşısında hiç de iyi bir istatistik gibi durmuyor bu hallleri. en büyük avantajları, kun agüero şüphesiz. değil madrid’in, ispanya’nın hatta ve hatta avrupa’nın en tehlikeli forvet oyuncularından birisi, genç tangocu. devre arasında chelsea’ye transferi gerçekleşirse, bir adım daha öne çıkarız bu eşleşmede. her şey bir kenara, savunmasıyla ön plana çıkan ve geride iyi organize olan bir takım, madrid’den çok daha fazla zorlayabilirdi galatasaray’ı. flores’in benfica’sını geçmiştik geçen yıl, bu kez madrid’ini geçmek diliğiyle diyorum. en büyük çekincem maç programı. iki madrid maçının arasında inönü’de beşiktaş karşısına çıkacağız. olabilecek en zor fikstür budur belki de.

n’oluyo lan?

18.12.2009

fisher’ı her ne kadar sevmesem de, burada üzerinden geçilip yapılan smaç ona acımama vesile oldu. bildiğin, postere sokmuş brewer. smacın uzaktan yapılması ya da smaçtan sonra fisher’ın tank çarpmış gibi savrulması değil benim ilgimi çeken. ramiz dayı’dan posta yemiş ali şaşkınlığında takındığı “n’oluyo lan?” ifadesi bitirdi beni. helal lan brewer.

bu hafta en güzel hareketler’de feci işler var, bakmanızı tavsiye ederim ntv’den. billups-birdman işbirliği, brewer’ın facial’ıyla birlikte favorim.

sturm graz 1-0 galatasaray

16.12.2009

sturm graz’a karşı şansımızın tutmadığı bir maç daha geride kaldı. yenemiyoruz bir türlü adamları, ilk maçta sami yen’de aldıkları 1 puan grupta hanelerine yazılan tek puandı. bugünkü maça gelene dek başka da olumlu bir şey yapamamışlardı. bükreş ve pana’ya mağlup olmuşlardı. tek galibiyetlerini de biz hediye etmiş olduk 1-0′lık skorla. hediye diyorum çünkü; galatasaray’ın ‘yedek-yerli-azşansbulan-genç-formsuz-sakatlıktanyeniçıkan’ karışımı kadrosu görülmemiş bir isteksizlik ve vurdumduymazlık içerisindeydi. yetenekleriyle ön plana çıkan keita’yı ayır, geri kalan hiç kimse kazanmak için oynamadı. hani var ya her maça kazanmak için çıkıyoruz muhabbeti, onu yalanladılar işte bugün bu topçular. sonuçta bunun zararını kendileri görecek, takımın kaybettiği en fazla namağlup ünvanı olur. fakat alpaslan, aydın, diğerlerine göre fazla şans bulsa da barış, ayhan gibi oyuncular kötü oynayıp artı olarak sahada ruh görevi üstlenmeleri sebebiyle hocaları rijkaard’ın yüzünü kara çıkardılar. ben olsam formanın kokusunu unuttururum bu topçulara da, rijkaard’ın insaflı bir adam olduğunu biliyoruz. benim takıldığım olay, mağlubiyet değil. sonuçta futbol bu, her şeyi beklemek gerek. çok iyi oynayıp mağlup da olabilirsin. fakat isteksiz oynamaya, koşmamaya yahut sorumluluk almaktan çekinmeye bir kılıf uyduramazsın.

bu maçın en iyi yanı, formalite maçı olmasıydı. sonuçta yedekten gelecek adamlar bunlar. herhangi bir sakatlıkta ya da cezada bunlar oynayacak. pekala, eksiklerin fazla olduğu, bu maçın kadrosuna yakın kadroyla çıkabileceğimiz bir lig maçı da olabilir ileride. o yüzden sinirleniyorum bu oyuncuların kendilerini hazır tutmamalarına. orta sahada topal cezalı olsa kim oynayacak büyük ihtimal ayhan, ya da sarp yokken kim oynar; barış. bu ayhan mı doldurabilecek allah aşıkna topal’ın yerini? barış öldürücü geri paslarıyla mı ulaşacak sarp’ın tempolu oyununa? çok zor elbette. alternatif oluşturamıyorsa bu oyuncular, onların yerine de transfer döneminde farklı oyuncular düşünülebilir. ne olursa olsun, takası seven bir takımız ve takasta kullanabileceğimiz halen ligin vasat üstü tanımına uyan oyuncularından bazıları bizim kadromuzda. ara transfer döneminde yapılan hamleler pek tutmaz fakat yerinde yapılan bir transfer de etkisini direkt olarak gösterir. akılcı 1-2 transfer hamlesi -takas yoluyla gerçekleşirse 2 kat iyi olur- dengeleri olumlu yönde bozabilir lig yarışında bizim adımıza.

