2. tur öncesi genel görünüm

03.09.2010

blok

şampiyonada ilk tur geride kaldı. evimizde oynamanın avantajını çok iyi kullandık ve 5/5 yaparak c grubunu lider bitirdik. bizim gibi, tüm maçlarını kazanan iki takım daha var. birleşik devletler ve litvanya.. bizi özetlemek için bir istatistik vermek gerekiyor sanırım. turnuvada 3 sayılık atışlarda zirvede yer alıyorken, serbest atış yüzdesinde son sırada bulunuyoruz.. bu yüzden ‘fransa yea, nolcak; rahat geçeriz bunları’ havası oluşursa, çok açık söyliyim indirirler havamızı.. evet, şu ana kadar güzel basketbol oynadık. 5/5′i de hakettik. fakat bundan sonrası, hata kabul etmeyen ve performansınızın artması gereken bir yer.. konsantrasyon çok önemli..

a grubu:

1. sırbistan, 2. arjantin, 3. avustralya, 4. angola

b grubu:

1. birleşik devletler, 2. slovenya, 3. brezilya, 4. hırvatistan

c grubu:

1.türkiye, 2. rusya, 3. yunanistan, 4. çin

d grubu:

1. litvanya, 2. ispanya, 3. yeni zelanda, 4. fransa

yunanistan, beklendiği gibi rusya maçında yatınca, grubu 3. sırada bitirdi. fakat beklemedikleri yerden vuruldular. yeni zelanda, fransa’yı 12 sayı farkla geçince, ispanyol’lar bir anda 2. sıraya yükseldi ve yunanistan deyim yerindeyse artık onların kucağında. kaçmak için yattılar, rusya maçında; artık ilahi adalet mi ne derseniz deyin, yakalandılar. basketbolun ruhu adına çok şık oldu.. bundan sonraki maçlar istanbul’da oynanacak. cumartesi başlıyor. biz pazar akşamı oynuyoruz.

eşleşmeler de şu şekilde oluştu; sırbistan – hırvatistan,  ispanya – yunanistan,  slovenya – avustralya,  türkiye – fransa,  birleşik devletler – angola,  rusya – yeni zelanda,  litvanya – çin, arjantin – brezilya..

fransa’yı elersek, çeyrekte karşımıza slovenya – avustralya galibi geliyor. velev ki, oradan geleni de paketledik. bu defa da isp-yun-srb-hrv dörtlüsünden bir tanesi geliyor. birleşik devletler ile finale kadar karşılaşmıyoruz. ispanya en erken yarı finalde geliyor.. o yetenek var oyuncularımızda. inancımızı da yansıtırsak, neden olmasın?..

ulusal maçlar haftası

03.09.2010

türkiye - euro2008

bu hafta lig maçları oynanmıyor. milli maç haftası. 2010 avrupa şampiyonası elemeleri, bu hafta oynanacak maçlarla başlıyor. biz, grubu kazakistan maçıyla açıyoruz. astana stadı’ndayız bu akşam. aynı zamanda bu maç, hiddink’in ilk resmi maçı olması sebebiyle, farklı bir anlam da taşıyor. iyi başlamak önemlidir her daim. umuyorum, güzel bir oyun ve skorla galip geliriz. şu futbol ortamında, küçümsenecek rakip kalmadığını bilmek gerekiyor. baştan, işi ciddiye almalıyız..

tv’deki maçlara bakalm;

19.00 kazakistan – türkiye / trt-1

21.45 belçika – almanya / tv8

22.00 ingiltere – bulgaristan / ntvspor

tabi türk televizyonlarında pek takip etme olanağımız olmasa da, zevkli geçmesi beklenen maçlar oynanacak.. büyük takımlar, nispeten kolay maçlar oynuyor gözükse de, dediğim gibi her skor çıkabilir her maçtan artık.. fransa, belarus’u ağırlayacak. bilindiği gibi, dünya kupası kadrosuna ağır cezlar gelmişti. blanc ile birlikte yeni bir döneme adım attı onlar da.. italya, estonya’ya gidiyor. orada da prandelli ile yeni bir süreç başladı.. isveç – macaristan var e grubunda. zor maç olacaktır. macar futbolunun ciddi bir atak yaptığını söyleyebilirim son zamanlarda.. hollanda san marino’ya gidiyor. sürpriz burada olmaz gibi. yıllardır, böyle takımlardan çift haneli mağlubiyetler alıyor san marino.. ingiltere, bulgaristan’ı konuk ediyor. capello hala takımın başında. dk sonrası büyük hayal kırıklığı yaşamışlardı. toparlanmak adına, maça asılacaklardır.. quaresma’lı, ronaldo’suz portekiz’in rakibi güney kıbrıs. türkiye’de merak edilen maçlardan birisi de bu. bakalım, q7 neler yapacak? ve ispanya, liechtenstein deplasmanında. son dünya ve avrupa şampiyonu elemelere bu ufak avrupa ülkesinde başlıyor.. yahu, bu ispanyol’lar elemelerde hep son gruplara mı düşüyor, bana mı öyle geliyor yoksa?..

