elano galatasaray’da

gece üç buçukta da transfer açıklanırmış .) çok güzel oldu bu..

gece üç buçukta da transfer açıklanırmış .) çok güzel oldu bu..

formula 1′in geniş kitlelere yayılmasını sağlayan adam, schumacher. yarıştığı spor dalının en iyisi. bıraktığı günden itibaren ise formula 1′in yine aynı geniş kitleler tarafından izlenilmemesinin müsebbibi. alman pilot yarışları bırakıp, meydan diğerlerine kaldığından beri giderek düşmüştü f1′in değeri. alonso, räikkönen, hamilton ya da massa. hiç birisi kar etmedi. schumacher bir şekilde organizasyonun içinde bulunsa da, o kırmızı arabanın içinde yer almadığı sürece de bu düşüş devam edecekti, belli. felipe massa’nın geçirdiği kaza, belli bir süre pistlerden uzak kalmasına yol açacak. ferrari de bu sebeple, schumacher’e “gel kurtar bizi” demiş. schumaer, felipe massa’nın arabasına oturup, yeniden ferrari adına yarışacak. özel hayranlarını mutluluktan ağlatacak bir haber herhalde bu. ben o hayranlardan birisi olmasam da, formula 1′i tanımamı sağlayan, her daim profosyonelliğine saygı duyduğum bu sempatik adamın geri dönüşünü heyecanla bekliyorum. efsanenin ilk olarak ispanya’da yarışacağı söyleniyor. räikkönen ile aynı takımda yarışacaklar, benim için schumaer’in dönüşünün en güzel yanlarından birisi bu.

hücum hattının en etkili isimi adebayor’dan sonra, defansın can damarı kolo toure’yi de manchester city’e sattı arsenal. rakibine en değerli oyuncularından ikisini satarak, ligdeki hala devam ettiğini iddia ettiğim iddialarını en alta çektiler böylece. hiç anlamış değilim bu ayakta kalması için parlattığı oyuncuyu büyük takımlara pazarlamaya çalışan anadolu kulübü tavrını. koca arsenal, arapların maddi gücüne yeniliyor olmamalı. wenger bu oyuncuların yerini doldurabileceğini, toure’yi aldıklarının oldukça fazlasına sattıklarını düşünüyor herhalde. belki de haklıdır. fakat oluşan imaj pek arsenal’in yararına değil. manu’nun ronaldo’yu real madrid’e satması örneğini verenler olabilir. bu transferlerle ronaldo transferinin birbiriyle benzeştiğini düşünmüyorum. ronaldo’yu fahiş bir fiyata, ingiltere dışından bir takıma, mecbur kalmış gibi gözükse de -bence- isteyerek sattı manu. arsenal de böyle gelişmedi olaylar. bu açıdan bir prestij kaybı yaşayacaklarını söyleyebilirim. yine de arsene wenger o takımın başındayken, dediklerimizin hepsini yutma ihtimalimiz de yok değil.
city’nin forvet bolluğu yaşayan kadro yapısını ve transfer politikasını eleştirmiştim adebayor’u kadrolarına kattıklarında. kolo toure dönüm noktası olabilir işlerin değişmesi adına. bojinov’u parma’ya kiralayıp forvet fazlalığını eşitlemeye çalıştılar. benjani de gidecek gibi gözüküyor. defans toure’nin gelişiyle hizaya girdi sayılır. geriye kesinlikle alternatifini artırmalarını düşündüğüm orta saha kalıyor. sakın fabregası da almasın, araplar. şaka bi’ yana, ortaya alternatif bir oyuncu ekleyebilirlerse, zamanla ciddi manada iyi bir takım haline gelebilirler. kolo toure transferi, takımı 1-2 gömlek yukarı çekecek bir hamle. hughes’un işine, ulvi spor basınımızın futbol dehası bir yazarı edasıyla karışmak isterim. bak mark, gel sen 11′ini given-bridge-toure-kompany-richards-barry-ireland-elano-tevez-adebayor-robinho şeklinde kur, başarıya ulaş.)

büyük bir heyecanla beklenen formalar için kullanacağım tek kelime hayal kırıklığı. hiç bir şeyi beğenmeyen, körü körüne eleştiren biri değilim bunu söylemekte fayda var. çünkü ne olursa olsun beğenmeyen bir kitle de mevcut. “less is more” felfesini benimseyen biri olarak adidas’ın genel tasarım anlayışını sevmediğimi de baştan belirtebilirim.