galatasaray 1-1 ibb

06.12.2009

gs 1-1 ibb

puan kaybını hakeme bağlamak adetim değildir hiç. saçmalık olarak görürüm hatta çokça. fakat hüseyin göçek’in galatasaray-ibb maçının son 10-15 dakikasında gösterdiği performans beni dahi çileden çıkardı. her şey kabulüm; atmamız gerekiyordu 2′yi, topu da daha akıllı çevirip süreyi iyi kullanmamız lazımdı. fakat gözünün önünde kornere çıkan topa aut kararı vermek, çok açık biçimde temiz bi’ top çalmaya faul vermek, üzgünüm, art niyet aramak için yeter de artar bile. hüseyin göçek sezon sonua kadar dinlendirilir mi, hakemliği bırakır mı bilemem de bir daha herhangi bir futbol müsabakasında görmek istemem açıkçası bu adamı ben.  taraftarlıkla yahut taraf olmakla alakası yok bu durumun, iyi-kötü futbolla da alakalı değil. hakemin hatayı bırak, kıyım yapması istediğin kadar objektif ol, tepki göstereceğin ve sinir kat sayısını artıran bir durum. elle, kolla gol yemek, ofsayttan gol yemek ya da ne biliyim alakasız bir penaltıdan gol yemek futbolun içinde sayılabilir. lakin, gözünün önünde çok net biçimde sonucunu gördüğün pozisyonu tam tersi kararla açıklamak acizliktir ve art niyet aramayı gerektiriyor bu tutum. bu nedenle puan kaybını şans-hakemkatkısı-futbolcu hatası üçgeninde açıklayabiliriz.

son dakikada atılan golle sonucu belirlenen bir maç oldu. bu yüzden daha fazla olacaktır acısı. 80 dakika rakip bizim kaleye doğru dürüst gelememişken, hiç de iyi olmadı bu kayıp. yine de topun yuvarlaklığını hesaba katıp sonuç üzerinde değil, oynanan futbol üzerinde durmak istiyorum. hücum gücü her geçen hafta azalarak, temposu düşen ve gol pozisyonu sıkıntısı yaşayan bir takım oluvermiştik fenerbahçe maçından sonra. hem fiziksel hem psikolojik açıdan yıpranarak çıktığımız bir maçtı o ve götürüleri oldukça fazlaydı. o maçtan sonra hep ağır-aksak ilerlemeye çalıştık. ileri uç elemanları -kewell dışında- istikrarlı bir performans yönünden zayıf kaldılar. her maçı üst biten takım bir anda 2 farkı yakalayamayan hatta 2 gol atamayan bir takım haline geldi. orta sahada rijkaard’ın aradığı tarz bir adamın olmaması ve kazanma alışkanlığının yitirilmiş olması bu sonucun doğmasında etkiliydi. çok atıp, çok yiyen bir takım değildi artık galatasaray fakat artık gol atma konusunda ciddi sıkıntıları vardı. bu kadar güçlü bir kadronun nonda dışında alternatif bir forvetinin olmaması yönetime kadar götürür eleştiriyi, çok problem yaşandı çünkü bu sebeple. baros’un yokluğunda nonda o kadar silik bir görüntü çizdi ki, hoca bir maçta arda’yı forvet mevkisinde kullanmayı tercih etti. keita’nın cezalı olduğu maçlarda, sabri’yle yakaladığı uyumun bozulması yine puankayıplarının yaşandığı sürecin önemli nedenlerinden birisi oldu. kewell ve nonda’nın yedekten gelecek adam olmaması yüzünden dinlenememesi, arda’nın top yapma konusunda yalnız kalması ve elano’nun açıkça gözüken zaman ihtiyacı. ibb maçına dek bu tarz sıkıntılar yaşandı. fakat, bugün her açıdan mükemmele yakın bir galatasaray izledik diyebilirim. en başta, o heyecanı, isteği geri gelmişti oyuncuların. önde basan, birbiriyle yardımlaşan, gol atmak için fazlasıyla iştahlı bir görüntü çizdi takım. sabri’nin yokluğunda şans bulan uğur’un bazı ortaları isabetsiz olsa da, çok kez çizgiye inip pozisyon üretmeye çalışması sevindiriciydi. kewell her zamanki gibi tecrübesi ve arzusuyla etkili olmaya çalıştı. arda kenarda, aynı pana maçındaki gibi çok iyi top kullandı. ortada elano oldukça fazla sayıda, uzun ve adrese teslim paslar attı, temposu da diğer maçlara nazaran yüksekti. önceki maçlarda; keita’nın yokluğunda, onun çizgiden taşıdığı topları fazlasıyla arıyordu takım, belki de en önemlisi keita’ya ihtiyaç duyulmadı bu maç. hücumda özellikle 2. yarı pozisyon üretme noktasında çeşitlilik vardı. arda’nın ayaklarına bakan bir takım değil, sağdan soldan bindiren bir takım izledik.