ada’da son transferler

03.09.2010

rafael van der vaart

biraz geç oldu transfer yazıp çizmek için fakat, ingiliz takımlarının yaptıkları son dakika hamlelerini atlamak istemem. şeyh’in takımı manchester city dışında abartan pek olmadı bu yaz. ligin baba takımları dahi orta karar takviyeler yaptılar. ekonomik şartların tüm dünya’da olduğu gibi ingiltere’de de olumsuz seyrettiği gerçek olsa da, bütün bu durgunluğun sırf maddiyatla alakalı olduğunu düşünmüyorum. takımlar biraz da kadrolarını koruma yoluna gittiler. eldekini satıp, daha iyisine yüksek ücret ödemektense, beklemeyi tercih ettiler. aynı zamanda kadro istikrarı adına da her yıl radikal kararlar almak ne kadar sağlıklı olur, bunun da bilincinde gözüküyor kulüpler.. bizde yaparlar bu işi sık sık. her yıl ‘kadroda köklü değişiklik’ kapsamında 15 oyuncu alıp, 10 oyuncuyu elden çıkartan takımlar vardır. başarısızlıkta da ilk kaçış yolu; ‘zaman gerekiyordu, uyumu yakalayamadık’ olur..

premier league’de transferin son demleri nispeten heyecanlı geçti. geçtiğimiz hafta içi young boys’u eleyip, uefa şampiyonlar ligi’nde gruplara kalan londra temsilcisi tottenham, wigan maçının kederinden midir bilinmez, real madrid’in yol verdiği van der vaart ile anlaştı. ispanya’da, mourinho’nun orta sahaya yaptığı yeni yüzler operasyonu hasebiyle şans bulamayacağı belli olan hololanda’lı, 11 milyon avro’ya geldi ada’ya.. tottenham için nokta atışı. böyle bir oyuncuya ihtiyaçları vardı. uluslararası düzeyde tecrübesi var. almanya, ispanya gibi liglerde oynamış. kapanan oyunu açabilecek kadar teknik bir adam. duran toplarda da etkili. hücum gücünü artıracaktır kesin..

yaz boyunca dünya kupası’ndaki uruguay maçında kaçırdığı penaltı ve bir de fenerbahçe ile adı anıldı gana’lı gyan’ın. sonuç; fener daha verimli olabilecek niang’ı transfer etti. gyan ise ada’ya geldi. sunderland forması giyecek. bonservisi 13 milyon. bu rakam kulüp için bir kekor olmuş.. takım için de topçu için de güzel anlaşma neticede. bent ile iyi bir ikili olurlar. ada futboluna uyumu çabuk sağlayacaktır. dünya kupası performansıyla transfer yapan oyunculardan oldu o da.

arsenal’de, wenger’in fransız topçu fetişi devam ediyor. bu yıl aldıkları oyuncuların tamamı ya fransa ligi’nden ya da fransa vatandaşı.. son olarak sevilla’dan sebastian squllaci geldi. bonservisi 6 milyon kadar. 30 yaşında, deneyimli bir oyuncu. geçen yıl, çok başarılı maçlar çıkarttı ispanya’da. milli formayı da çok kez giymişliği vardır.. öyle, savunmadan lucas neill gibi pas çıkartıp, oyuna katkı verecek bir adam değil. biraz yavaş olduğunu da söyleyebiliriz. fakat, tecrübe, savunma sezgisi ve hava hakimiyeti gibi savunma oyuncusunda olmazsa olmaz özelliklerin tamamı var squ’da. müdafaya muhakkak takviye gerekiyordu. iyi oldu bu transfer.. yalnız, arsenal’in bu yaz aldığı adamlar, isimlerinin telaffuzu ve özellikle yazılışı bakımından rakipsizler. chamakh, koscielny, squillaci…

liverpool da mascherano’nun gidişini, portekiz’li raul meireles ile telafi etti. tabi, masch onlar adına çok değerli bir oyuncuydu. raul’un gelip, onun kadar katkı vermesi şu an çok zor. fakat, her zaman aynı oyun ritmiyle oynayabilen bir oyuncu. çok büyük işler yapmaz. fakat, hep kendi maksimum futbolunu oynar. liverpool’a da bu tarz bir adam gerekiyordu.. bir de sol tarafa paul konchesky’i aldılar. bildiğiniz gibi, insua türkiye’ye gelince, orada da bir boşuk olmuştu. fulham’dan geldi. sağlam adamdır o da..

sergen yalçın’la sıkıntı var

02.09.2010

turkey2010

dün porto riko’yu 79-77 geçtik. bi’ kere şunu söyleyebiliriz, bu adamlar bırakın bizim dengimiz olmayı, turnuvanın en dağınık takımlarından birisini oluşturmuşlar. daha önce yunan ve çin maçlarında da gördük, e bildiğin kolej takımı. atayım, hoplayayım, zıplayayım.. savunmamızı dirençli hale getirdiğimizde dağıldılar. fakat, maç sonunu rezalet oynamak ve maçı kazanma imkanını rakibe hediye etmek de ne demek oluyor.. sergen haklı; sıkıntı var hoca.. düzeltmeliyiz böyle küçük fakat can yakabilecek hataları.. maç ve takım hakkında da başka bir şey demiyorum. sinan nasıl oynamaz lan böyle bir maçta…

günün tv programını verelim öyleyse, keyifli maçlar var;