öncelikle bir hayli geç kaldığımızı söylemeliyiz. avrupa’da neredeyse tüm takımların yeni formaları, sezonun ardından çıkarken biz bu sezonki ilk maçlarımızı oynadıktan sonra tanıtıyoruz. bu başlı başına bir hata.
galatasaray yönetiminden mi yoksa adidas’tan kaynaklanan bir durum mu bilmiyorum ama gs formalarına yeteri kadar önem gösterilmediğini düşünüyorum. bu yeni formalardan bağımsız olarak genel bir düşünce. detaylara baktığımızda net olarak görebiliyoruz.
geçen sezonki formalar sanırım büyük bir çoğunluğu mutlu etmişti. ben de bu çoğunluğun içindeydim. yıllar sonra güzel formalar giymiştik. isim ve numara rezaleti dışında da kötü yanı yok gibiydi.
yeni formalara baktığım da ise yanlış bir parçalı, antreman formasını andıran bir beyaz ve alternatif renk görüyorum.
parçalı da bir farklılık yaratmak adına kolları bölmemek anlaşılabilir fakat renklerin yerleşimi hatalı. kırmızı sol tarafta olmalıydı. ve kollardaki reklamların renkleri inanılmaz derecede rahatsız edici. birini sarı, birini kırmızı yapmak çok zor olmasa gerek. “sponsor kabul etmez” gibi bi savunmayı bkz. fenerbahçe formaları diyerek çökertmek mümkün. parçalıdan ve beyaz şorttan vazgeçilmemiş olması ise güzel tarafı.
beyaz üzerine sarı-kırmızı renk kullanımı her daim güzeldir. biz ise ne yazık ki bunu iyi kullanamıyoruz. üç banttaki sarı-kırmızı güzel de aşağıya inen sarı çizgi adidasın antreman t-shirtlerini andırıyor. o olmasaydı daha iyi olabilirmiş.
mor forma için ise çoğunluğun aksine düşünüyorum galiba. alternatif renk kullanımına karşı olmayan biri olarak, beğendiğimi söyleyebilirim. sade ve güzel olmuş. kötü yanı arkasındaki kırmızı ülker reklamı. o da beyaz olmalıydı. yine bkz fb formaları. mor renk hakkında kendince benzetmeler yaparak, komik olmaya çalışanlar ise buralarda harcanmasın medya sektörü onları bekliyor..
genel olarak beğendiğim diğer kısım ise türk telekom reklamı. çerçevesiz ve gayet makul boyutlarda kullanılmış. ayrıca karakter için yapılan eleştirilerinde haksız olduğunu düşünüyorum, güzel bir karakter.
henüz formaları yakından göremediğimiz için detaylar hakkında konuşamıyoruz. duyduğumuz parçalıda beyaz numara-isim kullanılacağı. umarım güzel bir karakter kullanılır. bir de taraftara satılanlar da ülker reklamı olmamasını diliyorum..
hala ülkemizde adam gibi sunum yapılamıyor, bu da işin diğer yanı. umarım o günleri de göreceğiz.
hakikaten ilginç adam şu marbury. zamanın en iyi 2-3 guard’ından birisiyken, kendini yiyip bitirdi. new york knicks gibi kötü olsan bile göze batmayacağın bir takımda, istenmeyen adam olabilmeyi başardı. üst seviye basketbol becerisine sahip olmasına rağmen kimsenin kadrosuna katmak istemediği bir fa oldu. başına ne geldiyse, kendi hatasıdır diye düşünüyorum ben. şimdilerde bu dibe vurma hikayesini bir adım ileri götürmüş durumda starbury. 24 saate varan canlı yayınlar yapıyor kendi evinden. ne kadar saçma sapan hali varsa, izleyicilere izletiyor. millete alay konusu yapıyor kendini, anlayacağınız. bir kaç kere izledim ve psikolojik olarak büyük sorunlar yaşayan, halk dilinde balatayı sıyırmış kişi olarak tabir ettiğimiz, acil doktora ihtiyacı olan adam resmi gördüm zavallıda. yazıktır, o kadar para kazanmışsın, o kadar ün yapmışsın, çıkıp ağlıyorsun kamera karşısında.bi’ tabir vardır ya hani; “şakaysa hiç komik değil, ciddiyse çok komik”. işte tam marbury’nin durumunu anlatıyor bu cümle.
