‘spor’ kategorisi için arşiv

güney afrika’ya doğru

30 Mayıs 2010, Pazar

haziran’ın 11′inde başlıyor futbolun en görkemli organizasyonu. grosso’yla bıraktığımız yerden devam edeceğiz, güney afrika ve meksika maçının santrasıyla. e, dk bu kadar yaklaşmışken, yavaş yavaş havaya girmek lazım. hazırlık maçlarıyla, nike ve espn reklamlarıyla ve tabi ki roger milla’yla biraz olsun girdik de hani.

takımlardan biraz bahsedecek olursak; hemen hepsi son rötuşları yaparak kadrolarını 30 kişiden 23′e indirmiş gözüküyor. 11′inde başlayacak turnuva öncesi, artık tek yapmaları gereken hazırlık maçlarına çıkarak maç eksiği gidermek ve uyum sürecini minimuma indirmek. almanya gibi, kendisinden onlarca gömlek  alt seviyede rakipler seçen takımlar da var, kendi kalibresinde takımlarla oynamayı seçenler de var. hangi tercih doğrudur bilemeyeceğim fakat,bana kalırsa fit kalmak adına zor maçlar oynamakta fayda vardır her zaman.

şöyle, kağıt üzerinde takımlara bir göz gezdirince; finale uzanması muhtemel ekipler olarak ‘gönüllerin maradona kontenjanlısı arjantin’, ‘avrupa’nın umudu ispanya’, ‘kıçı başı ayrı oynayan ingiltere’, ‘her daim brezilya’ ve  ‘dikkat kutudan çıkabilir italya’ ön plana çıkıyor. tangocular, maradona’nın kel alaka hocalığından tırsıyor gözüküyorken, brezilya’lılar ise dunga’nın anti-yıldız stratejinin ne getireceğini merak eder haldeler. son şampiyon italya bilindiği gibi, lippi’ye veda edecek dünya kupası sonrasında. gider ayak voleyi vurabilecek mi yaşlı kurt, göreceğiz. hiç hazetmediğim ulusal takım ingiltere de bi’şeyler yapacak gibi fakat final zor be fabio, yazık olacak sana diyorum. ve ekliyim, şampiyonluğa en yakın gördüğüm ekip ispanya. türkiye’de tutunamayan iki adamın son yıllarda üst seviyelere çıkardığı ekip, şu an için en oturmuş kadro. sahanın her alanında ne yapacağı belli olan, istediği anda skora katkı verebilecek bir çok oyuncuya sahip ispanya, güiza’yı da kadroya almayarak, şansını arttırmış durumda.

bu favorilerin yanında, her dk’sında illa ki beklenmedik takımlar da çıkar tabi. bu yılın sürprizini tutturan bir tahmin yapmak kolay olmayacaktır. yine de atalım biz ortaya karışık bi’ şeyler. slovakya, fil dişi sahili ve hollanda. bunlar benim plaselerimdir efendim. hepsinin ötesinde can-ı gönülden destekleyeceğim ulus ise avusturalya’dır.

harry kewell

22 Mayıs 2010, Cumartesi

harry kewell

“my name is harry kewell, kewell from galatasaray. through my football career, i’ve felt many times, i’ve been pushed. they said “it’s over”, they said “he can’t stand up, he can’t play”. i was reborn at galatasaray. i’ve found friendship and happiness at galatasaray. i’ve learnt one thing really well is such a privilege to be a part of galatasaray.”

south africa 2010 #2

22 Mayıs 2010, Cumartesi

şampiyon bursa!

19 Mayıs 2010, Çarşamba

türkiye’de, tarihi günler geçiriyor futbol camiası. olmaz denileni olur kılan, imkansız görülenin mümkün olduğunu kanıtlayan bir takım çıkarttık ülke olarak. bursaspor. nazarımda, 2000 yılında uefa kupasını türkiye’ye getiren galatasaray’dan sonra, en değerli, en zor, en anlamlı başarıya ulaştılar. elbette, kendi tarihinde bir çok özel şampiyonluklar yaşamıştır 4 büyükler dediğimiz takımlar. fakat, bursa’nın başardığı çok farklı bir olay. türkiye’de, bazı kalıpları yıkabilmek adına atılmış bir adım. şu an, türkiye’nin tarihinde bir dönüm noktası olup olmayacağını kestiremeyiz belki. fakat, bir gerçek var. futbolumuz, değişim adına tutunacak bir dal arıyorduysa, o dal bursa’nın şampiyonluğudur bizzat. yıllardır dillendirilen, 4 takım ve diğerleri arasında var olduğu iddia edilen uçurum, gün itibariyle yalan olmuştur. anadolu’dan bir takımın şampiyon olmasının bir şekilde engelleneceği söylentisi, çöpe gitmiştir. en çok ta bu yüzden güzel bursa kentinin başarısı.

bir ilginçliği daha var yalnız bu destansı şampiyonluğun. öyle ki, ikinciliği kabul eden bir havada çıktı son maçına bursa. doğaldır, çünkü onların değil, rakipleri fenerbahçe’nin elindeydi son sözü söyleme hakkı. ki, bu atmosferin 2006 yılındaki  denizli ortamına benzediği herkesin aklına gelmiştir. gidişat da o yöne şekillendi zaten ve aynı 4 yıl önce olduğu gibi, sonunu getiremedi fenerbahçe. yani kısacası, her açıdan çok anlamlı bir şampiyonluk kazandı bursa. maçtan sonra ertuğrul sağlam’ın bir röportajda kurduğu ”iyi ki son haftaya lider girmedik ve şampiyonluğu bu şekilde kazandık” cümlesi, oldukça açıklayıcı bu  konuda.

zor zamanlarında dahi takımını desteklemek için tribünleri dolduran bir taraftar kitlesi var bursa’nın. bu macerada onların payı da var elbet. dolayısıyla, uzun bir süre kutlayacaklardır şampiyonluklarını. ” teslim ol istanbul” sloganıyla destekliyorlardı takımı. teslim de aldılar hani. yine de bir zaman sonra, önlerine bakmak durumunda kalacaklardır. tamamen farklı bir yapıda olduklarını düşünsem de, sivas’ın yaşadığını yaşamamak için, ileri görüşlü davranmak durumunda bursa. yöneticisinden, hocasına, tribünlerinden, tüm kent halkına herkese görev düşecektir. çıtayı bir kez daha tepeye çıkartmaları halinde, işte o zaman türk futbol tarihini değiştirmiş sayılırlar. istikrar adına hamleler yapmak, takıma sahip çıkmaya devam etmek, yalnızca maddi değil her açıdan bursaspor’un menffatlerini düşünmek, kendine değil herkese pay biçmek, sabırlı olmak şu an yapmaları gerekenler gibi duruyor.