16.00 ispanya – kanada/ ntvspor

16.30 birleşik devletler – tunus / hd-en

18.30 yunanistan – rusya/ ntv&hd-en

19.00 arjantin – sırbistan/ ntvspor

21.00 türkiye – çin/ ntv & hd-en

oradaki yunan-rus maçı önemli tabi. grubun ikincisini belirleyecek. bizim açımızdan, lider çıkmak iyi oldu. ikinciyi zor günler bekler. ispanya, kanada’ya yenilir ve fransa da yeni zelanda’ya yatarsa ispanya gelmiş olur bize. bekleriz.. rubio’nun aklını bir de ender alsın.

seninle kafam güzel

02.09.2010

by zardanadam.

guus hiddink

02.09.2010

guus hiddink

ulusal takım hiddink ile ilk resmi maçına çıkıyor. bundan önce amerika kampı, bir kaç tane hazırlık maçı vs.. ile tanıma şansı olmuştu hiddink’in oyuncuları.. aslında hiddink ve türkiye derken, en başta spor kamuoyunun ve tabi spor medyasının ona bakış açısını ele almak lazım. fatih terim’e aldığı maaştan vurmuştu bu adamlar. oynattığı futbol hariç her açıdan bel atına çalışmışlarıdı hatta.. saha içerisinden mümkün olduğunca uzağa çekmeye gayret ediyorlardı olayı. nitekim fatih terim ile yollar ayrıldı. eminim milli takımın başarısız olması ve fatih hocanın gitmesinden çok memnun olan bir kesim vardır.. neticede, yeni teknik adam olarak guus hiddink getirildi. hollandalı, milli düzeyde bu işin piridir. yakın tarihte, güney kore, avustralya ve rusya ülkelerinde yaptıkları ortada. bu adamları ne yaptığını bilmez haldeyken alıp, düzen takımı haline getirmeyi başarmıştır.. aldığı sonuçlardan da öte bu planlı programlı bir yapıyı miras bırakması onu değerli kılan, büyük hoca dememi sağlayan unsurdur.. fakat daha adam resmi maça çıkmadan, onun da aldığı maaşı sorgulayanlar türemeye başladı. uzaktan takımı yönetmeye çalışıyor dendi. takımı tanımıyor, oğuz çetin’e paslıyor dendi. herkes bir şey söyledi, henüz maça çıkmadan. ki, ben çok merak ediyorum bu maaş mevzusunu gündeme getiren puştlar ne kadar para alıyor ve ne yaparak, nasıl hakederek kazanıyorlar..

şimdi yıkıcı eleştiri var, yapıcı var. gel, yanlış tercihler yapıyor de, kabulüm. oyuncularla iletişimi sağlayamadı de ona da eyvallah. saha içerisinde olup bitenle alakalı yargılarda art niyet aramam. fakat, insaf edin, adam henüz resmi maça çıkmamışken alacağı maaş sorgulanmaz… neyse, bunları aşmak gerekiyor tabi.. biz sahaya dönelim.

hoca oyuncu seçimlerinde yardım almış olabilir. türkiye ligi’ndeki ve hatta avrupa ligleri’ndeki türk uyruklu topçuların tamamını tanımıyor olması doğaldır. bu süreçte, ona destek olmalı teknik heyet. fakat şu kadro tercihleri konusunda hakikaten yanlış yönlendirilmiş olmalı. .

”cenk gönen, onur kıvrak, sinan bolat

gökhan gönül, sabri sarıoğlu, ömer erdoğan, servet çetin, ibrahim toraman, gökhan zan, hakan balta, ismail köybaşı

hamit altıntop, kazım kazım, mehmet aurelio, selçuk inan, selçuk şahin, emre belözoğlu, nuri şahin, arda turan, özer hurmacı

tuncay şanlı, semih şentürk, sercan yıldırım, nihat kahveci, halil altıntop”

elbette tartışılacak çok yönü var bu tercihlerin. volkan şen, necip gibi formda ve gelecek vaadeden oyuncular nasıl olmaz ya da kazım, selçuk şahin, gökhan zan, özer gibi isimler niçin kadroya girer gibi.. eski dönemden kalan topluluğu korumuşlar. oysa ki, yeni bir başlangıç yapabilmek adına, bir takım kesip biçme girişimlerinde bulunulabilirdi. almanya ve daha bir çok ülkedeki gurbetçilerin araştırılması noktaında da eksikler var gibi. yine de, kadroyu nasıl kullanacağı, şu an daha mühim hiddink’in. gelecek ve çıkacak olanlar ileride daha net şekillenecektir muhakkak. siz ne olduğunu anlamadan bir bakmışsınız, takımı hizaya getirivermiştir. ilkinde yapamadığı bu hizaya gtirme işini bakalım 2. denemede, biz futbol delisi türkler üzerinde gerçekleştirebilecek mi?..

trabzon’lu fatih, beşiktaş’ta

02.09.2010

fatih tekke

beşiktaş fatih tekke’yi kadrosuna kattı bildiğiniz üzere. haftalarca robinho ve adebayor isimleri dolandı piyasada. transferin bitimine 1 gün kala robinho milan’a atınca imzayı, beşiktaş da yerli forvete yönelmiş olsa gerek. aslında, bu robinho hususunda serdal adalı’nın ‘o defteri çoktan kapattık’ mealinde demeci de vardı. gene de beşiktaş taraftarı, yaratılan ortamda büyük bir azimle bekledi robinho’yu.. olmadı. fazla üzerinde durmaya lüzum yok. artık fatih tekke ile doldurdular forvetteki boşluğu.

fatih trabzonspor’un yetiştirdiği, camia olarak öz evlat muamelesi yaptığı bir topçudur. bir çok kişi, onun türkiye’de trabzon’dan başka kulüpte oynamak istemediğini düşünüyordu ve bu nedenle beşiktaş’a geçmesi, şaşırtıcı oldu. fakat, tekke iyi ya da kötü transferdiri tartışmadan, söylediklerini aktarmak isterim;

”ben trabzonspor’luyum ama bu formayı giydiğim müddetçe, takımıma katkıda bulunmak için bana yakışanı yapacağım.”