umut sarıkaya en ince detaylara, en dikkat isteyen ayrıntılara getirdiği süper tespitleriyle bir çoklarının en sevdiği karikatürist unvanını kazanmıştır. montla sıç, ilginçlikler adamı, sen benuğa gibi klasik seviyesinde karikatürleri vardır. fakat bir husus daha var ki, bu adamı sevilen bir karikatürist olmaktan çok daha öteye taşıyor, bambaşka bir yazar-çizer yapıyor benim gözümde. o husus, uykusuz dergisi’ndeki “benim de söyleyeceklerim var” adlı köşesi. penguen zamanından bu yana düz yazı biçiminde devam ettiriyor umut sarıkaya bu köşeyi. hem tespitin kralını yapıyor hem de okuyucunun kendinden bir şeyler bulmasını sağlıyor burada. bu yazıları kitap haline getirilip, yayına sunulmuştu hatta geçmişte. henüz bu seriden bir yazı okumadıysanız, şiddetle tavsiye ediyorum. sevillanas ve sakızım düştü başlangıç için gayet güzel seçenekler. ikisi de müthiştir, apayrıdır.
basarsan alırsın’lı ‘koşu yoluma at’lı klasik bir maçtı…

sezonun ilk maçlarında takımın takır takır oynayamayacağını bilecek kadar futboldan anlıyoruz şükür ki. beklentileri de yükseltmiyoruz bu nedenle. temmuzun ortasında maç yapıyor takım, hazır olmaları beklenemez, üstelik yeni bir hoca gelmişken hiç mümkün değil bu diyebiliyoruz. böylece, iyi bir futbol ortaya koyamayan galatasaray’ı daha sezon yeni başlamışken körü körüne eleştirmeye gerek kalmıyor. biz, yapabiliyoruz bunu belki fakat bazı futbol profesörleri yapmayacaktır, “galibiyet tamam da, hiç bi’ şey oynamadı galatasaray” diyeceklerdir. neyse, onlarla ve onların futbol anlayışlarıyla yaşamayı öğrendikten sonra bir sorun yok nasılsa. “he” deyip geçmek gerek yine.
tv başından detaylıca bir maç analizi yapmak doğru değil, bu sebeple bir kaç gözlem dışında pek bir şey yazmayacağım. takımın sahaya tam dizilişini bile görmek mümkün olmuyor televizyondan, ben nasıl sistemden bahsedeyim. diyorum ve sıyrılıyorum işin içinden.) sahaya bakınca çok belirgin olarak görülebilen şeyler vardı bu gece. arda turan’ın ne kadar değerli bir oyuncu olduğu mesela. topa adeta hükmedişi, sahayı görüş kabiliyeti ve rijkaard’ın ona yüklediği ileri-geri oynama misyonu. tüm bunları ustalıkla yansıttı sahaya kaptan. lincoln halt etmi yanında. o derece memnun kaldım ben arda’nın tobol maçındaki performansından. ilk maçtaki gibi duran toptan gol kazandırması ayrı bir sevinç kaynağıydı. aynı sabri’nin milyarda bir yaptığı güzel ortaya mustafa’nın vurduğu kafada sevindiğimiz gibi sevindik arda’nın servet’e yaptığı şık asiste. hep böyle devam et arda kaptan diyebilirim sadece ona, gerisi anlamsız. arda’dan bahsederken, onun gibi genç bir ismi daha not düşelim buraya; serdar eylik. mlada boleslav maçında kendini ispat etmitşti arda turan, serdar da bana kalırsa tobol maçı itibariyle galatasaray’ın alt yapıdan a takıma çıkardığı yeteneklerden birisi olmuştur resmen. top kontrolü bile farklı bu çocuğun. oyunun içinde kalabiliyor, topla hızı gayet iyi, bilek konusunda arda kadar olmasa da oldukça yetenekli ve en önemlisi kendine güveni tam. bu özellikleri barındıran bir gencin, rijkaard’ın hocalığını yaptığı bir takımda kazanacağı tecrübeyle beraber, çok iyi yerlere gelmemesi için hiç bir sebep yok açıkça. futbol’un saha dışındaki ağırlığını kaldırabilirse bir de, 2. arda olcaktır, şüphem yok buna. suratına yediği, travma geçirmesine sebep olan dirseği es geçen yetersiz hakeme de ne desek az, adi herif!
