linsanity

imaj: jason wu
ultras project; ultras kültürüne dair bir sokak markası/projesi.
ultras/Movement blog o kadar güzel anlatmış ki; ekstradan bir şeyler yazmaya gerek kalmamış.
subjektif değerlendirilen konularda yazmayı pek sevmesem de konu forma olunca fikirlerimi dile getirmek istiyorum. zira ortada beni oldukça heycanlandıran -bi o kadar da sevindiren- galatasaray, nike iş birliği var. oldukça öznel bir yorum olacak ama bu konuda yapılan her yorumun öyle olduğunu düşünüyorum. birimizin sevmediğini başka birimiz çok sevebiliyor.
net olarak söylemem gerekir ki; gereksiz süslemelerden ve standart kalıplardan uzak formalar gözüme hep daha güzel gelmiştir. bu bağlamda; adidas, puma, lotto, kappa gibi firmaların tasarımlarını beğenmeyen bir forma sever olarak favorilerim nike ve umbro. eski sponsorumuz adidas’ın bize hazırladığı özensiz, kalitesiz formaları da düşününce, nike ile anlaşma haberi benim için güzel bir haber olmuştu. en kötüsü; üç bant zorunluluğundan kurtulacaktık.
öncelikle lansmandan başlamak isterim. daha önceki senelerde bu konuda veryansın ediyordum. ne mutlu ki; kulübümün güzel bir lansman ile formalarını sunduğunu görmüş oldum. ülkemizde yapılan en güzel tanıtım kampanyasıydı, ruhderki projesi. öncesinde her yere asılan reklam afişleri ve hazırlanan websitesi ile yaratılan merak duygusu, bu konuda oldukça değerli bir buzz yarattı. aynı başarı, şimdi yürütülen kampanya ile devam ediyor. özel olarak çekilen fotoğraflar, afiş tasarımları nike’ın kendine has kalitesinde, çok başarılı.

formalara gelecek olursak; birazcık hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. zira demin de bahsettiğim gibi nike ile beklentilerim bir hayli büyümüştü. yine de “rezalet, berbat” gibi abartılı yorumlara katılmıyorum. evet belki beklediğimiz kadar iyi değil ama öyle yorumları hakedecek kadar kötü de değil. herkesin beğendiği bir forma çıkması zor belki de imkansız. o yüzden eleştiri her zaman olacaktır, yapanı da anlayışla karşılamak lazım fakat bazı yorumlarda kötü niyet seziyorum. bahsettiğimizin galatasaray formasını olduğunu unutmamak lazım.
güzellikler var; renklerimizin sarı-bordo olmaması, farklı yakalar, yıllar sonra sarı formaya kavuşmamız, yukarıda da dediğim gibi adidas’ın üç bantından kurtulmamız.. rahatsız eden şeyler de var pek tabi. parçalı formanın arkasının düz, yakasının tek renk olması ve reklamlar için iki renk kullanılması. siyah formada sarı-kırmızının yan yana gelmemesi. sarı formada reklamların kırmızı olmaması.. bu gibi detayları görünce üzülüyor insan. yine de bu birliktelikte güzel şeyler göreceğimize inanıyorum ben.
çok tartışılan ‘elit takım’, ‘katalog forma’ gibi kavramlar üzerine sanırım eklenecek bir şey yok. yetişmediği için böyle olduğu söyleniyor. öyle olduğunu umuyorum ben de. doğrusunu önümüzdeki sene göreceğiz..
emir yargın’ı bilenler köpek’le yaptığı çıkıştan ve kazandığı sempatiden haberdardır mutlaka. roxy’de ikinciliği de vardır hatta emir’in “köpek”le. tam olarak çıkışı beklenen genç müzisyenlerden, sizin anlayacağınız. yoksa o da tek şarkılık meşhurlar listesine mi girecek dedirten bekleyiş nihayete kavuştu ve emir yargın albümüyle birlikte geri döndü.. albümünün adı tokat. klip çekilen çıkış parçası da tokat. açıkçası, tokat ile benim beklentilerimi gayet yeterli oranda karşılıyor emir. bu tarzın şahsımca gerekliliği, ritmin insanı yakalamasıdır. ve tokat bu standartı kolayca yakalamış bir şarkı.
albümü buradan dinleyebilir, emir’i de şuradan takip edebilirsiniz. böyle yeteneklere ihtiyaç var ülkede. destek vermek şart. bir kez daha yineliyim; hem albüm tanıtım gecesinden gelen olumlu haberler, hem şarkıların kalitesi hem de video’nun profesyonelliği, emir yargın’ın kaliteli bir müzik hayatına başladığını gösteriyor. umarım, aynı kalitede devam eder.