çok şık bir açıklama olmuş. yani, mevzu fatih’in trabzonspor’lu olması, bunu dile getirmesi değil. beşiktaş’a imza atmışken, çokça gördüğümüz dümenciler gibi doğuştan buralıyım ayağına yatmıyor. zaten bunu da bile bile fatih’le anlaşmış bjk yönetimi. söylemesinde herhangi bir mahsur görmüyorum ben. herkes onun yıllardır trabzon’lu olduğunu bilse de, 2bu konuda yorum yapmak istemiyorum, şu an beşiktaş’tayım ve bu formadan başka bir şey düşünmüyorum’ gibi bir şeyler de söyleyebilirdi.. bir de 61 numara boş olmasına rağmen, 33 giyecekmiş tekke. bu açıklamadan sonra üzerine 61 giyip, olayın belli kesim tarafından çarpıtılmasına da  yol açabilirdi. bu da güzel bir hareket olmuş. fatih, iyi adamdır, kötüdür bilemem. karakterini de yargılayamam tanımayan birisi olarak. fakat, yalanlar ve yalancıların içerisinde yaşadığımız şu futbol ortamında böylesi dürüst açıklamarıyla, benim takdirimi kazandı..

sırp maestro; milos teodosic

02.09.2010

şu blogda o kadar yazı yazdık, kimleri değerlendirdik de, şimdi dikkatimi çekti bazı yazılarda adını geçirmemizin dışında teodosic yazmamışız hiç! olmaz, yakışık almaz. çocuk böyle, gözümüzün önünde basketboluyla büyüyorken ve biz dripling iken, hakkında bir kaç kelam yer almalı burada..

milos’u anlatmaya başlarken, sırbistan basketbolunun bir kaç yıldır içerisinde bulunduğu ‘gençleştirme’ operasyonuna değinmek elzem.. zamanında bodiroga, rakocevic, stojakovic, gurovic, krstic, radmanovic, drobnjak, jaric .. gibi isim sahibi oyuncularla belli başarılar kazandılar. 90′ların sonu ve 2000′lerin başında onların jenerasyonları konuşuldu. avrupa ve dünya basketboluna sundukları bir ekolleri vardı. fakat, 2005′te kendi ülkelerinde, 2006 japonya’da yaşadıkları büyük hayal kırıklıklarıve sırbistan-karadağ’ın iki farklı ülke olarak ayrılması, kadro yapısında değişikliğe yöneltti onları.. alttan gelen iyi bir jenerasyonları hali hazırda beklerken, yavaş yavaş bu gençleri kadroya monte ettiler. 2007 ispanya’da, jaric ve gurovic gibi kaşar isimlerin yanına, tepic, milicic, velickovic, markovic ve teodosic gibi gençler eklendi.. o turnuvada da başarıyı yakalayamadılar haliyle. fakat, muhakkak ki bu turnuva onlar adına bir geçiş, değişim şansıydı. ön plana çıkan, adını duyuran isimler oldu teo da onlardan birisiydi.. yalnız, 2008 pekin’de yer alamadılar. o süreçte kadro iyiden iyiye gençlerin üzerine inşa edildi..

2009 polonya, sırbistan ulusal basketbol takımı adına, büyük bir şans oldu. krstic ve etrafınaki bir çok genç, kendilerinden hiç beklenmediği kadar iyi basketbol oynadılar.grupta, britanya ve çok büyük sürprizle ispanya’yı mağlup ederek, üst tura çıktılar. bizim de bulunduğumuz 2. tur grubunda, 3 galibiyet alarak çeyrek final yaptılar. hemen hiç kimse, bu çocukların daha fazlasını yapabileceğini düşünmüyordu. oysa ki, onlar çeyrek finalde son avrupa şampiyonu rusya’yı da geride bırakarak, herkese ispatladılar kendilerini. yarı finalde bir diğer ekol sahibi ülke, slovenya ile karşılaştılar. onları da uzatmalar sonucu geride bırakarak, finale uzandılar.. bu şüphesiz, muazzam bir başarıydı. basketbol camiasının büyük kısmının geçiş sürecinde gördüğü takım, avrupa’da finale kadar gelmişti. üstelik çatır çatır oynayarak. finaldeki rakip ispanya idi. öylesi kuvvetli bir ekip karşısında varlık gösteremeyip, mağlup olsalar da, böyle bir dönemde avrupa 2.’liği almaları geniş yankı buldu basketbol dünyasında..

işte o mucize takımın, sürücü koltuğunda oturan adam, milos teodosic’ti. 87 doğumlu olmasına rağmen uluslararası müsabakalarda oynamaya çok erken bir yaşta başladı. ülkesinin geçirdiği kabuk değiştirme sürecinde, oyun kurucu mevkisinde yer alıyor olması sebebiyle ciddi roller aldı. giderek kendisini geliştiren bir basketbol tekniği yarattı. 22 yaşında avrupa şampiyonası’nda asist krallığı yaşamak, kolay olmasa gerek!