serdar ve arda’yı bir kenara alırsak, ligin henüz başında olan bir takım ne kadar oynayabilirse, o kadar oynadı galatasaray. belki biraz daha vasat. tüm bunların zaman ilacıyla geride bırakılacağı gerçeği ortada. sistem değişti, şu oldu bu oldu, yok 4-3-3, yok transfer lazım geyiklerine girmek istemiyorum hiç. hazırlık maçı yapıldı, oyuncular maç kondüsyonu kazandı gözüyle bakıyorum. eksikler ve sıkıntılı bölgeler de yavaş yavaş açığa çıkmaya devam edecek bu hazırlık maçı kıvamındaki ön eleme turlarında. gökhan zan, ilk 11 çıkamaz örneğin. sabri duran topların başına geçen adam olmamalı ayrıca. servet iyi ki gitmedi, iyiki rijkaard serdar’a şans verdi. bu gibi oyuncu bazında yaklaşımlar, daha ilk maçtan sisteme geçişte zorlanma, yetersiz kadro gibi tırı vırılardan çok daha iyi sonuçlar doğuracaktır. siz rahat olun sayın türk spor medyası, frank rijkaard ve ekibi cevabını sahada verecektir ilerleyen zamanda.
son söz tribünlere. tv yayınından kaynaklandığını tahmin ediyorum, ses yok denecek kadar azdı. bu yüzden tribün iyiydi ya da kötüydü diyemeyeceğim. fakat arda’ya, rijkaard’a ve serdar’a açılan pankartlar muhteşemdi. borat pankartı ise apayrı.)

ilk önce 200 metreyi 19,75′te koşarak adından söz ettirdi usain bolt. daha sonra 100 ve 400 metrelerde aldığı derecelerle beraber iyice ön plana çıktı. 2007′de, henüz 21 yaşındayken dünya atletizm şampiyonası’nda 200 metre ve 4×100 metre yarışlarında gümüş madalya kazandı. 2008 yılına girildiğinde ise 100 metreyi 9,76 ile koşup, vatandaşı asafa powell’ın 9,72′lik rekoruna yaklaştı. aynı yıl bu dereceyi de egale etmeyi başardı. usain bolt’un asıl patlaması ise 2008 pekin olimpiyatları’nda gerçekleşti. 100 metreyi 9,69 ile koşarak, tüm zamanların en iyi derecesini kıran jamaika’lı sprinter, yarışın son anlarında şova yönelik hareketlerde bulunarak, istediği taktirde 9,60′ın altına rahatlıkla inebileceğini kanıtladı. yetmedi, aynı organizasyonda katıldığı 200 metre yarışlarını da kazandı, bir rekor daha kırarak üstelik. 200 metredeki dünya rekorunu 19,30′a çekti bolt. bununla da yetinmeyip, 4×100 metre bayrak yarışlarını da carter nesta, michael frater ve asafa powell’la birlikte 37,10′la koşup bir dünya rekoruna daha ismini yazdırdı.
aynı olimpiyat oyunlarında 3 dünya rekoru kıran, 22 yaşındaki bu sempatik adam şimdilerde 100 metreyi 9,54′te koşabileceğini iddia ediyor. antrenörünün, bu dereceye ulaşabileceğine inandığını söylemiş bolt. ardından da “o söylediyse doğrudur, koşabilirim” diye eklemiş. bu deli herifin 9,60′ın altına ineceğinden şüphem yok benim. en azından, insan olduğundan duyduğum şüpheden daha azdır bu konudaki tereddütler.