ha unutmadan söylemeliyim; bir de bilmesi gereken bir şey var bursa camiasının. ne kadar mucizevi bir başarı elde etmiş olurlarsa olsun, gölgelemeye çalışan bir güç olacaktır onları. hatta, devreye girdi bile o güç. onunla yaşamaya alışmalılar yalnızca. öyle bir yerden girer ki bu güç, türkiye unutuverir birden sizi. herkesin dilinde çok farklı bir konu vardır artık. siz şampiyon olmuşsunuz söke söke, olsun bi’ durun kenarda. konuşacak daha önemli şeyler vardır!

mehmet topal

13 Mayıs 2010, Perşembe

mehmet topal

inamoto’yla birlikte, florya’ya adım attığında bir çokları için kapalı bir kutuydu mehmet topal. çanakkale’den 1 milyon’a alınmıştı. bu meblağ, ingiltere’den gelen japon çocuğunun değerinin de üstündeydi. ilk başlarda gerets’ten hakettiği şansı bulduğunu söylemek güç. fakat sabırlı çocukmuş, kendini göstereceği güne kadar çalıştı. sonunda linderoth ve ayhan’ın arasından sıyrılıp aldı formayı. bir daha bırakmamak üzere hem de. ardından, hep üzerine koyarak, geliştirdi futbolculuğunu. olması gerektiği gibi, basamak basamak yükseldi topal. bir anda türkiye’nin vieria’sı ilan etmedik allahtan da arda’ya yaptığımız o kötülüğü ona da yapmamış olduk. milli takımla oynadığı euro 2008, onun zirve noktası olurken; tahminim, avrupalı gözlemcilerin radarına yakalanması bu turnuvaya tekabül eder. sonrasında, çok büyük bir sıçrama yapamadı, takımın performansıyla doğru orantılı olarak fakat, avrupa’lıların oyuncu transferi işinde anlık hareket etmediğini düşünürsek, mehmet topal’ın takip edildiği bir gerçekti. iyiyi de kötüyü de tattı sarı kırmızı da. nefis oynadığı da oldu, kendi kalesine gol attığı da. her ne olursa olsun, çok kötü oynasa da, özgüvenini tamamen yitirdiği anlar yaşasa da, mehmet topal hiç bir zaman isteğinden, arzusundan, mücadelesinden, işine saygısından taviz vermedi. bu noktalara çıkmasında ve son yıllarda avrupa’nın önemli takımlarından birisine giden tek türk oyuncu olmasında aslan payı bu mücadeleci ruhunundur. futbola başladığı yıllarda çektiği sıkıntılardan, avrupa’ya uzanan macerasında, galatasaray’da verdiği mücadele ve yansıttığı adam gibi adam duruşuyla, unutulmazlar arasına girdi çoktan. yolun katalunya’dan da geçsin mehmet.

south africa 2010 #1

02 Mayıs 2010, Pazar

nba semi-finals

02 Mayıs 2010, Pazar

konferans yarı finalleri cavs – celtics maçıyla başlamış bulunuyor. ilk tur eşleşmelerinde yaptığım tahminlerde, her zaman olduğu gibi çok düşük bir isabet oranı yakalamıştım. ve hani sürprizler de yok değildi. bucks’ın, philips arena’da 10 sayı geriden gelip aldığı 5. maç, oklahoma city’nin 2 maç üst üste lakers’ı parkeden silmesi, denver’ın; cj miles, matthews ve fesenko ilk 5′li utah’a karşı hiç bir şey yapamaması vb.. nihayetinde, bu akşam son maçı oynanacak atlanta – milwaukee dışında tüm seriler sonuçlandı ve cavs – celt ile konferans yarı finalleri başladı.

cleveland – boston / orlando – (atlanta – milwaukee galibi)

lakers – utah / phoenix – san antonio.

kobe

normal sezonun sonlarına doğru iyice sermişti lakers işi. hiç de son şampiyon gibi oynamıyorlardı. aslında, şampiyonluğun getirmiş olduğu bir doygunluk var gibiydi üzerlerinde. oysa ki, çok mantıksız bu durum. sonuçta, phil jackson’ın takımı lal. asla izin vermez böyle bir şeye phil. fakat bu boş vermiş oyun düzenini oklahoma serisinde de görünce lakers için bir acaba oluşmadı değil. 3. ve 4. maçlarda rakiplerinin istek ve arzusunun yanından geçemediler. tamamen, konsantre eksikliğinden ötürü, hiç bir varlık gösteremediler. fakat durant ve arkadaşlarının tecrübesizliği, yarı finale çıkan takımın lakers olmasını sağladı.

utah ise, favori olmadığı bir seriyi, kontrolü hiç bırakmadan oldukça rahat bir şekilde geçti. ben onların rakip sayesinde tur atlayan bir ekip olduklarını düşünüyorum. yalnızca deron ve boozer -ki ikisi de denver karşısında şov yaptı- yetmeyecektir ilerleyen turlarda. hiç uzatmadan söylemeliyim, lakers ağır basıyor bu eşleşmede. phill jackson, deron’ı fisher’la savunmayı tercih etse dahi, utah’ın işi çok zor. kaldı ki kobe’nin alacağını düşünüyorum ben deron’ı. utah’ın hücumlarını temelden, kontrol altına almak isteyecektir lakers. her şeyden öte, kirilenko (oynama şansı var biraz) , mehmet hatta brewer ve harpring yok sloan’ın elinde. bu demektir ki, savunmaları neredeyse yarı yarıya düşmüş. millsap çok iyi bir bench katkısı yapıyor her anlamda fakat boozer’la birlikte, bynum – gasol karşısında çok kısa kalıyorlar. gasol affetmez. bynum da iyi bir başlangıç yaptı play off’a. utah’ın artısı, seyircisi önünde iştahla oynayabilen ve solutions arena’da iyi performanslar çıkaran bir ekip olması. 3. maçı almaları muhtemel. lakers ya 5′te ya da 6′da bitirir kanaatindeyim.