her şeyden önce basketbol iq’su dediğimiz özellik, milos’ta ziyadesiyle var. takımı kontrol etmek ve doğru kanallara yöneltmek anlamında büyük bir yetenek bu. saha görüşü, pas tekniği üst mertebede. ne zaman tempo yapıp, nerede frene basması gerektiğini alt yapıda ezberletmişler. ülkesinin ekolüne uygun olarak, fizikli guard tanımına da uyuyor.  boyu 1.95. tüm bu vasıflarına ek olarak, en kritik anlarda eli hiç titremiyor ve şutlarının yüzdesi etkileyici seviyelerde. yalnızca, takıma çalışmıyor anlayacağınız, skora da doğrudan katkı verebiliyor.

sırp oyuncunun formasını giydiği kulüp yunan olympiakos. orada da, kendisini kabul ettirip çok önemli bir parça haline geldi. takımının en başta gelen opsiyonlarından birisi. sezon boyunca, alıp sırtında taşımışlığı var desek yalan olmaz hani. bunun da karşılığını euroleague mvp’liğiyle almıştır. bu yaşta, muazzam başarılar gerçekten. önünde uzun yıllar, bol turnuvalar ve alınacak onlarca kupalar-madalyalar var. bize bela olmadan – ki yeteri kadar oldu şu ana dek- ne yapıyorsa yapsın, izleriz, hakkını veririz bu güzel topçunun diyorum. gözümde, bodiroga efsanesinin tahtına da adaydır…

2’si bir arada; misi & insua …

01.09.2010

misimovic & insua

transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..

daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..

ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..

nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3′lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..

ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…

komşulara karşı çok ayıp oldu!

01.09.2010

muazzam bir basketbol gecesiydi bizler adına. galip gelmekten öte, üstün bir oyunla, ciddi bir rakibin geride bırakılmasıdır mühim olan. 3/3 yapmak umrumda değil. bu takım bir ışık verdi uzun süre sonra. yunanistan gibi basketbolun zirve yaptığı bir ülkeye karşı üstelik. tabi işin şovenizm kısmına yönelmeye lüzum yok. yunanistan’ı mağlup etmenin önemi, onların basketbolu temsil eden en sağlam ekollerden birisi olmasından kaynaklanıyor. ”denize döktük mü” milliyetçiliğine girmek, basketbolun ruhuna ayıp etmek gibi geliyor bana..

turnuvada 3 maçı geride bırakan takımımız, hiç olmadığı kadar karakter koydu dün akşam parkeye. muhakkak seyirci desteğinin de yardımı olmuştur. geçmişteki  emsal maçlara bakınca, baskıyı kontrol edemediğimizi ve kendi üzerimize aldığımızı görüyoruz. bu defa bilinçliydik her şeyden önce. rakip, mazisine nice zaferler eklediği kadro yapısından ve oyun disiplininden uzaklaşmış iyice. papaloukas ciddi kayıp şüphesiz ki.. spanoulis ve bourousis’in takımı oldular neredeyse. spa’nın içeri penetrelerini ve bourousis’in tepe oyunlarını, savunmanın odağında tutunca, çok zorlandılar..

önemli bir detay da henüz müsabakanın başında, hem skor hem oyun üstünlüğünü lehimize çevirmemizdi. her hücum, bizi yakalayabilmek için oynadılar. bu da onlara olumsuz bizimkilere olumlu yansımış olsa gerek..  hareketli bir basketbolla başladık, öyle de devam ettirdik ilk periyotu. ersan şut sokma anlamında şahaneydi. tunçeri de, ikili oyunlarda yunan uzunlar aşağı inmeden indirdiği toplarla, iyi işler yaptı. onların başarılı olduğu nokta ise, çabuk top döndürüp, dışarıda boş şutlar bulmak oldu. şutör uzunlarının avantajını güzel kullandılar.

ilk beş yerini yavaş yavaş diğerlerine bıraktığında, kenardan gelenler de iyi katkı verdi. ender’in ikili oyunlarda ve ceza şutlarında başarısı dikkat çekiciydi. engin’in yokluğunda hayli önemli hale geldi onun da oyunu.. ersan gene döktürmeye devam ederken, hido diamantidis’in savunmasında hücum etmekte zorlandı. savunma demişken, ömer onan’ın, spanoulis’e yaptığı baskı, adamı hayattan bezdirircesine yoğundu. avrupa basketbolunun en büyük savunmacılarındandır onan gözümde.. koçun devreye soktuğu alan savunmamız işe yaramaya, rus maçında olduğu gibi devam etti. bir kaç boş üçlük yesek de, rakibin içeri schortsanitis’e rahat top indirmesini ve organize gelmesini engelledik. ilk yarı ersan’ın 17 sayısıyla noktalandı..