beklendiği gibi manchester city’ye imzayı attı adebayor. bir iki gün önce kulüplerin anlaştığı açıklanmıştı, şu andan itibaren de resmen city’nin topçusu. togo’lu golcüyü londra semalarından manchester’a transfer etmenin arap patronlara faturası 30 milyon euro. onlara dokunmayacak tabi bu rakam. tevez’e, santa cruz’a hatta geçen yıl robinho’ya gereğinden fazla para döktüler. abramovic chelsea’yi aldığında böyle saçma bir politika izlememişti, daha akıllıca hareket etmişti. bu akıllı transfer politikası başarıya ulaştırmıştı mavileri. arapların city’si ise paramız var, herkese salça oluruz, alamasakta piyasayı alt üst ederiz şeklinde yapıyorlar yorumlarını. nereye gittiği belli değil takımın, mark hughes bile fayda etmeyecek sanırım bu adamlara.
adebayor’un gelmesiyle çok net bir biçimde forvet yoğunluğu oluştu city’de. yemeyip, içmeyip hücuma adam alıyorlar, anlamak mümkün değil tabi bu durumu. benjani-bellamy-santa cruz-tevez-bojinov-caicedo-robinho ve son olarak adebayor. üç üst düzey takıma dağıtsak bu oyuncuları, bayram eder hocalar vallahi. o derece bir forvet hattı var hughes’un elinde. yalnız bu kadar çok seçenek işlerin iyi gideceği anlamına gelmiyor, kenarda oturması gereken adamlar illa ki pürüz yapacaktır. ideal kadroda şu saydığım forvet oyuncularından robinho, tevez ve adebayor yer alacaktır. bu da demek oluyor ki santa cruz, bojinov, bellamy gibi oyuncular yedek kulübesinde oturacak. bi’ ihtimal elden de çıkarılabilirler. hücum hattı abartılı biçimde geniş olan bu takımın savunmasında yer alan oyunculara bakalım bir de; dunne-micah richards-onuoha-ben haim-bridge. e oldu mu şimdi? sen ligin 4 büyük takımının 2 forvetini transfer et -ki birisi takımının en önemli oyuncusu belki de- sonra tutup bu savunma rotasyonuna ekleme yapma. bu denklemin bir mantığı olmadığından, bir savunma oyuncusu transfer edebileceklerini varsayıyorum ben. orta sahaya yaptıkları barry takviyesini es geçmeyelim, en doğru transferiydi bu yıl manchester city’nin. ireland ile beraber güçlü bir orta alan ikilisi kuracaktır, eski villa kaptanı. buradan yırtabilir belki city’nin transfer rotası.
ilk 11 oyuncusu adebayor’u rakiplerinden birisine satan arsenal’in, bu transferi maddi zorunluluklar doğrultusunda mı yoksa tamamen taktiksel bir hamle olarak mı yaptığını anlamadım ben. kabul, geçen yıl oldukça yükselen beklentileri karşılayamadı, takımın ligde geride kalmasında payı var elbette fakat oyuncuyu elden çıkarmak için daha geçerli sebepleri olmalı wenger’in. hem rakiplerinden birisi oldukça güçlendi bu transferle, hem de arsenal hücum hattında büyük bir boşluk oluştu. iki yılda 50′ye yakın gol atan adebayor’un yerine bir ekleme yapılmalı muhakkak. bordeux’un golcüsü chamakh’ın ismi geçiyor bu bölge için, gerçekleşirse gayet güzel olur. nicklas bendtner alternatifinden çok daha iyi bir seçenek. orta sahaya da bir oyuncu arıyor wenger, şu meşhur özelliklere sahip bir oyuncu. oyunun iki yönünü de oynayabilen, oyun kurabilirken aynı zamanda koşup pres yapabilme özelliği de bulunan oyunculardan. bu iki bölgeye gerekli eklemeleri yapması halinde arsenal adebayor kaybına rağmen ilk sıraların en büyük adayları arasında yer almaya devam edecektir.

iki takım anlaştı, ibrahimovic barcelona’ya 40 milyon+eto’o+hleb(kiralık) karşılığında transfer olmak üzere. şu anda oyuncuların yeni takımlarıyla alacakları para konusunda el sıkışması bekleniyor. fikrimce ronaldo’nun real madrid’e geçişi kadar değerli olan bu transfer, önümüzdeki yıl için la liga’yı en büyük rekabetin yaşanacağı lig yapacaktır. seri a ve pirömyer lig önemli oyuncularını kaptırıp yara alırken, oyuncuları kapan ve ilgiyi üzerine çeken ülke ispanya oldu. real madrid’in başlattığı bomba transfer halkasına bir yenisini de laporta eklemiş oldu böylece.