son 10 dakikayı ayrı tutuyorum, hüseyin sağolsun. taraftarla inatlaşırcasına, gördüğünü inkar eden bu adam, 80 dakika oynanan topu boşa çıkardı. taraftar tepki gösterdikçe, saçmaladı hakem. büyük takımın sahasında, rakip takımı ezdirmem havasına girdi, pislediğini sıvamış oldu böylece. yanlış görmedi, gördüğünü inkar etti; buradan anlayabilirsiniz demek istediğimi. son dakikalarda topla oynama yüzdesini kanıt gösterip, ibb’nin golü hakettiğini söyleyenler yanılıyor. hakem olayı çığırından çıkarmasaydı, topa o kadar hakim olamayacaktı ibb. uzun süredir bu kadar taraflı bir yönetim görmemiştim, sağolasın h. göçek. ne olursa olsun, galiptir bu yolda mağlup felsefesine getirmek istiyorum olayı. iyi oynadıkları bir maçtan sonra, hakettiklerini alamamak, topçuları kendine getirip bundan sonra daha yürekli oynamaya, işini garantiye almaya sevkedecek umarım. bu maç üzerinden rijkaard’a giydirmeye çalışanlar olacaktır mutlaka basında veya nette. onlara yapılabilecek hiç bir şey yok, akıl fikir edinmeleri için dua etmekten başka.

basketbol şubesinde skandal!

18.11.2009

cemal nalga’nın, hazırlık müsabakasında 5 maç ceza alması çok şaşırtmıştı beni. bir basketbolcu, rekabetten ve çekişmeden tamamen uzak bir ortamda nasıl bu kadar agresifleşebilir, anlam verememiştim. asıl bomba, sonrasındaymış. cemal cezasını doldursun diye maç ayarlamış kurnazlar, daha da ileri giderek 7 numaralı tufan formasını cemal’in sırtına geçirmişler. akla, mantığa sığmayan bir durum. ulan ne diye ceza almış oyuncuyu gizli gizli oynatmaya çalışırsın bir hazırlık maçında. nasıl cesaret edip, yeltenirsin böyle bir harekete, galatasaray tarihine kara harflerle yazılma pahasına. bahanesi olmayan, kesinlikle affedilmemesi gereken bir olay. cezası neyse versin federasyon, hem bu işte parmağı olanlara hem de bu şahısların -malesef- yönettiği galatasaray basketbol şubesine. ceza versinler ki, kulübün üzerinde kara bir leke olarak kalmasın bu kabul edilemez suç. galatasaray duruşunu geç, spor ruhuna, etiğine aykırı bi’ kere yapılan. yönetim en doğru kararı verip, anında ilişkisini kesmiş ilgili şahısların şubeyle. federasyonda gerekeni yapıp, türk basketboluyla bağını koparmalı bu kişilerin. dedehayır, cemal, okan çevik. kimse sorumlu, basketbolla ilgisi kalmamalı. bana kalırsa, bu durumu bilip de, görüp de, sessiz kalan herkes- tüm takımın olayın farkında olduğunu öngörüyorum-, yani tüm şube  uzaklaştırılmalı galatasaray’dan. zaten bulunduğu yeri haketmiyordu ahmet dedehayır. şimdi belgelendi nasıl bir yönetici olduğu. fener’den fark yesek, küme düşsek bu denli ağır koymazdı. ancak böyle utandırabilirdiniz bizi, yazıklar olsun..