partinin kralı elbette oydu gene. bir frikik, bir penaltı; ve lazio iptal. başrol kaptanın. gurur kaptanın. . suratına kramponuyla basan matuzalem’e ve bir tarafları kalkan muslera‘ya selam olsun.
öpülmedik bir kulak arkamız kalmıştı derler. bu ülkede, bizim de yasaklanmayan bi’ blogumuz kalmıştı. onun da üstesinden geldiler. blogspot’a erişimi engellediler. davayı açan şahıs-kurum, kararı veren hâkim, yasağı savunan kesim, her neyse ya da her kimse; bu ülkenin yüz karasıdır. utanç kaynağıdır. dns’leri değiştirerek aşamayacağız bu işi. mühim olan, bu kafa yapısını değiştirebilmek. yasağa hayır. internette sansüre hayır. bloguma dokunma allahın cezası!
sicilya’da tam 7 gol yedi palermo. bozgunu gerçekleştiren takım udinese. başrollerde şili’li alexis sanchez ve kaptan di natele var. birisi 4 diğeri 3 gol attı. bu maçtaki golleriyle zirveye de oturmuş oldu di natale. yarın milan maçına çıkacak olan napoli’li cavani’nin 20 golle lider olduğu gol krallığı yarışında artık di natale’nin 21 golü bulunuyor. sanchez’in bu maça çıkana dek 7 golü vardı, o da 11 yaptı böylece gol sayısını.
palermo evinde 7 gol yiyecek kalitesizlikte bir takım değil aslında. seri a’da 8. sırada yer alıyorlar. teknik direktör delio rossi’nin var etmeye uğraştığı takım, oldukça güzel. fakat, uğraşılarının şu ana dek bir sonuç vermeye yöneldiğini söylesek bile, bugünkü 7 gollü mağlubiyet çok şeyi değiştirecek. başkan zamparini isyan bayrağını çekmiş. ” rossi takımımı mahvetti” demiş. hatta, hızını alamamış ve saydırmış: ” rossi’nin takımda kalması ancak %1. palermo’yu mahvetti. takım onun yüzünden tanınmaz halde. ona savunmayı güçlendirmesini söylemiştim. ezequiel munoz bizim en iyi savunma oyuncumuzdu. onu yok etti. bir takımı bu şekilde yönetmeye kimsenin hakkı yok.”
başkan ağır yenilginin sıcaklığıyla esmiş gürlemiş, fakat haksız da sayılmaz pek. ilk yarı 5-0 bitti ve istese udinese 10 gol de atabilirdi. zorlamadılar. palermo 10 kişi kalmıştı evet ama, bu bir mazeret değil. böylesi kötü savunma yapılmaz. rossi artık yolcu diyebiliriz zamparini’nin açıklamalarından yola çıkarak.
palermo’nun elinde çok sağlam bir gelecek var. başta javier pastore olmak üzere josip ilicic, ezequiel munoz, abel hernandez, matteo darmian, pajtim kasami, sinisa andjelkovic, afriyie acquah, daniel jara… hemen hepsi çok yetenekli gençler. ve bir çoğu da ilk 11′de, hiç değilse rotasyonda şans buluyorlar. bu yıl napoli ile şampiyonluk kovalayan cavani’nin de geçtiğimiz sezon bu takımda forma giydiğini ekliyelim. potansiyele bu kadar inanan bir teknik kadro var sicilya temsilcisinde. önümüzdeki sezonlarda mutlaka söz sahibi bir takım haline geleceklerdir. biraz zaman tanınmalı onlara. bu mağlubiyet çok acı olsa da bir ders oldu. ileride çok daha güzel işlerle telafi edeceklerdir eminim bunu. hafızalardan uzun süreliğine sileceklerdir.
onları yakan isim ise elbette attığı 4 golle ve mest eden futboluyla alexis sanchez oldu. sanchez’in sezon sonunda udinese’de kalması çok zordu. şu maçtan sonra imkansız diyebiliriz. sanırım, avrupa’da ne kadar “parayı basabilecek” takım varsa, hepsi kadrosuna katmak isteyecektir genç şili’liyi. diğerlerinden sıyrılıp, kendi bünyesine katan tarafın büyük kâra geçeceğinden kimsenin şüphesi olmasın. önü alabildiğine açık bu adamın.