transferin getireceği artılar hiç şüphesiz gücüne güç katacaktır barcelona’nın. en başta, messi-ibra-henry gibi ölümcül bir hücum hattı oluşturdular. ezeli rakiplerinin kurduğu kaka-ronaldo-benzema üçlüsüne karşı gelebilecek en kuvvetli ekiptir bu. ibrahimovic’in messi ve henry’nin yanına gelerek voltran oluşturması dışında en büyük katkısı real’in transferlerine misilleme olmasıdır zaten, pek fazlası değil. çünkü yerine geldiği adam barcelona’nın en golcü adamı. ilk sezonunda ondan fazla gol atıp, daha efektif oynamasını beklemiyorum ben. transferin barca açısından dezavantajı da bu olsa gerek. hücum hattında direk oynayan, en çok gol atan oyuncusunu kaybetmek. tüm artı ve eksileri değerlendirirsek, daha iyisi asla olmayacak bir takımdı barcelona, ibrahimovic de değiştiremeyecektir bu gerçeği. fakat guardiola, eto’o ile bu başarıyı sürdüremeyeceklerini öngörmüş olsa gerek, ibrahimovic’i, üzerine para koyarak transfer ediyorlar. ben optimist yaklaşıp, eto’o gitti fakat daha iyisi geldi demek istiyorum. düzenin bozulacağını, orta saha-ibrahimovic uyumunun belli bir süre zorlukla gerçekleşeceğini düşünsem de.
bu hamle sonrasında keirrison’u kadrosuna katmaz herhalde katalanlar. genç ve rotasyona kolaylıkla dahil olabilecek bir oyuncu da olsa 15-20 milyon euro civarında bir bonservis bedeli var. ibra kadabra’yı bu denli yüksek bir meblağ karşılığında aldıktan sonra genç bir futbolcuya 15 milyon vermeyebilirler. ha, verirlerse ne ala, şahane olur.
galatasaray’ın avrupadaki iç saha maçlarının yayın haklarını uzun bir süre için elinde bulunduran d-samrt’ın deplasmandaki tobol maçının da yayın hakkını aldığı haberleri dolaşıyordu bir kaç gündür. bunun anlamı maçı ya hiç izlemeyecektim-ki düşük bir ihtimal- ya da kahve ortamında kendi topçusuna söven, 2 gram futbol bilgisiyle teknik direktör kesilen adamların içinde izleyecektim. sevindirici haber ntv’den geldi. maçı yayınlayacaklarını duyuran bir haber koymuşlar sitelerine. çok güzel oldu bu. kahvede izlemeyecek zorunda olmamız bir yana, d-smart’ın spiker kadrosunu düşününce çok daha aklı selim bir spiker anlatacak ntv’de maçı, ercan taner. açıkça, benim tercihim her zaman murat kosova’dır. fakat ercan taner’e, güntekin onay’a ya da ersin düzen’e hayır diyemeyiz tabi. bu işin bir de ilker yasin’i, emre tilev’i var. allah korusun!

nba’de en sevdiğim oyuncu, bi’ zamanların sayı kralı, sakatlık illetinin en sevdiği adam tracy mcgrady yıllardır giydiği 1 numaralı formasını bırakıp, 3 numaraya geçti. sebebi ise sudan’ın başkenti darfur’daki olaylar. “3 points darfur” adlı bir kampanya başlatıldı ve bu doğrultuda 1 numarayı bırakıp 3′e geçti t-mac. çeşitli işlerle sürdürüyordu bu kampanyayı zaten, şimdi 3 numaraya geçerek bir güzellik daha yaptı darfur halkına. böyle de kral adamdır, basketbolculuğunun yanında. inşallah numarasındaki değişiklik gibi oyununda da kendini 2 beden geliştirerek döner parkelere. mcgrady ile ilgili bir yazı yazmışken, san antonio karşısında yaptığı insafsızlığı da koyalım buraya. unutmayalım, unutturmayalım.
son yılların acısını yavaş yavaş çıkartıyor efes. yaşanan gereksiz deneyimlerden sonra, geçen yıl iyi bir kadro kurup şampiyon olmayı başardılar. çıtayı bir adım daha yükseltmeleri gerekti. bu adım da euroleague final-four’undan geçiyor. o seviyede basketbol oynayabilmek adına ilk önemli transferi rakocevic’le yapmıştı biracılar. bugün de bostjan nachbar’la 1+1 yıllık sözleşme imzaladıkları haberi geldi. avrupa’nın sayı kralını aldıktan sonra ancak bu kadar iyi bir isim keserdi efes’i. akıllı işler yapıyorlar, tebrik etmek gerek.