ikinci yarı’da ersan’sız başlamayı tercih etti tanjevic. alan savunmasına devam ettik ve scho’ya odaklanmamızdan faydalanamadıklarını söyleyebiliriz burada. müsait pozisyonlar bulsalar dahi, değerlendiremediler. ardından da, biz tekrar çıkıp kontrolü ele aldık. bu dakikalarda kısa oyuncularımız içeriyi çok iyi beslemeyi sürdürdüler. gönlüm, semih, ömer aşık.. hepsi de içeride farklı özelliklerini kullandılar. gönlüm, mücadelesi ve isteğiyle, ribaundlarda etkili oldu. müdafada da ciddi rolü vardı. semih, rakibe göre çabukluğunu kullandı. güzel bir kaç smacı vardı. ömer ise, etkileyici bir basketbolcu olduğunu bir kez daha kanıtladı. elbette, çabuk  ve iyi pas indiren kısaların da hakkını vermeliyiz de, ömer o kadar estetik duruyor ki, o potanın altında, onu izlemek büyük keyif veriyor açıkçası bana. kendisini nba’de de geliştirip, uluslararası manada bir oyuncu olmasını isterim..

neticede, maçın sonunda skorbord’da sonuç; 76-65 lehimizeydi. yunanistan gibi oldukça opsiyonlu oynayan bir ekibi 70 sayının altında tutmak güzel. seyirci ve basketbolcuların birbiriyle kurduğu bağ da, mutluluk varici. artık yapılması gereken, önümüzde uzun bir yol olduğunu kabul edip, asla ama asla biz ‘olduk’ demeden ileriye gitmeye çalışmaktır. henüz yeni başlıyoruz. bu inanç ve azimle, muhakkak iyi olacaktır her şey..

kapanış, başlığın esin kaynağı, çok değerli komşusever amcamız ile gelsin.

fiyakası bozuldu

01.09.2010

diyorum, normal değil bu çocuk.. çekiyor absürdlükleri üzerine..

emiliano viviano

31.08.2010

emiliano viviano

fotoğraftaki kaleci; emiliano viviano. bologna’da forma giyiyor. 85 doğumlu.  boyu 1. 95.  bologna’ya gelmeden önce, brescia kalesini koruyordu. orada oynadığı 126 maçtan önce de, kariyerine başladığı cesena takımında yer alıyordu. prandelli tarafından italya milli takımına da çağırıldı. inter’le oynadıkları maçta, kalesini gole kapattı. maçın en değerli oyuncusu seçildi.. takip edilesi topçulardandır.. fotoğraf da dünkü inter maçından..

slovenya, hırvatistan: b grubu

31.08.2010

dün akşamüstü dünya şampiyonası’nın takip edebildiğim kadarıyla en keyifli maçlarından bir tanesi oynandı abdi ipekçi’de. slovenya-hırvatistan.. iki takım, birleşik devletlere mağlup olduktan sonra, kendileri adına çok mühim hale gelen bu maçı kazanmak için yoğun çaba verdi. maça geçmeden önce, seyircinin hakkını verelim. abdi ipekçi, unutulmayacak bir maça şahit olduysa, bunda büyük bir pay da sloven ve hırvat taraftarlara aittir. özellikle sloven’ler, her tarafı adeta yeşile boyayarak, çok renkli görüntüler verdiler. maçı anlatan ismail şenol’un verdiği bilgiye göre, bayrağında yeşil renk bulunmuyor slovenya’nın fakat, başkent ljubljana’ yeşil ejderhalar tanımıyla tarihte yer alıyor ve bu nedenle milli formaları yeşil renk de barındırıyor.. ismail şenol demişken, maçı beraber anlattığı koç murat özyer ile birlikte onun da hakkını vermek gerek. basketbol bilgisini ön planda tutuyorlar, buna bağlı olarak arada işin içerisine mizah da katıyorlar ve ortaya keyifli bir sunum çıkıyor. ben, her ikisine de tebriklerimi gönderiyorum…

maça şöyle bir bakacak olursak, etkili başlayan tarafın hırvatistan olduğunu söyleyebiliriz. parkeye, ukic-kus-tomas-zoric-tomic beşiyle çıktılar. sloven’ler ise dragic-udrih-nachbar-zupan-brezec şeklinde başladılar.. ilk dakikalarda oyunu kontrol altına aldı hırvatlar. ikili oyunları rahatça uyguladılar. marko tomas’ın içeri drive’larından sayı yahut faul kazanmayı bildiler. hatırlatalım, tomas fenerbahçe’de oynayacak bir dahaki sezon.. ilk çeyreği de önde kapatan taraf hırvatistan oldu. 2. çeyrek hırvat uzunlara sık sık hücum faul çalmaya başladı hakemler. tomic-andric ve zoric çabuk ve bana göre basit faullerle biraz oyunun dışarısında kaldılar. bu anlarda ukic önemli işler yaptı. ilk yarı da hırvatistan lehine sonuçlandı.