ginobili

suns döndü dolaştı, belalısıyla yeniden buluştu. ilk turda batı ikincisi mavs’i eleyen spurs ile oynuyor phoenix suns. kendisine çok ters gelen bir takım spurs. eskisi kadar düşük tempo da oynamasalar da, hala suns’ın oyununu bozacak kadar kontrollü oynamayı başarabiliyorlar. ginobili etkisi yadsınamaz bu konuda. ayrıca, nash ve ilk turun kahramanı olsa da j-rich’in savunmalarını düşününce, ginobili – parker’ın içeriye doğru delici hamleler yapacağını tahmin etmek zor değil. hill de ilk turda portland kısalarının yapamadığı cezalandırmaları yapabileceğini ispatlamış durumda. içeriye bakınca amare – frye eksik kalıyor gibi. sezonun sonlarına doğru muazzam bir çıkış yakalayan ve ilk 5′e yerleşen robin lopez oynayamıyor ve çok önemli bir eksik. eski verimliliğinde olmayan ve yaşlanma belirtileri gösteren duncan’ı savunma konusunda iyi bir opsiyon olabilirdi. bunun dışında faul problemine girmezse, blair hücum ribaundlarına katkı verebilir. frye’ın artısı ise dışarıya çıkıp iyi bir yüzdeyle üçlük atabilmesi. amare’nin spurs’ü sevdiğini de ekleyelim. ev sahibi avantajı suns’ta. arizona’daki iki maçtan birisini verirse olay spurs’e doğru kayar. kilit suns’ın elinde ve iki maçta kapatabilirler kapıyı spurs’ün suratına. net bir tahmin yapamıyorum bu seri için. fakat ilk iki maçın önemli olduğu aşikar.

şu ana dek başlayan tek yarı final serisi cleveland – celtics. ilk maçı kazanan, 3. periyodun sonlarına kadar geride olan cavs oldu. mo williams önderliğinde geri geldiler. genelde böyle şeylerin tetikçisi ve tamamlayıcısı lebron olduğu için bi’ şaşırıyor insan. play-off’ların kayıp ismidir mo aslında. bu yıl çok daha bilinçlendiğinin sinyalini verdi ilk maçta. smaç bastı adam yahu daha ne olsun. şaka bi’ yana, james’in yanına eklenen her skor katkısı, celtics’in aleyhine bir çentik daha attırır. fakat ilk maçta çok net gözüken bir gerçek vardı. mo ve rondo birbirlerini savunduğunda, celtics, cleveland’ı perişan ediyor. kesinlikle west veya parker almalı rondo’yu. onu durdurmak, celtics hücumunun kanallarını tıkamak anlamına da geliyor. ilk maçın büyük bölümünde rahat oynadı rondo ve cavs adına daha kötüsü tüm takımı çok rahat şekilde oynatmayı başardı. mo’nun savunmada rondo ile alakası olmamalı, yoksa boston oyuna hükmeden taraf oluyor. pierce’ın lebron’u savunmaya çalışırken ve savunamazken faul problemine girmesi celtics için çok mühim. aynı durum pota altında da geçerli. faullere dikkat etmek zorundalar. lebron varken o nasıl olacak bilemiyorum fakat doc rivers’ın bir çözüm üretmesi şart. pota altında eski garnett olsaydı çok farklı bir seri geçebilirdi aslında lakin garnett’in savunmada eski işlerini yapamayacağı bir gerçek. bu nedenle, lebron’un drive’larını durdurmak daha da zorlaşıyor. celtics’in yapması gereken lebron’u, takım arkadaşlarından ayırmak, bi’ yerde. onu bireysel oyuna itebilirler. böylelikle, diğer parçaların pas tutmasını ve cavs’ın skor katkısının sınırlanmasını sağlayabilirler. sonuçta, eksik bölgelerini yamalayan ve geçen yıldan daha güçlü bir cleveland var bu kez. final yolunda celtics’in onları durdurması biraz şüpheli duruyor. 2 maç verirler, ötesi zor benim düşüncem.

lewis

orlando uzun bir dinlenme fırsatı buldu. bunun yanında, muhtemel rakibi hawks veya bucks, ilk turda 7. maça kalan tek seriyi oynuyor. ilk avantajı budur orlando’nun. sonrası biraz önlerine gelecek takıma bağlı. hawks tura yakın gözüküyor. onların da magic’e diş geçiremediklerini söyleyebiliriz. bucks serisinin kahramanlarından al horford, tabi ki karşısına howard çıkınca, düşüşe geçebilir. howard’ı faul problemine sokmalı, başka seçeneği yok. joe johnson da takımın bir numaralı skor opsiyonu olmasından mütevellit, yoğun bir savunmayla karşılaşacaktır. barnes alır onu muhtemelen. hal böyleyken, biby ve jamal ön plana çıkmak zorundalar. özellikle yılın altıncı adamı ödülünü alan jamal crawford’dan beklentiler yüksek olacaktır. smith – lewis eşleşmesi de ilginç. ikisinin de birbirine üstünlük kurduğu kısımlar var. lewis’in daha istikrarlı olduğunu düşünürsek, orlando’nun bu kısımda da üstün olduğunu anlayabiliriz. yalnız, josh smith’in pota altındaki etkinliğini azaltmak adına, howard’ın kesinlikle ilk turdaki gibi faul problemine girmemesi gerekiyor. van gundy onu hazırlamıştır herhalde bu uzun tatil döneminde. netice, orlando magic, hem hawks’a hem de bucks’a karşı favori gözüküyor. bucks gelirse yine süpürebilirler hatta. gidişat, geçen yılki doğu finalinin tekrarı yönünde.

tutmayın jose’yi!