son şampiyonun bu denli önemli takviyeler yaptığı bir ortamda diğer takımların biraz da ekonomik açıdan mecbur olarak pek bir şeyler yapamaması, umarım ki ligin dengesini alt üst etmez. efes’in baştan sona üstün götürdüğü, kimseyi yanına yaklaştırmadığı, geçmişteki gibi bir sezon izlemek istemez kimse herhalde. işin diğer boyutu var bir de yalnız . avrupa’da başarının gelmesi için şart bu tür oyuncular. cska, pana, barca vb. takımlarla kafa kafaya oynamak istiyorsanız böyle adamlar giymeli formanızı. kadronuz rakiplerinizin havada kapıp, ilk 5′e koyacağı oyuncuları yedek bırakabilecek kadar geniş olmalı. bu sebeple, efes pilsen’in bu güç takviyesini beğendim ben. geçen yıl en çok problem yaşadıkları pozisyon olan 5 numarayı yedekleyecekler mi, transferi noktalayacaklar mı merak ediyorum. gerçi, bu haliyle bile çok güçlü kadro ama bir de kasun’un arkasına bir oyuncu alınırsa, tutmayın efes’i. kadroya bi’ bakacak olursak,
kerem tunçeri-ender arslan
rakocevic-smith-sinan
shumpert-thornton
kerem gönlüm-nachbar
kasun-kaya peker
ne dersiniz, hiç fena değil galiba!
frank rijkaard hakkında ne düşünüyor kendisi?
her şeyden önce çok iyi bir antrenör. onu barcelona’da gördük. oyuncularıyla iletişimi çok iyi olan bir hoca. bunun da örneklerini defalarca izledik. ben gelmeden önce kendisiyle uzun uzun konuştum. çok şey paylaştık. bana anlattıkları çok hoşuma gitti ve bana anlattıkları bana güvendiğini gösterdi. ve sistemi için de bana da ihtiyacı olacağından bahsetti. ancak bilinmesi gerekir ki, onun bana olacak olan ihtiyacından çok benim ona ihtiyacım var. herşeyden önce bu bilinmeli. benim frank rijkaard’a kendisinin bana olduğundan çok daha fazla ihtiyacım var. ve ben iyi bir şekilde onun söylediklerini yerine getirebilirsem öyle zannediyorum ki bu aynı zamanda benim yeniden çıkışa geçmem hatta bir patlama yapmam için önemli bir fırsat olacak. kendisi benim oyuncuyken de çok takdir ettiğim oyunculardan biriydi .şimdi kendisiyle çalışacak olmam bana çok büyük bir mutluluk veriyor. kendisi hakkında söylenebilecek hiçbir şey yok aslında. herkesin tanıdığı ve takdir ettiği büyük bir antrenör.
bu röportajın tamamını resmi siteden okuyabilir ve izleyebilirsiniz.
hollanda’da kampa başlayan, daha sonra almanya’ya geçip zayton cup’a katılan galatasaray, sezon öncesi hazırlıklarını tamamlayıp istanbul’a döndü. çok erken bir avrupa maçı oynanacak olunması nedeniyle diğer takımlara göre biraz daha erken açtı sezonu takım. 16 temmuz’da tobol ile karşılaşılacak. dolayısıyla haziran sonunda bir kampa başlamak kaçınılmaz bir durumdu. yaklaşık 15 gün süren kampta, sezonun erkenden açılması hasebiyle güce dayalı bir antrenman sistemi uyguladı galatasaray teknik ekibi. genç oyunculara şans vermekten de hiç kaçınmadılar. bu sezonun en büyük kazancı zaten teknik kadro.
gençlerle birlikte 30 küsür futbolcu vardı kampta. bu sayının 25 civarlarına düşeceğini söyleyebiliriz. emre çolak, serdar eylik belki de erhan şentürk dışında a takıma yükselecek bir genç olduğunu düşünmüyorum. volkan, mehmet güven, aydın ve özgürcan’ın takımda kalmayacağı da büyük ihtimal bana kalırsa. bu oyuncuları dışarıda bırakınca geriye gayet potansiyelli ve alternatifli bir kadro yapısı kalıyor galatasaray’ın elinde. hemen hemen her pozisyona en az 2 iyi oyuncu yazabiliyoruz. bir kaç istisna olsa da, -sağ bek ve kaleci gibi- lige ve avrupa kupasına iddiasını sürdürerek devam edebilecek bir kadro bu. kadroda düşünülmeyen futbolcuların yurt içinden transferi düşünülen oyunculara karşılık takas malzemesi olarak kullunılma ihtimalleri de var tabi. takas yoluyla bir-iki türk oyuncu alınabilir.