2. yarı bambaşka bir slovenya izledik. o na kadar pek ortalarda gözükmeyen  dragic çıkıp 2 zor üçlük soktu. ardından, sloven’ler rakiplerini üçlük yağmuruna tuttular. zupan, slokar, udrih falan peşi sıra gönderdi şutları. maç sonunda 3 sayı istatistikleri 11/22. oyunu bu şekilde bulduğu dış şutlarla dengelemeyi başardı slovenler 3. çeyrekte. hırvat cephesinde işler zora girerken koç vrankovic önemli hatalar yaptı. tomas’ı unuttu resmen. popovic de hiç şut sokamıyorken, onun eline baktı takımı. uzunlar da faul problemiyle birlikte iyiden iyiye etkisizleşince, maçın sonarına geride girdi hırvatistan. muhteşem seyircisinin de desteğini arkasına alan slovenya o dakikalarda hata yapmadı ve sonuçta kazanan, sloven’ler oldu: 91-84.

akşamki brezilya-birleşik devletler maçını canlı izleyemedim. o maç da çok heyecanlı ve çekişmeli geçmiş. bulup izlemek lazım aslında.. b grubunda usa 3 galibiyet 0 mağlubiyet, brezilya 2/1, slovenya 2/1 ve hırvatistan 1/2.

hazırlık maçı; geoplin slovan 47-76 galatasaray

31.08.2010

basketbol şubesi, yeni sezon hazırlıkları kapsamında italya’da bulunuyor. bu yıl çok farklı bir yapıya bürüneceğine inandığım takım, yaklaşık bir haftadır orada sürdürüyor çalışmaları. doğal olarak da, bol bol hazırlık maçları yapacaklar. dün ilk maça çıkmışlar bile. önce oyuncuların maç istatistiklerini verelim;

joshua ian shipp (26’, 17 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı)
melih mahmutoğlu (18’, 6 sayı)
göksenin köksal (21’, 2 ribaund, 5 asist, 2 top çalma, 5 top kaybı)
caner topaloğlu (22’, 8 sayı, 1 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı)
taylor rochestie (27’, 10 sayı, 3 ribaund, 6 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
ermal kurtoğlu (24’, 10 sayı, 4 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
radoslav rancik (29’, 21 sayı, 5 ribaund, 1 asist, 2 top çalma, 2 top kaybı)
haluk yıldırım (17’, 3 top çalma, 1 blok, 1 top kaybı)
sertaç şanlı (12’, 4 sayı, 4 ribaund, 1 blok)

performanslara bakınca ilk dikkat çeken durum, oyuncuların aldığı süreler. görünen o ki, koç, oldukça eşit dağıtmaya çalışmış süreleri. ve herkesin, kendisini gösterme şansı geçmiş eline. bu güzel bir olay tabi. öne çıkan isimler, sık sık olduğu gibi en başta rancik. 21 sayısını görüyoruz.. taylor’ın 6 asist ve 2 top çalması var.. shipp 17 sayı 7 ribaund. gene ermal de iyi rakamlar yapmış. tabi ki, çok zayıf bir rakiple oynanan hazırlık karşılaşmasının rakamlarından sağlıklı veriler elde etmek mümkün olmaz. en azından maçı izleyebilseydik güzel olurdu. gene de, bu kadronun ilk maçı olması hasebiyle ve oktay mahmuti koçluğunda galatasaray’ın gayrıresmi olsa da kazandığı ilk maç olmasından dolayı, paylaşma ihtiyacı duydum.

bir not; takım 2. hazırlık karşılaşmasını bu akşam 18.00′de slovenya temsilcisi kk helios ile oynayacak.

dünya şampiyonası’na genel bakış

30.08.2010

ersan ilyasova

dünya şampiyonası, bugün itibariyle 3. gününe girmiş durumda. ilk iki maçlar geride bırakıldı. seyirci anlamında istanbul ve izmir’in tebriği, ankara’nın soru işaretini hak ettiğini düşünüyorum. fakat, neredeyse hiç bir yıldızın gelmediği ve yetkililerin yeteri kadar parlatamadığı bir turnuvada, tek suç seyircinin olamaz elbette..

bizim milliler, fil dişi sahili ile başladı şampiyonaya. oldukça zayıf bir rakip tabi. galip gelme konusunda bir sıkıntımız olamazdı. neticede, farklı bir skorla ayrıldık parkeden; 86-47. karşımızda sırf atletizmden ilham alan ve bu fiziksellikten başka öne çıkan bir farklılığı olmayan bir takım vardı. semih’e vurdukları bir kaç blok ve maçın sonunda yaptıkları alley-oop dışında, bir işlerini göremedik. hani derler ya, iyi bir antreman oldu diye, işte o hesaptı bu maç da bizim için, güzel bir antreman oldu. moral kazanmak ve galip gelme içgüdüsünü oluşturmak adına iyi oldu.

kısa oyuncularımızın oyuna hükmettiğini ve ortaya koyduğumuz basketbolda başrol oynadıklarını söyleyebiliriz. tunçeri, ömer ve sinan tempoyu ve oyunu hep kontrol ettiler. hidayet, skor anlamında biraz geride kaldı. varsın, şutları girmesin diyorum ben. takıma verdiği katkıdan memnunum açıkçası. ersan da gene, oyunun her alanında efektif olmaya devam etti. pota altında da post oyununda ciddi farklar vardı iki takım arasında. oğuz, semih ve ömer aşık ile yeteri kadar sayı bulduk. sezonu boş geçiren gönlüm, beklenenden daha hazır geldi. koç’un onu 3 numaraya alıp, dört uzunlu bir diziliş denemesi oldu bir ara. böylesi, fantazilere girmeye hiç gerek yok. hele, turnuva başlamışken aman diyelim tanjevic!