29 Nisan 2010, Perşembe

o messi’li, ibra’lı, xavi’li; güzel insanların oluşturduğu kadro varken inter desteklenmezdi evet. ya taraftarı olmalısın inter’in ya da madrid taraflarından bir yerlerden. fakat yiğidin hakkını teslim etmek icap eder. futbolun sevilmeyen yönü savunmadır. sevilmeyen bir teknik olmasının dışında uygulaması da zordur. gidersin, 7 adam koyarsın kalenin önüne, bir bakarsın 5 yemişsin, ne olduğunu anlamadan. tromso taktiği her zaman işlemez yani. lakin bu işi düzgün yapabilenler de var gezegende. o takımlardan birisini izledik dün. 10 kişi kalınca kitle halinde savunma yapmaya başladılar. rakip yarı sahaya adam götüremediler. valdes orta sahaya gelip pas dağıtmasa, onu da göremeyecektik. iyi hoş ama, bu inter’in yaptığı tromso’cülük müdür? tartışılır. adamlar gayet soğukkanlı biçimde alan kapattılar, pas trafiğini kestiler, önde pres yaptılar, yan topları hatasız savuşturdular. messi nou camp’ta mutlaka daha baskılı rakipler görmüştür. daha iyi yardımlaşmalı savunma görmemiştir ama. motta atıldıktan sonra, eto’o ve milito’nun çok işe yaradığını belirtmek lazım. onlarla başladı iş. geridekilerin daha kolay çalışmasını sağladılar. barcelona pas isatistiğinde denize dökmüştür muhtemelen ama ne kadarı efektifti, şüpheli orası da. maç boyunca net şekilde 1 fırsat buldu xavican, hemen kestiler cezayı pique’yle birlikte .aslında 28. dakikadan sonrası, sadece inter’in o dakikaya kadar başardığı akılcı savunmayı  ne kadar sürdürebileceğiyle ilgiliydi. açamadı barca o muazzam kapanışı 1 istisna dışında ve finale gidemedi, madrid’e. hakemin iptal ettiği gol, chelsea’nin ahıdır herhalde. aheste aheste çıktı vallahi. son olarak; mourinho. iticiydi gene. seri öncesi başladı, maçlarda devam ettirdi. sonda yaptığı koşu; onun hırsının, barcelona gibi oynadığı futbolla yücelen bir takımı elemenin verdiği heyecanla birleşmesinden doğdu. nefret ediyorlardı zaten ondan. şimdi ne düşünüyorlar acaba. ha, bence çok güzel bir sevinçti, orası ayrı. kazananın haklı olması gerçekliğinde, nası koyduk koşusuydu.

ps. yatacak yerin yok ibrahim!

arda turan

27 Nisan 2010, Salı

arda turan 2006

2006 yılı, galatasaray uefa’da mlada boleslav karşısına çıkıyor. tromso faciası yaşamış bir camia, çekinerek bakıyor bu maça da. kadro orhan ak’larla, haspolatlı’larla dolu. ergün’ü, hakan’ı da yaşıyor ve sahadalar. maç 5 – 2 bitiyor ve galatasaray rahat bir oyunla farklı bir skor alıyor. fakat gelecek adına olumlu bir katkısı yok bu skorun. sıradan bir galibiyet. skordan bağımsız, galatasaray’ın ve dahi türk futbolunun dönüm noktalarından birisi galatasaray – boleslav maçı aslında. çünkü arda turan isimli genç oyuncu ilk kez kendini gösterme fırsatı yakalıyor ve attığı iki dahiyane golle, ağızları açık bıraktırıyor. bir önceki yıl manisa’ya kiralık gönderilse de, üstelik fenerbahçe’ye karşı şahane bir oyun oynasa da, bu maç arda’nın deyim yerindeyse ‘vitrin maçı’ oluyor. boleslav’a attığı gol, herhangi bir türk futbolcunun yapabileceğinin çok daha ötesini işaret ediyor. ve arda, o maçtan sonra daha fazla forma şansı buluyor. üzerine koyarak ilerliyor. sağ bek  değil bu çocuk, belli.  beni geride değil, ön tarafta, tehlikeli bölgede oynatın ki, verimli olabileyim diye bağırıyor adeta. o dönem galatasaray’ın başında yer alan gerets de doğru olanı yapıyor ve ön tarafta, solda kullanmaya başlıyor onu. gün geçtikçe, büyümeye başlıyor artık arda turan. ilk 11 hedefine ulaşması bir kenara, milli formayı da sırtına geçiriyor kısa zamanda. ardından, çorap söküğü misali gelişiyor olaylar. her yerde arda turan. galatasaray’da en iyi adam, ulusal takımda en iyi adam. 20′li yaşlarının başında, kolay kolay kimsenin ulaşamayacağı ünvanlara ulaşıyor rahatlıkla. yeteneklerine, olgunluğuna ve sempatik tavırlarına bakınca, bu sürecin gayet doğal olduğu anlaşılabilir.

bugün, galatasaray futbol kulübünün 10 numaralı formasınının ve kaptanlık şerefinin sahibi, arda turan. yaşı ise henüz 23. nereden bakarsanız, önünde bir 10 yıl var ve takımda ulaşabileceği en üst seviyede. spor basınında ve hatta genel manada ülke gündeminde ismi en çok telaffuz edilern adam. onu özel kılan ve galatasaray taraftarının gözünde ilahlaştıran  şey, yeteneklerinin yanı sıra, kulübüne bağlılığı. kale arkasında, hagi’nin attığı gole sevinen top toplayıcı arda, bizzat senin alt yapından yetişmiş arda, artık türkiye’nin en çok konuşulan ve övülen futbolcusu olmuş. daha ne beklersin ki, böyle bir ismi baş tacı yapmak için. beklenmedi de zaten. yıldız statüsünden ötesine, efsane seviyesine yükseldi arda. yönetim de boş durmadı ve 10 numarayı verdiği bu genç adama, yeni metin oktay, bülent korkmaz yakıştırması yaptı.

yönetimin bu hamlesiyle, takımın lideri haline gelen arda, elbette en ufak bir düşüşte baş sorumlu ilan edilecekti. sezona fırtına gibi giren takım, bitirişi yapmak üzere olduğumuz şu günlerde büyük hüsran yaşıyor. avrupa yok, kupa yok ve artık lig de yok. bunun acısı birilerinden çıkarılmalı fikriyle dolaşan kim bilir kaç insan? çattıkları isim de, teknik direktör koltuğunda rijkaard gibi bir isim oturduğundan ötürü, arda turan oldu. takımın formsuzluğu, sistemin tutmayışı, deplasman fobisi ve hatta yerli – yabancı anlaşmazlığı saçmalığı arda turan üzerinden eleştirildi.