artest bir acayip adam

16.11.2009

lakers’ın şampiyonluğunda önemli pay sahibi olan trevor ariza, staples center’daydı dün gece. takas edildiği adam ron artest’le karşı karşıyalardı. maçı houston rockests kazanarak, lakers’a üst üste ikinci mağlubiyetini tattırdı. fakat maçta yaşanan ilginç bir olay, maçın sonucundan daha çok ilgimi çekti benim. kobe’ye bloğu koyuyor ariza, ardından pozisyonun devamında ayakkabısı çıkıyor. artest ayakkabıyı alıp arkaya fırlatıyor.  ariza’nın olaydan sonra ron ron’a attığı bakışla, artest’in sayıyı yaptıktan sonra tutunduğu tavrı karşılaştırınca, anlıyor insan bazı şeyleri. benjamin linus yapmaz lan artest’in yaptığını!

video

nba’den başka bir haber; s-jax charlotte bobcast’e takas edildi. acie law’ı da yanına ekleyerek, bell ve radmanovic karşılığında yollamışlar. bu saatten sonra gs’den bi’ şey olmayacağı açık ta, jackson’dan kurtulmaları iyi olmuş her türlü.

milli maç haftası

15.11.2009

ispanya gol sevinci

milli takımımız gruptan çıkamadığı için bu uluslararası futbol haftasını hazırlık maçı da yapmadan boş geçiyoruz. biz pas geçsek de önemli karşılaşmalar vardı bugün. avrupa’dan dünya kupasına katılmak için mücadele eden  portekiz, bosna’yı 1-0, deplasmanda fransa, irlanda’yı 1-0 ve rusya slovenya’yı 2-1 mağlup etti. yunanistan’la ukrayna da 0-0 berabere kaldı. fransa işi şimdiden bitirmiş gözüküyor. onun dışında diğer 3 maçın sonucunu kestirmek hayli güç olacaktır. bosna sahasında kesin kök söktürür portekizlilere. gönlüm de onlardan yana açıkça. portekiz’in elenmesi, ronaldo’yu finallerde göremeyeceğimiz anlamına gelse de, bosna orada olmayı hak ediyor bana kalırsa. rusya ve ukrayna da finallere gider yönünde kullanıyorum tahminimi.

bizim buralarda hüseyin çimşir muamelesi gören elano, brezilya’nın ingiltere’yi 1-0 yendiği hazırlık maçında golü atan nilmar’a asisti yapan adamdı. buralarda şaşırılıyor elano’nun milli kadroya dahil edilmesi, oysa ki o şaşıranların tamamına yakını brezilya milli takımıyla tanımıştır elano’yu. neden yadırgıyorlar, ben de onu anlamıyorum. bir de alex milli takımda yokken, elano nasıl çağrılır? mantığıyla dunga’ya giydirenler var ki; onlar bambaşka işte. neyse .)

afrika elemelerinde kamerun fas’ı 2-0 yendi, eto’o dünya kupasına gidiyor. favorim gabon’du benim, kamerun çıkınca 1. gruptan, onlar elenmiş oldular. bi dahaki sefere inşallah gabon. nijerya, gana ve keita’lı fil dişi sahilleri afrika’dan dünya kupasına giden diğer takımlar. cezayir ve mısır, kazandıkları maç, attıkları ve yedikleri gol sayısı dolayısıyla puanları aynı olunca ekstra bir maç oynayacaklar. kazanan dünya kupası biletini kapacak. bunların dışında önceden garantileyip, rahat rahat hazırlık maçı yapanlar da var. ispanya 2-1 arjantin. italya 0-0 hollanda. slovakya 1-0 amerika.