2. maç rusya ile oynandı. sonradan izleme fırsatım oldu bu karşılaşmayı. kerem’in 3 oynadığı uzun rotasyonu bu kez daha erken devreye soktu koç. hızlı hücumlardan ve hidayet’ten istenen verim alınamayınca döndü sanırım bu düzene. gene de tuhaf geliyor bana bu iş.. rus maçının ilk yarısındaki en olumlu sinyal müdafa taradından geldi. özellikle sinan bu noktada alkışı hakediyor. aldığı sürenin, çok üzerinde bir basketbol oynuyor sinan, helal olsun.. içeride de fırsat vermedik ve skoru kontrol altına aldık devre bittiğinde. 2. yarı rus’lar daha hızlı oynamaya ve savunmamızı delmeye başladılar. farkı indirmeyi de başardılar. fakat hem o ana dek suskun kalan hido, hem de aşağıda ömer aşık devreye girince, oyun bizim istediğimiz yönde şekillendi. neticede, son sözü söyleyen taraf bizdik ve grupta ciddi bir rakip karşısında galip gelmeyi başardık.

salı akşamı, yunanistan ile oynuyoruz. onlar da, 2′de 2 yaparak geliyorlar bize. çin ve porto riko’yu mağlup ettiler. yalnız, hiç de istenen basketbolu oynadılar diyemeyiz. o sert müdafa anlayışını zaman zaman kaybettikleri oluyor, hücumda da iyi top çeviremedikleri zaman, spanoulis, diamantidis gibi bireysel yetenekleriyle öne çıkan isimlerin eline bakıyorlar. bu anlamda, zisis iyi işler yaptı ve skora önemli katkı verdi. bourousis ve tsartsaris pota altında her zaman etkili olabilen adamlar. bir de hatırlatalım, ilk 2 maç ceza aldıkları için oynayamayan ve bizim maçta cezalarını dolduracak olan fotsis – scho ikilisi var.. rakip elbete, diğerlerine göre daha dişli. eskisi gibi kuvvetli olmasa da, hala içeride çok dominant oyuncuları var. dışarıdan şu ana dek muazzam oynamasalar da, bi yerden sonra çember dövmeyi bırakıp, sokacaklardır o şutları. savunmamızı azltmadan belki de arttırarak, seyirci desteğini de işin içine katarak yenebiliriz yunanistan’ı. grup 1.’liği ve sonrası için çok mühim maç.

abd tahmin edildiği üzere, üst üste kazanıyor maçlarını. şu ana kadar, pota altında ezildikleri bir durumla karşılaşmadılar. olabildiğince yardımlaşmalı oynuyorlar. bu atlanmaması gereken bir nokta. koç, biraz da bu yönde seçmişti kadroyu. egosunu törpüleyebilen oyunculardan kurulu olmaları, genç ve atlet bir takım olmaları avantajları. fakat, tecrübeli bir avrupa takımının gelip de akıllarını baştan alması, hala ihtimaller dahilinde..

son paragraf da, ispanya’nın olsun. ilk maç, henüz dengini göremediğim bir sürpriz ile, fransa’ya kaybettiler. parker’sız fransa için büyük başarı tabi bu. 2. maç, yeni zelanda’yı mağlup etseler de, 2′de 2 yapan fransa ve litvanya’dan sonra geliyor ispanyollar. bizdeki şansla, 4. olmaları ve sonraki tur bizimle eşleşmeleri olasıdır..

anthony annan?

30.08.2010

yönetim sağolsun, bir soru işaretli başlık daha atıyoruz. aslında gönül isterdi, bir transfer analizi olarak anthony annan başlığını atabilmeyi.. neyse, ben gene de yüksek ihtimal geçekleşecek bu transfer hakkında biraz fikir beyan edeyim..

hemen herkes 2010 dünya kupası’nda tanıdı annan’ı. ilk önce türkçe’de sakat bir takım tamlamalara yontulmaya çok müsait ismiyle dikkatimizi çekmişti. ardından, yeşil sahada basılmadık yer bırakmayıncaya kadar koştuğunu görünce daha da ilgimizi çekti. üstelik, bu adam aynı zamanda topla da iyi hareket ediyordu. muadilleri gibi, top kesmede başarılı, oyunun hücum yönünde zayıf değildi.. aslında, her işte bir hayır vardırcılara hak vermek istiyorum burada. essien’in sakat olması sebebiyle, dünya kupası’nda yer almaması, annan’ın büyük çıkış yapmasına yol açtı. belki de essien sağlıklı olarak gana kadrosunda yer alabilseydi, bizler de anthony annan diye bir futbolcuyu tanıyor olmayacaktık..

bu güzel adam, tabir-i caizse; günümüz futbolunda orta saha için biçilmiş bir kaftan. fiziksel avantajıyle birlikte, hayli yüksek bir temposu var, nerede duracağını biliyor yani pozisyon bilgisi oldukça yeterli, gene sahadaki konumu itibariyle agresif olması gerekiyor ve makul derecede başarılı bu konuda da. gana ulusal takımında kendisine atfedilen görevi, başarıyla yerine getirmesi, eğer gelirse galatasaray’da alacağı rolle bire bir kesiştiği için, ideal bir transfer gibi duruyor şu anda.. appiah adında dominant bir orta saha görmüştü bu lig. annan da en az onun kadar yüksek performans verebilir. ilk önce bir gelsin tabi..

bitirişi, norveç’te kendisini meşhur eden ilginç bir olayla yapalım. tam aradığımız ‘ısıran’ orta saha adamı olduğunu açıkça görüyoruz..