arda turan 2010

türk toplumunun hayat felsefesi bu olayın altında yatıyor belki de. iyiyi yücelt, kötüyü yerin dibine gönder. çabuk tüket, kırıntısı dahi kalmasın. arda’yı 20 yaşında metin oktay yap, nispeten sönük kaldığı zaman da gözünü kırpmadan eleştir. işte, ‘türk futbolu’ dediğimiz şeyin temel sorunu da bu değil mi? sezon başında, sabır yemini eden galatasaray’lılar, ilk maçlarda oynanan topa 2000 yılı yakıştırması yapanlar, şimdi bir suçlu aryorlar kendilerini inkar edercesine. ve, o suçlu arda turan gibi gözüküyor.

oysa dünyanın en normal durumudur, bu kadar genç bir oyuncunun hatalar yapması. 23 yaşında, bu kadar büyük sorumluluklar alan kaç kişi var ve bunlardan kaçı hata yapmıyor ki? bırakalım genci, hangi insan hata yapmıyor? elbette kötü oynayacak arda, her maç coşma ihtimali yok. elbette, küsecek, kızacak, sinecek. bazen ağzından küfür kaçar, bazen rakibe kafa atar. bunların savunulacak yanı yok fakat bu hatalarından ders çıkararak büyüyecek bu adam. bu noktayı iyi kavramak gerekiyor. yapılan yıkıcı eleştiriler, malesef kaçırıyor bazı ufak detayları.

her şeyi geri sarıp, ne eksik ne fazla tam olması gerektiği kadar değer verilseydi arda’ya. ilahlaştırılıp ortaya atılmasaydı ve bütün sorumluluklar üzerine yıkılmasaydı bugün çok daha başarılı bir arda izliyor olurduk. en azından, taraftarla yaşadığı sorunları yaşamazdı. henüz, kaybedilmiş hiç bir şey yok aslında. şansını muhtemelen avrupada deneyecek arda turan. umarım çok ama çok daha fazla çalışıp, kendisine bahşedilen yetenekleri yüceltir.

kaptan tsubasa!

25 Nisan 2010, Pazar

kaptan’ın ruhu arjantin’de sahaya inmiş, ne yapsın wakabayashi.

avrupa’da son durum

25 Nisan 2010, Pazar

uzun yıllardır aynı takımların domine ettiği pirömiyer lig, bu sezon da favori ikili chelsea – manchester united çekişmesine sahne oluyor. iki takımdan bir tanesi iki hafta sonra şampiyon olacak. 36 maçta maviler 80, fergie’nin kırmızılarıysa 79 puanda. bir tanesini inter, diğerini de bayern avrupadan sildi. ingiltere’de, kendi sahalarında elendi iki takım da. ligi alan, taraftarına hiç değilse kupalardan bir tanesini hediye etmiş olacak. avrupadan sonra ligi de kaybeden taraf ise, sezonu kayıp geçirmiş sayılır. tüm soruların cevabı, muhtemelen anfield road’da verilecek. eğer liverpool’u deplasmanda yenebilirse chelsea, büyük ihtimalle şampiyon olur. son hafta evinde wigan’la oynayacak ancelotti’nin talebeleri. manu ise, steve bruce’un takımı sunderland ile deplasmanda oynayacak 37′de. son hafta tuncay’ın takımı stoke geliyor manu’ya. torres’siz liverpool kimi sevindirecek bakalım. arsenal ve wenger bu haftaya dek sürdürmüştü şansını. aslında wigan deplasmanında bitti onların işi. olsun, böyle devam et arsene wenger. biz senden yanayız, her şeye rağmen.

ispanya’da, malumunuz; bir barca fırtınası esiyor 2 yıldır. geçen yıl ne kadar kupa varsa götürmüşlerdi müzeye. bu sezon da değişen pek bi’ şey yok. ligde son 4 hafta. barcelona 87 puan’la, bir adım önünde real madrid’in. hafta içi inter’le çok kritik ve zor bir maça çıkacak katalanlar. madrid aradan sıyrılır diye, korkmuyor değilim hani. barcelona maçı hariç, hemen hemen tüm maçlarda üstünlüğünü kabul ettirdi ronaldo ve higuain’le mor menekşeler. sevilla’nın düşüşü, mallorca’nın çıkışı oldukça şaşırtıcı. şampiyonlar ligi için kapışıyor onlar da.

seri a’da desteklenecek tek takım roma’dır kendi adıma. totti’nin payı büyük tabi. ve bu yıl, çok uzun bir aradan sonra, zirveye çok yakınlar. şike skandalından sonra ligi parselleyen inter’e kafa tutması beklenen takımdı roma. bunu başaramadı o zaman zarfında. fakat bu sezon, ranieri geldikten sonra olağanüstü bir form yakaladılar. içerde inter’i de yenerek büyük bir adım attılar şampiyonluk yolunda. lazio maçı tuz biber oldu. kaldı 3 hafta. inter 73 puan. roma ben bu yazıyı yazarken sampdoria ile oynuyor ve 1 – 0 önde. eğer kazanırsa, 74 olacak. zor maçı da yok hani. umarım ipi göğüsleyen taraf, başkent ekibi olacak. juventus ve milan bu iki takımın gerisinde kaldılar her anlamda. özellikle, kadro kalitesi açısından. milan’a arda, juve’ye topal giderdi aslında, di mi?

bundesliga’da lider kaç kez değişti, sayabilen yoktur herhalde. bi’ ara leverkusen götürdü ligi tepede. ardından magath’lı schalke aldı liderliği. sonra bayern münih fırtınası çıktı ve geleni geçeni avlamaya başladılar. lig liderliğini de ele geçirdiler. van gaal etkisi tartışılmaz da, robben’in performansı tarihe geçecek cinsten. avrupa’nın en verimli transferlerinden birisi oldu hollandalı oyuncu. ribery’nin adını en son gazeteye verdiği chelsea’ye de giderim, madrid’e de konulu röportajında duydum. nasıl sevebilirim ki onu, bir galatasaray’lı olarak. velhasıl kelam, bundesliga’da kaldı 2 hafta. 64 puanlı bayern ve schalke ligin zirvesindeler. averajla lider, bayern. haftaya schalke – wrder bremen maçında şampiyon belli olabilir. bekleyip göreceğiz. o değil de, wolfsburg’a noldu öyle ya.

