fenerbahçe 3-1 galatasaray

26.10.2009, Pazartesi

fb-gs

savaşa gider gibi gittiğimiz sürece, kadıköy’de galibiyet çıkartamayız; bunu anlayalım artık. rakibinin senin sinirine dokunmak istediği, futbolun farklı yönlerini de kullanarak avantaj sağladığı açıkça ortadayken, sen kendine hakim olamayıp, oynadığın topa yansıtıyorsan bu savaş modunu; mümkün değil galip gelmen. şans faktörüyle açıklanamaz bana kalırsa bu uzun süren mağlubiyet serimiz. her maç ilk dakikalarda gol yiyip, geriye düşüyorsak, bir durup düşüneceğiz. “nasıl oluyor da maça kafadan yenik başlıyoruz?” diye. sakin olmaları için yazılı bir belge mi vermek gerek futbolculara, anlayamıyorum. tribünler bi’ noktadan sonra, anlaşılabilir bir sabırsızlık içerisinde, ayrı tutmak lazım taraftarı. en fazla, fener maçları öncesi sami yen’de yoğun bir destek verdiği, maçın önemine parmak bastığı için eleştirebiliriz. lakin 10 yıldır kadıköy’e gidip, galibiyet alamadan dönen bir adama da hak vermemek elde değil. ne yapabilirsin ki taraftar olarak, takımı motive etmekten başka. çıkıp koşturacak halimiz yok ya. sırf bu psikolojik karşılaşmayı aşamadığımız için, sahadan mağlup ayrıldığımızı düşünüyorum.

geçen yıl kadıköy’de oynanan maçta ilk golü atmamıza rağmen, maçın başında gol yeme alışkanlığına yenik düşerek beraberlik golünü kalemizde görmüş, hemen ardından bir daha gol yiyerek mağlup duruma düşmüştük yarım saat geçmeden. maça iyi hazırlanamadığımızı gösteren ve sürekli tekrarlanan bu alışkanlık, iyice mahkum bir futbol oynamamıza sebep oluyor. oynadığının aksine, sahaya bambaşka bir futbol yansıtıyor galatasaray kadıköy’de. sorunun rakibin şansı yahut hakemin etkisi olarak adlandırılması en çok biz galatasaray’lılara zarar verir. hadi bir hakem hatası diyelim, iki-üç maç ta şansla kazandı rakip. fakat çok daha uzun bir süre devam ediyorsa bu sonuç, orada bir sıkıntı olduğu aşikardır. sorunu çözme yolları aramak;  anlık sinirle, alınmış mağlubiyete kılıf aramaktan daha iyi bir yol. kadıköy’deki maçların ölüm kalım meselesi olmadığını, rakibin tahrik edici ve sinir bozmaya yönelik hareketlerinin görmezden gelinmesi gerektiğini kavrayıp, uyguladığımız gün galip taraf olacağız. ne zaman olur bu, orasını bilemeyeceğim.

fb-gs maçları genelde farklı ve ilginç sonuçlara sahne olurdu. bu maçtan önce hangi düşüncedeysem sahada gerçekleşti diyebilirim. fenerbahçe’nin önde pres yapıp top kazanacağı, bu toplarla etkili olup gol bulacağı, galatasaray’ın birbirinden kopuk bir oyun düzeniyle sahada yer alacağı, moral yönünden -ilk golü atmakla alakalı değil bana kalırsa- fener’in çok daha üstün olacağını ve galatasaray’ın oyundan çok çabuk kopacağını düşünüyordum. hepsi gerçekleşti, yani beklenmedik bir durum olmadı bana göre. ne yalan söyliyeyim, maçtan önce baroni’nin arda’ya yaptığı hareketlerden anlamıştım, sinir harbini onların kazanacağını yine.

ilk gol tamamen defansın hediyesi oldu. carlos’un aktif alan içerisinde yer alıp almadığı tartışılır, bana göre defansın dengesini bozduğu için aktif ve ofsayt olmalı. kazım’ın defansla girdiği bir kaç pozisyon net faulken, bir kaçı alakasız kaçtı. ofsaytlarda da saçmaladı bazı ataklarda yan hakemler. penaltı pozisyonunda; hakemi uyarıp alex’e kart vermesini yan hakem mi söylemeliydi yoksa hakem kendisi mi görmeliydi bu aldatmacayı? anlayamadım doğrusu. alex, böyle bir penaltıdan sonra nasıl topun başına geçebildi, nasıl sevindi attığı gole, işin o kısmını hiç anlamadım zaten. neyse bunlar her maçta yaşanabilecek, futbolun içerisinde yer alan küçük detaylar, fazla üzerinde durmayacağım. beni, defans hattının yaptığı basit hatalar daha çok ilgilendiriyor. orta sahanın baskı yedikten sonra dağılması daha önemli. ne ortasahada üstünlük kurabildik, ne de kanatları kullanabildik baskılı oyun karşısında. şanssızlık kelimesi yenilen gollere değil de, baros’un henüz ilk dakikada sakatlanmasına ithafen kullanılmalı. nonda’nın bu tarz oynayan takımlara karşı oynayamadığı gerçeği ortadayken, baros’un devre dışı kalması felaket oldu. asıl büyük felaket ise alt yazıda baros’un en az 2 ay sahalardan uzak kalacak olmasının bildirilmesi. umarım beklenenden çok daha kısa bir sürede döner baros, bizim için çok önemli bir futbolcu. nonda’nın oyuna girmesi, keita’nın oyununa da olumlu katkı yapar mı? diye düşünmüştüm lakin bugün hem nonda hem de keita, iyi ve olumlu kelimelerinin yakınından geçmedi. baros sakat, keita en az 2 maç cezalı ve fenerbahçe’ye yenilmişsin. oldukça kötü bir tablo. rijkaard-neeskens ikilisinin bu kriz ortamında neler yapacağını merak ediyorum. olabildiğince az kayıpla, bu ortamdan sıyrılacağımıza inanıyorum. teknik ekibe duyduğum güven, bu inancın en büyük kaynağı.

son 3 lig maçında 9 gol yiyen bir takım var ortada. ilk 7 sıradaki takım içerisinde en fazla gol yiyen takımız bunun yanı sıra. hal böyleyken, savunma konusundaki sıkıntıları görmezden gelmek, yok saymak imkansız. ilk çözülmesi gereken sorundur bu. ne olursa olsun,  fenerbahçe mağlubiyetinden sonra bir kaç maç ekstra performansla oynayacak bir galatasaray göreceğimizden de eminim. geçmiş yıllarda çokça gördük bunun örneğini. kaybedilmiş hiç bir şey yok. aldığımız tüm şampiyonluklarda, kadıköy’de mağlup olmuştuk zaten. bunun bilinciyle, daha oturmuş bir takım olma amacı güdersek, şampiyonluk adaylığı konusunda kaybetmiş sayılmayız. yitirdiğimiz bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü, teknik ekibin mağlubiyetlerde nders çıkarabilme özelliğine, yetisine inanıyorum. ileride savunmasındaki sıkıntılarını minimuma indirmiş bir galatasaray görürsek şaşırmayalım. spor medyasına da hiç takılmamak gerekiyor. onlara kalsa rijkaard yarın gönderilmeli .)

velhasılı kelam, ulan galatasaray..

yorum yapın