roma’yı çok seviyoruz. onlar bu ara bizi çok üzüyorlar, gene de seviyoruz. kaptan’ı bi’ ayrı seviyoruz tabii. 600. maçına çıktı bugün. penaltıdan golünü attı. maç 2-0′dan 2-2 gelse de, artık alıştık. roma adına dileğim, totti’nin ölene dek bu kulüpte bulunmasıdır. 40′a kadar oynasın, gerisi ya kulübede ya protokolde; bir şekilde görev yapsın.

bugün lionel messi’nin la liga’da 26 golü bulunuyor. bu demektir ki; ligdeki 9 takımdan daha fazla gol atmış psikopat herif. mallorca ve osasuna 25 gol, hercules, almeira ve levante 24 gol, sporting gijon 23 gol, zaragoza 22 gol, santander ve deportivo 24 gol atabilmiş. şimdi düşünün messi’nin attığı 26 gol nasıl değerli ve zor bir iş. aynı şekilde ronaldo’nun attığı 24 gol de oldukça etkileyici. tabii, barcelona’yı diğerlerinden ayıran şöyle bir durum var. messi’nin yanı sıra villa ve pedro da sürekli gol üretiyorlar. villa 17, pedro ise 13 golle oynuyor la liga’da. bu üçünü mvp olarak tanımlayabiliriz herhalde. mvp’nin attığı gol sayısına ulaşan bir takım yok ligde. evet, bu üç adam tüm takımlardan çok gol atmış. real madrid dahil… ekstra bir not vereyim messi için. bu insanüstü varlık aynı zamanda 15 de asist üretti!
madem rakamlara girdik, biraz da barcelona’nın genel takım istatistiklerine bakalım. öncelikle şunu söylemeliyiz, mvp sağolsun, barcelona’nın averajı tamı tamına 63. bildiğin +63. attıkları 76 gole karşı, yalnızca 13 gol yemişler. tek mağlubiyetleri bulunuyor. sahalarında hercules’e karşı almışlardı onu da. işin ilginç yanı; hercules’in ilk ve tek deplasman galibiyetiydi o. arada öyle maçlar olur. imkansız gibi görünür ama gerçekleşir. zaten başka da fire vermedi dediğim gibi katalanlar. nou camp’ta 13 maçın 11′ini aldılar, 1 beraberlikleri var ve bir de o hercules maçı. dışarıda ise 12 maçın 11′ini almışlar, 1 beraberlik. her iki kulvarda da 34′er puan ve toplam 68 puan.
geçtiğimiz haftalarda sporting gijon ile berabere kalmışlardı. o maç, tarihi bir maç aslında. çünkü, barcelona takımı o maça çıkana kadar 16 lig karşılaşmasını üst üste kazanmıştı. bu, la liga tarihinin en iyi performansı. o açıdan, tarihe geçtiler bile. fakat tüm avrupa genelinde, 10. en iyi derece demek bu. tüm zamanların en başarılısı benfica’ymış. portekiz ekibi, 71-73 yılları arasında oynadığı 29 lig maçını ard arda kazanarak ulaşmış bu sonuca. geçilmesi de mümkün görünmüyor pek. onların yanında, celtic’in 25 maçlık, psv’nin 22 maçlık serileri var. fakat bunlar nispeten daha zayıf ligler. la liga, seri a, premier league gibilerinde başarmak çok çok zor. inter’in 2006-2007 sezonunda yakaladığı 17 karşılaşmalık çıkış da büyük saygıyı hakediyor bu bağlamda.
neticede, barcelona bu yıl daha da güçlü bir şekilde devam ediyor yoluna. peş peşe rekorları kovalıyorlar. messi, insanlıktan çıkacak gibi gene. onları durdurmak, kariyeri boyunca winner olmuş mourinho için dahi mümkün olmayacak. guardiola’yı bir kez daha alkışlayalım. tabii, arsenal’i es geçmeyeceğim. barcelona’yı ciddi manada zorlayan ve hatta mağlup edebilen takım olmak az buz iş değil. nou camp’taki rövanşta katalanların var gücüyle maça asılacağı ve turu geçmek adına büyük emek harcayacağı malum fakat, işi bu noktaya getirmiş olmak da tebriği hakediyor. 2. maç için, arsene wenger ve takımının nou camp’ta barcelona’ya karşı neler yapabileceğini görmek için heyecanlanıyorum şimdiden.