fransa’da lyon hegamonyasını kıran bordeaux, bu kez yokları oynuyor. şampiyonlar ligi’nde çeyrek final görmüş olsalar da ligde çok gerilerde kaldılar. üstelik iyi de gidiyorlardı. son dönemlerde galip gelemiyorlar. bu yıl öne çıkan takım marsilya oldu. bir maçı eksik 2 puan farkla lider. onların çıkışından daha ilginç bir durum varsa fransa’da o da montpellier’in şampiyonluk kovalıyor olmasıdır. kısaca, çok karışık ve kimin ne yaptığı belli olmayan bir szon geride kalmak üzere fransa’da. mevlüt iyi topçu, evet.

o’nun istediği olur

25 Nisan 2010, Pazar

italya’da sarı kırmızı. bari siz güldürün lan!
edit: lazio’ya öten boru, sampdoria maçında sustu. italya’da da düştü renkler. geçmiş olsun.

totti

fenerbahçe 1 – 0 beşiktaş

18 Nisan 2010, Pazar

fenerbahçe ve beşiktaş, kadıköy’de kendileri adına belki de sezonun kırılma maçına çıkarken, lider bursa ve takipçi konumuna düşen galatasaray’ın da 90 dakikalığına gözü kulağı şükrü saraçoğlu’ndaydı. fenerbahçe’nin galip gelmesi, bursa’yı, sami yen deplasmanı öncesi sıkıntıya sokmak için yeter de artar nitelikte önem taşıyordu. beşiktaş ise ilk 2 şansını devam ettirmek için çıktı sahaya. ibrahim’in önüne ismail eklemesi, toraman’ı defansın önüne kaydırıp, ibrahim kaş’la sağ tarafı sağlamlaştırma fikri, derbi deplasmanı için pek yadırganmayabilir. fakat, ilk dakikada gelen fenerbahçe golü, denizli’nin düşüncelerini sekteye uğrattı. gol atması gereken taraf konumuna düşmek, ve hatta henüz maçın başında bu durumda kalmak beşiktaşı ne yapacağını bilmez bir hale soktu. bu şok dakikalarında, fenerbahçe bir – iki pozisyon daha yakaladı fakat değerlendiremedi ve maçı erkenden koparma şansını tepmiş oldu. ilk yarı yavaş yavaş düşen tempoyla noktalandı.

ikinci yarı toraman’ı tekrar sağ kanada atan denizli, ortaya inceman’ı aldı ve ernst’ten hücum performansı beklemeyi sürdürdü. bu noktada, tello ve ernst’in gerekli sorumluluğu alamadıklarını söylemek gerekiyor. penaltı pozisyonuna kadar, 6 – 7 dakikalık bir toparlanma süreci geçirdi bjk takımı. bu arada, lugano’nun ceza sahasında elle oynamasını kaçırdı hekem göçek. ardından, fenarbahçe’lileri isyan ettirdiğini düşündüğüm bilica, hiç gereği yokken uğur inceman’a uçarak dalınca, penaltıyı çaldı hakem. hemen ardından; arkeolog edasıyla, ‘toprak kazı işi’ne girdi brezilyalı. şaşırttı mı? tabi ki onu tanıyanları şaşırtmadı.  o bi’ kenara, itici davranışlarıyla, tüm rakiplere antipatik gelmeyi başarsa da; inkar edemeyiz, volkan demirel ligin en iyi kalecisi konumunda şu an. bobo tam köşeye vuramamış olabilir, fakat her kalecinin çıkaramayacağı türden bir topu çeldi volkan. maçın kırılma anı da bu oldu. beşiktaş iyice düştü oyundan ve bi’ şekilde 1 – 0 sonuçlandı müsabaka. fenerbahçe gol yememe ritüeline devam etti böylece.

ligin zirvesi iyice ilginçleşti şu sonuçla. bursa lider ve 65 puanda. ikinci sırada fenerbahçe 64 puan, arkasında galatasaray 60 puanda. beşiktaş ise 57′de kaldı ve üst sıralarla arası iyice açılmış gözüküyor. fenerbahçe’nin bu maçı kazandıktan sonra en büyük kozu, bir üstündeki ve bir altındaki takımların birbiriyle oynayacak olmasıdır. haftaya, olası bir bursa galibiyeti, ilk iki şansını ziyadesiyle arttırır fenerbahçe’nin. galatasaray’ın 3 puanı almasıysa, 3 hafta kala liderlik koltuğuna oturtabilir onları. tabi bu olasılıkların hayata geçmesi, fener’in, paşa deplasmanından galip dönmesine bağlı. hülasa, avantaj şu an fenerbahçe’den yana gözüküyor. futbolun güzelliğinin, kestirilemez olmasından geldiğini kabul ediyoruz fakat tecrübe ve istek de çok işe yarar bu dönemlerde.

bursaspor’un bu çıkışını sürdürüp sürdüremeyeceğini önemsiyorum ben açıkçası. sivas’ın yaşadıklarını tekrar etmesinler istiyor insan. ertuğrul sağlam, ayakları yere basan bir takım yarattı her şeyden önce. ardından, giderek daha fazla benimsediler takım olma olgusunu. şu an ulaştıkları yeri, doyum noktası olarak kabul etmezler ve üstüne koyarak ilerlerlerse, önlerinin açık olduğunu söyleyebiliriz. burada, yönetim kurulunun payına da büyük görevler düşüyor. çok istediği, ‘istanbul geleneğini bozma’ yolunda yürüyecekse bursa, sabırlı olmalı. doğru yoldan, doğru dönemece saptılar. bakalım, ulaşılmak istenene ulaşabilecekler mi?

the nba playoffs: öteki yaka doğu

15 Nisan 2010, Perşembe

cavs-magic

tüm nba’in 1.si konumundaki cavaliers’ı barındırması dışında, bir çok açıdan batı yakasının gerisinde görülen doğu, geçen yılın intikamını alabilmek ve yeniden, tartışmalara son vermek niyetinde.  playoff’a kalan ve birbiriyle mücadele içine girecek olan takımlarsa şöyle eşleşti;

cavaliers – bulls, magic – bobcats, hawks – bucks, celtics – heat.