national basketball association: 09-10

14.11.2009

nba başladı, yolu yarılayacak neredeyse, ben henüz hakkında bir şeyler yazma fırsatı bulamadım. aslında, bloga uzun süredir yazı ekleme fırsatı bulamıyordum. 2 hafta olmuş son yazıyı ekleyeli. neyse, daha fazla arayı açmayalım, tembellikte yapıyor zaten fazla boşlamak.

sezon öncesi oynanan hazırlık maçlarının çok azını izleme şansım oldu. ‘ulan ne ara başladı sezon’ durumunda kaldım lig başlarken de. yani, takımların hazırlık kamplarından ve sezon öncesi durumlarından uzak kaldım, çeşitli sebepler dolayısıyla. nba ile ilgili yazarken bu kadar beklememin sebebi de, budur biraz. sezon öncesine değil de, sezon başı itibarıyla lig geneline dair bir değerlendirme yapmak istiyorum.

çizdim, oynamıyorum

şampiyon lakers’la başlayalım. ligin en iyi takımı, kadrosunu artest gibi ligin önemli oyuncularından birisiyle güçlendirirken, geçen yıl başaıyla uyguladığı takım oyunu kavramının kilit oyuncularından ariza’yı kaybetti. şu ana dek, fazla eksikliğini hissetmediler fakat yine de artest’in normal bir insan olmadığını göz önünde bulundurmak gerek. gereğinden fazla sorumluluk almak isteyebilir her an, yahut arkadaşlarını kızdıracak kadar egoist davranışlar sergileyebilir. bu tarz bir risk almış olsa da, ligin en iyi takımı hala phil jackson’ın elinde. sayı üretme konusunda istediği anda rakibin 5 oyuncusuna denk gelebilen bir kobe, pota altında her takıma güçlük yaşatabilen bir gasol, her yöne katkı sağlayabilen bir odom, diğerlerine kıyasla oldukça iyi bir bench ve andrew bynum. lakers’lıların uzun bir süredir patlama yapmasını beklediği genç adam, geçen yıl beklentileri karşılar gibi yapıp, yarım kalmıştı. bu kez, müthiş bir giriş yaptı sezona. gasol’ün olmaması, pota altında onu daha da değerli kıldı ve o da bu şansı çok iyi kullanarak olağanüstü istatistikler yakaladı. ligin en iyi takımı diye adlandırdığımız lakers, bynum’dan  sezon boyu böyle faydalanabilirse, rakipsizlik konusunda hiç sıkıntı çekmeyecektir. hiç sevmesem de -fisher- kobe- artest- gasol- bynum beşi istediği zaman sayı yemez, o kadar diyorum..

lebron james ve cleveland, geçen yıl beklenmedik bir seri sonucu orlando’ya elenmişti. normal sezonu lig lideri olarak tamamlamalarına ve orlando karşısına ağır favori ünvanıyla çıkmalarına rağmen, hido ve howard önderliğindeki magic onları sahadan silmişti deyim yerindeyse. mo-will’in yetersiz kalması, pota altına howard’a teslim olmaları ve sert bir savunma yapamamaları vs. onları dışarıya iten etmenler olmuştu. shaq’in gelmesi pota altını güçlendirmek için ve sertliği sağlamak için önemli bir hamle. lakin yaş malum, hantallığı da eklediğiniz de shaq’in riskli bir ekleme olduğunu söylersek yanılmayız sanıyorum. fa piyasasından a. parker’ı çekerek akıllı bir hamle yaptılar. moon da cavs için iyi bir parça olabilir.  her şey bi kenara, lebron’un her şeyi yaptığı takım hüviyetine bürünmek istemiyorlarsa, shaq aşısının tutmasını ve ekledikleri yan rol adamlarının bekledikleri katkıyı vermesini sağlamak durumundalar. başarısızlık lebroncağızın yuvadan uçması manasına gelebilir, baskı üstlerinde bu yüzden.