borussia dortmund.. jürgen kloop’un güzel takımı. gösterdikleri gelişim, oynadıkları futbol muazzam. böylesi yüksek kalitede futbol oynatırken, kloop’un tamamen genç oyuncuları kullanması da ayrı bir güzel. bugün bayern münih’i, allianz arena’da deyim yerindeyse tokatladılar. 3-1 kazandıkları maçta, tam 8 tane futbolcu 88 ve sonrası doğumluydu. sanırım biraz burada aramak gerekiyor bu takımın başarısını. tam bir takım olmuşlar. herkes ne yapacağını biliyor ve yanındakinin de yapabilecekleri hakkında fikir sahibi. birbirinden şüphe duyan oyuncular yok. inanmışlar. sonrasında da başarı geliyor zaten.
an itibariyle lider borussia dortmund (58) ile en yakın takipçisi leverkusen (45) arasında 13 puan var fakat, leverkusen’in bir maçı eksik. en iyi ihtimalle 10 puan var diyelim. geriye kalan 10 maçta, büyük bir çıkmaza girmeli ki dortmund, rakiplerinin bir şansı olsun. sahada gördüklerimiz, bunun neredeyse imkansız olduğunu söylüyor. kloop’un gençlerinin buradan sonra bırakması mucize olur.
nuri kaptandı bayern karşısında. bir de muhteşem golü var. takımı şampiyonluğa koşarken, böyle güzel bir mevkide yer alması, insanı gururlandırıyor. gelecek sezon, eyvallah diyip ispanya ya da italya’ya transfer olma ihtimali hayli yüksek. yakışır da. şimdilik, şu geride kalan maçları kayıpsız geçsinler de, sonra düşünür bunları.

haftalar ilerledikçe liglerdeki heyecan ve çekişme de artıyor. cumartesi günü futbolu keyfi de tavan yapıyor haliyle. gene, oturup sabahtan akşama kadar futbol izlemelik bir gün. premiere league’de işler kızışmış, süper lig cayır cayır, bundesliga’da yılın maçı, ispanya’da real ve barca’nın günü.. imkanı olan evden çıkmasın, oturup bakabildiği kadar çok maça baksın derim. televizyon programı şöyle;
14.00 ankaragücü – gençlerbirliği / digi
16.00 belediye galatasaray / lig tv
17.00 wigan – manu / spormax
17.00 antep – eskişehir / digi
19.00 atletico madrid – sevilla / ntvspor
19.00 fenerbahçe – kasımpaşa / lig tv
19.30 bayern – dortmund / trt
21.00 mallorca – barcelona / ntvspor
23.00 deportivo – real madrid / ntvspor
nba’de takas dönemi sona erdi. son gün bombalar peş peşe patladı. daha önce gerçekleşen takaslarla ilgili yazılar yazmıştık. bundan sonra ipin ucu kaçınca, şekil-şemal olarak paylaşalım dedik. çok çıtır çerez takaslar dışında durum şudur;
takas 1:
new york knicks; carmelo anthony, chauncey billups, shelden williams, renaldo balkman, anthony carter, corey brewer
denver nuggets; danilo gallinari, wilson chandler, raymond felton, timofey mozgov, kosta koufos, knicks 1. tur draft hakkı( 2014) + warriors 2. tur draft hakkı (2012-2013), 3 milyon dolar
minnesota timberwolves; eddy curry, anthony randolph
takas 2:
new orleans hornets; carl landry
sacramento kings; marcus thornton
takas 3:
new jersey nets; deron williams
utah jazz; devin harris, derick favors, 2 adet 2011 draft hakkı
takas 4:
atlanta hawks; kirk hinrich, hilton armstrong
washington wizards; mike bibby, mo evans, jordan crawford, 1. tur draft hakkı (2011)
takas 5:
los angeles clippers; mo williams, jamario moon
cleveland cavaliers; baron davis, 1. tur draft hakkı (2011)
takas 6:
portland trail blazers; gerald wallace
charlotte bobcats; joel pryzbilla, dante cunningham, sean marks, 1. tur draft hakkı 2 adet
takas 7:
boston celtics; jeff green, nenad krstic
oklahoma city thunder; kendrick perkins, nate robinson
takas 8:
houston rockets; goran dragic, 1. tur draft hakkı
phoenix suns; aaron brooks
takas 9:
houston rockets; hasheem thabeet, demarre carroll, 1. tur draft hakkı
memphis grizzlies; shane battier, ishmael smith

uefa avrupa ligi’nde 2. tur maçları dün akşam tamamlandı. beşiktaş’ın malesef 4 gol daha yiyerek elendiği bu turda bazı sonuçları sürpriz bazı sonuçları ise normal olarak yorumlayabiliriz. ilk önce tabii, beşiktaş’ın hem elenmesi hem de böylesi bir oyun ve skorla avrupa’ya veda etmesi çok şaşırttı. seri başlamadan önce, hatta ilk maçta beşiktaş beraberliği yakaladığı an dahil olmak üzere her zaman, turun favorisinin siyah beyazlılar olduğu düşünüldü. gayet doğal olarak. fakat, yenen o ucuz duran top golleri, moralleri de alt üst etti. ilk maçta evinizde 4 gol yiyerek yenildiğiniz bir takımdan, rövanşta deplasmanda galip gelerek tur almak dünyanın en zor işi. üstelik beşiktaş bir haftalık sekansta tam 3 maça çıktı ve 12 gol yedi. sırasıyla kiev’den 4, fenerbahçe’den 4 ve gene kiev’den 4. takımlarını beşiktaş’lı arkadaşlar daha iyi analiz edeceklerdir elbet ama benim söyleyeceğim; schuster’in gidip gitmemesinin önemi yoık. mühim olan başkanlık koltuğunu babasının malı zanneden, her geçen gün beşiktaş’ın yarasını derinleştiren adamı göndermek. sanırım, bunu başarabildiği gün rahatlayacak beşiktaş. yoksa, sahada hiç bir şey üretemeyen bir takım var. kabul, bunun sıçlusu hocadır. fakat, sorun burada değil. schuster gitti diyelim. başkası geldi. bir şey değişecek mi? gene en fazla 1-2 senelik başarı gelir maksimum. sonrası aynı senaryo olur. beşiktaş git gide galatasaray’ın düştüğü duruma düşüyor dedik ama hiç kimse kabul etmemişti bunu. üzgünüm, sonumuz aynı olacak gibi..
tekrar 2. tur maçlarına dönelim biz en iyisi. sürprizler demiştik, oradan beşiktaş’a daldık ve uzadı gitti konu. portekiz ekibi braga önemli bir işe imza attı bana kalırsa. juve’yi saf dışı bırakmayı başaran lech poznan’ı geçtiler. aynı şekilde psv de fransa’da kafaya oynayan lille’i turun dışına itti. keza, sevilla’nın elenmesi de rakibi porto olsa bile çok tahmin edilebilir bir durum değildi. onların dışında çoğu takım, beklendiği gibi tur vizesini kaptı. 3. tur eşleşmelerine şöyle bir bakacak olursak;
twente – zenit
leverkusen – villarreal
cska moskova – porto
benfica – psg
ajax – spartak moskova
psv – rangers
liverpool – braga
kiev – m. city
son 16 takım böyle eşleşti. çoğu kafa kafaya geçecek gibi duruyor. ve hepsi de oldukça güzel maçlar vaadediyor. pool’un rakibini küçük görmesi halinde, sonucuna katlanması gerekeceğini düşünüyorum. psv – rangers da güzel maçlar izletir. rangers son dakika golüyle çıkmıştı 3. tura. cska – porto zor eşleşme. ruslar ilginç bir sonuçla bir üst tura yükselebilirler. leverkusen – villareal’de de her netice makul karşılanabilir. hülasası; bizleri keyifli bir 3. tur bekliyor. umarız, bol gollü, kıran kırana maçlar izlemek düşer bizim payımıza..