geçtiğimiz seneyi normal sezon 1.’si olarak bitirdiğinde cleveland, herkes şampiyonluk için onları favori olarak görüyordu. bu fikriyatları desteklercesine, ilk iki turda rakiplerini hallaç pamuğu gibi atarak doğu finaline, orlando’nun karşısına çıktılar. fakat, beklenmedik biçimde, tokadı yiyen bu kez kendileri oldu ve lakers’ın yanına dahi gelemeden elenip gittiler. sistematik bir yapıda işleyen hücumlarını sekteye uğratıp, oyun düzeninden çıkartmıştı cavs’i, orlando magic. lebron her maç olağanüstü oynasa da, bir türlü diğer parçalar işlemedi ve istediğini alan taraf van gundy’nin ekibi hido’lu maviler oldu. bu yıla, pota altına koca oğlan shaq’ı ekleyerek başladılar. ardından ligin üst düzey 4 numaralarından jamison kadroya katıldı ve şu anda kuvvetli bir frountcourt’a sahipler. toy elemanlar, bir yıl daha tecrübeli artık. ve en önemlisi bu sefer de o yüzüğü takamazsa king  james, ‘yolcudur abbas’ çekebilir şehre. kısaca son kurşunları atıyor olabilirler. karşılarındaki genç bulls’a, 2009 playoff’unda celtics ile oynadıkları epik seri dolayısıyla bir sempatim var. normal sezon maçları 2-2 gözükse de, son maçta işi sermiş bir cavs olduğunu hatırlamalıyız. süpürgeler çıkabilir yine, yeniden.

hidayet’le yollar ayrıldıktan sonra carter’ın takıma katılması ve lee, battie gibi bench oyuncularının takımdan gönderilmesi, orlando magic’in oyununda değişiklik yaratacak mı sorusu eminim herkesin aklında bir soru işareti uyandırmıştır. van gundy ve ekibi topu paylaşmaya ve şuta dayalı basketbolu bu yıl da uyguluyor. şüphesiz, hido gibi bir yönlendiriciyi kaybetmek, onların dezavantajı oldu. fakat, pota altındaki canavar takım hücumlarının çeşitliliği konusunda çok işe yarıyor. yani orlando, nba’in en çok üçlük isabeti kullanan ve bulan takımı olmasının yanı sıra kadrosunda ligin en önemli pota altı oyuncularından birisini barındırıyor. bu oldukça dengeleyici bir unsur. ilk kez playoff yapan bobcats’in de ne yazık ki, uzunlar açısından sıkıntı yaşadığı malum. tyrus, bi’ nebze iyi geldi onlara fakat bahsettiğimiz adam howard. orlando’ya karşı yapabilecekleri, dış savunmayı iyi kotarabilmeleriyle başlar. larry brown’ın en büyük kozlarından birisi s-jax elbette. sezonun en verimli ara transferi diyebiliriz onun için. 4-1 tahmininde bulunuyorum.

andrew bogut. bu sezon gösterdiği performansla mip adayları arasına giren bir oyuncu. scott skiles’ın takımında eskisine göre çok daha efektif oynuyor artık basketbolu. ve fakat, gördüğüm en acı verici spor sakatlıklarından birisini yaşadı avustralya’lı basketbolcu. takımı bucks’ın en büyük ümidi, kolunun üzerine çok feci düşerek, sezonu kapattı. bu kapanış, belki de geyiklerin, ilk turun ötesini göremeyecek oluşunun ispatı. bogut’la hiç değilse biraz şansları vardı, şimdi bana kalırsa hiç şansları yok. gerekli playoff tecrübesini kanına pompalayan atlanta hawks takımı, doğu konferansı’nın önemli takımlarından bir tanesi haline geldi. josh smith’in gelişimini izlemek keyif verici bir durum. joe önderliğinde, en iyi 6. adamın da katkısıyla tura yakın taraf onlar. 4-1 gibi.

boston celtics, artık tamamen wade’in takımı haline gelen miami heat ile 3 kez karşılarştı normal sezonda. 3′ünü de kazanmayı başardı. kağıt üzerinde favori olan taraf olarak gözüküyorlar. fakat benim aklıma hemen, geçen yıl ki celtics – bulls serisi geliyor. o zaman da ağır favoriydi celt’ler ve hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşmışlardı. wade’i ayrı tutarsak, her pozisyonda üstünlük yeşillerde. üzerine katarak ilerleyen ve bu yıl big three’den daha fazla sorumluluk alan rondo artık çok önemli bir koz, onlar adına. bu tarz, vidaların sıkıldığı maçlarda, daha değerli hale gelecektir rondo’nun dengeli basketbolu. asında, biraz da boston celtics’in doymadığını ispatlaması gerekiyor bu turda. kasmadan, çok rahat bir oyunla turu geçmek yerine, sert ve yıpratıcı bir tur oynamak işlerine gelebilir ilerisi adına. velhasıl-ı kelam 4-2 ile boston celtics götürür diyorum.

the nba playoffs: vahşi batı

15 Nisan 2010, Perşembe

ve nba’in ‘gerçek’ basketbol oynanan yeri,  zamanı; play-off’lar geldi çattı. win or go home diyor adamlar, daha ne olsun. biraz vahşi batıya göz atalım biz.

eşleşmeler: lakers – thunder, mavs – spurs, suns – blazers, nuggets – jazz.

lakers

batıyı 1. tamamlayan, geçen yılın nba şampiyonu lakers, gene favorilerden birisi olarak kabul ediliyor. zaten pota altında gasol gibi bir ’sanatkar’ oldukça ve üçgen hücum işlerliğini sürdürdüğü müddetçe onları devirebilmek hiç kolay olmayacaktır. son zamanlarda vitesi neredeyse 1′e düşürmüş olsalar da, aynı popovich’in spurs’ü gibi o vitesi 5′e yükseltmesini de bilirler. yalnız kobe’nin diğerlerinden farklı olarak ayrıca bir formsuzluğu söz konusu. bu durumu nötrlemek için en büyük kozları; gasol’ün şu sıralar çok sıcak olması ve okc pota altında onu durdurabilecek çapta oyuncu bulunmaması. play-off’larda daha net ayırt edilebilen başka bir nüans ise bench katkısı. lakers bu bağlamda, ligin en verimli takımlarındayken, genç thunder’ın sıkıntılı olduğu aşikar. tabi, bench’e gelene kadar, iki takım arasında çok daha belirleyici bir kuvvet var: tecrübe. henüz çok genç bir takım oklahoma city thunder. ilk play-off’ları olacak bu. ve ilgi odağı konumundaki, sorumluluğu üstlenecek olan oyuncuları işin henüz çok başında. bu çoğu zaman başına bela açar nba takımlarının. işte tüm bu detaylar, lakers’ın tura yakın taraf olduğuna işaretse de, thunder’ın sezonun en sürpriz takımlarından biri olduğunu ve savunma yapmayı istediği zamanlarda hiç te kolay lokma olmadığını hatırlamakta fayda var. hülasa, batıdaki her eşleşme gibi keyifli ve mücadeleci bir seri bekliyorum. tahminimse, 4-1 lakers.