şampiyon olamamasını hep duncan ve spurs’e bağladığım suns, ücretinden kurtulmak maksadıyla shaq’i de gönderdi ve karşılığına aldığı hiç sonucunda kadro oldukça darlmış gözküyor. yalnız shaq’la beraber değerini yitiren hızlı basketbol felsefesi bu sezon kendini tekrar göstermiş durumda, nash sağolsun tabi ki. ribaundu alıp, takım halinde ileri koşan ve sayı yapma konusunda sıkıntı yaşamayan eski suns’ı geri getirmek kolay olamayacaksa da ona yakın bir şeyler bekliyorum ben. ilerleyen yaşına rağmen steve nash, müthiş basketbol zekasıyla, takım arkadaşlarını oynamaya teşvik edecek kalitede hala. pota altı ağır derecede hafif kaldı yalnız. amare’yi çıkar hafiflikten uçarlar vallahi. amare’de tek başına bir yere kadar yetebileceği için zayıf pota altıyla, ciddi maçlarda bi’ yerde tıkanacakatır suns. onlar için diyebileceğim; ah ulan kerr!

denver nuggets da kadrosunu koruyabilen takımlardan birisi. konferans finali görmüş bir kadronun iddiası mutlaka olacaktır. melo bu kadar üst seviyede basketbol oynuyorsa hele ki, mutlaka iddiası olur nuggets’ın. sert bir takımlar, billups gibi harika bir oyun kurucuları var ve diğer parçalar-k-mart, nene, andersen gibi- oldukça yeterli. billups öncesi sıradan bir takım izlenimi vermeleri, chaunsey’in nasıl bir lider olduğunu açıklamaya yeter, sanıyorum. carmelo gibi yıldız bir oyuncunun yanına billups tarzında oynatmayı bilen, tecrübeli bir yıldız getirerek 1-0 önde başlamıştı zaten denver. bu yıl 2-0 yapmaları da mümkün. kaderlerini kendileri, daha doğrusu yıldız oyuncuları çizecektir. carmelo o yıldızın adı da. bu kadar iyi bir takım yakalamışken, artık o olgunluk seviyesini aşıp, bir şeyleri başarabileceğini ispa etmeli. aksi taktirde, yerinde sayar melo. denver’ın bir atısı da kadrosuna dahil ettiği ty lawson. ncaa’de şampiyon olan north carolina ekibinin oyun kurucusuydu lawson. beni oldukça etkilemişti basketboluyla. şu ana dek nba’de de iyi yerlere gelebileceğinin sinyallerini vermiş durumda.

lebron-howard

orlando magic geçtiğimiz yıl nba finali gördü ve bu seviyelere çıkan bir takımın beyin rolünde bir türk’ün yer alması hepimizi sevindirmişti. şimdi o türk takımdan ayrıldı ve çoğu kişi magic’in hido’suz geçen yıl yakaladığı başarıyı yakalamasının zor olduğunu düşünüyor. ben aksi fikirdeyim. evet, hidayet’in howard’a çalışan penetreleri olamayacak belki, ama şutör kimliğinden de hiç kaybetmedi bu takım. çatır çatır şut sokup rakip savunmanın alt üst olmasını sağlayabiliyorlar. içeride de bir canavar olunca darbeyi vurmak, yıpranmış savunma karşısında zor olmuyor. hidoyla birlikte, lee, battie ve alston’da ayrıldı takımdan. onların yerine carter, barnes, anderson ve bass geldiler. gelen oyuncuların van gundy’nin şuta dayalı oyun yapısına uygunluğu, hidayet’in eksikliğini aratmayacaktır diyorum ben. lewis’in de takıma katılmasıyla beraber, skor opsiyonu hayli fazla bir orlando izleyeceğimizden süphem yok. geçen yıl edindikleri tecrübeye yapacakları her ekleme onları bir kademe daha atlatır. kısaca, güvendiğim takımlardan orlando.

şimdilik bu kadar yeter, uzun süredir yazmayan adam için. ilerleyen zamanlarda diğer takımlar için de bir iki kelam etmeyi düşünüyorum. sonraya kalsın onlar da.

kapanışı wade azmanının varejao’yu potaya soktuğu, ardından bir de takla attırdığı fevkaladenin  fevkinde smacıyla yapmak isterim.

acımasız olma bu kadar..