takas dönemi bitmek üzereyken bir bir düşüyor haberler. carmelo-billups eksenli denver-new york takasını değerlendirmiştik. hemen arkasından, bir çok önemli değişim yaşandı. melo’nun msg’a adım atması kadar sükse yaratacak hamleler değil bunlar fakat, nba genelinde gayet ilgi uyandırdılar.
şüphesiz, deron williams’ın takas edilmesi herkesi şaşırtan bir gelişme oldu. henüz jerry sloan’ın istifa etmesi ve yöneticilerin “bi saniye baba, sen nereye gidiyorsun, deron’ı kapının önüne koyacağız” dememesinin ardından bir kaç gün geçmişken, d-will’i göndermeleri oldukça garip. biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. çünkü deron williams’ı her ne kadar hiç sevmesem de, harris artı zayıflığıyla şimdiden nam salmış 2011 pick’i hiç de yeterli değil. önlerinde, sezon sonu melo’dan hiç bir şey kazanamayacak denver’ın, nasıl güzel bir trade’e imza attığı örneği varken böylesi sıradan bir pakete razı olmaları beni daha da şaşırtıyor. favors var bir de. kendisinden ne bekliyorlar, bilemiyorum ama şimdiye kadar izlediğimiz performansıyla beklentilere cevap verebilecek durumda olmadığını biliyoruz çaylak oyuncunun.
favors’ın gelmesiyle, millsap-al jef-memo üçlüsüne bir parça daha eklenmiş oldu. favors’ı bırakmayacakları haberleri geldi. böylelikle, diğer üçlüden bir tanesinin de takas olabileceği ihtimali kuvvetleniyor. kirilenko da yolcu olabilir. kısacası, beklenmedik bir yolla rebuilding’e gidiyor jazz.. takasın diğer tarafı nets ise güzel bir iş başardı. melo’yu uzun süre kovalamalarına rağmen takıma kazandıramadılar fakat, deron gibi bir guard’ı -2011 sınıfının zayıf olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatarak- adeta bedavaya kadrolarına kattılar. maksimum kontrat verecek boşlukları var ve d-will’le başladıkları bu değişimi sürdürme şansları hayli yüksek.
bir diğer takas; kirk hinrich-hilton armstrong atlanta hawks yolunu tutarken, mike bibby-mo evans ve jordan crawford+ 1. tur draft hakkı ise wizards’a geçti. kaptan kirk, hawks için çok değerli bir parça olabilir. bibby iyiydi hoştu fakat hiç olmayan savunması, büyük problem yaratıyordu. hinrich ona nazaran ket be kat iyi bir savunmacı. hücum bazında değerlendirince de bibby’den pek aşağı kalır yanı yok. güzel ekleme. wizards açısından da, draft hakkı elde etmenin karlı bir iş olabileceğini söyleyebiliriz. ne kadar iyi bir oyuncu seçebileceklerse artık 2011′de o sıralardan?.. sanırım yapacakları şey, birbirine eş değerdeki çok sayıdaki oyuncularını bir şekilde elden çıkartıp, wall’un üzerine bir takım inşaa etmek olacak. o nedenle, yollarının uzun olduğunu kabul etmeliyiz.
günün diğer takası cleveland-clippers arasındaydı. cavs’in acısını dindiren takım bildiğiniz gibi clippers. yenilgi serilerine nokta koymuşlardı clippers maçında. şimdi de bir takasa giriştiler. baron ve 2011′den 1. tur draft hakkı eşittir mo williams + jamario moon. amaçsız bir cavs görüyoruz bu yıl. ne yaparlarsa yapsınlar, toparlamaları çok ama çok uzun zaman alacaktır. tutup da baron’ı çekmeleri mantıksız bana göre. gerçi, mo dan da alacakları katkı belli seviyeyi aşamayacaktı bariz şekilde. al gülüm, ver gülüm takası oldu bu. iki takım ne uzadı, ne kısaldı. belki, biraz clippers adına işe yarayabilir bu iş. mo williams, baron’dan daha istekli oynayabilir. aynı zamanda daha istikrarlı. tabii, onun da en mühim anlarda ortadan kaybolma hastalığı var.