wild west’te 2. eşleşme uzun zamandır playoff’larda birbiriyle rekabet içerisinde olan dallas mavericks ve san antonio spurs arasında gerçekleşecek. dün gece, sezonun son maçında kapıştılar. mavs kazanmış olsa da, popovich duncan ve manu’yu kenarda tuttuğu için seri hakkında bir ipucu olmayabilir bu maç. normal sezonda birbirleriyle oynadıkları 4 karşılaşmadan 3′ünü almayı başaran taraf da dallas’tı. yine, bu istatistik, spurs’ün playoff’larda oyununu kademeli olarak ilerleten bir takım olduğu düşünüldüğünde, biraz havada kalıyor. nowitzki’nin, ağırlığını hissettirebileceği bir eşleşme olacaktır. karşı tarafın hamlesi ise muhtemelen, kısaların delici oyunlarını kullanmaktan geçer. manu, parker ve hatta hill’in, nispeten ağır dallas back-court’una karşı üstünlük sağlaması, sas adına çok mühim. duncan’a eskisi kadar yük bindiremeyeceklerdir. spurs’un bir ciddi bir eksisi var yalnız, o da oldukça zayıflamış gözüken savunma anlayışı. elbette, popovich’in takımına ’savunması zayıf’ yaftası yapıştırmak kolay değildir. fakat kadronun yaş ortalaması iyice arttı ve bir doygunluk yaşanmış olması muhtemel. aslında, misyonunu tamamlamak üzere olan iki organizasyonun mücadelesini izleyeceğiz bi’ yerde. 7. maçı görebiliriz kanaatindeyim ve saha avantajından mütevellit 4-3 dallas mavs alır diyorum.

son gün, evinde 10 maçtır bileği bükülemeyen mamafih, boozer ve kirilenko’dan yoksun olan utah jazz’ı devirmeyi başardı phoenix suns. böylece denver nuggets ve ileride olası lakers eşleşmelerini başbakan tabiriyle ‘teğet’ geçtiler. bu duruma sevinen bir diğer takım da denver olmuştur. zira, suns kaybetseydi ve ters şekilde jazz yerine suns gelseydi karşılarına, saha avantajları olmayacaktı. kendisini tek maçla, 3. sıraya atan suns’ın eşleştiği takım portlan trail blazers ise, son zamanların en şanssız ekiplerinden. sezonun büyük bölümünde sakatlıklarla boğuştular. oyuncular, neredeyse sakatlık rotasyonuna dahil oldular. sırayla, ayrı kaldı bir çok oyuncu takımından. şu durumda, oden, billa ve organizasyonun çehresini yeniden değiştiren adam brandon roy sorun yaşıyorlar. menisküsünde yırtık tespit edildi roy’un ve ameliyat olması gerekiyor. ancak; oynaması, sakatlığını ilerletme riski taşımıyor ve suns serisinde görebiliriz onu. bu bahtsızlığın içerisinde, takımın 50 galibiyet seviyesini aşmış olması büyük başarı. aslan payını nate mcmillan’a veriyorum ben. jail blazers’tan buralara. roy ile birlikte mühim işler başarıyor eski sonics efsanesi. yılın koçu ödülünü de ona veririm şahsen. scott brooks’un da hakettiğini kabul ediyorum fakat o ve takımı thunder daha çok başındalar bu işin. her ne kadar ödül, adı üstünde yılın ödülü olsa da biraz taraflı olarak mcmillan diyorum ben. suns, roy’un yokluğunu yahut tam performans veremeyecek olmsını diyelim, avantaja çevirerek turu geçer. 4-2 tahminim.

nuggets-jazz

yıl içerisinde bir dönem batı 1.’liği koltuğuna oturmuştu nuggets. billups hamlesiyle bu seviyelere geldiklerini takım olma konusunda ciddi işler yaptıklarını hemen herkes kabul ediyor. carmelo’nun potansiyelini de çok daha akıllı kullanıyorlar böylelikle. son dönemeçte biraz gerilediler, billups ile paralel olarak. batı’yı 2. bitireceklerini düşünürken, suns’ın son maçta jazz’i yenmesiyle, 5.’likten son anda kurtuldular. utah karşısında, saha avantajı onlarda. zaten; jazz’ın, galatasaray futbol ekibiyle yarışan deplasman fobisi düşünüldüğünde en büyük kozları da budur. sezon içindeki 4 maçın üçünü nuggets aldı ve 4 maçta da 100 sayının üzerinde attı. afflalo gibi başarılı bir savunmacıyı muhtemelen, utah’ın en büyük kozu olan deron üzerine salacaklardır. bu eşleşme çok önemli haliyle. deron’ı durdurmak, pepsi center’daki maçları direk cebe indirmek anlamına gelebilir. bench katkısı, tecrübe, saha avantajı vs. terazi denver lehine ağır basıyor. tahminim 4-1.

normal sezon ödülleri 2010

14 Nisan 2010, Çarşamba

nba’de normal sezon tamamlanmak üzere. play-off’lar başlamadan, birbiriyle eşleşen takımlar hakkında bir yazı yazma  niyetindeyim. ondan önce sezon ödülleri var, unutmadan. işin bencesi;

yılın koçu: mcmillan

yılın oyuncusu: lebron her daim

yılın savunmacısı: howard

yılın çaylağı: tyreke evans ama curry az biraz da

yılın 6. adamı: jamal crawford

mip: aaron brooks iyi topçu

bir kaç ödül de kendimiz ekleyecek olursak; yılın malını arenas’a vermekten onur duyarken, yılın balonu ünvanını hido’ya üzülerek teslim ediyorum.  su gibi akıp giden 2010′un babayarosu roketler, bahtsızı ise portland’tır. en yalan olan ‘big three’ boston’da, en yarasa avcısı da spurs’tedir. peki en iyi poster? evet, evet anderson varejao.)