takımı pozisyonlara göre ayırıp değerlendirecek olursak; kale konusundaki tek endişem leo franco’nun arkasında güvenilir bir kaleci olmamasıdır. ne orkun ne de aykut artık güven duyduğum, kaleyi rahatça emanet edebiliriz diyebildiğim kaleciler değil malesef. kalenin önünde oynayan savunma oyuncularının istikrarı da önemli muhakkak. geçen yıl de sanctis’in yaşadığı en büyük sorun buydu bana kalırsa. bir kaleciyi ön plana çıkarmak yahut çıkarmamak savunma oyuncularının meziyetleriyle de alakalı. leo franco’yu yakından ilgilendiren bu savunma hattına bakacak olursak; servet’in satılmamış olması, takımın yararına oldu. onun etrafında kurulacak savunma hattı daha cazip geliyor bana. yabancı bir stoper alınacağını düşünüyordum fakat alınmayacaktır bu saatten sonra. orada gökhan zan-emre güngör-emre aşık şeklinde bir rotasyon olacaktır. sakatlık, ceza gibi durumlarda geçen yılın nöbetçi stoperi hakan balta da kullanılabilir. bek oyuncular, bir sakatlık problemi olmazsa takımdaki yeri banko olan isimler olacaktır. sağda uğur, solda hakan, kanat akınlarının önemli olduğu yeni sistemde önemli sorumluluklar alacak. ikisinden de umutluyum bu yıl. alparslan ve sabri yedek olarak iyi isimler, bu açıdan bir sorun olmadığını düşünüyorum. savunmayı noktalayıp orta sahaya geçelim; burada da alternatifin gayet bol olduğunu söyleyebiliriz. orta sahanın ortasında üçlü bir çizgi olacak. çeşitli varyasyonlar sayılabilir rahatlıkla. ayhan, mehmet topal, linderoth, barış, mustafa, emre çolak bu bölgede oynayabilecek kaliteli isimler. değişimli olarak süre bulacaktır hepsi. arda’nın sistem gereği bu üçlü içerisinde yer alma durumu var ayrıca. rijkaard, sistemin yine çok önemli bir parçası olan bu üçlüye arda’yı ekleyip onun yeteneklerini geçmişten farklı şekilde kullanabilir. kim bilir, belki de bu değişiklik arda’nın kariyerine çok olumlu bir şekilde yansır. arda içerde oynayabilir dedik, böylece sol çizgiyi kewell’a emanet etmiş olduk. sağ kanada da keita’yı yazalım hemen. serdar eylik, erhan şentürk ve yaser kenar-forvet’i yedekleyecek oyuncular gibi gözüküyor. bir ihtimal aydın kiralık veya bonservisle gönderilmezse, kadronun bu bölgesinde yer alabilir. forvetin ortası var bir de. baros’un oyun alanı yani. geçen yıl yaptığı çıkışla, kimselere forma kaptırmayacağını göstermişti baros. onun yedeklerine göz atacak olursak; nonda ön plana çıkıyor. keita, erhan ve yaser de burada oynayabilecek kabiliyette oyuncular. aslında, bana kalırsa bir forvet takviyesi hiç fena olmazdı.
eldeki malzeme budur. bu malzemeyi işleyip hazır hale getirecek isim ise frank rijkaard. sezon öncesi hazırlık kampında oynanan ve genelde genç oyuncuların şans bulduğu, kalıp kalmayacağı bu maçlara bağlı oyuncuların yer aldığı maçları bahane edip, rijkaard ve ekibine daha şimdiden ince ince işleyenlere hatırlatalım, bu kısım olayın güç, kondüsyon kısmıydı. bir de oyuncuları sisteme uygun hale getirmek için çalışılacak bir kısım var. o evreyi aştıktan sonra değerlendirin galatasaray’ı. bakalım değişecek mi nadide fikirleriniz.